Bugün pek çok insan evlilik kurumundan memnun değildir ve bu nedenle ona nasıl daha «yeni», daha ussal bir biçim verebileceğini merak eder. Öyle ki, «evlilik bunalımını» tartışan ve çözüm yolları öneren sayısız kitap ve makale okuyabiliriz. Örneğin, bazı yazarlar, sözleşmesel bir evlilik (yani özel bir anlaşmayla kolayca bitirilecek bir temelde) «komünal bir evlilik» (bir toplulukta, komünde grup evliliği), «izinli, seçimli bir evlilik» (evlilik-dışı ilişkilere izin veren evlilik) ya da «quarternary bir evlilik» (iki evli çift ve çocuklarının birlikte yaşadığı evlilik) önerdiler. Bu ve benzer düzenmelerin, işlemez hale geldiği varsayılan geleneksel evliliklerden daha gerçekçi ve dayanıklı olduğu düşünülebilir. Oysa, bu önerilerin bazıları bir kısım insanlara radikal görünmekle birlikte, herhangi yeni bir şey içermez. Gerçekte, bugün savunulan evliliğin «gelecek» biçimlerinin tümü geçmişte bir zamanlar bazı yerlerde varolmuştur. Ancak bunlar zamanlarında hakim evlilik biçimi haline gelmemişti. Nispeten özel bir monogami uzun zamandan beri gelecek evlilik biçimlerinin yerini almakta ya da öyle bir süreç içinde görünüyor. Bu, şimdiki evlilik biçimimizin kuşkulanılmayan gelenekten daha sağlam bir zemin üzerinde kurulduğu anlamına gelir. Karı-kocanın birlikte yaşama uğraşında ve çocukların bakımında eşsiz derecede çekici ve uygun bazı şeyler olacağa benziyor. Dahası, bu özel monogami eşlerin gerçekten eşit olabileceği tek evlilik düzenlemesi gibi görünüyor.
Kuşkusuz, yine de monogaminin uzun zaman eşitsizlik vaat ettiği ve kadınların uzun zaman ezilmesi, hatta tek bir kocanın sahipliğinde olması gibi sonuçları binlerce yıldır içinde taşıdığı gözönüne alınmalıdır. Her şeye karşın, kadınlar özgürleştikçe polijiniye dönüşü istemediler. Birçok erkeğin hiçbiri de poliandri için yaygara koparmadı. Öte yadan, grup evlilikleri çok büyük disiplin istediği içindir ki, hiçbir zaman geniş ölçüde yaygınlaşmadı.
Kısacası, sonunda gelecek tam cinsel eşitlik getirirse, tek monogami evliliklerin temellerini daha da güçlendirmiş olacaktır.
Bu, değişimlerin yapılamayacağı demek değildir. Gerçekte, şimdiki resmi evlliik idealimiz belki tümüyle aşırı katı ve kısıtlayıcı nitelikte görülebilir. Gerçi, pratikte herkes için tam görev hiçbir zaman sağlanmadı. Bazı gayrı-resmi «emniyet subabı», «yan kapı» ya da «kaçış kapısı»nın her zaman açık tutulması gerekirdi. Kısacası, evlilikte birazcık esnekliğe her zaman gereksinme duyulmaktadır. Bu bakımdan, gelecek çok ilerleme getirebilir. Evlilik ve boşanma yasaları daha pratik ve eşitçe yapılabilir, evlilikdışı ilişkilere karşı yasalar kandırabilirdi. Evlenmemiş kişilere karşı olumsuz tutumlar sona erebilirdi. Evlilik statüleri ve anlaşmaları tam anlamıyla özel sorunlar olabilir ve kişisel tercihlere daha fazla yer verilebilirdi. Bu olasılıkların bazıları aşağıda kısaca tanımlanıyor.
ESNEK MONOGAMİ
Bugün resmen hakim olandan daha esnek bir evlilik biçimini tasawur etmek kolaydır. Gerçekte, gayriresmi olarak bugünkü standartlara uygun evlilikler şimdiden kurulmaktadır. Aşağıdaki örnekler, doğabilecek olası gelişmeleri gösterebilir.
Açık evlilik
Açık evlilik terimi, daha çok özel olmayan tek eşle evli ilişkiler için kullanılıyor. Böyle bir evlilikte eşlerin her ikisi birbirlerini sevip büyük saygı gösterirler ve birlikte yaşamak isterler. Ancak onlar aynı zamanda birbirlerine başka cinsel karşılaşmalar için izin verirler. Gerçi birlikte girdikleri yatağa arası-ra üçüncü, hatta dördüncü eş bile kabul edebilirler. Bu uygulama bugün ABD’de yaygın bir biçimde «swinging» paylaşma olarak adlandırılır. Böyle düzenlemelerin yeni bir yanı yoktur gerçekte. Bunlar tarih boyunca birçok halklar arasında varolmuştur. Örneğin, belli Amerikan yerlileri ve Eskimolar arasında kocaların, karılarını konuklarına sunması bir gelenektir. Aynı zamanda birçok Polinezyalı erkek, bu pratiği izledi ve ek olarak bu ayrıcalığı kendi kardeşlerine de tanıdı. Kendileri de baldızlarıyla, yengeleriyle cinsel ilişki kurdular. (Havai’de bu tür bir ilişki punalua olarak bilinirdi.) Ancak «açık evliliğin» bu toplumsal bakımdan uygun biçiminin dışında bile, birçok başka toplumlarda, özellikle erkekler için evlilikdışı sekse sessizce göz yumulmuştur. 18. yüzyıl Avrupasında üst-sınıftan kocalar, çoğu kez karılarının «resmi bir âşığı» olmasına izin vermelerine karşın, kadınlar bu alanda genellikle daha kısıtlıydı. Eski âdetlerin şu ya da bu biçimi pekâlâ gelecekte de sürebilir.
Geçici Evlilik
Önce de belirtildiği gibi, geçici evlilik zaman zaman İslâm ülkelerinde görüldü (mut’ah evlilikleri). Aynı zamanda, eski Japonya’da da beş yıl ya da daha az bir süre içinde bir evlilik sözleşmesinin geçerli olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılın başlarında büyük Alman yazarı Goethe, Elective Affinities (Seçmeli Akrabalıklar) adlı yapıtında, beş yıllık evlilik, eğer eşler geçimli olursa sürebilir. Gerçekte, çoğu Batı ülkelerinde boşanmalar kolayca sağlandığından, evlilik aslında yasada olmasa bile, birçok çift için geçici bir düzenlemeye dönüşebilir. Bugün artık birkaç yıl içinde, erkeğin ya da kadının iki, üç, dört, hatta daha fazla evlenerek boşanması olağan hale gelmiştir. Bu gelişmelerin ışığında, her evliliğin sonu için yasanın resmen önceden belirlenmiş bir tarih koyması gerektiği önerilmektedir. Bu tarihe gelindiğinde, kuşkusuz evlilik başka bir dönem için yenilenebilir, ancak böyle bir yenileme olmaksızın, evlilik otomatik olarak bitirilebilir de. Böylece, bu durumda boşanma gereksiz olacaktır. Oysa, bu öneriyi eleştirenler, herhangi bir sabit zamanla sınırlamanın evlilik üzerinde kaygı verici bir tatsızlığın erken ortaya çıkabileceğini ve daha ussal, «kusursuz» boşanma yasalarının aynı amaca daha iyi hizmet edebileceğini belirtmektedirler.
Deneme Evlilikleri
Avrupa tarihinin çoğu boyunca, çiftçiler bekledikleri gelinin doğurganlığını görmek ve uygun bir eş olmasını güvenceye almak için çocuklarının evlilik öncesi cinsel ilişkilerine izin verirdi. Böylece, onlar modern çağlarda İngiltere’de bundling (soyunmadan aynı yatakta yatmak), Larrying Sitting up, Norveç’te Nightrunning, Hollanda’da Guesting, Night-courting-deneme geceleri, Almanya’da Kiltgang, Fensterin vb. adlarla çağrılan çeşitli âdetler yaşadılar. Bu âdete göre, bir kız gece yatağına, eğer anababaları onu ciddi bir umut olarak görüyorsa, bir erkeği alabilirdi. Başlangıçta, bu gece ziyaretlerinde herhangi bir fiziksel yakınlık olmayabilirdi, ancak ziyaretler daha sık olursa, cinsel ilişkiye izin verilirdi. (Bu tür ilişkiler uzun zaman sürerdi) Oysa, evlilik her zaman nihai amaçtı, ancak özellikle kız hamile kalırsa. Evlilik, her ikisi de yükümlülüklerinin farkına vardıklarında düşünülürdü. Gerçek-
te, bazı alanlarda resmi evlilikten önce gelen bu pratik, aylarca, hatta yıllarca süren deneme evlilikleriyle biraz daha resmileştirilirdi. Bu âdetler, birçok yüzyıl onların gerçek anlamlarını önemseyerek avantajlarından yararlanan yabancıların hücumu altında ölene değin, kırsal nüfusa hizmet etti. Bununla birlikte, çağımızın cinsel reformları da tekrar tekrar tüm yurttaşlar için benzer âdetlerin yeniden tanıtılmasını istedi. Böylece, onlar «bir arkadaşlık gibi evlilik» (ABD’de), «Ehe auf Zeit» (Almanya’da) ya da «Probeehe» (Avusturya’da) önerdiler. Ayrıntılarda farklı olmasına karşın bu önerilerin hepsi karşılıklı anlaşma yoluyla, basit bir ayrılmayla ona boşanmanın yerine koyarak onun komplikasyonlarından kaçınmaya yardım etti.
Görüldüğü gibi, bir deneme evliliği yukarıda tartışılan geçici evliliğe çok benziyor. Eskisi, sonuçta bir çifti sürekli evlilik umutlarını ima ederken, daha sonraki, geçici olmayı kastediyor. Bu da onların aralarındaki tek fark oluyor. Oysa, eğer boşanma yasaları basitleştirilirse bu reformların hiçbirinin gerçekte gerekli olmadığı görülecektir. Bugün birçok çift, evlenmeden önce bir süre birlikte yaşayarak bir deneme evliliği uyguluyorlar. Böyle özel, gayriresmi anlaşmalar sürüp gidiyor ve bu gelecekte daha sık uygulanabilir.
İki Aşamada Evlilik
Deneme evliliğinin tek bir çeşidi Amerikan antropologu Margaret Mead tarafından önerilmektedir. Bu öneriye göre; evliliğin iki türü olacaktır. Biri çocuksuz, öbürü çocuklu. Başka bir biçimde açıklarsak, ikinci aşamaya hiç gerek duyulmasa bile iki aşamalı evlilik sözleşmesi yapılacaktır. Birinci aşama, «kişi evliliği» diye adlandırılan biçimi getirecektir genç bir çifte. Bu evlilik, eşler birbirlerini arzu ettikleri sürece işleyecektir, ancak eşler çocuk yapma hakkına sahip olmayacaktır. Gelecek aşama bir «anababasal evliliğe» doğru götürecektir, ancak karı ve kocanın çocukları bakıp büyütmek ve destekleme yeteneklerini göstermesinden sonra. Bu iki aşamalı evlilik, bu yüzden özel bir belge ve tören isteyecektir.
Böyle bir reform pratik görünmüyor, çünkü kişisel evliliklerde yasağa karşın «gayrimeşru» çocuklar yaratma tehlikesi her zaman olacaktır. Böylece iki aşamalı evlilik sistemi kesinlikle kendi içinde zayıf düşecektir. Her şeye karşın, kuramsal bir düzeyde, Mead’ın önerisi, genç evlilerin anababa-lık sorumluluklarını etkileme değerine sahiptir.
Monogami Olmayan Evlilik
Monogami, gelecekte şu ya da bu biçimiyle egemen evlilik biçimi olarak kalırken, monogami olmayan evliliklerin de sürebilmesi olasılığı vardır. Bu evlilikler yeniden görünecekse, tam cinsel eşitlik temelinde ortaya çıkmış olacaktır. Aşağıdaki örnekler bunları açıklamak için yararlı olabilir.
Poligami
Poligaminin her ikisi de kuşkusuz uzun ve saygıdeğer bir tarihe sahiptir. Polijiniye Tevrat’ta da Kur’an’da da göz yumulur. Oysa, Hıristiyanlığın etkisi altında ve cinsel eşitlik taleplerinin gelişmesinin bir sonucu olarak, evliliğin bu biçimi Batı uygarlığında uzun zamandır görünmedi ve dünyanın başka bölgelerinde de bir baskı altında bulunmaktadır. 19. yüzyılda Amerika’da, Mormonlar onu yeniden canlandırmaya çalıştı, ancak en azından bu uygulama resmi bir baskı sonucunda kısa zaman içinde yok edilmeye zorlandı. Her şeye karşın, poligami bazı insanlar için çekiciliğini sürdürdü. Öte yandan, pek çok Batılının tekrar tekrer evlenip boşanmasıyla «seri halinde» poligamiye benzere bir uygulamaya başladıkları gözlendi. Gelecekte resmen öyle yapma haklarını kazanırlarsa, bazı erkeklerin yeniden birkaç kadın ve bazı kadınların da birkaç koca alması inanılmaz olmayacaktır. Ancak bugün birtakım insanlar iki evlilikten dolayı mahkûm ediliyor, dava konusu olmaktan kaçanlar da menage a trois diye adlandırılan biri resmi, öbürü resmi olmayan eşle birlikte yaşıyorlar. Günün birinde bu tür düzenlemeler pekâlâ resmen tanınabilir. Böyle bir evlilikte her eşe aynı yasal hakların verilmesinin zorunlu olduğunu söylemek bile gereksiz.
Grup Evliliği
Bir grup evliliğinde, birkaç kocayla birkaç karının evlendiği görülür. Başka bir deyişle, gruptaki tüm erkekler, tüm kadınlarla evlidir. «İlkel» halklar arasında bazı örnekler görülmesine karşın, böyle evlilikler hiçbir zaman herhangi bir yerde yaygınlaşmamıştır… Bununla birlikte, grup evliliğinde ünlü ve oldukça başarılı deneyimle 19. yüzyılda Amerika’da John Humprey Noyes ve Oneilde topluluğunda gerçekleştirilmiştir. Bu toplulukta her kadın «kompleks evlilik» diye adlandırılan bir sisteme göre, kuramsal olarak her erkekle evlidir. Cinsel ilişki özgürce gerçekleştirilir, ancak döllenmeden «bilimsel olarak» belirlenen çiftler dışında kaçınılır. Bilerek doğurmanın bu biçimi (evlilik biçiminden ayrı bir sorun) stirpiculture olarak bilinirdi. İnzivaya çekilen ve nihayet bir süre sonra ölen karizmatik önderlerinden sonra, bu deneyimin de sonu geldi. Ancak, yakın zamanlarda böyle deneyimlerin başarı şansı az da olsa, yenilendiği görülmüştür. Eşler üzerindeki duygusal gerginlik, birçok durumlarda çok büyük ve oldukça geleneksel evlilik örneklerinde kendilerini gösterdiği halde, belli çağdaş «komünler»de grup evliliği varolmuş ve varolagelmektedir. Her şeye karşın, gelecekte, grup evliliği üzerine bazı girişimlerin devam edebileceği görülebilir ve evlilikler zaman zaman başarılı olabilir. Resmen tanınıp tanınmayacağı ise başka bir sorundur.
Eşcinsel Evlilik
Yakın zamanlarda bazı ciddi tartışmalara yol açan, ancak önceleri söz-konusu edilmeyen bir sorun da eşcinsel evliliktir. Kuşkusuz, eğer eşlerden biri erkek öbürü kadın olduğu sürece, iki eşcinselin evlenebilmesi her zaman olasıdır. Gerçekte biz, geçmişte böyle evliliklerin pekâlâ gerçekleştiğini biliyoruz. Buna iyi bir örnek, İngiliz diplomat Harold Nicolson ile romancı Victoria Sackville – West arasındaki evliliktir. Her ikisi de cinsel görevlerini ayrı yataklarda, yani dışarıda yerine getiriyor, ancak birbirlerine her şeye karşın derin bir saygı ve sevgi duyuyorlardı.
Bununla birlikte, şimdiye değin Batı kültürü aynı cinsten eşler arasında bir evliliğe hiçbir zaman izin vermemiştir. Yalnız Eski Roma’daki uygulamalar kuraldışıdır. Çok az uygarlık da, daha geniş anlayışlara sahip olmuştur. Nitekim, bazı Amerikalı yerli kabilelerinde, bir erkeğin, kendini kadın rolünde varsayıp başka bir erkekle evlenmesi olasıydı. Kuzey Afrika’da, Siwanlar arasında, birçok erkek, genç erkeklerle evlendi ve onlara, kızlara verilenden daha çok «başlık parası» ödedi. Bununla birlikte, genel olarak konuşursak, böyle âdetler her zaman seyrek olmuştur, çünkü evlilik çoğunlukla doğurmayla ilişkiliydi. Bu nedenle, eşcinsel ilişkilerin teşvik edildiği yerlerde bile, bu ilişkiler evlilik öncesi ve evlilikdışı ilişkiler olarak kaldı.
Evliliğin geleneksel anlamlan bazı sanayi toplumlarında yalnızca yakın zamanlarda değişmeye başladı. Yeni, güvenilir gebelik önleyicilerin ortaya çıkmasıyla, doğurma bir seçme sorunu haline geldi ve bugün birçok erkek ve kadın, çocuk sahibi olmak istemeseler ya da çocuk yapamasalar bile
Çin’de Erotik Sanat
Çin sanatçıları cinsel ilişkinin daha çok sevecen ve uysal yönlerini vurgulamaktadırlar. Buna karşın erkek ile kadın arasındaki anotomik farklılıklar daha çok arka plana itilirler. Bu yüzden Çin erotik sanatı çoğunlukla sakin ve gözlemsel (kontemplatif) karakter taşırlar. Hırs (tutku) pek nadir gösterilir. (Yukarıda) resim albümünden alınan bu sahne, bir kadınla cinsel ilişki kuran ve başka bir kadına suni bir penisle mastürbasyon yapan bir erkeği göstermektedir. (Genç Ming – Hanedanlığı).
evlendiler. Bunların yerine, eşler evlilikte sevgi, arkadaşlık, mali güvence, mesleki işbirliği gibi başka değerler aradılar. Öte yandan, evlilik için aynı cinsten çiftlerin de aynı nedenleri ileri sürdükleri oldukça açıktır. Bu nedenle, kısır karşı cinsel çiftler evlenebilirlerken, eşcinsel çiftlerin bu haktan yoksun bırakılması doğrusu pek inadına gelmiyor.
Kuşkusuz, birçok eşcinsel çift, bazen ömür boyu bu ilişkilerini değiştir-meksizin sürdürürler ve buun yasal bir evlilik olarak kabul edilmediğinden, bunun olumsuzluklarına katlananlar dışında, pek evlenmek istemezler. Vergi, veraset ve göç yasaları eşcinsellere karşı farklı bir uygulama içine girer
ve böylece onlar bu sorumlu oldukları davranışlarından dolayı herhangi bir ödüllendirmeyi beklemezler. Gerçekte, toplumumuzun bugün eşcinselleri karmaşık ve kararsız bir halde bıraktığını söyleyebiliriz. (Ayrıntılar için «Cinsel Baskılar – Eşcinsellere bakınız.)
Bununla birlikte, şimdi, birkaç Hıristiyan kilisesi, özellikle Metropolitan Topluluğu Kilisesi eşcinsel çiftlerin evlenme törenlerini ya da (kutsal birliklerini) yerine getiriyor. Böyle bir evlilik yasal olarak tanınmıyor, ancak en azından birbirine kesin tahahhüt veren çiftlerin durumlarının biraz yasallaşması-nı sağlıyor. Bazı Avrupa ülkelerinin parlamentolarında (Danimarka, Hollanda) eşcinsellerin birbirleriyle evlenebilmelerinin tanınması için büyük tartışmalar yapıldı. Ve bu tartışmaların sonunda eşcinsellerin birbirleriyle evlenebilmeleri yasallaştı. Öte yandan, ABD’de de benzer yasaların çıkarılması için uğraşılmaktadır.
TARİHSEL PERSPEKTİF İÇİNDE AİLE
Aile sözcüğünün İngilizcesi, «ev hizmetçisi» anlamına gelen latince «fa-mulus»tan türemiş olup, bir adamın sahip olduğu bir grup hizmetçi anlamına gelir. Sonraları anlamı genişlemiş ve bir adamın soyundan gelen ya da bir adam tarafından yönetilen hizmetçiler, karılar, çocuklar, anababalar, büyükana-babalar, öteki yakın ve uzak akrabalar, arkadaşlar ve geçici konuklar gibi bir adamın evinde yaşayan tüm kişileri kapsamıştır.
Bu çeşitli anlamlar, ortaçağ İngilizcesinde çok canlı bir biçimde görülüyordu. Gerçekte, Rönesansla birlikte «aile» sözcüğü ya hizmetçilerin ana bölümü, ya da bir soylunun mahiyeti, kan bağı olan bir grup insan ya da birlikte yaşayan bir grup insan anlamında kullanılıyordu. Bu anlamlar son ikisinin yeni bir toplumsal fenomeni tanımlamak için birleşmesi 17, 18. yüzyıllarda oldu:
Buna göre, aynı çatı altında yaşayan az sayıda yakın akrabalar, birbirlerine duygusal bakımdan da yakın oldular. 19. yüzyılın başlarında bu kullanım, öbürlerinin yerini aldı ve «aile» çoğunlukla anababa ve çocuklardan oluşan yakın bir gruba dönüştü. Bugün bu sözcüğün öncekine göre hem geniş, hem de dar anlamını biliyoruz. (Aynı anlamsal değişim, kabaca Fransız ailesi, «famiile» ve Alman ailesinde «familede» de gözlemlenebilir.
Şimdiki özel aile kavramımızın bu anlamları basitçe öteki kültürlere, hatta geçmiş kültürümüze uygulanamaz. Sorunu gerçekten anlamak istiyorsak, filolojik gözlemlerimizin gösterdiği gibi, sorunu daha bir incelememiz, üç ayrı fenomen arasında ayrım yapmamız gerekir.
1 – Akrabalar, yani birlikte yaşasın ya da yaşamasın, akraba olan
insanlar.
2 – Ev halkı, yani, akraba olsun ya da olmasın, birlikte yaşayan insan-
lar.
3 – Aile, yani akraba olan ve birlikte yaşayan insanlar.
Şimdiki kültürde bu üç olgudan en çok üçüncüsü, yani aile, tartışmaların baş köşesinde yer alır. Akrabalık sistemleri ve ev halkı örnekleri bir toplumsal sorun olarak savsaklanır genellikle. Bunun yerine, asıl ilgi, onların uyuştukları bir durumda odaklanır. Örneğin, yakın zamanda ABD’de yapılan bir nüfus sayımında, «aile», bir ev içinde birlikte yaşayan ve kan bağı, ya da evlatlarla iki ya da daha fazla akraba kişiden oluşan bir birim olarak tanımlanır.
Önceki geniş anlamlar dizisiyle karşılaştırıldığında, ailenin bu geçerli tanımı, kuşkusuz oldukça sınırlıdır. Daha yakın bir gözlemle, olası birleşimlerin şaşırtıcı bir çeşidini içerdiği görülür. En basit durumda bile, yani yalnızca iki kişiden oluşan bir ailede, en azından bir düzine farklı ilişki bulabiliriz:
1 – Çocuksuz evli bir çift
2 – Bir kadın ve kendi çocuğu
3 – Bir kadın ve evlatlığı
4 – Bir adam ve kendi çocuğu
5 – Bir adam ve evlatlığı
6 – Bir kadın ve kendi torunu
7 – Bir kadın ve evlatlık torunu
8 – Bir adam ve kendi torunu
9 – Bir adam ve evlatlık torunu
10 – Bir erkek ve kızkardeş
11 – İki kızkardeş
12 – İki erkek kardeş
Gerçekte, liste öteki uzak yakın akrabalarla genişletilebilir. ABD’de nüfus sayımına göre, bu sosyal birimlerin hepsi ya da herhangi biri, yalnızca iki unsur içerseler bile, bazı yaygın yaşam düzenlemeleriyle ilgisi olduğu sürece, aileler olarak kabul edilmelidir.
Görebildiğimiz gibi, «aile» sözcüğünü bu biçimde kullanan bürokratlar, sınırlı ve modern, ancak «yansız» bir bakışı ifade ederler… Onlar günümüz gerçeklerini pratik bir yolla tanımlamasını aramaktan başka özel bir domes-tik aile tipi ya da idealini ifade etmezler. Gerçekte, onlar basit, tanımlayıcı istatistikler ister. Böylece onlar için yukarıdaki örneklerin tümü parçalanmış ya da dağılmış geniş ailelerin, başka parçalarını değil, kendi hakları içinde meşru aileleri temsil ederler.
Bununla birlikte, ortalama yurttaş, sorunu oldukça farklı görebilir. Ona, «iki kişilik aile» hiçbir zaman «gerçek» bir aile olarak görünmeyebilir. Bunun yerine, bu aileyi, bir ailede olması gereken bir kalıt ya da salt bir iz, bir istisna olarak değerlendirebilir. Bu nedenle, örneğin bir koca ve karısının ya da bir erkek ve kızkardeşinin bir aileyi oluşturmadığı ve bir ailenin en azından iki kuşaktan üç kişiyi, yani ana, baba ve bir çocuğu içermesi gerektiğini hisseder.
Öte yandan, bugün çoğu insanlar esas olandan çok çok derinlere inmekte isteksiz olacaktır. Kuşkusuz bu, herhangi bir ek çocuk sayısını içer-meyecek, ancak gerçekte büyükanne ve babalarının, koca dede ve ninelerinin, kuzen ve kuzinlerinin, yeğenlerin, amcalar ve halaların aileye uygun kişiler olup olmadığını merak etmeye başlayabilirler. Burada, yeniden nüfus sayımcılarının farklı düşündükleri hatırlanacaktır. Onlar, ailenin büyüklüğü ya da aile üyeleri arasındaki ilişkilerinin derecesi hakkında hiçbir şey söylemiyorlar. Onların kararlaştırıcı ölçütü, geleneksel ev halkıdır. Böylece, ABD nüfus sayımı tanımları yalnız en küçüğünü değil, olası en geniş aileyi de kapsamaktadır.
Bununla birlikte, gerçek durumda çoğu modern Amerikan aileleri bir dereceye kadar uç noktalar arasına düşüyor. Bu aileler çoğunlukla iki kişiden daha çok kişiyi, ancak nadiren iki kuşaktan daha fazla kişiyi içeriyor. Küçük aileler olsun en geniş aileler olsun, her ikisi de tipik kabul edilmiyor artık, tersine, aileyi belli bir temel grupla ya da evli bir çift ile çocuklarından oluşan bir çekirdeğe indirgemek, genel bir eğilim olarak belirtiyor. Bu nedenle, daha ayrıntılı bir tartışma için tek başına «aile» terimi yetersizmiş gibi geliyor. Aileler, farklı biçim ve büyüklüklerde olabilir ve bugün onların açıkça bir özel bileşimi popüler olursa, o zaman daha derin ayrımların yapılması yararlı olacağa benziyor. Böyle, bir ayrım aileyi yaygın olarak iki temel tipte listeleyen sosyologlar tarafından getirilmektedir.
1 – Çekirdek aile (Latince Nucleus: öz, esas.) Sadece ana, baba ve çocuklardan oluşan aile.
2 – Geniş aile: Bir çekirdek aile ve çeşitli akrabaları içerir. (Gerçekte geniş aile, sosyal bir birim oluşturduğu durumda bile, her zaman üyelerinin aynı çatı altında yaşadığı anlamda domestik değildir. Oysa, onlar normal olarak yakın bir birliktelik içinde yaşar ve birçok önemli durumlarda işbirliği yaparlar.)
Bu ayrım ilk kez önerildiği zaman, çoğu kez bir kısım tarihsel evrimi ima edeceğinin varsayıldığı yeteri kadar garip görünüyor. Gerçekte ailenin evriminin evlilikle bir paralellik içinde olduğuna inanılıyordu. Tıpkı monogaminin poligamiden ortaya çıktığı gibi. Çekirdek ailenin de, geniş ailenin evrimiyle ortaya çıktığı söyleniyordu. Çok eşli evliliklerin her zaman geniş aileler oluşturduğunu, ancak bu kurama göre tek eşli evliliklerin de bir kez yalnızca, daha geniş bir çerçeve içinde modern endüstri toplumunda ayrı ve bağımsız halde görüldü.
Bu çarpıcı ve basit kanı, yıllarca üzerinde herhangi bir kuşku bırakma-macasına varlığını korudu. Bu kanının, gerçeğe iyi bir biçimde değindiği de kabul edilmelidir. Her şeye karşın, daha yakın gözlemler bir bütün olarak ele alındığında evrimci monogami kuramı gibi, fazla ayakta kalmadığı görülür. Tarihçiler, çekirdek ailenin, endüstrileşmeden önce Batı dünyasında egemen olduğunu ve geniş ailelerin endüstrileşmeden sonra da devam ettiğini gösterebilirlerdi. Aynı zamanda imalat (fabrika) sisteminin her iki aile tipini de kolayca destekleyebildiği ve birinden öbürüne, düz bir evrimci çizginin olmadığı görülüyordu.
Bununla birlikte, modern çağların Avrupa ve Amerika aile yapısından bazı dramatik değişimlere tanık olduğu ve geniş ailenin giderek seyrekleşti-ği de gerçektir. Dahası, çekirdek aile şimdi üyeleri açısından farklı bir anlam kazanmış ve böylece konuya yeni ve tek bir fenomen açısından değineceğimiz anlaşılıyor.
Bu durumda, dikkatli bir yol tutup geleneksel geniş aile olsun modern çekirdek aile olsun, her ikisini de tartışmak uygun olacak. Bu nedenle, aşağıdaki sayfalar bu tartışmaya ayrılıyor. Bir bölümde de toplumumuzda gelecek olan aile örneklerine değiniliyor.
MODERN AİLENİN GELİŞİMİ
Çekirdek aile yeni bir fenomen değildir, uzun zamandır birçok farklı kültürde görülmektedir. Bununla birlikte, çekirdek ailenin tipik modem karakter ve anlamı büyük ölçüde aileyi bir üretim biriminden tüketim birimine dönüştüren sanayi devrimiyle biçimlenmiştir.
1559′larda isviçreli Orta Sınıf Bir Aile
Erasmus’un ölümünden 20 yıl sonra yapılmasına karşın, resim, onun Collsquia Familiaria’da yazdığı tipik aileyi gösteriyor. Tek çatı altında birkaç kuşak ve çeşitli akrabaların varlığı ile ciddi bir biçimde düşünen yetişkinler gibi çizilen çocukların, özellikle sol altta köpekle birlikte görülen küçük çocuğun davranışına dikkat ediniz.
19. Yüzyılda Amerikalı Bir Orta-Sınıf Aile
Resim, Sanayi Devrimiyle ortaya çıkan «ideal» yeni çekirdek aileyi gösteriyor. Evinin dışında çalışıp bir ücret kazanan baba, kendisini bütün gün özlemle bekleyen çocuklarının sıcak bir karşılamasıyla eve dönüyor. Bebeğini emziren anne, çocuk bakımı ve öteki ev işleriyle uğraşıyor. Resimde de görüldüğü gibi, büyük ana-baba ya da öteki akrabalar hane halkı arasında yer almıyor.
20. Yüzyılda Tipik Amerikan Ailesi
Zamanımızda banliyosundaki eviyle çekirdek aile, tek geçerli model gibi görülmeye başladı. Birkaç on yıl içinde bu aile imgesi ilan tahtalarında reklamlarda, ticarette, film ve TV gösterileriyle, okul kitaplarında karşımıza çıkmaktadır. Resim, 1972 yılında bir çocuk kitabından alınmıştır. (Baney’s Lake).
GELENEKSEL GENİŞ AİLE
Geniş ailenin olası birkaç çeşidi varolup üyelerinin her birinin pozisyonu ve işlevi, durumlarına göre değişebilir. Örneğin, geniş aileler çok eşle evlilik ya da grup evliliğinden oluşabilir ve cinsel eşitlik ya da ev halkının bazılarının önderliğine boyun eğme üzerinde kurulabilir. Günümüz çerçevesinde biz, kendimizi Sanayii Devrimi öncesinde, Batı dünyasında varolan geleneksel geniş aileyle sınırlıyoruz.
Kuşkusuz Hıristiyan Avrupasında monogami, evliliğin kabul edilen tek biçimiydi ve geniş ailede çoğunlukla evli bir çiftin, en büyük oğlu ve karısı, belli torunlar ve öteki yakın akrabaların birlikte yaşadığı tek biçim oluyordu. Başka bir deyişle, çok kere bazı ortak girişimlerle uğraşan üç ya da daha fazla kuşaktan da oluşuyordu bir aile. Bu aile tipi yaygın olmakla birlikte, evrensel değildir. Yaşama koşullarının ilkel insanların kendi topraklarının olmadığı ve mülkleri biraraya getirmenin zor olduğu durumda küçük aileler daha yaygındı. Gerçekte ailelerin büyüklüğü ve yapısı çoğu kez toplumsal değişimlere bir yanıt olarak düzensizce değişti.
Böylece, artan ekonomik şansla bazı çekirdek aileler genişleyebildi, zenginleşti ve toplumsal etki sağladı. Öte yandan, bazı mali tehditlerle yüz-yüze gelince mallarını mülklerini sağlama almak için yeniden sözleşme yapabiliyorlardı. Bununla birlikte, aynı nedenle Ortaçağ Avrupası’nın çoğunda yoksul kitleler hiçbir zaman büyük bir ev halkı çerçevesinde güvenceye alınmış yaşamı arzulayamadılar. Tersine, ayrı kulübeler, ahır gibi evlerde çok küçük gruplar halinde yaşadılar. Açıkçası, geniş çiftlik evleri, büyük evler (kâşaneler), köşkler ve şatolar zenginlere ayrılıyordu.
Her şeye karşın, modern çağın başlangıcı ve ticaretin gelişimiyle büyük, uygun semtlere dayanan orta sınıf ortaya çıktı. Böylece yoksulların bir iki odalı konutları, zengin resmi görevlilerin, tüccarların karılan, çocukları, akrabaları, arkadaşları, hizmetçileri, kâtipleri ve çıraklarıyla yaşadığı iyi yapılmış birkaç bölmeli yüksek binaların görünümünü bozmaya ve gölgelemeye başladı. Bu «büyük evlerde» yaşayan ailelerin «ideal geniş aile»ya da «Batı özleminin klasik ailesi» olarak adlandırıldığı görüldü.
Böyle bir ailenin kesin olarak avantajları vardı. İnsanlar, onların nereye ait olduklarını ve onlardan ne beklendiğini biliyordu. Aynı çatı altında yediler, içtiler, uyudular, öğrendiler, çalıştılar ve hep birlikte oynadılar. Doğumdan ölüme, tanıdık yüzler arasında gelişip yaşlanan organik bir bütünün parçalarıydılar. Hepsi ortak çıkarlarına hizmet edip birbirlerinin sevincini, tasasını paylaştılar, dara düştüklerinde hazır destek buldular. Hasta ya da eli ayağı tutmaz oldukları zaman bakım ve koruma buldular. Kısacası, hiçbir zaman yalnız kalmadılar ve yaşamlarının her zaman bir «anlamı vardı.»
Şimdi geniş aileyi böyle çekici gösteren koruma ve güven duygusu budur. Bununla birlikte, tarihsel çalışmaların gösterdiği gibi, bu birliktelikler gerçekten çok fazla duygusal sıcaklık sağlamamaktadır. Büyük ev olgusunun ana işlevi ekonomik oluşudur. Sevgi ve şefkat ikincil önemdedir. Bireylerin gereksinimleri ve ilgilerine çok fakat dikkat gösterilmezdi. Aslında, ana-babaların kendileri, çoğunlukla âşık oldukları için değil, maddi ve pratik nedenlerle evlenirdi. Bundan başka, karının konumu, istekleri her zaman egemen olan kocadan aşağı düzeydeydi. Çoğu kez eşler arasında büyük yaş farkı olurdu. Çünkü, birçok kadın çocuk doğururken ölür ve erkekler
17. YÜZYILDA AİLE YAŞAMI
17. Yüzyılın «büyük evleri» genellikle topluluktan bir ayrımı sözkonusu etmiyor, ayrıca aile üyelerinin tüm yaşlardan davetsiz, rastgele konuklar, komşular ve arkadaşlarıyla serbestçe kaynaşmalarına izin veriyordu. Kilise yılları sırasında coşkun kutlamalar yaygındı. Resim: Jan Ste-en (1626-1979)
de yeniden genç eşlerle evlenme eğilimi duyardı. Evin reisi öldüğü zaman, dul karısı evin işlerini yürütmek için kocanın başta gelen yardımcısıyla evlenirdi. Az sayıda çocuk potansiyel işçiler olarak memnunlukla karşılanır, ancak anababaları zamanlarının çok azını onlarla birlikte geçirirdi. Çocuklara hizmetçiler bakar ve bir süre sonra da bazı işyerlerine çırak olarak gönderilirlerdi. Soylu erkeklerin oğulları da soylu ailenin yanına yardımcı olarak verilirdi. Birçok çocuk basbayağı, ihmal edildiğinden, çocuk ölüm oranı da oldukça yüksek olurdu. Örneğin, 18. yüzyıl başlarında Londra’da 5′ine yaklaşan her 1 çocuğa karşı üçü ölüyordu. Koşullara göre, anababalar evlatlarına çok yakından bağlı değillerdi. Gerçekte dolaysız ve dolaylı yoldan bebekleri öldürme yaygın bir uygulama idi. Anababalar, çocuklarını yatakta boğulmaya terkediyorlar ya da çocuklara zulmediyor, aç bırakıyor, öldürmeleri için sütanne ve bakıcılara teslim ediyorlardı. Hatta, çocuğun masumluğu üzerine duygusal yazılar yazan «aydınlanmış» Jean Jacques Rous-seau bile, beş çocuğunu bir yetimhaneye vermişti. Evler için her türden hizmetçi ve asker gereksinimini sağlayan bu kurumlarda ölüm oranı çok kere % 80-90′ı buluyordu.
17. yüzyıl sonlarından önce, 18. yüzyıl başlarında «büyük evler»in kural olarak fazla kalabalık ve gürültülü olduğunu anlamalıyız. Bu evler bir özellik göstermiyor, ancak yarı kamusal yerler görünümü veriyorlardı, insanlar günün her saatinde, tüm bölümlerde koşuşturuyor, bir içeri bir dışarı girip çıkıyorlardı. Konuklar haber vermeksizin görünüveriyor, arkadaşlar, tanıdıklar, iş arkadaşları, müşteriler, her türlü aracılar bir aşağı bir yukarı serbestçe dolaşıyor ve bazen gece de orada kalıyorlardı. Çeşitli hizmetçilere ek olarak, evde çoğunlukla sürekli birkaç konuk da bulunuyordu. Özel odaları, işyerleri ya da büroları birbirinden ayıran bir bölüm yoktu. Yataklar ve masalar biraraya yerleştirilip gereksinmeye göre kullanılıyordu. Aile yemeklerinin bir düzeni olmadığı gibi, belli bir yemek saati de yoktu, yemekler o anda hazırlanıp ortaya getirilip ya da bitişikteki hanlardan satın alınırdı. Bir «aile yaşamı» da olmazdı. Yerine, tüm etkinlikler geniş bir toplumsal yaşamın parçası durumunda idi. Aile her zaman topluluğa ve onun etkisine açık kalırdı.
Bu nedenle orta ve yukarı sınıfların aile bireyleri arasındaki ilişkilerin oldukça soğuk ve resmi olması fazla şaşırtıcı değildir. Fransa’da koca ve karı birbirlerine Monsieuor (efendi) ve Madame (bayan), İngiltere’de sir (sör) ve leydi diye hitap ederdi. Bu resmi sıfatlar aynı zamanda anababala-rıyla karşılaştıkları sırada çocuklar tarafından da kullanılırdı. Soylu çocuklar, anababalarına «milord» (lordum) ve «milady» (leydim) diye hitap ederlerdi. Çocukların kendi aralarında seremoni de bundan az değildi. Ön adları kullanmak yerine, birbirlerine «kardeş», «kızkardeş», «hemşire» ve «kuzen» diye çağırırlardı. Ön adın takma ad ve teklifsiz yakınlık olarak «papa» ve «mamma»nın kullanımı, 17. yüzyılın sonlarına değin moda olmadı. (1800′ den sonra İngilizler çocuk dilinde ana karşılığı olarak «mama»yı kullanmaya başlarken, Amerikalılar da «momma»yı kullandılar ve sonraları basitçe «mom» (ana) ve Dad (baba) şeklinde konuştular.)
Sonraları, yüzyıllardır geniş Avrupa ev halkı bireylerinin birbirlerine karşı öyle çok fazla duygusal bir ilgi duymadıkları açıkça görüldü. Gerçek ve duygusal yakınlık yalnızca orta sınıfın ve onun değerlerinin yavaş yavaş ortaya çıkışı ile gelişti. Katı yurttaş tipi ortaya çıkarken, sonraları daha endüstriyel, kurallı, saygın, disiplinli ve evcimen oldu. Kısacası aşina olduğumuz bir «burjuva yuva karakterine» dönüştü. Bu süreç 16. yüzyıl sonlarına iyi biçimde giderek sonraki yüzyıl boyunca da hızlandı. «Büyük ev»in bizzat kendisi değişmeye başladı. Bir kere içbağlantının kurulmakta olduğu yer çok amaçlı bölümlere açık oldu, müzik, okuma, uyuma, yemek odaları birbirine yakın olmakla birlikte ayrıydı. Hizmetçilere özel bölümler, (yatak odaları vb. yerler) yasaklandı. Özel bir dünya kuruluyordu artık ev içinde. Böylece zevkler ve işler karışmayacaktı. Çalışma odaları ve oturma odaları belirgin bir biçimde birbirinden ayrıldı. Her ev davetsiz konukların artık giremeyeceği bir iç kutsallığa sahip olmuştu. Gerçekte, habersiz ziyaretler cesaret kırıcıydı. Aile yalnızca belli günlerde ya da Jours Fixes’de konuk kabul ederdi. Başka zamanların tümünde, aile bireyleri birbirlerine konuk oldu. Onlar «aile masasının» çevresinde toplanıp «aile oyunları» oynadılar, «aile dergileri» okuyup «aile konserleri» verdiler. Anababalar korunma ihtiyacına muhtaç saf yaratıklar gibi değerlendirdikleri çocuklarının eğitimi ve refahına da çok nazik bir ilgiyle yaklaştılar. Bu koruma aile çevresinde oluyordu. Yani, ideal, sıcak, tatlı, saf ve sevimli bir «mutlu yuvaydı».
Yalnız yavaş yavaş ortaya çıkan bu idealin kesinlikle her yerde görülmediğini söylemeye bile gerek yok. Yukarı sınıflar ve aşağı sosyal sınıflar çok farklı bir biçimde yaşadılar. Aristokratlar önceki gibi düzensiz kalabalık bir akraba, hizmetçi ve konuklar tarafından çevrelenen, açık şato ve saraylarda oturmayı sürdürdüler. Yoksul çiftçiler ve geniş bir işçi kesimi de hâlâ küçük kulübe, dam ya da baraka evlerde yaşıyorlardı. İşin doğrusu, burjuvazinin kendisi çoğu kez daha devingen ve maceralı standartlarından saptı. Birçok erkek sevdikleriyle geçirdikleri tatlı akşamları askıya aldı. Bu nedenle, kahvelerde, publarda, derneklerde, kulüplerde, mason kuruluşlarında ya da dinsel cemiyetlerde geçen bir toplumsal yaşam geliştirdiler. Sonuç olarak, ailenin işlevi ve biçimi yeniden değişti. Gerçi ailenin «kapalılığına» karşı aile büyüklüğünde küçülmeye doğru bir eğilim olduğu açıktı. Daha yaşlı kuşağın ve uzak akrabaların devam edegelen varlığı, artan bir biçimde zorla gelip dayatma olarak görülüyordu. Böylece başlayan sanayileşmeyle geleneksel geniş aile, yerini modern çekirdek aileye bıraktı.
MODERN ÇEKİRDEK AİLE
«Çekirdek», «ayrı» ya da «sınırlı» aile, yeni bir fenomen değildir. Tarih boyunca pek çok kültürde varolmuştur. Gerçekten de, birkaç kuşaktan oluşan geniş aile, yeni sanayileşmiş toplumlarda değil, ileri zengin, yerli yerine oturmuş toplumlarda kurulur. İlk ve çok deneyimli toplumlarda çekirdek aile modelinin yeğlendiği görülüyor.
Oysa, çekirdek aileler sınırlılık ve ayırımların derecesine göre değişebilir. Örneğin, Sanayi Devriminden önce Batı çekirdek ailesi sık sık bir çiftlik, malikâne, aristokratik bir konak ya da nüfusu akrabaların oluşturduğu köy gibi geniş bir sosyal birimde görülürdü. Birçok eski kent komşulukları, aynı zamanda güçlü akrabalık bağları gibiydi ve böylece çok küçük aileler topluluğa açık bir durumda kaldı. Aile ziyaretleri çok yaygındı. Çocuklar başka bir evi kendi evleri gibi hissederlerdi. Öte yandan 17. yüzyılın sonlarında, «kapalılığa» karşı yönelim birçok geniş evli ailelerin büyüklüğünü düşürdü ve kalan aile üyeleri arasındaki ilişkiler de değişti. Bu üyeler birbirleriyle daha fazla ilgilenir oldular. Birbirlerine daha çok gereksinme duydular, saf ve sevimli «burjuva» evi, modernleşmenin toplandığı fırtına da, bir huzur odası, dünyadan saldırganlıktan rekabetten ve sınıf savaşlarından uzak, güvenilir bir liman oldu. Biz, aynı zamanda bu evin kadınlara nasıl sığınak olduğu ve çocukları cinsel ve başka günaha teşviklerden nasıl koruduğunu gördük. Başka iğrenç sosyal gerçeklikler de körfezde tutuluyordu. Ailenin geliri artık içerde değil, evin oldukça dışında kazanılıyordu. Cinsler arasındaki işbölümü, erkeklerin zamanlarının çoğunu ailelerinde ayrı, fabrikalarda, dükkânlarda ve buralardaki ücretliler olarak görülmesiyle yeni bir biçim kazandı.
Küçük çocuklarının bakıcısı ve eğiticisi olarak yalnızca onların bir arkadaşı olan karıları şimdi onların asıl sorumlusuydu. (Önceleri, bu görevler anneler, büyükanneler, bakıcılar ve hizmetçiler arasında paylaşılmaktaydı.) Gerçekten de artık orta sınıftan evde çalışan erkekler yalnızca özel işleriyle doktorlar ve avukatlardı. Bununla birlikte, kural olarak, burjuva ailesi aile reisi ya da kendilerinin geçimini sağlayan kimseyi (ekmek kazanıcılarını) yalnızca o geceleyin işten eve döndüğü zaman görüyordu. Bu çalışma, aile reisinin karısından ve çocuklarından soyutlanmasına yol açtı.
Üretimsel çalışmanın evden fabrikalara aktarılmasının kuşkusuz, tüm aile üyeleri için önemli sonuçları vardı. Artık onların herhangi birini herhangi özel topluluğa ya da özel bir eve bağlayan güçlü köklerde geliştirmek zorunlu değildi. Yerine, herhangi bir yerdeki işi kovalamak, yeni yerleşimler-deki endüstriyel gelişmeyi izlemek te serbest oldular. Dahası, aile bağları, fabrika çalışması, her zamankinden daha fazla rasyonelleşip yeterlileşirken, daha az önemli hale geldi. Akrabalarını kayırma yerini, yalnızca değer ya da hizmete göre terfi ve kira ödemeye bıraktı. Aynı nedenle, yeni işçiler, işadamları ya da bürokratların artık uzak akrabaları kollaması geekmiyordu ve artık kendi küçük ailesi için çalıştı ve bu da onu daha çalışkan bir hale getirdi. Şimdi geliniyle birkaç insanı geçindirmeye başladığından beri daha hızlı ilerleyebilirdi. Böylece, tek başına koca ya da baba, artık geleneksel ya da yaygın yükümlülükler altında ezilmiyordu. Ek olarak, çocuğunun eğitimi ve yaşlı ya da hasta anababalarının bakımı devlet tarafından ele alınmaya başlanmıştı.
Bu gelişmelerden yaklaşarak, birçok gözlemci, çekirdek aile ve sanayileşme arasında bir «uygunluğa» dikkat çektiler. Başka bir deyişle, küçük, yakın ve devingen aileler, sanayileşmeyi harekete geçirici iyi, uygun unsurlar olarak gördüler ve sanayileşme, çekirdek ailenin oluşumunu hızlandırdı. Gerçekte, modern sanayi toplumlarında eşitlik ve kişisel bağımsızlığa doğru bir yönelim vardı. Bu, sırasıyla, evlilikte eşin ikâmet yerini ve meşguliyetini serbestçe seçmesine olanak veriyor. Geniş bir ailede bu özgürlükler, «yanlış» bir seçim, akrabaların çoğunun etkilenmesine yol açacağından, her zaman sınırlıdır. Böylece, yeni sorumlulukların tüm avantajlarından yararlanmak isteyen insanlar geç evlenip ailelerini küçük görürler. Bununla birlikte, bu kural istisnaları da içinde taşır. Bazen geniş aileler daha yararlıdır, çünkü, canalıcı durumlarda bir sığınma ve yardıma olanak sağlayarak bir «destekleme birimi» gibi hizmet edebilirler. Bu, özellikle geniş aile bağları kurmaya çalışarak üst sınıflara geçmek isteyen aşağı sınıftan kişiler için önemlidir. Nitekim, tam sanayileşmiş toplumlarda bile kişi, geleneksel geniş aile ya da en azından geniş bir akrabalar ağına değer veren erkek ve kadınla karşılaşabilir.
Bununla birlikte, genel olarak yakın bağlarla kenetlenmiş çekirdek aile, Batı toplumlarında, son birkaç kuşaktan beri egemen olmuştur ve böylece bir ailenin ne olması gerektiği konusundaki genel algı biçimlenmiştir: Bir erkek ve kadın, birbirlerine aşık olarak evlenirler, zamanla iki ya da üç çocukları olur. Bir evde, dairede, kendi kendilerine yaşayıp tüm boş zamanlarını birlikte geçirirler. Kadın, ev işleri ve çocuklarla uğraşırken, erkek de sabahları evden çıkıp, işe gider. Kadın, aynı zamanda akşam yemeğini hazırlar ve gece bitkin eve dönen kocasına yardım eder. Yılda bir ya da iki kez, Şükran günü ya da Noel’de büyükana-babanın evinde, başka akrabalarla törensel bir hava içinde kısa bir zaman için biraraya gelirler. Ama herkes belli bir resmililikle davranıp işlerini aklından çıkarmaz o gün bile.
Bu «ideal» modele göre, aile üyelerinin geniş akrabalıktan tüm toplumdan uzaklaştığı açıktır. Bununla birlikte, onlar bu uzaklaşmayı çekirdek aile içindeki daha büyük bir duygusal sıcaklıkla telafi ederler. Baba, anne ve çocuklar, kendi dünyaları içinde olur. Derin bir karşılıklı sevginin onları bir arada tutacağı varsayılır ve öteki küçük aile birimleriyle ekonomik rekabetleri onların moralini yükseltir. Ne yazık ki, birçok ailenin de gördüğü gibi, evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Daha büyük ölçüde iletişim eksikliği, çoğu kez bir bozukluk olarak kabul edilebilir. Çok aşırı yakınlık bastırıcı olur ve kaçınılmaz saygısızlık doğurur. Bu nedenle, daha başlangıçtan, modern çekirdek aile eleştiri konusu olmaktadır.
Victoria döneminde, «yuva kültürü» doruğunda olduğu zaman, bu eleştiri esas olarak orta sınıf yaşamının anlayışsızlığını, sığlığını ve ikiyüzlülüğünü açıklayan ve saygın dış görünüş ardındaki çirkin psikolojik iççatışmayı ve katlanılan şeyleri ortaya koyan büyük burjuva yazarları, Flaubert, İbsen ve Stringberg tarafından dile getiriliyordu. Aileyi, felsefi ve politik temel üzerinde, özel mülkiyet çabasına ve kökenine bağlayan Engels tarafından daha derin bir biçimde eleştirildi. Sonunda, Sigmund Freud, dolaylı yoldan da olsa, yani nevrozların ve cinsel saldırganlığın temelinde yatanın «mutlu» çekirdek ev olduğunu ortaya koyduğu zaman, belki de en ciddi suçlamayı getirmiş oluyordu.
19. yüzyılın sonlarında, burjuva aile modelinin dezavantajları, birçok ortalama erkek ve kadına daha açık görünmüştü. Evin sıcak yuva asmosfe-ri boğucu görünmeye başladı ve bir kez kutsal bir yer olarak övüldüğü zaman, çoğu kez artan bir biçimde bir hapishane gibi mahkûm edildi. Geleneksel geniş ailede çocuklar birkaç erkek ve dişi yetişkin rolü, model olarak seçmekteyken, şimdi bir anababayla karşılaşmaktadırlar. Öncekileri, onların ilk eğitimi birtakım farklı insanlar ve çeşitli etkiler altında biçimlenirken, şimdi tamamen kendi ana ve babalarına bağlıdırlar. Gerçekten, son durum her zaman varolamamaktadır. Baba, artık ev içinde çalışmadığından, çocukları da açık bir sosyal rol kavramına sahip olmamaktadır. Yerine, evin geçimini üstlenip, gizemli ve uzak bir otorite biçimi uygulayan disiplin sağlayıcı olmaktadır. Çocuk arasıra sevilir, sık sık korkutulur ve sözüne pek seyrek kulak verilir. Aynı zamanda, karı ve anne, önceki her durumdan daha kısıtlı bulunur. O büyük ölçüde artan nesnel görevleriyle «dört duvar» içinde kuşatılmış kalır. Dışarıda yalnızca kiliseye gitmek ya da alışverişe çıkmak riskine girebilirdi. Onun dünyası küçülüp işlevleri bir daire içinde sınırlanıyordu. O, kadınsı, anacıl, duyarlı, «uygun» olmalı ve tüm önemli konuları kocasına havale etmeliydi.
Bu nedenle, Victoria döneminde birçok kadının çekirdek aileye ve onun içinde kendi konumlarına gücenmeye başladıkları dahi iyi anlaşılabilir. İşte, İbsen’in Bir Bebek Evi adlı yapıtındaki kadın kahramanı Nora’nın kocası ve çocuğunu terketmesi böyle bir şeyin göstergesi oluyordu. Zaman ilerledikçe, artan sayıda kadın, erkeklerle eşit tutulma ve bir insan olarak potansiyellerini eksiksiz geliştirme özgürlüğü istediler. Nitekim, başlarda oy verme hakkı, evlilikte reform ve boşanma yasaları için mücadeleye atıldılar. Aynı zamanda, artan bir sayıda işgücü ordusuna katıldılar. Sonunda, 1. Dünya Savaşı sırasında, önceleri giremedikleri birçok işte yeteneklerini gösterdiler ve eve, tutsak olmaktan belli ölçüde kurtuldular. («Kadının özgürleşimi»ne bakınız.)
Son birkaç on yılda bu yönelimin sürdüğü görülüyor. Bugün, birçok ailede, çocuklar zamanlarının çoğunu bir günlük bakımevi, anaokulu, yuva ya da okulda geçirirken, karı-koca da dışarıda çalışıyor. Sonuç olarak, aile üyeleri arasındaki duygusal bağlar bir dereceye kadar daha yapıcı olmakta ve daha geniş bir hoşgörü ortamı sağlanmaktadır. Akran grupların etkisi yalnızca çocuk için değil, anneler için de giderek artmaktadır. Geleneksel ana ve baba rolleri yeni bir evrim geçirmektedir. Kitle iletişim araçları herkesi daha geniş bir toplumla yüzyüze getirmekte, bu da sürekli bir dönüşüm sağlamaktadır. Bununla birlikte, aile dünyası da genişlememektedir. Büyü-kana-babalar artık ev halkının bir parçası olamamakta, daha çok kendi köşelerinde, huzurevleri vb. yerlerde yaşamaktadırlar. Evlenmemiş akrabalar ise kendilerine uygun bir otel ya da apartman dairesine yönelmektedir.
Böylece, ortalama Amerikalı bir aile oldukça küçük bir birim olmaktadır. Gerçekte, günümüzde yalnızca ana ve çocuklardan oluşan birçok babasız aile vardır.
Tek ebeveynli aile ya da «öz aile», çoğunlukla «tamamlanmamış» bir çekirdek aile olarak tanımlanmaktadır. Ancak böyle bir ailenin istenmez olduğu üzerine genel bir varsayım vardır. Bir babanın eksikliği, çocuk gelişimine zararlı görülmekte ve «uygun görülmeyen» dişi etkisi üzerine tez elden genellemelere varılmaktadır. ABD’de, ana ve çocuktan oluşan ailelerin genellikle yoksul zenci nüfus arasında görülmesi, bu yorumlara ırkçı bir nitelik vermektedir. Bununla birlikte, boşanma oranının yükselişiyle bu aile tipi beyaz orta sınıf arasında da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Gerçekten, günümüz Amerikasında 6 çocuktan 1′i yalnızca tek bir ebeveyniyle yaşar ve gelecekte böyle bir ev halkı biçimi de pekâlâ artabilir. Bizim refah düzenlemelerimiz ve devlet politikalarımız, çoğu kez başka türlü birlikte kalmaya zorlayarak ailelerin dağılmasını etkilemektedir. Yasa koyucularımız henüz ilerlemede böyle niyet edilmeyen sonuçları ortaya koyan «etkin aile çalışmaları» içinde yeni yasaların nasıl deneneceğini öğrenmedi. Bununla birlikte, bu arada tek ebeveynli ailelerin aslında kötü olmadığı da anımsanmalıdır. I. ve II. Dünya Savaşlarını izleyen yıllarda, milyonlarca kadın, çocuklarını yalnız başına yetiştirmeyi başarmış ve bu, duyguları etkileyen örnek yüzeysel yargılara karşı bize bir uyarı olmuştur. Dahası, kesin bir gözlemde birçok «öz aile»nin akraba gruplarıyla yakın bağlarını genişletmeye çabaladıkları ve böylece bu olgu varsayılandan daha açık ve geçerli bir durum kazanmıştır. Sonuç olarak, birçok baba ve çocuklardan oluşan ailenin yeterli eleştirisel dikkatle ele alınmadıklarını biliyoruz.
Çekirdek ailenin bizzat tamamlandığı zaman bile, hâlâ geçerli bir tercih olup olmadığı da başka bir sorundur. Bugün birçok insan, küçük, tek ev halkından oluşan ailenin ekonomik olmadığı ve yıpratıcı bir özelliğe sahip olduğunu kabul ediyor. Aynı zamanda onların duygusal olarak hâlâ sağlıksız olduğu bireyleri modası geçmiş cinsiyet rollerine yükümlü kıldığı ve insanlığın mutluluğu için yalnızca evrensel işbirliğinin geçerli göründüğü bir çağda, çocuklarda egoist ve rekabetçi duygular yeşerttiği görülüyor. Modern ailenin sevgi ve yakınlığı sağlama dışında herhangi bir işlevi kalmadığı, bunun varlığını haklı göstermek için modern ailenin kesinlikle yeterli olmadığı tartışılmaktadır. Gerçekte, ailelerin eğitimsel, ekonomik ve koruyucu işlevi devlet tarafından sağlandığından beri, cinsel ilgi hemen hemen evliliğin temeli olmuştur ve bu temel gerçekte çok zayıftır. Bununla birlikte, yeniden evlilik ve boşanma, yetişkinler için bir ölçüde pratik olmasına karşın, çocuklara hiç de öyle görünmüyor. Koşullara göre, birtakım düşünceli erkek ve kadının daha kararlı «yeni ve ilerlemiş» aile modelleri araştırmaya devam etmeleri gerektiği, olası çözümlerin en uygunudur.
YENİ AİLE MODELLERİ
Modern çekirdek ailenin dezavantajları, eleştirmenlerin birçoğunu alternatif aramak üzere harekete geçirmiştir. Bunlar arasında bazı reformcular, Sanayi Devrimi öncesi geleneksel geniş aileye dönüşü arzu etmektedir. Oysa, günümüz koşullarında bu aile biçiminin yeniden nasıl kurulacağı pek açık değildir. Gördüğümüz gibi, bunun bazı çok ciddi kusurları da vardır. Ayrıca, şimdi bir hak olarak kazanıldığı düşünülen özel ve bireysel özgürlük talepleri de gözardı edilemez ya da bunların yerine, başka bir şey konulamaz. Öte yandan, önemsiz ölçüde genişlemiş çekirdek aileler herhangi bir çarpıcı sosyal reform olmaksızın, bireysel olarak yaratılabilir. Ancak böyle arasıra görülen küçük ilerlemelerin çok farkedeceğinden emin olacak çok az insan görünüyor. Aslında, gerçek sorun daha derinde yatıyor. Birçok insan, bir bütün olarak toplumda radikal bir dönüşüm gerçekleşmediği sürece, en iyi potansiyel isteklerinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini hissediyor. Bu insanlar daha iyi bir aile sistemi kurulmadan önce, «yeni bir erkek» ve «yeni bir kadın»ın yaratılması gerektiğine inanıyorlar. Onlara göre, egemen sosyal düzen herkesi başarılı gerçek mutluluğa karşı önceden hazırlıyor. Onlar, insan doğasının günümüzün sağlıksız uygarlığı tarafından bozulduğunu görüyor ve bu nedenle «yeni bir başlangıç» ve geleneklerden tam bir kopmanın gerçekleşmesini talep ediyorlar. Bu deneme isteği aslında yeni olmayıp yalnızca yakın tarihimizde görülen hareketlerle öncekinden çok daha geniş alanlara yayılmıştır. Böylece, bugün birtakım aile modelleri ülkenin ve dünyanın çeşitli yanlarında deneniyor. Aşağıdaki iki örnek bu olasılıkları sergilemekte.
Kibbutz
Kibbutz (İbranice: «grup»: çoğulu: kibbutzim), kolektif yerleşimcilerce İsrail’de uygulanan bir tarım biçimidir. Kolektifin üyeleri bulundukları kolektif için çalışıp her şeye ortak olurlar. Evli çiftler kendi meskenlerine sahiptir, ancak yemeklerini ortak yemek odalarında yerler. Tüm çocuklar ortak bir «çocukevi»nde yaşarlar. Eğitilmiş personelce denetlenip eğitilir, ancak ana-babaları onları akşamleyin birkaç saatliğine ziyaret edebilir. Böylece, çocuklar arasında özel ilişki kurulması için bazı özel bölümler vardır. Bununla birlikte, bekâr yetişkinler, çocuklarına bakmak için çalışır ve bu nedenle onları kendi çocuğu saydığı için, kibbutzlarda, dış dünyada görülenden daha geniş anlamda ve yeni bir aile biçimi vardır. Evlilikler tek eşlidir. Çiftlere ayrı bir oda verilerek evlilikleri kabul edilmiş olur. Evlenmemiş genç insanlar arasındaki cinsel ilişki hoşgörüyle karşılanır, ancak er ya da geç, sürekli bir birliğe eğilim duyulur. Evli çiftler çoğunlukla dışarıdan getirilir. Kadınlar, kızlık soyadlarını korur ve kibbutzların bir üyesi olarak, kişisel hakları olduğu gibi kalır.
Görüldüğü gibi, bu sosyal düzenlemede geleneksel anlamda aileler yoktur, çünkü anababalar ve çocuklar birlikte yaşamazlar. Bundan başka, anababalar ne kendileri için, ne birbirleri için, ne de kendi evlatları ya da akrabaları için çalışırlar. Tersine, çalışma, eğitim ve tüm sosyal hizmetler onların yeteneklerine ve gereksinimlerine göre kolektif olarak paylaşılır. Kibbutz, yaratılmasını daha insancıl bir toplum kurmak isteyen İsrailli yerleşimcilerin idealizmine borçludur. Bununla birlikte, bazen artan başarıdan dolayı bu idealizmi canlı tutmakta güçlük çekilir. Dahası, bu deneyim her zaman herkesin hoşuna gitmez, İsrailde bile. Şimdiye dek bu uygulama başka ülkelerde de geniş bir biçimde kopye edilmiş değildir.
Komün
Bugün komün sözcüğü hayat pahalılığını azaltmaya çabalayan kent orta sınıfın belli pratik düzenlemelerinden «hippi çiftliklerine» değin uzanan çeşitli komünal ev biçimleri için kullanılır. (Çin Halk Cumhuriyetinde de kırsal kesimlerde görülen ve belli mülkiyet ve yaşam biçimine tekabül eden bir üretim birimidir komün.)
Aslında komün, yaşanılan bir yuva ve içinde yemek pişirme, dikiş, çamaşır yıkama, bahçecilik, alışveriş ve çocuk bakımı vd. işlerin yaygın anlamda birkaç çekirdek ailenin birleşmesiyle kolektif olarak daha ucuza sağlanmasından başka bir şey değildir. Bu nedenle, bazı bu tür aileler paralarını biriktirmek için kaynaklarının bazılarını biraraya getirmeye başladı. Onların «komünü» paylaşılmış bir evin ve aletlerden daha etkin kullanımından başka bir şeyi içermeyebilir. Oysa, daha radikal çözümler de vardır. Özellikle son birkaç on yıl içinde birtakım genç insanlar toplumdan «ayrı», «yabancılaşmış insanlar», kırda ya da kentin bitişiğinde bir yerlerde «komünal» alternatif yaşam biçimi oluşturdular. Amerika’da, daha doğal bir yaşam biçimine doğru bu tür hareketler uzun zamandır ve etkin bir tarihsel geçmişle görülmektedir. Günümüzde, Amerikan «radikal» komünleri, kurucularının özel yardımlarına bağlı, büyük ölçüde farklı biçimlerde görünüyor hâlâ. Bazıları dar dinsel inançlar temelinde kurulurken, bazıları da daha dünyevi ve hazcı oluyor. Bazıları resmi tek eşli evlilikler içeriyor, bazıları düzeltilmiş poligami ya da grup evliliklerinin belli tiplerini kapsıyor. Bazı anababalar çocuklarını eğitmek için okula gönderirken, bazıları da kendi kendilerine eğitmeye çabalıyor. Bazı komünler kolektif sahipliği deneyerek, ekonomik bakımdan kendi kendilerine yeterken, bazıları da hayırseverlerden gelen mali destek, gıda ya da benzeri yardımlarla dışarıdan gelen gelirlere bağlı oluyor. Bazı komünler yıllardır göreli olarak durumunu korurken, bazıları da henüz deneyimsiz olanlara uyarıcı bir örnek gibi sefil bir biçimde sürünüp gidiyor ya da parçalanıyor.
Konuyu çeşitli açılardan daha derin bir bakışla, çağdaş komünler üzerine herhangi bir uygun sonuca varmak oldukça zor. Kuşku yoktur ki, birçok durumlarda, bugün bizim bildiğimiz «normal» ailenin yerine getiremeyeceği birçok insanın gereksinmesini karşılar. Birçok komünün başarısızlığı, onların çoğu kez soylu niyetlerine gölge düşürmüyor. Özet olarak, komünal deneyimlerin gelecekte de iyi bir biçimde devam etmesi beklenilmelidir. Böyle deneyimler daha geniş ölçüde kopye edilebilecek değerli seçenekler sunabilirler.
Kaynak: Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS