<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinsel Danışma ve Bilgi Portalı</title>
	<atom:link href="http://www.cinseldanisma.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cinseldanisma.net</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Cinsellik Danışma Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Sep 2010 11:43:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>CİSED: &#8220;Bekâret tabusu ölüm getirdi…&#8221;</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cised-bekaret-tabusu-olum-getirdi%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cised-bekaret-tabusu-olum-getirdi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 11:43:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Featured.]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinismus]]></category>
		<category><![CDATA[basın açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Bekâr]]></category>
		<category><![CDATA[bekaret]]></category>
		<category><![CDATA[bera]]></category>
		<category><![CDATA[cised]]></category>
		<category><![CDATA[kızlık zarı]]></category>
		<category><![CDATA[kizlikzari]]></category>
		<category><![CDATA[vaginismus]]></category>
		<category><![CDATA[Vajina]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir Kadınlar cinsel ilişkide suçluluk yaşıyor Toplumumuzda cinselliği yaşamanın kadınlar için hala bir hak olarak görülmediğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Erkekler ergenlikten itibaren cinselliği yaşamaları için teşvik edilirken, toplum kadınları ise &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cised-bekaret-tabusu-olum-getirdi%e2%80%a6/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cinseldanisma.net/wp-content/uploads/2010/09/201097bekaret1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-205" title="201097bekaret[1]" src="http://www.cinseldanisma.net/wp-content/uploads/2010/09/201097bekaret1.jpg" alt="" width="550" height="160" /></a></p>
<p>Bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir</p>
<p>Kadınlar cinsel ilişkide suçluluk yaşıyor</p>
<div id="_mcePaste">Toplumumuzda cinselliği yaşamanın kadınlar için hala bir hak olarak görülmediğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Erkekler ergenlikten itibaren cinselliği yaşamaları için teşvik edilirken, toplum kadınları ise cinsel olarak baskılamakta ve bekaretin evlenene kadar korunması gerektiğini savunmaktadır. Öncelikle bekaretin ne demek olduğunu tartışmak gerekir. Bekaret; kişinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış olmasıdır. Bu kavramın içine sevişme, karşı cinsle temas, dokunma, oral ve anal yolla yaşanan birliktelikler de dahildir. Daha önce karşı cinsle hiç temasta bulunmamış bir kişiye bakir ya da bakire denir. Toplumumuzda ise bekaret penisin vajinaya girmesi ile ölçülüyor, kızlık zarında bir açılma olup olmadığıyla değerlendiriliyor ve kadından vajinasını sürekli koruması bekleniyor, oysa ki bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir.” dedi. Bekareti kaybetmenin genç kızların en büyük korkularından biri olduğunu da Dr. Keçe; “Cinselliği yaşamak ve cinsel olarak arzularını, duygularını ve isteklerini ifade etmek kızlar açısından gerçekten zor bir durumdur. Oysa ki nasıl doğuştan erkekte yoğun cinsel dürtüler varsa, kadında da vardır. Toplum cinselliği yaşayan ve bunu açıkça ifade eden bir kadına hoş bakmaz, bu da genç kızlarımızı bazı şeyleri gizlice yaşamaya itiyor. Bunun sonucunda suçluluk, günahkarlık, pişmanlık duyguları ortaya çıkıyor ve bu genç kızlarımız sürekli bekaretlerine bir zarar gelip gelmediği ya da ilk gece kan gelip gelmeyeceği korkusu ile yaşıyorlar. İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, çok yanlış bir şekilde kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanlıştır, zira her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır.” dedi.</div>
<div>Her şey doğru yapılırsa ilk ilişkide kanama olmaz</div>
<div>Bekaret kaygısı vajinismusa yol açıyor</div>
<div id="_mcePaste">İlk gece korkusunun toplumda çok yaygın olduğunu ifade eden CİSED Başkan Genel Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; “Toplumumuzda hem kadınlarda hem de erkeklerde ilk ilişkinin zor olması gerektiği ve mutlaka kan gelmesi gerektiğine dair bir inanış var. Oysa ki bu doğru değildir. Çünkü kızlık zarı toplumda zannedildiği gibi vajina girişini bir perde gibi kapatmaz, ortasında adet kanının akabileceği bir açıklık bulunur ve penis buradan çok rahat bir şekilde içeri girebilir. Eğer kadın rahatsa, eşi ile birbirilerini gevşetmeyi başarmışlarsa, yeterli ön sevişme yapılıp vajina ıslanmışsa ilişki çok rahat olur ve kızlık zarında veya vajinada doğumsal bir anormallik yoksa kan da gelmez. Yani her şey doğru yapılırsa kanama olmaz. Kanamanın nedeni kadının kendini kasması, kuru kalması erkeğin de zorlamasıdır. Ancak hem erkekte hem kadında kanama beklentisi olduğu için kanama olmayınca hem erkek eşinden şüphe eder ve onu suçlar, hem de kız bakire bile olsa kendinden şüphe eder. Bu da cinsel hayata sağlıksız bir başlangıca neden olur ve çiftin birbirine olan güvenini sarsar.’’ dedi. CİSED’e bekaret ve kızlık zarı ile ilgili her gün onlarca soru geldiğini de söyleyen Psk. Gülüm Bacanak; “Genç kızlarımız ve erkeklerimiz bekarete fazlasıyla kafayı takmış durumdalar ve yaşadıkları her cinsel eylem sonucu bekaretin yerinde durup durmadığını sorguluyorlar. Henüz karşı cinsle hiçbir temasta bulunmamış genç kızlarımız dahi “düşme, sert bir yere oturma, ata binme,havuza atlama, duşta vajinaya su tutma, vb.” nedenlerle bekaretlerini kaybettiklerini bile düşünebiliyorlar. Ya da erkek arkadaşları, nişanlıları ya da eşleri ile sevişirken kendilerini kızlık zarını korumak adına o kadar çok kasıyorlar ki vajinismus olabiliyorlar. Bir damla kan bekaretin kanıtı değildir. Bir ilişkideki sevgi, saygı, güven, bağlılık gibi bir çok kavram bir damla kan yüzünden zarar görebiliyor. Bu da çiftler arasında uzun yıllar süren cinsel sorunlara yol açıyor.’’ dedi.</div>
<div id="_mcePaste">Bekaret tabusu cinsel eğitimle aşılabilir</div>
<div id="_mcePaste">Bekaret tabusunun aşılmasında cinsel eğitimin öneminin büyük olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık; “Tabi ki gençlerimize her şeyi serbest yaşayın demiyoruz, ancak kişi kendi sınırlarını kendi çizebilmeli ve cinselliği yaşayıp yaşamama konusunda kararını verebilmelidir. Cinsel eğitim olduğunda gençlerimiz cinselliği daha bilinçli, güvenli bir şekilde ve zamanı geldiğinde yaşayabileceklerdir. Doğru cinsel bilgilendirme ile cinsel organların yapısını, ilk ilişkinin acı verici olmaması gerektiğini öğrenecekler ve cinsel hayatlarına daha sağlıklı bir başlangıç yapabileceklerdir. Cinsel eğitim olduğunda böyle üzücü ölümler de olmayacaktır, bu konuda devlet kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına çok iş düşmektedir.’’ dedi.</div>
<p>Bekaret iki bacağın arasında değil beyindedirKadınlar cinsel ilişkide suçluluk yaşıyorToplumumuzda cinselliği yaşamanın kadınlar için hala bir hak olarak görülmediğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Erkekler ergenlikten itibaren cinselliği yaşamaları için teşvik edilirken, toplum kadınları ise cinsel olarak baskılamakta ve bekaretin evlenene kadar korunması gerektiğini savunmaktadır. Öncelikle bekaretin ne demek olduğunu tartışmak gerekir. Bekaret; kişinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış olmasıdır. Bu kavramın içine sevişme, karşı cinsle temas, dokunma, oral ve anal yolla yaşanan birliktelikler de dahildir. Daha önce karşı cinsle hiç temasta bulunmamış bir kişiye bakir ya da bakire denir. Toplumumuzda ise bekaret penisin vajinaya girmesi ile ölçülüyor, kızlık zarında bir açılma olup olmadığıyla değerlendiriliyor ve kadından vajinasını sürekli koruması bekleniyor, oysa ki bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir.” dedi. Bekareti kaybetmenin genç kızların en büyük korkularından biri olduğunu da Dr. Keçe; “Cinselliği yaşamak ve cinsel olarak arzularını, duygularını ve isteklerini ifade etmek kızlar açısından gerçekten zor bir durumdur. Oysa ki nasıl doğuştan erkekte yoğun cinsel dürtüler varsa, kadında da vardır. Toplum cinselliği yaşayan ve bunu açıkça ifade eden bir kadına hoş bakmaz, bu da genç kızlarımızı bazı şeyleri gizlice yaşamaya itiyor. Bunun sonucunda suçluluk, günahkarlık, pişmanlık duyguları ortaya çıkıyor ve bu genç kızlarımız sürekli bekaretlerine bir zarar gelip gelmediği ya da ilk gece kan gelip gelmeyeceği korkusu ile yaşıyorlar. İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, çok yanlış bir şekilde kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanlıştır, zira her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır.” dedi. Her şey doğru yapılırsa ilk ilişkide kanama olmazBekaret kaygısı vajinismusa yol açıyorİlk gece korkusunun toplumda çok yaygın olduğunu ifade eden CİSED Başkan Genel Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; “Toplumumuzda hem kadınlarda hem de erkeklerde ilk ilişkinin zor olması gerektiği ve mutlaka kan gelmesi gerektiğine dair bir inanış var. Oysa ki bu doğru değildir. Çünkü kızlık zarı toplumda zannedildiği gibi vajina girişini bir perde gibi kapatmaz, ortasında adet kanının akabileceği bir açıklık bulunur ve penis buradan çok rahat bir şekilde içeri girebilir. Eğer kadın rahatsa, eşi ile birbirilerini gevşetmeyi başarmışlarsa, yeterli ön sevişme yapılıp vajina ıslanmışsa ilişki çok rahat olur ve kızlık zarında veya vajinada doğumsal bir anormallik yoksa kan da gelmez. Yani her şey doğru yapılırsa kanama olmaz. Kanamanın nedeni kadının kendini kasması, kuru kalması erkeğin de zorlamasıdır. Ancak hem erkekte hem kadında kanama beklentisi olduğu için kanama olmayınca hem erkek eşinden şüphe eder ve onu suçlar, hem de kız bakire bile olsa kendinden şüphe eder. Bu da cinsel hayata sağlıksız bir başlangıca neden olur ve çiftin birbirine olan güvenini sarsar.’’ dedi. CİSED’e bekaret ve kızlık zarı ile ilgili her gün onlarca soru geldiğini de söyleyen Psk. Gülüm Bacanak; “Genç kızlarımız ve erkeklerimiz bekarete fazlasıyla kafayı takmış durumdalar ve yaşadıkları her cinsel eylem sonucu bekaretin yerinde durup durmadığını sorguluyorlar. Henüz karşı cinsle hiçbir temasta bulunmamış genç kızlarımız dahi “düşme, sert bir yere oturma, ata binme,havuza atlama, duşta vajinaya su tutma, vb.” nedenlerle bekaretlerini kaybettiklerini bile düşünebiliyorlar. Ya da erkek arkadaşları, nişanlıları ya da eşleri ile sevişirken kendilerini kızlık zarını korumak adına o kadar çok kasıyorlar ki vajinismus olabiliyorlar. Bir damla kan bekaretin kanıtı değildir. Bir ilişkideki sevgi, saygı, güven, bağlılık gibi bir çok kavram bir damla kan yüzünden zarar görebiliyor. Bu da çiftler arasında uzun yıllar süren cinsel sorunlara yol açıyor.’’ dedi.   Bekaret tabusu cinsel eğitimle aşılabilirBekaret tabusunun aşılmasında cinsel eğitimin öneminin büyük olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık; “Tabi ki gençlerimize her şeyi serbest yaşayın demiyoruz, ancak kişi kendi sınırlarını kendi çizebilmeli ve cinselliği yaşayıp yaşamama konusunda kararını verebilmelidir. Cinsel eğitim olduğunda gençlerimiz cinselliği daha bilinçli, güvenli bir şekilde ve zamanı geldiğinde yaşayabileceklerdir. Doğru cinsel bilgilendirme ile cinsel organların yapısını, ilk ilişkinin acı verici olmaması gerektiğini öğrenecekler ve cinsel hayatlarına daha sağlıklı bir başlangıç yapabileceklerdir. Cinsel eğitim olduğunda böyle üzücü ölümler de olmayacaktır, bu konuda devlet kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına çok iş düşmektedir.’’ dedi.</p>
<p>Bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir</p>
<p>Kadınlar cinsel ilişkide suçluluk yaşıyor</p>
<p>Toplumumuzda cinselliği yaşamanın kadınlar için hala bir hak olarak görülmediğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Erkekler ergenlikten itibaren cinselliği yaşamaları için teşvik edilirken, toplum kadınları ise cinsel olarak baskılamakta ve bekaretin evlenene kadar korunması gerektiğini savunmaktadır. Öncelikle bekaretin ne demek olduğunu tartışmak gerekir. Bekaret; kişinin daha önce cinsel ilişki yaşamamış olmasıdır. Bu kavramın içine sevişme, karşı cinsle temas, dokunma, oral ve anal yolla yaşanan birliktelikler de dahildir. Daha önce karşı cinsle hiç temasta bulunmamış bir kişiye bakir ya da bakire denir. Toplumumuzda ise bekaret penisin vajinaya girmesi ile ölçülüyor, kızlık zarında bir açılma olup olmadığıyla değerlendiriliyor ve kadından vajinasını sürekli koruması bekleniyor, oysa ki bekaret iki bacağın arasında değil beyindedir.” dedi. Bekareti kaybetmenin genç kızların en büyük korkularından biri olduğunu da Dr. Keçe; “Cinselliği yaşamak ve cinsel olarak arzularını, duygularını ve isteklerini ifade etmek kızlar açısından gerçekten zor bir durumdur. Oysa ki nasıl doğuştan erkekte yoğun cinsel dürtüler varsa, kadında da vardır. Toplum cinselliği yaşayan ve bunu açıkça ifade eden bir kadına hoş bakmaz, bu da genç kızlarımızı bazı şeyleri gizlice yaşamaya itiyor. Bunun sonucunda suçluluk, günahkarlık, pişmanlık duyguları ortaya çıkıyor ve bu genç kızlarımız sürekli bekaretlerine bir zarar gelip gelmediği ya da ilk gece kan gelip gelmeyeceği korkusu ile yaşıyorlar. İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, çok yanlış bir şekilde kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanlıştır, zira her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır.” dedi.</p>
<p>Her şey doğru yapılırsa ilk ilişkide kanama olmaz</p>
<p>Bekaret kaygısı vajinismusa yol açıyor</p>
<p>İlk gece korkusunun toplumda çok yaygın olduğunu ifade eden CİSED Başkan Genel Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; “Toplumumuzda hem kadınlarda hem de erkeklerde ilk ilişkinin zor olması gerektiği ve mutlaka kan gelmesi gerektiğine dair bir inanış var. Oysa ki bu doğru değildir. Çünkü kızlık zarı toplumda zannedildiği gibi vajina girişini bir perde gibi kapatmaz, ortasında adet kanının akabileceği bir açıklık bulunur ve penis buradan çok rahat bir şekilde içeri girebilir. Eğer kadın rahatsa, eşi ile birbirilerini gevşetmeyi başarmışlarsa, yeterli ön sevişme yapılıp vajina ıslanmışsa ilişki çok rahat olur ve kızlık zarında veya vajinada doğumsal bir anormallik yoksa kan da gelmez. Yani her şey doğru yapılırsa kanama olmaz. Kanamanın nedeni kadının kendini kasması, kuru kalması erkeğin de zorlamasıdır. Ancak hem erkekte hem kadında kanama beklentisi olduğu için kanama olmayınca hem erkek eşinden şüphe eder ve onu suçlar, hem de kız bakire bile olsa kendinden şüphe eder. Bu da cinsel hayata sağlıksız bir başlangıca neden olur ve çiftin birbirine olan güvenini sarsar.’’ dedi. CİSED’e bekaret ve kızlık zarı ile ilgili her gün onlarca soru geldiğini de söyleyen Psk. Gülüm Bacanak; “Genç kızlarımız ve erkeklerimiz bekarete fazlasıyla kafayı takmış durumdalar ve yaşadıkları her cinsel eylem sonucu bekaretin yerinde durup durmadığını sorguluyorlar. Henüz karşı cinsle hiçbir temasta bulunmamış genç kızlarımız dahi “düşme, sert bir yere oturma, ata binme,havuza atlama, duşta vajinaya su tutma, vb.” nedenlerle bekaretlerini kaybettiklerini bile düşünebiliyorlar. Ya da erkek arkadaşları, nişanlıları ya da eşleri ile sevişirken kendilerini kızlık zarını korumak adına o kadar çok kasıyorlar ki vajinismus olabiliyorlar. Bir damla kan bekaretin kanıtı değildir. Bir ilişkideki sevgi, saygı, güven, bağlılık gibi bir çok kavram bir damla kan yüzünden zarar görebiliyor. Bu da çiftler arasında uzun yıllar süren cinsel sorunlara yol açıyor.’’ dedi.</p>
<p>Bekaret tabusu cinsel eğitimle aşılabilir</p>
<p>Bekaret tabusunun aşılmasında cinsel eğitimin öneminin büyük olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık; “Tabi ki gençlerimize her şeyi serbest yaşayın demiyoruz, ancak kişi kendi sınırlarını kendi çizebilmeli ve cinselliği yaşayıp yaşamama konusunda kararını verebilmelidir. Cinsel eğitim olduğunda gençlerimiz cinselliği daha bilinçli, güvenli bir şekilde ve zamanı geldiğinde yaşayabileceklerdir. Doğru cinsel bilgilendirme ile cinsel organların yapısını, ilk ilişkinin acı verici olmaması gerektiğini öğrenecekler ve cinsel hayatlarına daha sağlıklı bir başlangıç yapabileceklerdir. Cinsel eğitim olduğunda böyle üzücü ölümler de olmayacaktır, bu konuda devlet kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına çok iş düşmektedir.’’ dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cised-bekaret-tabusu-olum-getirdi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seks Eğitim Testi</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:58:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Seks Eğitim Testi Aşağıdaki 100 soru, ki San Francisco, The Institute for Advanced Study for Human Sexuality tarafından geliştirilmiştir. Aynı zamanda Seksoloji alanında master ve doktora yapanların sınavlarında kullanılmıştır, birkaç yıldan beri. Kuşkusuz, bu akademik smavlarda, öğrenciler, başka sorulara da &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seks Eğitim Testi</strong></p>
<p>Aşağıdaki 100 soru, ki San Francisco, The Institute for Advanced Study for Human Sexuality tarafından geliştirilmiştir. Aynı zamanda Seksoloji alanında master ve doktora yapanların sınavlarında kullanılmıştır, birkaç yıldan beri. Kuşkusuz, bu akademik smavlarda, öğrenciler, başka sorulara da yazılı ya da sözlü yanıt vermek sorunda. Bununla birlikte, bu sorulardan belirli asgari bir seçme, bu konularla ciddi olarak ilgilenen okuyucuya ya da arkadaşını denemek isteyen bir kimsenin cinsel bilgisini ortaya çıkararak bir hizmet yerine getirmiş olabilir.</p>
<p>Seks Eğitim Testinizin sayısını nasıl belirlersiniz? İlk 75 «Doğru» ya da «Yanlış» sorusu için, her doğru soruya 1 puan, bunu izleyen seçmeli soruların tam doğru yanıtı için 2 puan ve kısmen doğru yanıt için 1 puan vereceksiniz. Bu puanlama &#8216;sonucunda en yüksek olası puan 125 olacak. En az puan 120 puanlık bir sonuç: Mükemmel, en azından 110 puan iyi ve en azından 100 puan geçer olacak.</p>
<p>Testi başaran kişiler kendilerini cinsel bakımdan bilgili kişiler olarak kabul edebilirler.</p>
<p>Doğru ya da Yanlış</p>
<p>1.   Prezervatifler, vajinal köpükler ve diyaframlar reçeteyle sağlanan gebelikten korunma yöntemleri değildir.</p>
<p>2.   Dikizciler (röntgenciler) muhtemelen cinsel saldırgan değildir.</p>
<p>3.   Androjen terapi iktidarsızlık sorunlarının tedavisinde çoğunlukla başarılıdır.</p>
<p>4.   Teşhirciler muhtemelen kendilerine karşı koyan insanlara saldırırlar.</p>
<p>5.   Bir kişinin cinsel yönelimi (yani karşıcinsel ve eşcinsel ilgilerinin ölçüsü) zaman içerisinde kendi kendine değişebilir.</p>
<p>6.   Hayvanların farklı türlerinin birbirleriyle cinsel temas kurması yaygındır.</p>
<p>7.   Sünnetli ve sünnetsiz erkeklerin cinsel hevesliliği arasında önemli farklar bulunmamaktadır.</p>
<p>8.   Lezbienler ya da eşcinsel erkekler Amerika&#8217;da herhangi bir büyük dinsel cemaate rahip, papaz ya da rahibe olarak kabul edilmezler.</p>
<p>9.   Erkek transvestit kadar dişi transvestit de vardır.</p>
<p>10.    Ereksiyon olmaksızın bir adam orgazm olabilir.</p>
<p>11.    Bir kadının vajinal yağlanması Bartholin bezleri tarafından sağlanır.</p>
<p>12.    Bir Mazoşistle cinsel karşılaşmasını kontrol eden çoğunlukla sadisttir.</p>
<p>13.    Bir ambiseksüel kişi tek evli olabilir.</p>
<p>14.    Genel olarak konuşursak, kızlar ergenliğe erkeklerden daha önce ulaşırlar.</p>
<p>15.    ABD&#8217;nin bazı yerlerinde fahişelik şimdi resmi olarak serbesttir.</p>
<p>16.    Sadistler, Mazoşistlerden daha fazladır.</p>
<p>17.    Meninin büyük çoğunluğu erbezlerinde üretilir.</p>
<p>18.    Genel olarak eşcinsel bir erkek, cinsel ilişki kurduğu erkek, bariz bir eşcinsel değilse, onunla ilişkisinde isteksiz davranır.</p>
<p>19.    Âdet görme sırasındaki cinsel birleşmede gebe kalınmaz.</p>
<p>20.    Eşcinsellik, Ortaçağ Avrupasında bir hastalık olarak sayılmıyordu.</p>
<p>21.    Mastürbasyon Kutsal Kitap&#8217;ta mahkûm edilir.</p>
<p>22.    Fahişeliğin yok edilmesi, zührevi hastalıkların yaygınlaşmasını büyük ölçüde azaltıyor.</p>
<p>23.    Çoğu erkek cinsel hevesliliklerinin en yüksek noktasına 13 &#8211; 19 yaşlarında ulaşıyor.</p>
<p>24.    Çoğu dişi cinsel hevesliliklerinin en yüksek noktasına 13 &#8211; 19 yaşlarında ulaşıyor.</p>
<p>25.    Bir kadının dölyatağı orgazm sonrasında kasılır.</p>
<p>26.    Anal ilişki eşcinsel erkekler arasında çok yaygın bir cinsel pratiktir.</p>
<p>27.    Bazı kadınlar herhangi bir erkekten daha büyük bir cinsel kapasiteye sahiptir.</p>
<p>28.    Vajinal açıklıktan klitorisin uzaklığı, bir kadının cinsel hevesliliğinde önemli bir rol oynar.</p>
<p>29.    Döllenmiş yumurtanın dölyatağı dışında gelişmesi durumu, dış gebelik olarak bilinir.</p>
<p>30.    Erkek fetişist kadar kadın fetişist de vardır.</p>
<p>31.    Çocuklara karşı çoğu cinsel suçlan kurbanın akrabaları ya da arkadaşları işler.</p>
<p>32.    Lezbien eşlerden biri çoğunlukla etkin ve koca rolü oynar, diğer kadın da edilgin ve karı rolü oynar.</p>
<p>33.    «Müstehcen» konuşma Birleşik Devletler Anayasasının İlk Düzeltme maddesinin koruması altında değildir.</p>
<p>34.    Oğlanlar ergenlikten önce de boşalabilir.</p>
<p>35.    Mastürbasyon 20. yüzyıldan önce hiçbir zaman terapatik bir yol olarak kabul edilmezdi.</p>
<p>36.    Transseksüelizm erkeklerde kadınlardan daha yaygındır.</p>
<p>37.    Eşcinsel davranış erkekler arasında, kadınlar arasındakinden daha yaygındır.</p>
<p>38.    Dişilerde kızlık zarının hizmet ettiği fizyolojik işlev bilinmiyor.</p>
<p>39.    Keskince bir şey hissetmek, tatmak, koklamak, işitmek bir kişinin cinsel uyanış kapasitesini azaltır.</p>
<p>40.    Bir adamın yaşı, onun cinsel uyanırlılığıyla ilgili değildir.</p>
<p>41.    Genelde, erkek bereketliliği yaşın ilerlemesinden etkilenmez.</p>
<p>42.    Çoğu Eyalet ceza yasasına göre fahişelik sadece dişiler tarafından işlenen bir suçtur.</p>
<p>43.    Cinsel uyanış sırasında klitorisin büyüklüğü artmaz.</p>
<p>44.    Seks suçlularının hadım edilmesi her zaman onların cinsel itilerini yok eder.</p>
<p>45.    Kadınlar hadım edilemezler.</p>
<p>46.    Tek başına mastürbasyon orgazm zamanlamasını düzenlemek üzere erkeğe yardımcı olmaz.</p>
<p>47.    Cowper bezlerinin salgıları sperm içermez.</p>
<p>48.    Yetişkinlerde hormon, cinsel yönelime göre değişebilir.</p>
<p>49.    Çocuklukta eşcinsel ilişki, çoğunlukla yetişkinlikte, eşcinsel davranışa götürür.</p>
<p>50.    Irza tecavüz edenler öteki erkeklerden daha fazla porno tüketicisidir.</p>
<p>51.    Oğlanlar ve kızlar yaşamlarının ilk yıllarında orgazm olamazlar.</p>
<p>52.    Çoğu Amerikan ceza yasasına göre, aynı cinsiyetten kişiler birbirlerine karşı ensest suçu işleyemezler.</p>
<p>53.    Cinsel uyanış sırasında erkeğin erbezleri çekilip küçülür.</p>
<p>54.    Eğer uygun kullanılırsa vajinal önleyiciler bir diyafram ya da jöleden daha güvenlidir.</p>
<p>55.    Amerikanın bazı eyaletlerinde eşcinsel olmak suçtur.</p>
<p>56.    Çoğu Amerikan eyalet ceza yasasına göre, erkekler tecavüzden mağdur olamazlar. Yani bir ırza geçme olayının kurbanı olamaz.</p>
<p>57.    Vaginismus, birleşme sırasında acı dolu bir duyum verir.</p>
<p>58.    Herhangi bir dikkate değer belirti göstermeksizin bir kişinin belsoğukluğu göstermesi olasıdır.</p>
<p>59.    Herhangi bir farkedilir belirti göstermeksizin bir kişinin frengiye yakalanması olasıdır.</p>
<p>60.    Özel eşcinsellik, ambiseksüellikten daha az yaygındır.</p>
<p>61.    Çoğu eşcinsel erkek, durumlarına bağlı olarak, cinsel ilişkilerinde hem erkek hem de dişi rolü oynayabilir.</p>
<p>62.    Bir erkeğin sadist cinsel deneyimleri yaşamının başka alanlarında da çoğunlukla bir gaddar davranış göstergesidir.</p>
<p>63.    Genital iltihaplar zührevi hastalıkların başka türlerine göre antibiyotik tedavisine daha iyi yanıt verirler.</p>
<p>64.    Zina Amerika&#8217;da ölümle cezalandırılabilirdi.</p>
<p>65.    İnsanın bir hayvanla cinsel teması Amerika&#8217;da ölümle cezalandırılabilirdi.</p>
<p>66.    Güçlü bir vajinal spazm sonucu olarak bir erkeğin penisi tuzağa düşürülebildiği pekâlâ kanıtlanır.</p>
<p>67.    Bir kadının cinsel uyanışı artarken, klitoris kabartısı da daha çok kendi kabuğu altına girer.</p>
<p>68.    Genelde, bir erkeğin orgazma ulaşma yeteneği, yaşının ilerlemesini göstermez.</p>
<p>69.    ABD&#8217;de işleyen seks yasaları çoğu Amerika&#8217;lıyı suçlu yapar.</p>
<p>70.    Bir klitoridektomy, bir kadının cinsel tepkisini bozmaz.</p>
<p>71.    Dişi hayvanlar da orgazm olur.</p>
<p>72.    Gebeliğin ilk ayında bir embriyonun cinsiyetini belirlemek olasıdır.</p>
<p>73.    Çoğu Amerikan ceza yasasına göre, bir erkek, karısına tecavüz edemez.</p>
<p>74.    Seks terapistleri müşterilerinin dikkatini süreçten cinsel ilişki amacına yeniden döndürmeye çabalar.</p>
<p>II.    Seçmeli Test</p>
<p>(Not: Bazı soruların birden fazla doğru yanıtı vardır.)</p>
<p>75.    Her normal insan vücut hücresi aşağıdaki sayıda kromozom içerir.</p>
<p>a.     49</p>
<p>b.     49</p>
<p>c.     46</p>
<p>d.     44</p>
<p>76.    Sperm hücreleri üretilir:</p>
<p>a.     seminal vesicles&#8217;de</p>
<p>b.     epididymis&#8217;de</p>
<p>c.     vac deferens&#8217;de</p>
<p>d.     Prostat bezinde</p>
<p>77.    Ortalama boşalma&#8217;da sperm sayısı:</p>
<p>a.   250.000.000</p>
<p>b.   2.500.000</p>
<p>c.   250.000</p>
<p>d.   25.000</p>
<p>78.    Maksimum üretkenlik sağlamak için torbadaki sıcaklık:</p>
<p>a.     vücudun öteki kısımlarından daha yüksek olmalıdır.</p>
<p>b.     vücudun geri kalan kısmından daha düşük sıcaklıkta olmalıdır.</p>
<p>c.     aşağı yukarı vücudun geri kalan kısmıyla aynı olmalıdır.</p>
<p>d.     Sıcaklık onunla ilgili değildir.</p>
<p>79.    İlk dördü ve çok canalıcı olanlar Freud&#8217;un gösterdiği psikoseksüel gelişme aşamalarıdır.</p>
<p>Latency</p>
<p>a.     anal, oral, kuweden fiil haline geçmemiş olma, fallik,</p>
<p>b.     oral, anal, fallik, latency</p>
<p>c.     oral, anal, genital ve latency</p>
<p>d.     anal, latency, fallik ve genital</p>
<p>80.    Çoğu erkekler mastürbasyonu</p>
<p>a.     kendi keşfederek öğrenir,</p>
<p>b.     başkalarından işiterek öğrenir,</p>
<p>c.     başkalarının öğretmesiyle öğrenir,</p>
<p>d.     onun hakkında birşeyler okuyarak öğrenir.</p>
<p>81.    Kutsal Kitap&#8217;ta, Onan&#8217;ın öyküsü:</p>
<p>a.     mastürbasyona karşı bir polemiktir,</p>
<p>b.     doğum kontrolüne karşı bir polemiktir,</p>
<p>c.     ülkenin murdarlaşmasına karşı bir polemiktir.</p>
<p>d.     ölü kardeşinin mirasının çalınmasına karşı bir polemiktir.</p>
<p>82.    Aşağıdaki mastürbatör fantezilerinden hangisi sosyal bakımdan zararlıdır?</p>
<p>a.     Sadistik pedofiliya</p>
<p>b.     Hayvanların tecavüzü</p>
<p>c.     Necrofiliya</p>
<p>d.     Yukarıdakilerin hiçbiri</p>
<p>e.     Yukarıdakilerin hepsi.</p>
<p>83.    Vajinismus için hangisi uygun bir tedavidir.</p>
<p>a.     Kızlık zarını kesme,</p>
<p>b.     Vajinal genişleticiler kullanımı,</p>
<p>c.     Psikoanaliz</p>
<p>d.     Sıkıştırma teknikleri</p>
<p>84.    Aşağıdaki etmenlerden hangisi ereksiyonun işlevsizliğine neden olabilir?</p>
<p>a.     Alkol</p>
<p>b.     Diyabetler</p>
<p>c.     Penisin az kanla beslenmesi</p>
<p>d.     Heyecan</p>
<p>85.    Retrograde boşalma:</p>
<p>a.     Gecikmiş boşalma,</p>
<p>b.     Olgunlaşma öncesi boşalma,</p>
<p>c.     Kanala boşalma,</p>
<p>d.     Boşalmada güç eksikliği anlamına gelir.</p>
<p>86.    Peyronie hastalığı:</p>
<p>a.     bir rahim hastalığıdır,</p>
<p>b.     bir zührevi hastalıktır,</p>
<p>c.     bir prostatik hastalıktır,</p>
<p>d.     bir penil bölge hastalığıdır.</p>
<p>87.    Fimosis:</p>
<p>a.     Derinin geri alınamamasıdır,</p>
<p>b.     Penis başının altındaki idraryolu kanalıdır,</p>
<p>c.     Sünnet yapılmamış penistir,</p>
<p>d.     Derinin son derece uzun olmasıdır.</p>
<p>88.    Cinsel işlevsizliğe:</p>
<p>a.     Çocuklukta aşırı mastürbasyon neden olabilir,</p>
<p>b.     Bedensel hastalık neden olabilir,</p>
<p>c.     Katı dinsel terbiye neden olabilir,</p>
<p>d.     Hekimler ve danışmanların kötü tavsiyeleri neden olabilir,</p>
<p>e.     Yukarıdakilerin hiçbiri.</p>
<p>89.    Dişi &#8211; erkek tepkilerinin hangileri benzer değildir?</p>
<p>a.     Penis sertleşme &#8211; vajinal yağlanma,</p>
<p>b.     Cowper bezinin salgısı &#8211; Bartholin bezinin salgısı.</p>
<p>c.    Uyanış sırasında testislerin yükselmesi &#8211; küçük dudağın kırmızılaşması,</p>
<p>d.   Meme uçlarının sertleşmesi &#8211; meme ve göğüsün genişlemesi.</p>
<p>90.    Cinsel psikopat terimi:</p>
<p>a.    Özel bir akıl bozukluğunun geçerli teşhisidir.</p>
<p>b.   Amerikan Psikiyatri Derneği Tanısal ve İstatistiksel El Kitabında bir akıl bozukluğudur.</p>
<p>c.    ABD&#8217;nin farklı eyaletlerinde farklı anlamlara sahip olan resmi bir terimdir.</p>
<p>d.    Bugün artık kullanılmayan, 19. yüzyıldan kalma bir terimdir.</p>
<p>e.    Eski Yunan ve Roma&#8217;da seks suçluları için kulanılan bir terimdir.</p>
<p>f.    Yukarıdakilerin hiçbiri.</p>
<p>91.    Pedofiliya</p>
<p>a.    Ayaklara tutulmak demektir,</p>
<p>b.    Delikanlı oğlanlara tutulmaktır,</p>
<p>c.     Fahişelere tutulmaktır,</p>
<p>d.    Çocuklara tutulmaktır.</p>
<p>92.    Urolagnia sözcüğü</p>
<p>a.     Eşcinsellik için kullanılan eski moda bir sözcüktür.</p>
<p>b.    Bir idraryolu hastalığıdır,</p>
<p>c.     İdrara erotik ilgi duymadır,</p>
<p>d.    Bir ürolojik özelliktir.</p>
<p>93.    Günümüzdeki araştırmalar eşcinselle büyüyen çocuğun</p>
<p>a.    Muhtemelen eşcinsel olduğunu</p>
<p>b.   Muhtemelen başka çocuklardan daha fazla eşcinsel olmayacağını</p>
<p>c.    Muhtelen transvestit olacağını</p>
<p>d.   Başka çocuklardan daha fazla transvestit olmayacağını muhtemelen gösteriyor.</p>
<p>94.    Ortaçağlarda cinsel etkinlik çok sık, aşağıdaki durumlardan birinde yoldan çıkma olarak değerlendirilirdi.</p>
<p>a.     Ensest</p>
<p>b.    Yahudiyle seks</p>
<p>c.     Mastürbasyon</p>
<p>d.    Oğlancılık (sodomy)</p>
<p>95.    Sodomy&#8217;ye karşı çoğu Amerikan yasaları aşağıdakileri yasaklar:</p>
<p>a.     Erkekler arasında anal ilişki,</p>
<p>b.    Evlenmemiş erkek ve dişiler arasında anal ilişki,</p>
<p>c.     Karı-koca arasında anal ilişki,</p>
<p>d.    Karı-koca arasında oral ilişki,</p>
<p>e.     Evlenmemiş erkek ve dişi arasında oral ilişki,</p>
<p>f.     Erkekler arasında oral ilişki.</p>
<p>96.    Bir kadının iki ya da daha fazla kocaya sahip olması durumunda kullanılan evlilik terimi:</p>
<p>a.     Poligami</p>
<p>b.    Polijini</p>
<p>c.     Poliandri,</p>
<p>d.    Grup evliliği.</p>
<p>97.    Düşüklerin başlarında aşağıdaki yöntemlerden hangisi kullanılır? (&#8230;. Aşı aşkın)</p>
<p>a.     Şaline enjeksiyon</p>
<p>b.    Kürtaj ve genişletme</p>
<p>c.     Histeroktomy</p>
<p>d.    Vakumlr alma</p>
<p>e.     Histerotomy.</p>
<p>98.    50 yaşında hadım edilen bir erkek kesinlikle:</p>
<p>a.     Sertleşme yeteneğini yitirir,</p>
<p>b.     Döllenme yeteneğini yitirir,</p>
<p>c.     Daha yüksek bir sese sahip olur,</p>
<p>d.     Daha ince saçlara sahip olur.</p>
<p>TESTİN YANITLARI</p>
<p>1.       yanlış      (diyafram için reçete istenir.)</p>
<p>2.       doğru</p>
<p>3.       yanlış</p>
<p>4.       yanlış</p>
<p>5.       doğru</p>
<p>6.       doğru</p>
<p>7.       doğru</p>
<p>8.       yanlış</p>
<p>9.       yanlış      (transvestitlerin büyük çoğunluğu erkek)</p>
<p>10.       doğru</p>
<p>11.       yanlış</p>
<p>12.       yanlış       (mazoşistler kontrollüdür)</p>
<p>13.       doğru</p>
<p>14.       doğru</p>
<p>15.       doğru</p>
<p>16.       doğru</p>
<p>17.       yanlış</p>
<p>18.       doğru</p>
<p>19.       doğru</p>
<p>20.       doğru      (ancak homo davranışlar günah sayılır)</p>
<p>21.       yanlış</p>
<p>22.       yanlış</p>
<p>23.       doğru</p>
<p>24.       yanlış</p>
<p>25.       yanlış</p>
<p>26.       doğru</p>
<p>27.       yanlış</p>
<p>28.       doğru</p>
<p>29.       yanlış</p>
<p>30.       doğru</p>
<p>31.       yanlış      (Eski Yunan ve Roma&#8217;da da öyle sayılırdı)</p>
<p>32.       doğru</p>
<p>33.       yanlış</p>
<p>34.       doğru</p>
<p>35.       yanlış</p>
<p>36.       doğru</p>
<p>37.       doğru</p>
<p>38.       doğru</p>
<p>39.       doğru</p>
<p>40.       doğru</p>
<p>41.       yanlış       (yaşlılıkla uyanma düşer)</p>
<p>42.       yanlış</p>
<p>43.       doğru</p>
<p>44.       yanlış</p>
<p>45.    yanlış</p>
<p>46.    yanlış    (yumurtaların kaldırılması da, dişi hadımlaştırılmasıdır.)</p>
<p>47.    yanlış</p>
<p>48.    yanlış</p>
<p>49.    yanlış</p>
<p>50.    yanlış</p>
<p>51.    yanlış</p>
<p>52.    yanlış</p>
<p>53.    doğru</p>
<p>54.    yanlış</p>
<p>55.    yanlış</p>
<p>56.    yanlış</p>
<p>57.    doğru</p>
<p>58.    yanlış    (vajinismus birleşmeye başlamayı olanaksız kılar.)</p>
<p>59.    doğru</p>
<p>60.    doğru</p>
<p>61.    doğru</p>
<p>62.    doğru</p>
<p>63.    yanlış</p>
<p>64.    yanlış</p>
<p>65.    doğru</p>
<p>66.    doğru</p>
<p>67.    yanlış    (fenomen insanlarda olmaz.)</p>
<p>68.    yanlış</p>
<p>69.    yanlış</p>
<p>70.    doğru</p>
<p>71.    yanlış</p>
<p>72.    doğru</p>
<p>73.    yanlış    (embriyo hâlâ cinsel olarak farklılaşmamıştır.)</p>
<p>74.    doğru</p>
<p>75.    yanlış    (tersi doğrudur.)</p>
<p>SEÇMELİLER</p>
<p>76.     c</p>
<p>77.     c.</p>
<p>78.     a</p>
<p>79.     b</p>
<p>80.     b</p>
<p>81.     b</p>
<p>82.     a</p>
<p>83.     a</p>
<p>84.     d</p>
<p>85.     b</p>
<p>86.     a, b, c, d</p>
<p>87.     c</p>
<p>88.     d</p>
<p>89.     a</p>
<p>90.     b, c, d</p>
<p>91.     c</p>
<p>92.     c</p>
<p>93.     d</p>
<p>94.     c</p>
<p>95.     b, d</p>
<p>96.     d</p>
<p>97.     a, b, c, d, f</p>
<p>98.     c (yeteri kadar kesin olmamakla birlikte (a) da doğru.)</p>
<p>99.     b, d</p>
<p>100.   b (belli değil ama aynı zamanda (a) da olası.)</p>
<p><strong><br />
Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Ahlak Sorunu</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca insanlar cinsel ahlak sorunuyla ya da başka bir deyişle, kendi ya da başka insanların cinsel davranışlarının iyi olup olmadığı sorunuyla uğraşıp durdular. Bugün bu sorun her zamanki kadar önemli olmakla beraber yanıtlanması geçmişte olduğundan çok daha zorlaşmıştır. Bütün &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca insanlar cinsel ahlak sorunuyla ya da başka bir deyişle, kendi ya da başka insanların cinsel davranışlarının iyi olup olmadığı sorunuyla uğraşıp durdular. Bugün bu sorun her zamanki kadar önemli olmakla beraber yanıtlanması geçmişte olduğundan çok daha zorlaşmıştır.</p>
<p>Bütün ahlak standartları elbette belli temel inanışlara, inançlara ve varsayımlara dayanır. Belli bir toplumun cinsel ahlakı da seksin amacı ya da «doğası» hakkında toplumun varsayımlarını yansıtır. Örneğin, gezegenimizde seks ile soyun sürdürülmesi arasında nedensel bir bağlantı bulunduğunu bilmeyen topluluklar da vardır. Elbette bu topluluklar da seksin tek amacının soyun sürdürülmesi olduğuna inananlardan daha farklı cinsel davranış standartları olacaktır.</p>
<p>Kendi toplumumuzda bu ilk inanış, uzun süredir dinsel otoriteler tarafından savunulmuştur ve böylece geleneksel ahlakımızı belirlemiştir. Ancak, modern çağda bilim ve teknolojinin ilerlemesi, giderek inancın zayıflaması ve farklı kültürler arasında iletişimin artması ile daha önce eşine rastlanmadık bir değerler çoğulculuğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak kendimizi yeni bir tarihsel durumda buluyoruz. Yaşamımızın seyri boyunca seksin amacı hakkında çeşit çeşit çelişen görüşlerle karşılaşıyor ve rekabet halinde bir dizi değerler sistemi arasında seçim yapmak zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Bundan sonraki sayfalarda bu gelişme tartışılacak ve gerek bugünkü, gerekse gelecekteki seçeneklerimizden bazıları anlatılacaktır.</p>
<p>DİNSEL GELENEK</p>
<p>Ahlaki kültür mirasımız çoğu kez Yahudi &#8211; Hıristiyan olarak betimlemektedir. Yani ahlak değerlerimiz Yahudi ve Hıristiyan dinlerinin tipik değerleri olarak açıklanmaktadır ve bu açıklama bir ölçüde doğrudur. Ancak bu iki din bizim her zaman pek farkında olmadığımız çeşitli eski ve yeni etkilere maruz kalmıştır. Gerçekten de tavırlarımız dolaylı ya da dolaysız olarak yakındoğu mitolojileri, Yunan felsefeleri, Roma kanunları ve Germen gelenekleri tarafından şekillendirilmiştir. Üstelik yalnızca «Hıristiyan» geleneği üstünde dursak bile, bunun değişik dönemlerde değişik anlamlar taşıdığını görüyoruz. Örneğin tarihsel incelemeler, Hıristiyanlığın sekse yaklaşımının yüzyıllar boyunca büyük farklar gösterdiğini ve bu farklılaşmaların anlamının ilk bakışta sanıldığı kadar basit olmadığını ortaya çıkarmaktadır&#8230; Bir örnek vermek gerekirse: Günümüzde sofuluk ile cinsel mazbutluğu bir kefeye koymak eğilimindeyiz. Ama Chaucer döneminin İngilteresi tüm müstehcenliğine karşın, Kraliçe Viktorya çağının sıkılgan İngilteresinden çok daha dinsel bir ülkeydi. Mamafih bir bütün olarak alındığında, Yahudi &#8211; Hıristiyan cinsel doktrinlerinin çok uzun bir süre boyunca yaşamlarımıza egemen olduğunu ve bu doktrinlerin birçoğunun oldukça keyfice olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemin çoğu boyunca, çoğu Yahudiler ve Hıristiyanlar, seksi mazur gösterecek tek şeyin çocuk yapmak olduğuna inanmıştır.</p>
<p>Eski İsrail&#8217;de «verimli olunuz ve çoğalınız» diye herkese olabilecek bütün baskılar yapılmıştır. Karı ile koca arasında birleşme teşvik edilmiş, fakat cinselliğin herhangi bir ortaya çıkış biçimi tabu haline gelmiştir. Evlilik içinde cinsel ilişkide kadının âdet döneminde, yani gebe kalması ihtimali</p>
<p>pek olmadığında günah addedilmiştir. Hatta çoğalma ile sonuçlanmayan, «en kötü» günahkâr olarak addedilen eşcinsel ilişki ve hayvanlarla cinsel temas «sapıtma» ya da puta tapma belirtisi olarak ilan edilmiştir. Bunlar böylece dinsel suç haline getirilmişlerdir. Bu işleri yapanlar tanrının doğal düzenini ihlal ediyor ve böylece bir cinsel münafık haline geliyordu. Müminler arasında böyle bir kişinin yer alamayacağını düşünerek öldürüyorlardı.</p>
<p>İlk Hıristiyanlar birçok Yahudi inanç ve geleneğini reddetmiş, fakat seks konusunda Musa&#8217;nın yasalarına aşağı yukarı uymuşlardı. Hatta bir süre sonra kendileri daha da katı yasalar geliştirdiler ve hatta bir dönem bütün cinsel zevkleri hor görerek cinsel perhizi yücelttiler. Evlilik içinde çocuk yapılması meşru sayılmakla beraber, seksten tümüyle kaçınmak üstün bir özellik sayılıyordu. Bu yeni çilecilik (ascetiscism) zamanla biraz gevşemekle beraber, esas olumsuz tavır değişmedi. Ortaçağ kilisesi çoğalmayı seksin biricik «doğal» işlevi olarak görüyordu.</p>
<p>Protestan reformu da cinsel hoşgörüyü artırmadı. Tam tersine, bir yandan Katoliklerin bekârlığı ve bakireliği koruyan kültürüne saldırırlarken Protestanların çoğu (özellikle püritenler) geleneksel çoğalmaya yönelik önyargılarını koruyor ve evlilik dışında tüm cinsel faaliyetleri cezalandırıyorlardı, hatta çoğalma sonucu vermeyen cinsel sapkınlıklara karşı Tevrat&#8217;taki yasaları tekrar canlandırdılar. Bunların felsefesi ise İngiltere&#8217;de ve Amerika&#8217;da günümüzün seks mevzuatını oluşturmuştur. (Bkz. «Uyumculuk ve Sapkınlık, Yasal &#8211; Yasadışı»)</p>
<p>ÇAĞDAŞ MEYDAN OKUMA</p>
<p>Eski Yahudi &#8211; Hıristiyan cinsel standartlara ilk saldırılar, Ortaçağ&#8217;da başladı. Yunan ve Roma düşüncesine dayanan Rönesans, feodal ekonomiden kapitalist ekonomiye geçiş, teknolojik yenilikler, dünyanın başka yerlerinin keşfedilmeye başlanması, ticaretin artması ve modern bilimin doğuşu, insanları bağımsız olmaya ve daha önce kutsal sayılan birçok inancı kuşkuyla karşılamaya itiyordu. Üstelik Protestan reformlarının sonucu olarak eski dinsel birlik ve keşişlik ortadan yok oldu. Giderek artan sayıda yeni Hıristiyan mezhebi Tann&#8217;nın emri hakkında kendi yorumunu yapmaya başlamıştı. Her ne kadar bunların çoğu cinsel ahlak sorunları üzerinde görüş birliğinde olsalar da diğer alandaki tartışmalar kaçınılmaz olarak genel etkilerini zayıflatıyordu. Sonuçta, bu mezhepler sekse ilişkin konularda bile tartışmaya ve birbirine hiç benzemeyen, hatta karşılıklı olarak birbirini dışlayan tutumları desteklemek için İncil&#8217;den alıntılar yapmaya başladılar. Bu durumda birçok kadın ve erkek kiliseye yüz çevirerek, ahlak konusunda başka yerlerden rehberlik aradılar. Genel layikleşme süreci içinde daha önce mutlak sayılan değerler giderek nispi hale geldi.</p>
<p>«DOĞUM KONTROLÜ DEVRİMİ»</p>
<p>Modern bilimsel araştırmalar sonucu insanların seks ve çoğalma işlevleri daha iyi anlaşıldıkça, çoğalmanın bilinçli olarak kontrolü eskisine göre çok daha kolaylaştı. 17. yüzyıl sonlarında ya da 18. yüzyıl başlarında, hayvan bağırsağından yapılma prezervatifler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. (Prezervatif kullanımının nerde, ne zaman başladığı üzerine hâlâ çelişik teoriler vardı. Eski çağda bile şu ya da bu biçimde kullanılmış olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olmayacaktır.) Başlangıçta bu prezervatifler büyük bir olasılıkla esas olarak zührevi hastalıklara karşı korunma amacıyla kullanılıyordu. Fakat bunların ilkahı önlemekteki önemi anlaşılmakta gecikmedi. Nihayet 19. yüzyılda Latex prezervatiflerinin seri üretimi başladığında giderek daha çok sayıda insan bunları doğum kontrolü için kullanmaya başladı. Zamanla başka etkili yöntemler de bulundu. 1880&#8242;lerden diyafram, 1930&#8242;lar-da Spiral ve nihayet 1950&#8242;lerde «hap», doğum kontrolü açısından geniş bir seçenekler yelpazesi sağladı. Bu arada bu seçenekleri halka sunmaya çalışan özel kuruluşlar ve kamu kuruluşları gelişti. Bugün çoğu ülkede kadınlar ve erkekler dilerlerse gebe kalmayı kolayca önleyecek olanaklara sahiptir.</p>
<p>«NÜFUS PATLAMASI»</p>
<p>Güvenilir koruyucuların bulunması ve bunları kullanma isteğinin artması sayesinde yeni bir sorunla aşırı nüfus tehdidiyle karşı karşıya kalan insanlık için bir umut doğmuş oldu.</p>
<p>Aslında daha 18. yüzyılın sonunda Thomas R. Malthus, bu sorunun farkına varmış, ancak bunu izleyen dönemde bazı Avrupa ülkelerinde nüfus artışı, sanayileşmenin gereklerinin gerisinde kalınca dinsel ve siyasal otoriteler, Malthus&#8217;un uyarılarına kulak asmamış ve hatta doğum oranlarının artmasını teşvik etmişlerdi. Ne var ki gerçekler sonunda ortaya çıktı. Gezegenimizdeki nüfus artışı bir patlamaya dönüştü ve mevcut kaynakların tükenmeye yüz tutmasına yol açtı. İnsan türünün en az üç milyon yıldır varolduğu tahmin ediliyor ama daha 300 yıl önce sayıları yalnızca 500 milyon kişiydi. (Yani ABD&#8217;nin şimdiki nüfusunun iki katı kadar.) Ne var ki, 1950&#8242;ye varıldığında bu sayı bir kat artarak 1 milyara, 1930&#8242;da ise yine bir kat artarak iki milyara ulaşmıştı. Yalnızca 30 yıl geçtikten sonra 1960&#8242;da nüfus 3 milyara ve yalnız 15 yıl sonra 1975&#8242;te 4 milyara ulaşmıştı. Demek oluyor ki, şimdiye dek yaşamış olan insanların %25 kadarı, yani bir çeyreği, şu anda hayattadır. Yine demek oluyor ki eğer bu eğilim devam ederse, dünya nüfusu yalnızca 35 yıl sonra bir kat artarak 8 milyar gibi dehşet verici bir rakama ulaşacak. (Bkz. 136 sayfadaki şema).</p>
<p>Bu gelişmenin nedenleri ve sonuçları hakkında ayrıntılara girmeden bunun geleneksel ahlakımızdaki çoğalmaya yönelik önyargıyı yeniden gözden geçirmeye bizi zorladığının kuşkusuz olduğunu söylememiz gerekir. Kaçınılmaz sonuç: Eğer kadınlar ve erkekler, tam kapasite «artmaya ve çoğalmaya» devam ederlerse dünya üzerinde yaşamak yakında bir azap olacak ve hatta olanaksız hale gelecektir. Öte yandan, eğer şimdiki yüksek doğum oranını akla yakın bir düzeye indirmek isterlerse cinsel davranışlarını soyun sürdürülmesi amacından koparmak zorunda kalacaklardır. Milyarlarca kişinin cinsel perhize girmesi gerçekçi bir almaşık sayılmaz.</p>
<p>KİŞİ HAKLARI İÇİN MÜCADELE</p>
<p>Ortaçağ sonunda başlayan, insanların kendi kaderini tayin etmesi eğilimi günümüzde derin toplumsal ve siyasal değişikliklere yol açmıştır. Önce dinsel reformlar sonra bilimadamları ve filozoflar ve nihayet sıradan yurttaşlar kendilerini mutlakiyetçi yönetimden kopardılar. «Aydınlanma» özlemi ile herkes kendi mantık gücünü kullanmayı ve kurulu otoriteleri kuşkuyla karşılamaya başlayınca, papalara ve krallara da açıkça karşı çıkıldı. Artık yeni idealler bireycilik, eşitlik ve bağımsızlık ve bunları verecek demokratik yönetim biçimleri ABD ve Avrupa&#8217;da kuruluyordu. «Aydın» ve özerk birey «doğal insan haklarına» sahip olduğunu ve bunların arasında yaşama hakkı, özgürlük ve mutluluk olduğunu ileri sürüyordu. Dinsel inanç özgürlüğü ve dilediği her şeyi okuma yazma ve yayınlama hakkı talep ediyordu. Ne var ki bir süre sonra bu hakların hiç de «doğal» olmadığı anlaşıldı. Bunlar tam tersine, ancak insanların bilinçli mücadelesinin ürünü olabilirdi. Aslında «doğanın armağanı» değil, insanlığın başarısı idiler. Uğrunda mücadele edilmeleri ve bir kere kazanıldığında savunulmaları gerekiyordu. Çünkü kolayca yitiri-lebilirlerdi. Üstelik bu yeni özgürlükten başlangıçta yalnızca beyaz orta ve üst sınıfların erkek mensupları yararlanabiliyorlardı. Kadınlar, köleler, yoksullar ve belli etnik azınlıklar, çeşitli ölçülerde bu haklardan yoksundular. Bu ezilen gruplar, ancak medeni haklar için kendi mücadelelerine başladıkları zaman bir ölçüde özerklik kazandılar.</p>
<p>Günümüzde kişi hakları için mücadele devam ediyor, hatta yaygınlaşıyor ve yoğunluk kazanıyor. ABD&#8217;de kadınlar, siyahlar ve diğer etnik gruplar kendilerine karşı yapılan ayrımın tümüyle sona ermediğini görüyorlar ve bizzat kendilerinin «sesini duyurma eylemleri» yapmaları gerektiğini anlıyorlar. Bu kadarla da kalmayarak, onların talepleri şimdi yaşlılar, gençler, yalnız yetişkinler, eşcinseller, özürlüler, akıl hastanelerinde yatanlar ve diğer birçok daha önce sessiz bilinen azınlıklar tarafından yankılanıyor. Bu azınlıklardan kendilerine özgü kuyruk acıları bulunmakla beraber hepsinin paylaştığı ve konumuz kapsamına giren bir şikayet beliriyor; hepsi uzun zamandır cinsel baskının kurbanları olmuştur. (Bkz. «Cinsel Baskı»)</p>
<p>Ama bugün cinsel baskı altında tutulanlar artık kaderlerine boyun eğmiyor ve herkes gibi aynı özgürlüğü istiyorlar. Artık isteklerini mazur göstermeye çalışmıyorlar ve uzun süredir kendilerine biçilmiş olan rolü reddediyorlar. Şu andaki baskıya devam etmek isteyenler ise, aynı nedenle siyasetlerini açıklamak ve haklı göstermeye çabalamak zorunda kalıyorlar. Bu ise giderek zorlaşıyor. Çünkü bu siyasetler çoğunlukla dinsel dogmaların yansıması olup akılcı bir temele dayanmıyorlar. Bu durumda, cinsel kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşacağına haklı olarak inanabiliriz. Bu, kişi haklarının genişletilmesi için verilen mücadelenin bir parçası olup, daha açık, daha adil ve daha «özgür» bir topluma doğru heyecan veren ve yapıcı bir hareketi temsil ediyor. Unutmayalım ki, daha çok kişiye, daha çok hak tanımakla ahlaki, yasal ve siyasal otoriteleri tümüyle ortadan kaldırmıyor, yalnızca onları demokratlaştırıyoruz. (Ayrıca bkz. «Erkeklerin ve Kadınların toplumsal Rolleri &#8211; Kadınların Kurtuluşu»)</p>
<p>GELECEĞİN «YENİ AHLAKI»</p>
<p>Dinsel geleneklere çağdaş meydan okuma, bunu uygarlığımızın sonuna işaret sayan pekçok insanı derinden sarsmaktadır. Onlar hiçbir değişiklik istemezler ve özellikle de cinsel ahlak anlayışları konusunda ilerlemenin mümkün olduğuna inanmazlar. Aksine, sınırlamaların ortadan kalkmasının cinsel kargaşaya yol açacağına ve mutlak olmayan cinsel standartların yararsızlığına inanırlar. Aynı zamanda bazı çok mutaassıp erkek ve kadınlar eski dogmatizmin ahlaksızlık etkilerinden haberlidir ve daha yeni ve insanca bir ahlak için kafa yormuşlardır. Geçmişteki korkularını unutarak onlar hür irade ve bireyselliğin yeni ideallerini kucaklamışlar ve sonunda kilise ve devletin kısıtlayıcı ayrılıkçılığının farkına varmışlardır. Böylece onlar örneğin artık dinsel inançların ceza kanunlarına yansımasını istememektedirler. Hatta cinsel alanda John Stuart Mill&#8217;in «Özgürlük Üzerine» (On Liberty) (1859) adlı ünlü denemesinde ilan ettiği şu ilkeleri artık benimsemektedirler: «Toplumun, her bir üyesinin üzerine haklı olarak uygulanabilen kaba kuwetteki amaç yalnızca insanların diğer insanlara zarar vermesini önlemek içindir. Kişinin fiziksel ve ahlaksal iyiliği yeterli teminat değildir. Her insan gerek vücutça, gerekse zihinsel ve ruhsal olarak kendi sağlığının gerçek bekçisidir.</p>
<p>Mamafih görmekteyiz ki bu ilke binlerce yıllık ahlaksal geleneğe pek uymamaktadır. İnsanlık tarihinin çoğu boyunca insanlar kendi «gerçek bekçileri» olmamışlar ve ruhsal sağlıklarıyla ilgili bütün kararları dinsel ve siyasal otoritelerin eline bırakmışlardır. Sadece bu «yüksek» otoritelerin iradesi kişinin tutumlarında neyin iyi neyin kötü olduğunu tayin etmiş ve ayrılıklara karşı sessiz kalma haklarına hükmetmişlerdir. Aslında bazı demokratik toplumların kendi ahlaki değer yargılarını rasyonel araştırmaya ve tartışmaya açmaları yakın bir geçmişte olmuştur.</p>
<p>Bu gelişmeye temelde iki etmen eden oldu: Kişilik hakları için verilen mücadelenin büyümesi ve en özverili nedenin bile ahlaksal despotluğu mazur gösteremeyeceğinin idrak edilmesi. Gerçekten de büyük bir Hıristiyan yazar olan C.S. Lewis, önemle şunu vurguladı: «Bütün zorbalar, zorbalığı kurbanlarının daha zalim insanlar olmalarını önlemek için yapmıştır.» Bencil, açgözlü ve zampara zorbalar bazen yorgun düşebilirdi, ama başkalarına zulmeden bir adam onların iyiliği için vicdan rahatlığı ile böyle davranır, hiç yumuşayamaz, kimseyi ayırmaz ve onların akibetine ilgi gösteremezdi. Demokratik bir toplum bu yüzden, üyelerinin özerkliğine saygı gösterdiği ve onları «kâdiri-mutlak ahlak hocalarının» eziyetlerinden koruduğu takdirde bu kuruluşları savunur.</p>
<p>Maalesef demokratik değerler teoride kabul edilse bile, pratikte yardımcı olmaktan henüz uzaktır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Anayasası insan özgürlüğünü ilan etmesine karşın, cinsel alanda hâlâ büyük baskılar hüküm sürmektedir. Gerçekten eski püriten despotlar, bugün de yine görülmekte ve herkesi aynı cinsel düz kalıba sığdırmaya çalışmaktadırlar. Nitekim 19. yüzyılın sonlarında Amerikan kanun yapıcıları müstehcen materyallerin postalanmasına karşı Comstock Akdini uygulamaya koydular. 20. yüzyılın başlarında önceden yasaya aykırı olmayan zinayı suç saydılar ve geleneksel genelevleri kapattılar. Birinci Dünya Savaşından sonra alkol tiryakiliğinin «ayıp» sayılması ile bu yeni görüş devam etti. 1930&#8242;larda ve 1940&#8242;lar-da kamuoyunun «sapıklık» konusundaki isterik tutumu, «Cinsel psikopatlara» karşı yaygın yasal düzenlemeler getirdi. 1950&#8242;lerde hayali bir komünist «şorolo» komplosu üzerine fanteziler sonucu eşcinsellere karşı bir dizi baskıcı federal yasa yürürlüğe girdi. 1970&#8242;lerde «pornografiyi ezip yok etmek ve müşterileri tutuklayarak fuhşu önlemek için yoğun çabalara girişildi. Şimdi ise, 1980&#8242;lerde, kendini «Ahlaki Çoğunluk» ilan edenler Kutsal Kitap ahlakı üzerine kendi yorumlarını yasa zoruyla tüm yurttaşlara dayatmak istiyorlar. Ama deneyimler bu ve benzeri ahlak seferberliklerinin nadiren istenen sonucu verdiğini ve pekâlâ işi daha çıkmaza sokabildiğini gösterdi. Comstock&#8217;un fanatizmi yüzünden kuşaklar boyu kadınlar yeterli cinsel ve koruyucu bilgilerden yoksun kaldılar ve böylece Margaret Sanger ve diğerlerinin, bir ölçüde hafifletmeye çalıştıkları acıların birçoğu doğdu. Evlilikdışı sekse karşı ceza yasalarında yer alan maddeler, muazzam bir ikiyüzlülüğe yol açtı. Mahkemeler zina nedeniyle binlerce boşanma kararı verirken, yasa önünde suçlu olan taraflar hakkında soruşturma yapmamaya başladılar. Genelevlerin kapatılması, birçok fahişeyi sokaklarda çalışmaya ve muhabbet tellallarının «himayesine» sığınmaya zorladı. Alkolün yasaklanması yüzünden suç örgütleri muazzam bir gelişme gösterdi. «Cinsel psikopat yasaları» ve eşcinsellere karşı yasal ayrımlar kamu yararına hiçbir şey getirmediği gibi, ezilen sosyal gruplar yarattı. «Pornografiye karşı mücadele» ise ödediğimiz vergilerin bir parçası olan büyük paraları israf ederek, yayınları milyonlarca okur tarafından hevesle satın alınan yayıncıları taciz etmek için yasallığı kuşku götürür gizli girişimlerde kullanılıyor. Öte yandan, bu yayınların okurları da giderek artan sayıda şiddet eylemlerinin kurbanı oluyorlar.</p>
<p>Aslında sorun daha derine gidiyor. Eski püriten baskılar, yalnızca birkaç cinsel günahkâr ve sapkını değil, çok sayıda dürüst «sıradan» yurttaşı da eziyor. Seks araştırmacıları ve terapistler katı ahlaksal inançların insanları gerçekten de hasta edebildiğini ve çeşitli cinsel ve sosyal işlevleri yitirmelerine yol açtığını belirtiyorlar. Ayrıca, böyle inançlar çoğu kez erkekleri ve kadınları birçok zevk potansiyelinden gereksiz yere yoksun kılarak hüsran, haset ve hatta şiddete yol açıyorlar. En azından biyolojik gerçekleri yadsıyamayız: Çağımızda buluğ yaşı giderek düşerken ortalama insan ömrü artıyor. Sonuç olarak insanların cinsel olarak aktif, fakat doğurgan olmayan yıllarında önemli bir artış görülüyor.</p>
<p>Bu durumda, geleneksel cinsel ahlakımızın çoğalmaya yönelik ön yargılarını savunmaya eskiden olduğu kadar bile olanak yoktur. İnsanları, kendileri için pekâlâ bir mutluluk, sağlık ve karşılıklı hoşnutluk kaynağı olacak istekler için suçlu hissettirmekle hiçbir yarar sağlanamaz. Bunun yerine daha insancıl ve daha esnek bir ahlak geliştirmek daha «edepli» olacaktır. Günümüzde yalnız soyun sürdürülmesi için değil, hoşça vakit geçirmek için yapılan seksi de keşfetmeye ihtiyacımız var.</p>
<p>Bir kere seksin meşru bir amacı olarak hoşça vakit geçirmeyi kabul edince geleneksel ahlak standartlarımızın, ceza yasalarımızın ve psikiyatrik varsayımlarımızı birçoğu elbette anlamını yitiriyor. Örneğin, artık cinsel birleşmeyi evlilikle sınırlamak için geçerli bir neden kalmıyor ve böylece, evli olmayan çiftler arasında seksin kötülenmesi ve suç sayılması, keyfi ve adaletsiz oluyor. Aynı ölçüye vurulduğunda, eski cinsel sapkınlıklar ve çoğalmaya yönelik olmayan «sapıklıkların nesnel toplumsal etkileri açısından yargılanmaları gerekiyor. Bazı durumlarda bu etkiler pekâlâ olumlu olabilir. Üstelik, eğer seksin seks olarak tadına varılacaksa, buluğ yaşından itibaren herkese korunma sağlanması ve radyolarda televizyonda ve sokak afişlerinde gebelikten korunma gereçlerinin reklamının serbest bırakılması gerekecektir. Gerçekten de bugünlerde «nüfus patlaması» birçok ülkeyi büyük ölçekli ve sürekli gebelikten korunma kampanyaları açmaya ve bütün iletişim araçlarını kullanmaya zorluyor. Bu ülkelerden bazılarında evli olmayan erişkinler de dahil, isteyen herkese parasız korunma gereçleri dağıtılıyor.</p>
<p>Geleceğin «keyif için» cinsellik ahlakının getirebileceği bütün sonuçları burada ayrıntısıyla ele almaya gerek yok. Bugünlük, köklü değişiklikler olabileceğini ve cinsel alanda eninde sonunda «düşünüleceği düşünmek» zorunda kalabileceğimizi farketmek yeterlidir. Örneğin, zor durumda kalan bazı hükümetler nüfus artışıyla mücadelede büyük aileler için «ters teşvik» (yani ceza) önlemleri uyguluyorlar ve zorunlu kısırlaştırma konusunu tartışıyorlar. Başka bazı hükümetler de evlilik öncesinde cinsel perhiz öğütlüyor ve bir yandan da asgari evlenme yaşını yükseltiyor, bizzat evlilik içinde her türlü şehvet ya da «sefihliği» kötülüyorlar. Acımasızca uygulandığında, böyle siyasetler doğum oranını düşürebilir ama açıktır ki bunlar siyasi totaliterliği de teşvik eder. Bu yüzden demokratik hükümetlerin tam tersi bir rota izlemeleri ehvendir. Belki de ancak toptan cinsel özgürlük, nüfusu gerçekte dengeye kavuşturabilir.</p>
<p>Bu birkaç ipucu «cinsel devrim»in hiç de bitmediğini ve günümüzün bütün cinsel ve evliliksel denemelerinin kaprisli sapmalar olmadığını göstermeye yetecektir. Yine bu ipuçlarından anlayabildiğimiz kadarıyla, sonunda bu denemelerin hepsi başarılı olmayacaktır. Bunlardan bazıları, hatta pek tahripkâr sonuçlar doğurarak terkedilmelerine ve yeni arayışlara yol açabilir. Ama ne olursa olsun başarı ve başarısızlığın gün geçtikçe daha çok pratik açıdan yargılanacağını söylemek kehanet olmaz. Son söz dinsel dogmalarda değil, deneyimlerde olacaktır. Özetlersek, cinsel ahlakımız eskiden olduğundan da çok mantık ölçülerine uymak zorunda kalacaktır.</p>
<p>Bununla ahlak standartlarının tümüyle rasyonel olabileceğini kastetmiyoruz. Cinsel yaratıklar olarak ne yapmamız gerektiğini bize kuşkusuz yalnızca bilim söyleyemez. Bilim, olsa olsa bizi uyanık ve eleştirici yapabilir, ama tek başına bir cinsel ahlak yaratamaz. Değer yargıları özünde bilimdışı-dır. Ahlaki tercihler yapmanın nesnel bir yolu yoktur. İyiye ve kötüye ilişkin sorunlarda her zaman duygularımıza, inançlarımıza ve ahlaksal geleneklerimize bağlı olacağız.</p>
<p>Bu nedenle, cinsel tavrımızın biçimlenmesinde, kendimizinki de dahil büyük dinlerin önemli bir rolü bulunuyor. İmanımızda mütevazi ve basiretli, bize rahatlık verecek ve insan din kardeşlerimize en iyi nasıl hizmet edebileceğimizi öğretecektir. Dinler belki artık bütün ahlak ikilemlerine hazır çözüm getirmiyorlar. Ama en azından bize bazı genel kılavuz ilkeler verebilirler. Geçmişte dinin çoğu kez zulüm ve cinsel baskı bahanesi olarak kullanılmış olması gerçeği bile bugün ahlaksal aydınlanmamızda bize yardımcı olabilir. Taassubun yol açtığı acıların idraki bize, ahlak taleplerimizde gereken alçakgönüllülüğü kazandırabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Eğitim</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:57:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[Bugün anladığımız kadarıyla seks eğitimi yaklaşık 200 yıl öncesine kadar bilinmiyordu. Eski ve Ortaçağ Avrupasmda seks; özel ilgi duyanların dışında, sorunsal bir konu olarak değil de, yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. Cinsel bilgi de, bilginin öbür türleri gibi kendiliğinden &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün anladığımız kadarıyla seks eğitimi yaklaşık 200 yıl öncesine kadar bilinmiyordu. Eski ve Ortaçağ Avrupasmda seks; özel ilgi duyanların dışında, sorunsal bir konu olarak değil de, yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. Cinsel bilgi de, bilginin öbür türleri gibi kendiliğinden sağlanıyordu. Çocukların kendilerine ayrılmış bir dünyaları yoktu, ama onlar gerçekte yetişkinlerin tüm çalışma ve eğlencelerinde bir yer aldılar. Nüfus çoğunluğu çiftliklerde doğayla içice yaşadığından, çocukların, hayvanların çiftleşmesini gözleme şansı büyüktü. İnsanların, evlerini sığırlarla paylaşması olağan bir şey gibiydi. Ne üst ne de alt sosyal sınıflar kişisel gizlilikten hoşlanırdı. Doğal bedensel işlevlerinden de tiksinmez ya da sıkıntı duymazlardı. Ailedekiler birlikte banyo yapar, birlikte çıplak olarak uyurlardı. Kur yapma ve gebelikler açık açık tartışılır ve kadınlar bebeklerini evde doğururlardı. «Yaşam Gerçekleri» hiçbir zaman herhangi bir kimse için gizli değildi. Ergenliğe yaklaşır yaklaşmaz erkek ve dişilerin evlilik için artık hazır olduğu kabul edilirdi. (Bkz. «İnsan Vücudu»)</p>
<p>Modern çağın başlarında, kent orta sınıfı baskı altında önemli bilgileri değiştirmeye başladığı zaman, seks henüz ayrı bir konu olarak değerlendirilmiyordu. Nitekim Hollandalı (Rotterdam 1522) Erasmus tarafından yazılan Colloquia Famillaria gibi çocuklar için yazılan eğitim kitapları, seksi, genel bilgilerden üç aşağı beş yukarı ayırmadan vurgulayarak, konuya ev yaşamının basit bir parçası olarak dürüstçe yaklaşıyordu.</p>
<p>Bununla birlikte, sonraki birkaç yüzyıl içinde insanlar çok farklı bir tutum benimsediler. İlk önce çocukluk, sonra da gençlik, yetişkinlerin günahlarından uzak tutulması gerekli, yaşamın özel ve «masum» dönemleri olarak ele alınmaya başladı. Hızla artan bir iffetlilik taslama, cinsel olan her şeyi pis ve tehlikeli olarak gördü. Mastürbasyonun evrensel bir sorun olduğu ileri sürüldü ve sağlık için ciddi bir tehlike oluşturduğu açıklandı. Aynı sıralarda, Jean Jacques Rousseau Emile (1762) adlı yapıtında «aydınlanmış» eğitim kuramlarını formüle etti. Seks büyük ölçüde gizemli, son derece yıkıcı bozucu bir konu oldu. (Bkz. «Bebeklik ve Çocukluğa Giriş» ve «Gençlik &#8211; Delikanlılık»)</p>
<p>Rousseau, tüm çocukların elden geldiğince korunması gereken «doğal» bir «kutsal masumiyet» durumuyla doğduklarına inanıyordu. Ona göre, cinsel bilgisizlik en azından çocuklukta neşeli bir şeydi. Ergenlikten sonra da ancak doğrudan sorulara yanıt verilmeliydi. Hatta delikanlıların ilgi duydukları şeyden iğrenmeleri sağlanmalı, meraklarını bastırmaları önerilmeliydi. Belki de seks eğitiminde cinsel organlar ve cinsel görevler için «kötü sözcükler» kullanmak en iyisiydi. Çok iğrenç bedensel boşalmalarla ilgileri baskı altına alınmalıydı. Öte yandan, kişinin çok açık olarak herhangi bir erken tutkunun uyanmasına dikkat etmesi gerekirdi. Gerçekte eğitimci, her zaman ince bir çizgi üzerinde yürümeye çaba gösterirdi. Uygun olmayan bir tek belirti bile, öğrencilerin yaşamını altüst edebilirdi.</p>
<p>Rousseau, gerçekte birçok bakımdan çağının tutumunu dile getiriyordu. Bununla birlikte, özellikle Almanya&#8217;da farklı bir yaklaşım içinde olan oldukça etkin başka eğitmenler de vardı. Bu eğitmenler, Rousseau&#8217;nun, çocukluktaki masum seksin tehlikeli olduğu biçimindeki temel inancını paylaşırken, erken «cinsel aydınlanma»nın tehlikeyi savmanın tek etkin biçimi olduğunu görüverdiler. Onların görüşüne göre, cinsel bilgisizlik, cinsel bilgilenmeden daha kötüydü. Çünkü yanlış anlamlara ve çılgınca düşlere neden olurdu. Ayrıca, serbestçe tartışmaksızın mastürbasyonla mücadele etmek olası değildi. Kısacası, seks eğitimi tatsız bir yan taşısa da, her şeye karşın zorunlu bir belaydı. Bu genel bakışa göre, bazı «ileri» okullarda ilk resmi seks eğitim sınıfları kuruldu.</p>
<p>Bu sınıflar, yukarıda belirtilen tüm konulara ılımlı bir duygu ve sağlıklı bir korku yaratarak yardım etti. Her şeyin daha ciddi bir hava içinde olması gerekti. Herhangi bir haz verici ya da neşelendirici önerilerden sakınılıyordu. İşin gerçeği, öğrencilerin çok özel ve az diyetlerle vücutlarını zayıflatan ve böylece uyanmış olan tehlikeli arzuları önleyerek seks eğitimi sınıfları için hazır hale gelmeleri öneriliyordu. Ek bir güvenlik ölçüsü olarak da, dolaylı bir yaklaşım salık veriliyordu. Bir bitkinin ve hayvan yaşamının tanımıyla başlayarak, öğretmenler yavaş yavaş insan üremesi konusuna değinmeye gidebilirdi. Bununla birlikte, bu konular çok özel olmamalıydı. Kadınların, çocuklarını «göğsü altından» doğurduğu ve doğumun büyük acı verdiğinin ima edilmesi yeterliydi. Doğal olarak, çocuk doğumunda ölüm tehlikesi her zaman vurgulanabilirdi. Aynı sıkıcı ruhla, bazı eğitmenler, cinsiyetler arasındaki anatomik farklılıkları göstermek için öğrencilerini morga götürüp onlara çıplak dişi ve erkek cesetleri göstermeyi tercih ettiler. Ek olarak, çocuklar frengili hastaları ve mastürbasyonun kurbanları olarak tanımlanan delileri gözlemek üzere hastane ve akıl hastanelerine götürüldü. Bazı okullar kendini kötüye kullanmanın bir sonucu olarak, çok iyi bir tıbbi tedaviye karşın ölen gençler hakkında, gerçek kayıtlar olduğu iddia edilen bilgiler içeren kitaplar okuttular. Öğrencilerin aynı zamanda iğfal, çocuk öldüren kimse ve kendini teslim edenlerle benzer dehşetengiz konular hakkında hikâyeler okumaları teşvik edildi. Kısacası, tüm girişimlerin altında yatan gerçek amacı gençleri günaha teşvike karşı uyarmak, yani seks hakkında öyle çok eğitmek değildi.</p>
<p>Belirtildiği gibi, bu ilk seks eğitim programları az sayıda örnek okulda geliştirildi ve yalnızca yükselen orta sınıfların ve aristokrasinin alt kesimlerinin çocuklarına ulaştı. Toplumun her kesimi için seks eğitimi 1789 Fransız Devrimine değin hesaba katılmadı. Eğitmenler, yeni Fransız yönetiminden böyle bir eğitimin gerçekleşmesi ve özellikle kızlar için âdet görme, gebelik, doğum ve bebek bakımı konularında tıbbi eğitimin sağlanmasını rica ettiler. Eğer bu planlar gerçekleşse ve yerel sonuçları izlenseydi, hiç kuşku yok ki kadınların özgürleşimi hızlanacaktı. Ne yazık ki devrimin sürekliliği sağlanamadı. Sadece Fransa&#8217;da değil, tüm Avrupa&#8217;da, orta sınıflar giderek daha güçlenip tutuculaştılar. Hatta daha önceki sınırlı eğitim deneyimleri bile kesintiye uğradı. Böylece, tanıtımından kısa bir süre sonra, seks eğitimi yeniden eğitim programında görünmedi.</p>
<p>Her şeye karşın, 19 yy. başlarında yetişkinler bazı olumlu cinsel bilgilerle karşılaşabilmekteydi. Avrupa&#8217;da olsun Amerika&#8217;da olsun, seks konusunda akla uygun bir tutum alan ve aynı zamanda çeşitli gebelikten korunma yöntemlerini tanımlayan birtakım ciddi «evlilik el kitapları» basıldı. Bu kitaplar her zaman bilimsel doğrultuda değildi. (İnsan üremesi üzerine bazı önemli olgular henüz keşfedilmemişti.) Ancak en azından yardımcı olmaya çabalıyordu. Bundan başka, yüzyılın ortalarında yeni teknik süreçler toplu halde kondom (prezervatif) üretimini olası kıldı. Sonuç olarak, giderek daha fazla insan, ailenin büyüklüğünü planlamaya başladı. Kuşkusuz Hıristiyan kiliseleri de haberdardı bu gelişmelerden, ancak konuya resmi bir tutumla yaklaşmadılar. Hatta pek çok Katolik papaz bile sessiz kalmayı yeğleyerek, karşıtlarını iyi inançları olan bir kilise mensubu olarak davranışlarından ayrılmamak konusunda eğittiler. Hızlı sanayileşme ve yükselen bir ulusçuluk, yönetimlerden nüfusun artmasını talep etmeye giriştiği zaman, kiliseler de sözünü sakınmaz bir tutum içine girdiler. Sonuç olarak, politikacılar ve din adamları uygarlığın kalımı için kaygılanan çeşitli sivil gruplarla birleşti-rildiler. Bunlara, gebelikten korunmaya ve başka «ahlaksız» uygulamalara karşı mücadele veren «Hıristiyan haçlılar» deniliyordu.</p>
<p>ABD&#8217;de bu yeni haçlıların en başarılısı, Kötülüğü Bastırma Derneği New York sekreteri Anthony Comstock&#8217;tu. Comstock, kariyerine «alkolle mücadele savaşçısı» olarak başlamış, ancak daha sonra yaşamını «müstehcenliği» yok etmeye adamıştı. «Sanat ve edebiyat değil, ahlak!» sloganıyla, cinsel bilginin ulu orta yayılmasını önlemek ve cinsel konuların herkesin önünde tartışılmasına son vermek için uğraşıyordu. Nitekim onun yoğun kulis çabaları kongreyi etkiledi ve Comstock Akti yasalaştı. Bu karara göre müstehcen, şehvani kitap, broşür, resim, yazı, kâğıt ya da benzeri türden herhangi bir başka basılı maddeyi postalamak ağır suç kapsamına giriyordu. Comstock, postanenin özel ajanıydı. Bu, ona başkalarının mektuplarını açma hakkını verdi ve bir süre sonra, gerçek bir püritenik terör egemenliği oluşturdu.</p>
<p>Comstock&#8217;a göre, en büyük müstehcenliklerden biri gebelikten korunmaydı. Böylece yeni yasaya göre gebelik önleyici araçlar artık eyalet içinde nakledilemez, taşınamazdı. Hatta gebelik önleyici bilginin postalanması da yasaklanıyordu.</p>
<p>Sonuç olarak, Comstock tıp alanına el atabilir ve herhangi bir gerçek bağnaz gibi, kendi ahlaksal amaçlarını başarmak için her türlü ahlaksızlığı yapmaya vicdanı elverirdi. Örneğin, kendisi ya da izdeşlerinden biri, iyi yürekli doktorun adresini ele geçirip ona yoksul biri olduğunu, çocuklarının anasının ölüm döşeğinde olduğunu yazacak ve gebeliğin nasıl önleneceği konusunda tavsiyeler rica edecekti. Eğer hekim mektubu yanıtlarsa derhal tevkif edilip hapishaneye gönderiliyor, bu da, hekimin kariyerinin sonu anlamına geliyordu. 1914&#8242;te Margaret Sanger gebelikten korunma üzerine yazmaya başladığı zaman, Comstock onu da suçladı. Bununla birlikte Sanger ülkeden ayrıldığı için Comstock onu mahkûm ettirmeyi başaramadı ve onun yerine kocasını cezalandırmaya karar verdi. (Bu kitabın birkaç sayfa sonrasında Margaret Sanger ve kızkardeşinin otuz günlük bir hapis cezasına çarptırıldığı belirtiliyor. Tabii Comstock sayesinde. (Ç.N.))</p>
<p>Standart tuzağa düşürme yöntemlerini kullanan Comstock&#8217;un gizli görevlilerinden biri, Bay Sanger&#8217;den bir doğum kontrol broşürü almayı başardı. (Bay Sanger bu nedenle hapsedildi.) Comstock yaşlandığında bu kez «edepliliği» savunarak son kahramanca görevini yerine getirdi. Ancak kurbanları, onun düşüncelerini yerine getirmeden önce öldü.</p>
<p>Pek çok kez vurguladığımız gibi, 19. yüzyılın ikinci yarısında, çoğu Avrupa ülkesi, benzeri görülmemiş bir iffethlik taslama dalgasına girdi. Cahillik ve ikiyüzlülük günümüze değin sürdü ve böylece güç belâ kazanılan birçok sivil özgürlüğün bir kez daha çevresi kuşatıldı.</p>
<p>Kuşkusuz bu fenomen, İngiliz Kraliçesi Victoria sonrasında, Victoria-nizm olarak bilinir. Bununla birlikte, cinsel bastırmanın uluslararası olduğunu da anlamamız gerekir. İngiltere ve ABD, öteki ülkelerden ne daha iyi ne daha kötü, üç aşağı beş yukarı aynıydı. Bu tarihsel gelişmelerin nedenleri henüz tam olarak açık değil. Belki de sanayileşmenin genel süreciyle bağlantılıdır. Biz Victorianların seksten korktuklarını gerçekten bilmezken, her şeye karşın bu korkunun nasıl yayılıp gelişebildiğini anlıyorduk. Buna önemli bir yardımcı etmen sansürdü. Bir kez, çocuklarla gençlerin cinsel bilgi için tehlikeye atıldıkları varsayımı ileri sürülüyordu. Böyle bir bilginin yetişkinler için de bastırılması sadece bir zaman sorunuydu. Yıllar geçtikçe herkes giderek daha duyarlı oldu. 16. ve 17. yüzyılda özel bir «çocuk edebiyatının» ilk örnekleri ortaya çıktı. Ancak bunlar bile daha sonra aşırı uygunsuz bulundu. 18. yüzyıl çocuklar için «paklanmış» bir Kutsal Kitap yarattı, ancak 19. yüzyılda, ikinci ve daha arınmış bir görev vermek zorunluydu. Hatta geleneksel ilmihâller bile (catcehism) yeterince iffetli sayılmıyor, bu yüzden de yeniden yazılmaları gerekiyordu. Bir süre sonra bu uygulama başka «klasiklere» de sıçradı. Eski Yunan ve Latin yazarları yeni sansür edilmiş basımlarla görünmeye başladı. İngiltere&#8217;de bir «aile boyu Shakespeare» tüm kötü sözcükler ve deyimlerden arınmış hale getirilerek yeniden yayımlandı. Böylece, yalnız çocuklar değil, anababaları da korunmuş oluyordu. Artık yeni yetişkin kitaplarının da aynı «saf» standartlara uydurulduğunu söylemeye gerek yok. Kısacası, genç olsun yaşlı olsun, her iki kesim de tüm cinsel görevlere başvurmaktan uzaklaştırılmış yapay bir dünyada yaşamaya başladı.</p>
<p>Öte yandan, insanlar gizlice seksle ilgilerini sürdürdüler. Açıkça tartışı-lamadığından, karanlık ve tehdit edici bir güç oldu. Artık her yerde bilinmeyen tehlikeler pusuya yatmıştı. Çoğu masum sözcükler ve hareketler bile cinsel bir içerik kazandı. Böyle imalara terbiyeli herhangi bir kişinin dikkat etmesi ve aynı zamanda onları önemsememesi önemli bir durum oldu. Edebi uyanıklık, iffetliliğin bedeliydi.</p>
<p>Sonuç olarak «iyi tat» anlayışı kitapların okunulmaması istenen erkek ve kadın yazarlardan uzak durulmasının beklenildiği ve böylece terbiyeli yurttaşın rastgele cinsel ilgisi olduğu suçlamasından sakınacağı bir noktaya değin uzandı.</p>
<p>Victoriacıların bu «sessiz fesat tertibi» derinlemesine bir panik havası yarattı. Genel olarak masum, terbiyeli, ılımlı ve saf olanların kesin hücum altında oldukları ve savunmalarını haklı gösterecek herhangi bir ölçünün olmadığına inanıldı. Aynı zamanda seksin onları incitemediği hakkında bütün insanların bir şey bilmediği varsayıldı. Böylece, oğlanlar ve kızlar çok temel biyolojik konularda bile tam bir bilgisizlik içinde geliştiler. Hatta çok kere onlara bilerek yanlış bilgi verildi. Aynı zamanda ara sıra mastürbasyonun yol açtığı hastalıklar üzerine belli belirsiz şeyler de işittiler. Birçok delikanlı, onları bu kötülükten kurtarmak için uygulanan yararsız, hatta gaddarca tedaviye maruz kaldı. Bazıları bu tür suçluluk duygusunu yenmek için intihara bile kalkıştılar. Yetişkinliğe çoğunlukla bilgilenmemiş olarak, boş inançlarla geldiler. Cinsel korku tüm yaşamlarını zehir etti onlara. Bununla birlikte, güvenlerini tazeleyecek ve onları eğitecek hiç kimse de yoktu. Sansürün kabulüyle kendi bedenlerinin işlevlerini anlama hakkını yitirmiştiler.</p>
<p>Bu cinsel bilgisizlik, mutsuz evlilik biçiminde, istenmeyen çocuklar ve tatsız yaşamlarla toplumdan acısını çıkardı. 19. yüzyılın sonunda, bu eziyet öyle açık bir hale geldi ki artık basit olarak gözden kaçırılmayacaktı. Pek çok erkek ve kadın, cinsel sorunlarından dolayı sinirli, depresif ya da bedensel olarak hasta oldu ve bu sorunlar bilinene değin de herhangi bir tedavinin etkisi görülmedi. Freud, Bloch ve Hirschfeld gibi bu tür hastalara yardım etmeye çabalayan hekimler bu alanda bir reform yapma aşamasına geldiğinde sessizliğin kırılması gerektiğine zorlandılar. Böylece, onlar ilk önce kendi meslektaşlarını eğitmeyle işe başladılar, sonra daha geniş bir yetişkin tabakasına geldi sıra. Sonuç olarak, yetişkinler kendi korkularını yendiği zaman, gençler ve çocuklar da yeniden bu tartışmaya katılabilirdi. Bu, seks eğitimine yepyeni ve kapsamlı bir yaklaşımın yolunu açtı.</p>
<p>Not: 18. yüzyılın Avrupasında seks eğitimi üzerine verilen bilgiler Jos van Ussel&#8217;in 1970&#8242;te Hamburg&#8217;ta basılan Sexualunterdrückung adlı çalışmasından alınmıştır. Bu önemli çalışmadan alınan bilgiler elinizdeki kitabın bazı bölümlerinde de kullanılmaktadır.</p>
<p>Yüzyılımızın başlangıcından önce pek az psikiyatrist cinsel yaklaşımların altında yatan dinsel varsayımları araştırmak zahmetinde bulundu. Bununla birlikte, Birinci Dünya Savaşı, Avrupa ve Amerika&#8217;da bir «cinsel devrim» yaratınca, psikiyatristlik mesleği bir bütün olarak daha duyarlı davranmaya zorlandı. Sonuç olarak, daha önceleri cinsel «sapıklık» ya da «sapkınlık» olarak görülen bazı davranışlar, normal bir cinsel «çeşitleme» olarak yeniden sınıflandırıldı, böylece hoşgörülebilir cinsel faaliyetler listesi gittikçe uzamaya başladı. Sözün kısası, önceleri ruhen hasta diye nitelendirilenlerin birçoğu kendilerini artık birdenbire oldukça sağlıklı görmeye başladı.</p>
<p>Öte yandan, psikiyatristlerin sayısı ve etkisi dramatik bir biçimde arttı. Çünkü «sapıklık» listelerinin bütün kısıtlanmışlığına karşın, yeterinden çok hastaları vardı. Cinselliği olumsuzlayan kültürümüzde hâlâ cinsel sorunlarla dolu milyonlarca kadın ve erkek vardı ve psikiyatrik tedavi onlara bir umut ışığı verir gibiydi. Ek olarak, yönetimler cinsel sapkınlıklarla hâlâ büyük ölçüde ilgileniyor, mümkün olan her yerde teşhis ve tedavi için psikiyatristler tutuyordu. Böylece psikiyatristler, mahkemelerde, hapisanelerde, okullarda ve askerlikte birer «uzman» olarak daha sık ortaya çıkıyorlardı. Pek çok eyalet temsilcisi, meclislerden temelde çürük ve haksız olsa da daha fazla resmi uzmanlık gereksinimi yaratan «cinsel psikopatlığa» karşı özel yasalar geçirdiler. Gerçekte, zaman içinde psikiyatride devlet öylesine sağlam bir yer etti ki, gözlemciler birey özgürlüğünün sona ermesinden ve totaliter «te-davici devlet»in ortaya çıkmasından korkar oldular.</p>
<p>Bu gelişmelerin ışığında, bazı çağdaş psikiyatritler ise psikiyatrik varsayımların radikal açıdan yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya attılar. Hatta bazıları bununla da yetinmeyip «efsane» gibi kabul edilen zihinsel hastalıklar kavramını kökten reddettiler ve anormal davranışların çözümü için yeni yollar araştırdılar. (Geniş bilgi için bkz. «Cinsel Sapkınlıkların Tıbbi Modelleri»)</p>
<p>İlerki sayfalar bunları ve başka bazı tartışmalı noktaları tarihsel ve karşı kültürel bir bakışla aydınlatmaya yardımcı olabilir.</p>
<p>SEKS EĞİTİMİNİN ÖNCÜLERİ</p>
<p>Yüzyılımızın başlarında cinsel bilgi edinme hakkı genel bir sorun olarak yeniden gündeme geldi. Özellikle I. Dünya Savaşından sonra, birçok Batı ülkesi, yetişkinler için cinsel sansürün kaldırılması ve normal okul müfredatında bir kısım seks eğitimi uygulamasının önemini tartışmaya başladı. Seks araştırmacıları ve hekimler kolay anlaşılır, açık seks el kitapları ya da herkesin katılabileceği konferanslar düzenlenmesini önerdiler (Bkz. «Seks Araştırması»). Avrupa&#8217;da olduğu kadar ABD&#8217;de de ilk seks eğitiminin savunucularının hatırı sayılır bir muhalefetle karşılaşması şaşırtıcı olmadı. Bununla birlikte onların dirençli çabaları, genelde daha mantıklı bir tutuma öncülük etti. Burada yalnızca birkaç örnek verebildiğimizden, biz farklı yaklaşımlara sahip üç kişiyi seçtik.</p>
<p>Benjamin B. Lindsey (1869 -1943)</p>
<p>Benjamin Barr Lindsey yoksulluk ve çocuk suçları arasındaki ilişkilerde ilgilendiğinde, Colorado&#8217;da Denver&#8217;de bir çocuk mahkemesinde yargıç olarak hizmet veriyordu. Sayısız yasa önerisi sunup Colorado&#8217;da ve başka eyaletlerde çocuk adalet sisteminin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulundu.</p>
<p>Lindsey&#8217;in sosyal ilgisi, aynı zamanda daha geniş halk topluluklarına konferans vermeye değin uzanıyordu. 1925&#8242;te Lindsey ve bir gazeteci olan Wainwright Evans, gençlerin cinsel sorunlarına değinen bir dizi makale yazdılar. Modern Gençliğin Devrimi adlı bir kitapta toplanan bu makaleler, Lindsey&#8217;in akılcı yargılarıyla göreneklere boyun eğmez bir cinsel davranışla yaklaştığından büyük bir tartışma kopardı. Sonuçta birçok muhafazakâr politikacı ve dinsel önder Lindsey&#8217;i, gençliğin ahlakını bozmakla suçladı.</p>
<p>Onun Evans&#8217;la birlikte yazdığı, daha sonraki kitabı «Ortak Evlilik» (The Companionate Marriage 1927) daha büyük genel tartışma ve olaylara neden oldu. Bu kitabında Lindsey, herkese açık okullarda diğer derslerle birlikte seks eğitimi ve doğum kontrolü bilgisinin verilmesini savunuyordu. Gençliğin üzerinde devam etmekte olan cinsel baskı karşısında Lindsey aynı zamanda «Ortak Evlilik» adı verilen yeni bir evlilik biçimi önerdi. Bu, Doğum Kontrolü ve çocuksuz çiftlerin nafaka ödemeksizin karşılıklı rızalarıy-la birbirlerini boşama haklarının olduğu bir yasal evlilik türü olarak tanımlanıyordu.</p>
<p>Kitap, Lindsey&#8217;in dünyaca tanınmasına yol açtı. Ancak, onun oldukça ılımlı ve akla uygun önerileri Avrupa&#8217;da olduğu kadar ABD&#8217;de de yaygın olarak desteklenirken, aynı zamanda kendisini çeşitli muhafazakâr dinsel gruplarca ahlaksızlıkla suçlanır buldu. Politik karşıtları çabucak onu Colorado&#8217; daki yargıçlık mevkiinden sürme fırsatını yakaladılar. Ve Lindsey ölümüne değin yargıçlık yaptığı Los Angeles, California&#8217;ya hareket etti.</p>
<p>Bugün yargıç Lindsey büyük ölçüde unutuldu, ancak zamahında cinsel reform mücadelesinin en etkin konuşmacısı ve bu uğurda en yoğun çalışanlardan biri olarak tüm dünyada bilinmekteydi.</p>
<p>Margaret Sanger (1883 -1966)</p>
<p>New York City&#8217;nin yoksul semtlerinde hemşire olarak çalışan Margaret Sanger, bu çalışma süresinde büyük bir cinsel sefalet görüyordu. Sanger, bir süre sonra hastalarına etkin bir yardımda bulunmak için sonuca yaklaştı. Onların istenilmeyen gebeliklerden kaçınmaları gerekiyordu. Derhal bu alanda araştırmalara girişti, bir yandan da yazılar kaleme almaya başladı. («Doğum Kontrolü» terimini bulan odur.) Margaret Sanger, her kadının kendi bedenini kontrol etme hakkına sahip olması gerektiğini güçlü bir biçimde hissediyordu ve 1914&#8242;te The Woman Rebel (Kadının İsyanı) dergisinde görüşünü açıklamaya başladı. Çıkarılan 9 sayının yedisi Federal yetkililerce toplatıldı. Ve Bayan Sanger &#8216;Mektupla müstehcen yayın göndermek&#8217; suçundan sorguya çekildi. Bununla birlikte Sanger, çalışmasıyla hatırı sayılır bir destek kazandığından 1916&#8242;da dava düştü.</p>
<p>Aynı yıl Margaret Sanger ve kızkardeşi, Brooklyn&#8217;in Brownsville bölgesinde bir doğum kontrol kliniği açtılar. Bu klinik herkesin tepkisini çekiyor diyerek yetkililerce hemen kapatıldı. Kızkardeşler eyalet müstehcenlik yasasını çiğnemekle suçlanıp, ceza olarak 30 günlüğüne bir çalışma kampına gönderildi.   Sanger  mahkûmiyetini  tamamladıktan   sonra   çalışmalarına 1929&#8242;da, Sanger Kliniğine baskın düzenlenerek dosyalar müsadere edilip önlenene değin devam etti. Yine, büyük bir destek davanın nihai olarak düşmesini sağladı. Sonuçta, 1936&#8242;da bir Federal (Yargıtay) istinaf mahkemesi hastaların iyi olmalarını sağlamak ya da yaşamını kurtarmak amacıyla gebelik önleyiciler için reçete yazmanın hekimlerin hakkı olduğunu onayladı.</p>
<p>1921&#8242;de bayan Sanger, Amerikan Doğum Kontrol Birliğini kurdu. 1929&#8242;da da doğum kontrolü için Federal Yasama Ulusal Komitesini örgütle-di. On yıl sonra Birlik 1942&#8242;de Amerikan Aile Planlama Federasyonuna dönüşen çeşitli başka gruplarla birleşerek Amerika Doğum Kontrolü Federasyonunu oluşturdu. 1952&#8242;de, Margaret Sanger, Uluslararası Aile Planlama Federasyonunun ilk başkanı oldu ve kalan zamanının ve enerjisinin çoğunu Asya&#8217;da doğum kontrolü davasına adadı.</p>
<p>Margaret Sanger&#8217;in büyük kişisel başarısı ve kesin olarak onaylanmasına karşın, onun ölümünden sonra, ABD&#8217;nin pek çok bölgesinde doğum kontrol bilgisinin etkin bir yayılımı yasal engellerle karşılaştı. Federal yasa hâlâ mektupla gönderilen bu tür bilgileri önlüyordu ve birçok eyalet, gebelik önleyicilerin satışı ve kullanımına yasal olarak izin vermiyordu. Evlilikte bile gebelikten korunmayı yasaklayan Connecticut yasasının anayasadışı olduğu 1965&#8242;e değin açıklanmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı karşısında, 1966&#8242;da Massachusetts kendi yasasını, ancak bir doktor reçetesi ve yalnızca evli bir çift olmak, koşuluyla gebelikten korunmaya izin veren bir düzeltmeye tabi tuttu. Bu düzeltilen yasanın da anayasadışı ilan edip kaldırılması için bir 6 yıl daha geçmişti. Sonunda, 1970&#8242;de Kongre gebelikten korunmayla ilgili son kısıtlamayı da kaldırdı.</p>
<p>Bertrand Russell (1872 -1970)</p>
<p>Uzun yaşamı süresince İngiliz matematikçisi ve felsefecisi B. Russell, insan bilgisinin birçok farklı alanında değerli katkılarda bulundu ve bir takım insancıl davaların baş savunucusu oldu. Bunların hepsi aslında iyi biliniyor, bu yüzden burada yinelemeye gerek yok. Bununla birlikte, modern seks eğitimcileri Russell&#8217;in cinsel haklar ve cinsel sorunlara akılcı bir yaklaşım için sürdürdüğü cesaretli kavgasına özel bir şükran borçludur.</p>
<p>Russell, kendi çocuklarını yetiştirirken, karısıyla birlikte öğrencilere hatırı sayılır özgürlük veren karma bir okul kurdular. Bu okuldaki deneyimleri Russell&#8217;in eğitim üzerine görüşlerini büyük ölçüde etkiledi. 1929&#8242;da insanın</p>
<p>evlilik içi ve dışındaki cinsel ilişkilerine değinen Evlilik ve Ahlak (Russell&#8217;in bu kitabı Say Yayınları tarafından basılmıştır) kitabı yayınlandı. Bu kitapta, gençlerin çok daha iyi bir seks eğitimi için, evlilik öncesi cinsel ilişki ile evli çiftlerin evlilik dışı ilişki tercihleri ve çocuksuz çiftlerin karşılıklı rızayla boşanmaları tartışıldı. Russell, bu önerileri evliliğin sosyal bir kurum olduğuna inandığından getiriyor, aslında bilgisizlik, ikiyüzlülük ve cinsel sömürüye karşı savunup onu güçlendirmek istiyordu. Bazı bakımlardan Russell&#8217;in konumu kendinden 12 yıl önce bir kitap yazan Yargıç Ben Lindsey&#8217;in durumuna oldukça benziyordu. Lindsey gibi Russell&#8217;in de çabucak ahlaksız ilan edilmesi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD&#8217;ye geldiğinde, tutucu grupların kötü davranışı ve son derece şiddetli düşmanlığı ile karşılaşması şaşırtıcı sayılmaz.</p>
<p>1940&#8242;da Russell, New York City College&#8217;e felsefe profesörü olarak atandı. Bununla birlikte, City College&#8217;deki bazı öğrencilerin anababaları mahkemeye başvurup atamanın bozulması için bir dava açtılar. Anababaların avukatı, Russell&#8217;in kitaplarının «seks düşkünü, müstehcen, sefih, erotomanyak, afrodizyak, tanrı-tanımaz, dar kafalı, yalancı ve ahlaktan yoksun» olduğunu söylediler. Dahası, bir birey olarak, eşcinselliğe göz yuman ve İngiltere&#8217;de çıplak halde dolaşmaya ilgi duyan bir çevreye öncülük de etmişti. Russell&#8217;in felsefi yazıları ucuz, bayağı, işi bitmiş fetişler, halkı yanlış yola</p>
<p>sürüklemek için teşebbüsler ve hileler olarak değerlendirilip gözden düşürülmeye çalışıldı.</p>
<p>Olayı duyan yargıç, Russell&#8217;in kitaplarının «iğrenç», ahlaksızca ve «şehvani» öğretiler içerdiğini kabul edip doğruları öğretmediği için Russell&#8217;i suçladı. Mahkemenin kararına karşın atamanın yapılması, üniversitede bir «ahlaksızlık kürsüsü» kurma çabası olarak görüldüğünden bu yasadışı bir girişim olacaktı ve dolayısıyla üniversitede insanların genel sağlığı, güvenliği ve ahlakı çiğneniyor olacaktı. Russell, yargılamada bir taraf olmadığından bu suçlamaları yanıtlamak ya da eleştirmek hakkına sahip değildi. New York&#8217;taki Yüksek Öğretim Kurulu karara itiraz etmedi, çünkü olayın politik sonuçlarından korkuyordu.</p>
<p>Bertrant Russell konferanslarını Harvard&#8217;da sürdürdü ve daha sonra da Philadelphia yakınlarındaki Barnes kurumunda. Ancak, New York&#8217;daki deneyimleri Amerika&#8217;daki yasamı boyunca onu gölge gibi izledi.</p>
<p>SEKS EĞİTİMİNİN GELECEĞİ</p>
<p>1970&#8242;de ABD Federal Müstehcenlik ve Pronografi komisyonu Kong-re&#8217;ye ve Başbakana verdiği resmi raporunda şunu önerdi: Etkin bir seks eğitimi için ok yaydan çıkmıştır. Artık seksin insan yaşamının doğal ve normal bir parçası olduğunun ve insanın bizzat cinsel bir varlık olduğunun kabul edilmesi amaçlanmalıdır. Ortodoks bir tutum yerine eğitimde çoğulcu bir değerler sisteminin şekillenmesi sağlanmalıdır. Eğitim sadece biyolojik ve fizyolojik bilgilerle yetinmemeli, aynı zamanda toplumsal, ruhbilimsel ve dinsel bilgileri de içine almalıdır&#8230; toplumumuzun bütün kesimlerine, çocuklara olduğu kadar ergenlik çağındakilere ve yetişkinlere yönelmelidir.</p>
<p>Bu birkaç cümle çağdaş seks eğitimcilerinin yöntem ve hedeflerini yeterince açıklamakta ve gelecek için akılcı ilkeler ortaya koymaktadır. Bugün seks eğitiminin olumsuz bir rol oynayacağı fikrinin tersine seks alanında eğitimi olumlu olacağı inancı yaygınlaşmaktadır. İnsanlar kendi cinselliklerini yadsımamalı, tersine benimsemeyi öğrenmelidir. Kaldı ki bugünkü kültürümüzde artık bütün diğer eğitimsel alanlarda olduğu gibi seks eğitiminde de dogmatik olunmaması gerektiği açıklık kazanmıştır. Bu nedenle seks eğitimi biyolojik yaşam olgularının ya da jenital boşalım açıklamalarının da ötesinde daha çok bilgiyi içermelidir. Gerçekten de bugün seks eğitimi cinsel duygulanım ve fanteziler, mutluluklar, inanışlar, batıl inançlar konusundaki kısır tartışmaların yeniden gözden geçirilmesinin ötesine geçerek son derece olumlu bir çıkış yoluna girmiş bulunmaktadır. Bundan sonra tartışmalar, farklı toplumsal ve tarihsel dönemlerde cinsel davranışlar, erotizm, seks yasaları ve nihayet, «cinsel siyaset» konularında olacaktır. Son olarak çocuklara kısıtlayıcı olmaksızın, onların toplumun her kesiminde yerlerini bulmalarına yardımcı olmalıdır.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra, eğitimin bütün yaşam boyunca sürdürülmesinin önemi özellikle, anlaşılmış olmalıdır. İnsan denen yaratık yaşadığı sürece öğrenmeye açıktır. Ve sadece sıradan yurttaş olmayı öğrenmekle kalınmaz.</p>
<p>Aileler, topluluklar, uzman grupları, siyasi oluşumlar ve hatta uluslar, seks eğitimi sonucunda kişilerin cinsel tutumlarını da değiştirebilirler. Sağlıklı yaşam biçimini, daha mantıklı ahlak standartlarına ve daha fazla cinsel hoşgörüyü benimseyebilirler. Bu önce kişisel sonra kolektif mutluluğun artmasını sağlar.</p>
<p>Kuşkusuz bugünkü cinsel sorunlarımızın birçoğu eski bilgisizliğimizden kaynaklanır. Bazı cinsel ve toplumsal sorunlar bütünüyle yanlış bilgilenmeler sonucu ortaya çıkmışlardır. Bedensel işlevler ve sıradan insan davranışları konusunda yanlış bilgilerden dolayı insan sakat davranışlar ya da korkuların kurbanı olmuştur, ki bu insan ilişkilerini öldürücü bir zehirdir.</p>
<p>Önde gelen seks eğiticileri bunun her zaman ayrımındadırlar ve yine birçok hekim klinik deneyimlerinde hep bu nokta üzerinde durmuşlardır. Böylece, kitabın başlarında gördüğümüz, son yıllarda, cinsel sapkınlığın tıbbi modeli, öğrenme modelinin yerini almıştır. Fizyolog ve psikiyatristler terapinin eğitimin biçimleri olarak açıklanan yeni özel çeşitlerini geliştirmişlerdir. Örneğin bir özyaşam öyküsel yöntem olarak açıklanabilen psikanaliz, çözüme tabi tutulan kişiye analizin kurnazca kılavuzluğu altında, kendi yaşam öyküsünü anlattıran bir eğitim yöntemidir. (Ayrıntılar için «Uyumcu-luk ve Sapkınlık, Sağlıklı &#8211; Hasta» bölümüne bakınız.)</p>
<p>Elbette daha çağdaş ve özgün «seks terapileri» eğitimin şekillenmesini sağlayabilir. Örneğin Master ve Johnson cinsel işlevsizliklerle ilgili tedavilerinde, yardım ettikleri kadın ve erkeklerin cinsel davranışlarını öğrenmek için kılgısal (pratik) alıştırmayla doğru bilgileri birleştirmişlerdir. Benzer biçimde ABD Ulusal Cinsellik Komisyonu tarafından geliştirilen «Cinsel Tutumların Yeniden Oluşturulması» programına katılanlar kendi tutumları üzerine eğitilir ve böylece onlara daha geniş bir anlayış ve cinsel doygunluk yolu gösterilmiş olur. Bütün bunlar ve benzeri gelişmeler, yaklaşmakta olan kavganın habercileri.</p>
<p>Kısacası, seks eğitimi, cinsel organlar ve onların işlevlerinin ve kullanımlarının gözden geçirilmesi, sorgulanmasından öte bir şeydir. Hatta tersine bütün akılsal ve bedensel insan yetisini sonu gelmez yöntemlerle geliştiren kuram ve pratiklerin birleştirilmesidir.</p>
<p>Başka bir deyişle, seks eğitimi, insanın cinsel bir varlık olarak eğitimi demektir.</p>
<p>Aile Planlaması Federasyonu</p>
<p>Margaret Sanger&#8217;in çabalarına ve doğum kontrolü için mücadele eden diğerlerinin çabalarına şükran borçluyuz. Onların uğraşları boşa gitmedi ve daha mücadelelerinin yarı yolunda, 1942&#8242;de Amerikan Aile Planlaması Federasyonu kuruldu. Bu federasyon şimdi çok daha genişleyerek irili ufaklı şubeleriyle tüm eyaletlerde kuruluşunu tamamladı. Yıllar içinde hatırı sayılır bir gelişme gösteren Aile Planlaması, herkesin yararlanması amacıyla üremeyle ilgili bilgiler ve iradi doğum kontrol hizmetleri sağlıyor. Aynı zamanda uzman ve yarı-uzman kişilerin aile planlaması alanındaki çalışmalarına destek oluyor.</p>
<p>Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu, bugün yüzden fazla ülkeye, doğum kontrol servisleriyle hizmet veren ve yetmiş dokuz ulusun aile planlama gruplarının birleşmesiyle oluşan dünya çapında bir örgüt haline gelmiştir.</p>
<p>Bu gözlemlerden, bilinçli seks eğitiminin daha bebeklikten başlaması gerektiği görülüyor. Bebeklerin kendi bedensel tepkilerine aşina olması gerekir, onlar sevginin ne olduğunu anlamalı ve sevgisini ifade etmesini bilmelidirler. Onlara, uygun erkek ya da dişi kimliğini geliştirmeleri öğretilmelidir. Aynı zamanda onlar boş, anlamsız, dar bir cinsiyet rolüne zorlanmama-lıdır, bakımları sırasında. Çocuklar için bu türde bir basmakalıp rol iyi değildir ve böyle bir durum onların tam insani potansiyeli anlamasını önleyebilir. Çocukların ilgi gösterdiği herhangi bir konuda bilgisiz bırakılmaması gerektiğini söylemek bile gereksiz. Bu, aynı zamanda seks konusu için ele geçerlidir. Özel, kişisel konular gizli kalmalı, ama genel konuların gizlenmesine gerek duyulmamalıdır. Örneğin, elinizdeki kitapta bulunan her şey çocuklarla tartışılabilir, tabii doğru bir çizgi içinde ve dili de onların anlayabileceği düzeyde bir düzeltmeden geçirilerek.</p>
<p>Seks eğitimi esasen ahlaksal değerlerle ilgili olduğundan, kuşkusuz, anababaların himayesi ve sorumluluğu altındadır. Her şeye karşın, başka çalışma alanlarında olduğu gibi, okullarda biyolojik, psikolojik, yasal, tarihsel ve kültürel bilgileri biraz daha geniş vererek önemli bir katkıda bulunabilirler. Nitekim, onlar çocuklara başka tartışmalı konular gibi, tutkulara kapılmadan ve akademik bir yaklaşımla, avantajlarıyla birlikte seks konusunda bilgi verebilirler. Böyle bir uygulamanın ardından, konunun genelde daha düzenli bir şekilde ele alınmasının koşullan yaratılmış olmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, cinsel bilgi ev ve okullarla sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda, kiliseler, gençlik kuruluşları, Kızılhaç, Aile Planlama örgütleri, kütüphaneler, müzeler ve hayvanat bahçeleri, insan ve hayvan cinselliğine ilişkin çeşitli tablolara değinen özel programlar hazırlayabilirler. Yayıncılar, çocukların seks eğitimi için çok daha iyi kitaplar, broşürler, dergiler, karikatürler ve plak albümleri sağlayabilirler. Füm yapımcıları eğlendirici, ama her şeye karşın eğitsel seks filmleri yapabilirler, tüm aile ya da özellikle genç seyirciler için. Televizyon istasyonları çeşitli yaş gruplarından insanlar için özel seks eğitim programları yaratabilir. Olasılıklar sonsuz görünüyor ve şu anda tükemek şöyle dursun, ancak çok azı algılanmaktadır. Öğrenci gazeteleri kadar günlük basın da gençlerin cinsel sorunlarına ve hatta düzenli seks eğitimine daha fazla yer ayırabilirler. Belli gebelik önleyiciler herkesin kullanabileceği otomatik parayla çalışan makinelerle çok daha serbest bir şekilde temin edilebilir bir hale getirilebilir. Ayrıca gebelik önleyicilerin yanında gebelikten korunma ve zührevi hastalıklar hakkında ayrıntılı bir bilgi verilebilir. Böyle bir bilgi aynı zamanda âdet tamponlarının bulunduğu kutularda yer alabilir.</p>
<p>Bu sürekli eğitsel kampanyadaki bazı unsurların tüm görünümleriyle üreme üzerinde odaklanacağı açıktır, ancak başka şeylerde aynı zamanda seksin duygusal görünümü ve cinsel etkinliğin bir parçası olabilen haz duyma üzerine konuşmaları vurgulayacaktır. Gerçekte böyle bir haz yetisi dikkatlice desteklenmelidir. Ne yazık ki böyle bir şeyi gerçekleştirme büyük bir dirençle karşılaşıyor. Gençlerin cinsel deneyimlerini bu kitabın başka bir yerinde tartıştık ve toplumumuzda çok az yetişkinin bu tür deneyimleri teşvik ettiği ya da göz yumduğu gerçeğini de öğrendik. Şartlara göre, böyle bir cinsel eğitimin ilk pratik yanı uzun zamandır savsaklanmış bir halde kalıyor. Bununla birlikte, salt cinsel eğitimde değil, başka herhangi bir eğitsel konuda da pratik eksikliğin bulunduğunu herkes açık olarak görebiliyor. Aslında, hiç kimse kitap okuyarak ya da konferanslar dinleyerek bir öğrencinin dans etmeyi öğreneceğini ummaz. Yine hiç kimse sadece tarifle yetinerek otomobil sürmeyi öğrenemez. Kısacası, bugün varolan ve savunulan haliyle seks eğitimi başka bir eğitim disiplininde olmayan bazı kısıtlamalarla engelleniyor hâlâ. Öğrencilere yeterli bilginin verildiği durumda bile, onların bilgilerini yoğun bir uygulamayla bir şekle sokmalarına da izin verilmiyor. Onlar gerçek cinsel eşlerle kendilerini gerçek durumda gösteremez, kendi izlenimlerini toplayamaz ve çeşitlendiremez, ya da çeşitli yolları deneyerek öğrenemez. Hatta çoğu zaman eğiticinin içtenliksiz ya da kötü niyeti olmasa bile, seks eğitimindeki tüm resmi girişimler bu garip sınırlamalara gerçekdışı ve alışılmamış bir hava veriyor.</p>
<p>Kuşkusuz birçok genç insan resmi olmayan yollardan cinsel ilişkiyle meşgul oluyor ve böylece bazı pratik bilgiler kazanmaya çabalıyor. Ancak bu gençler eylemlerini yetişkinlerin onayı olmaksızın yapıldığından, deneyimleri başkalarında olabildiği gibi ödüllendirici, eğitici ve haz verici olamıyor her zaman.</p>
<p>Dahası, onların eşleri de aynı yaştan oluyor bu kez ve çoğu kez aynı deneyimsizliği ve güvensizliği birlikte yaşıyorlar. Geçmişte ve günümüzde birçok toplum oğlan ve kızlara ergenlikte deneyimli ve yaşça daha büyük eşlerin cinsel bakımdan yardım etmeleri gerektiğine inanmakta. Ne yazık ki ABD&#8217;nin birçok eyaletindeki seks yasaları gençler ve yetişkinler arasındaki cinsel temasa sınırlamalar getirmeye devam ediyor. (Bak «Uyumculuk ve Sapkınlık, Yasal &#8211; Yasadışı».)</p>
<p>Liseden ayrıldıkları zaman, birçok genç Amerikalı, bazı pratik deneyimler geçiriyorlar, ancak doyumsuz yaşıyorlar ve yüksekokullarda normal olarak çok daha geniş cinsel fırsatlar buluyorlar normal olarak. Büyük ölçüde yüksekokul öğrencisi insan cinselliği üzerine çeşitli kurslara girebiliyor ve aynı zamanda kampüste doğum kontrol hizmetleri de yapılıyor. Yüksekokula gitmeyen genç insanlar da Aile Planlaması, çeşitli başka genel ve özel cinsel bilgi ve danışma hizmetlerinden yararlanabiliyor. Son zamanlarda bu tür servislerde bir çoğalma görülmektedir ve bunlar da toplumun her düzeyinden kişilere yardım edebiliyorlar. Şimdi bazı hekimlerin kendi film ve video kasetlerini yaparak hastane ya da başka tedavi yerlerinde bunları kullanmaları buna çarpıcı bir örnek oluyor. Böyle bir olanak çocuk doğumu, çocuk bakımı, gebelikten korunma, gebelikte cinsel ilişki ya da benzer özel konuları kesin bir biçimde gösterme açısından çok yerinde görülüyor.</p>
<p>Yetişkinlerin seks eğitiminde başka bir kaynak her biçimde kitle iletişim araçlarıdır. Özellikle belli yönelimleri olan popüler dergiler genelde cinsel teknikler, erotik sanat, seksle ilgili yasal ve felsefi sorunlar, cinsel töreler tarihi konularında oldukça fazla eğitsel niteliklere sahiptir. Aslında bu tür dergiler çoğu kez «müstehcenlik» ve pornografi suçlamalarıyla karşılaşmakla birlikte, bazen oldukça değerli cinsel bilgileri basit bir dilde vererek pekâlâ yerinde bir görevi üstlenmiş oluyorlar. Birçok durumda da daha «saygın» yayınlarca açık bırakılan bir boşluğu dolduruyorlar. Bu, aynı zamanda pornografi sinemaları için de geçerlidir. Bu tür filmlerin bir kısmı insanların cinsel duygularını sömürücü ve yıkıcı olmalarına karşın, bir kısmı da gerçekten deneyimsiz seyircileri eğitme işlevini yerine getirebilecek düzeyde olabiliyor.</p>
<p>Öte yandan, bizim çağdaş pornolarımızın insan cinselliğini çoğu kez oldukça gerçekdışı bir şekilde resmettiği görülüyor ve böylece belli saf okuyucuyu ya da izleyiciyi yanlış yöne sevkedebiliyor. Gerçekte, bazı seks eğitimcileri sansür ya da yasaklamak için söz konusu bu tür materyalleri yeteri kadar ciddi tehlike saymakta. Bununla birlikte, bizim tıbbi ve psikiyatrik metinlerde, ansiklopedilerde, evlilik rehberlerinde, ilmihâllerde, edebi çalışmalarda çok daha fazla zararlı yanlış bilginin bulunduğunu hatırlamamız gerekir. İşin doğrusu, tüm dünyada kilise kapılarında milyonlarca satılan dinsel broşürlerde bugün bile belli tehlikeli yanlış kavramlar yayılmaya devam ediyor. Bu kitapçıkların bazıları bilgisiz genç bir insanın kafasında kötüleyici bir etki yapabilir pekâlâ. Ayrıca, bu kitapçıklar önyargı ve cinsel hoşgörüsüzlüğü besleyebilir çoğu kez. Tüm bu olgularla karşılaştırılırsa, bazı pornolar nispeten zararsız görünüyor.</p>
<p>Ne olursa olsun, sansür iyi bir çözüm değildir. Bizimki gibi çoğulcu toplumlarda, «en iyi» cinsel bilgi yalnızca engellenmemiş çok yönlü bir araştırma ve tüm görüşlerin yer aldığı herkesin katılabildiği istekli bir tartışmadan çıkan «kendine özgü» cinsel değerlerde bulunabilir.</p>
<p>Bunu, genellikle bugünkü durum ortaya koyuyor ve muhtemelen de gelecek onu karakterize edecek. Böylece, nihai olarak, biz seksin tehdit edici ve hisleri etkileyici bir sorun olmaktan çıkacağı bir noktaya varacağını ümit edebiliriz. Yerine, insan yaşamının ne aşırı fazla ne de aşırı az dikkat toplayan doğal bir görünümü gelir. Önceki daha az bastına yaşlarda seks eğitimi normal olarak herkesin genel eğitiminin bir parçası olur.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Devrim</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:55:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşının sonunda, Wilhelm Reich, Amerikan okuyucularına ilk yazılarından bazılarını «Cinsel Devrim» adı altında sunmuş bulunuyordu (1945). Bu devrimin insanın duygusal, sosyal ve ekonomik varlığının köklerine uzanan açıklamasında Reich, kendisini bir radikal olarak gösteriyordu; yani bu kökleri gözden geçiren &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Dünya Savaşının sonunda, Wilhelm Reich, Amerikan okuyucularına ilk yazılarından bazılarını «Cinsel Devrim» adı altında sunmuş bulunuyordu (1945). Bu devrimin insanın duygusal, sosyal ve ekonomik varlığının köklerine uzanan açıklamasında Reich, kendisini bir radikal olarak gösteriyordu; yani bu kökleri gözden geçiren ve insanlığın özgürlüğünü oluşturan gerçekleri korkusuzca sergileyen bir adam.</p>
<p>Reich&#8217;a göre, gerçek, insanlara doğal olmayan yıkıcı cinsel ahlaklılığı empoze ederek Batı uygarlığının insanları hasta yapmasıydı. Bununla birlikte, doğal insan yaşamının işlevlerini binlerce yıllık bir uykudan uyandıran, çeşitli modern toplumsal ve bilimsel başkaldırılara teşekkürler. Gelecek cinsel sağlığı düzeltecek ve ilk olarak tam insan özerkliğini sağlayacaktır.</p>
<p>Reich, insan mutluluğunu ilgilendiren konularda iç kuşkuya yer bırakmadı. Derin politik değişimler bekledi ve nitekim, «devrim» üzerine konuştuğu zaman bütünüyle bunu kastediyordu. Bu bakımdan daha önceki yazarların geleneğini izledi. Aslında, ondan önce uzun zamandır cinsel özgürlük için mücadele edenler kendilerini isyancı ve devrimciler olarak tanıtmışlardı. Amerikan feminist hareketi de hiçbir zaman bu tür terimler kullanmada bir çekingenlik göstermedi. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Marga-ret Sanger, Kadın İsyanı adında bir dergi yayınladı. 1868&#8242;in başlarında da Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony de kadınların oy kullanma hakkı için mücadele eden Devrim adında bir gazete yayınlamışlardı. Gerçekte, 1776 Amerikan bağımsızlığının doğuşunda, Abigail Adams, ABD&#8217;nin ikinci cumhurbaşkanı olan kocası John Adams&#8217;ı, politik haklar verilmedikçe</p>
<p>kadınların isyan edebileceğini açıklayarak tehdit etmişti. (Ayrıntılar için «Erkeğin ve Kadının Toplumsal Rolleri», «Kadınların Özgürleşimi»ne bakınız.)</p>
<p>Bu kısa açıklama cinsel devrimin öyle ansızın ortaya çıkmadığı ayrı bir fenomen olmadığını, özellikle 18. yüzyılda İngiltere&#8217;de başgösteren Sanayi Devrimi ve Amerika ve Avrupa&#8217;da sonuçlanan politik devrimler gibi modern çağların başka birçok devrimleriyle ilişkili olduğunu bize hatırlatmak açısından yeterli olabilir. Gerçi Amerikan Devrimi cinsel özgürlükle henüz açık olarak ilgilenmiyor, hatta kadınların özgürleşiminin tartışılması başarılı olamıyorsa da, bunlara karşın, insan mutluluğunun sağlanması için doğal insan hakkını açıklayarak daha sonraki değişimler için yapılacak esas çalışmalara yol gösteriyordu.</p>
<p>1789 Fransız Devrimi, doğrudan birçok cinsel soruna hitap etti ve en iyi itkileri bir süre sonra boşa giderken, cezai seks yasalarının, kilisenin etkisinden kurtulmasını sağladı.</p>
<p>19. yüzyıl Fransa ve Almanyasında modernleşme sürecine hız kazandırmak ve kişi haklarını genişletmek için birkaç yeni «küçük» devrimin gerçekleşmesi için uğraşıldı, ancak bunlar başarılı olamadı. Bastına evlilikler, aile hukukları ve oy kullanma hakkının inkârı, beraberinde kadınların «yerinde» kalmalarına yol açtı. Edebi sansür, özgür fikirlerin akışına engel oldu ve herkesi cinsel bakımdan bilgisiz bıraktı. Her şeye karşın, prezervatif üretimi büyük ölçüde gerçekleştiği zaman, birçok erkek ve kadın, ailelerinin büyüklüğünü planlamaya başladı ve böylece «bir gebelikten korunma devrimi» yaşandı. Sonuç olarak, bunlar devlet tarafından tanınmadan kalmış olsa bile, en azından cinsel bakımdan kendi kendine karar verebilmek için bazı ölçüler kazandılar. Bununla birlikte, nihayet, geleneksel ideoloji ile pratik gerçek arasındaki uçurum o denli genişledi ki, artık çarpıcı bir yeniden düzenleme kaçınılmaz görünüyordu. Bu yenidene düzenlemeye eskinin katı politik düzeninin çöküşünü ilan eden Birinci Dünya Savaşı neden oldu. 1917&#8242;de, Rusya&#8217;da devrim başladığı zaman, devrim programında kadınların ve evrensel cinsel özgürlük için eşit haklardan söz ediliyordu. Böylece ilk olarak «cinsel bir devrim» bir devletin resmi politikası oluyordu.</p>
<p>Ne yazık ki, Reich kitabında tanımladığı gibi, birkaç yıl sonra Rus Devrimi, yapılan cinsel baskılarla, özgürlükçü amaçlarından sapıyordu. Tepkisel yasalar yeniden yerleştiriliyor ve bir süre sonra, birçok başka haklarla birlikte, serbest olan cinsel içerikli haklar ortadan kalkıyordu. Reich, bu gözleminden bir sosyal sınıftan başka bir sosyal sınıfa salt güç dönüşümünün yeterli olmadığını ve çok daha derin bir dönüşümün gerektiği sonucunu çıkardı. Gerçekte, Reich böyle bir dönüşümün daha şimdiden ABD&#8217;de ve başka aydınlanmış Batı demokrasilerinde pekâlâ yoluna girdiğini hissetti. Bu yüzden, zenginlik ya da yoksulluk, komünizm ya da kapitalizm artık bir sorun olmaktan çıkıyor, ancak basit olarak bir kişisel özerklik, bir «kendi kendini yönetme»nin karekter yapısı bir sorun olarak ortaya çıkıyordu. Bu tüm doğal bilimlerin yardımıyla varolan politik sistemlerin zorluklarını gözö-nüne alarak gerçekleştirilmesi gereken bir idealdi.</p>
<p>Kendi kendini yönetim, özerk kişiler, esasen bir burjuva idealidir. Bu ideal, modern Batı orta sınıflarının umutları ve ilgilerini yansıtan insan varlığının bir modelidir ve geçmişin orta-sınıf devrimleri için her zaman itici bir güç sağlamıştır. Bununla birlikte, artık toplumumuzda yaşanan politik devrimlerin bu örneği izlemediği görülüyor. Örneğin Rus, Çin ve Küba devrimleri burjuvazinin sonuna hizmet etmediği gibi bireyselliğe karşı da pek az sabır gösterdi.</p>
<p>Bu yüzden, onların aynı zamanda cinsel özgürlükte bir artış sağlamayı başaramamaları da pek şaşırtıcı gelmiyor. Üstelik, bu ülkeler kazanılmış bazı özgürlüklerin bile üstüne bir çizgi çektiler. (Çoğu başka Katolik ülkeler gibi iyi bir örnek oluşturan Küba, Fransız Devrimi ve onu izleyen Napolyon-cu reformların sonucu olarak oğlancılık yasalarını ortadan kaldırmıştır. Ancak sosyalist devrimden hemen sonra Küba bir kez daha homoseksüellere baskı yapmaya başladı.)</p>
<p>Aynı nedenle, kişi özgürlükleriyle ilgilenen Batının kapitalist, burjuva toplumunda, cinsel devrim devam ediyor. Cinsel bakımdan kendi-kendine karar verebilme hakkı her zamanki gibi önemli olarak değerlendiriliyor ve gerçekte, çeşitli cinsel özgürlük grupları bu durumun daha da genişlemesi için sıkı bir biçimde çalışıyorlar. ABD&#8217;de bir Eşit Haklar İçin Değişiklik, düşüğün resmen kabul edilmesi, oğlancılık, fahişelik ve müstehcenlik yasalarının kaldırılması ve homoseksüellere karşı ayrımcı tutumun sona ermesi mücadelesi belki de günümüzdeki en iyi örneklerdir. Aynı zamanda, giderek artan sayıda insan daha şimdiden kabul edilen cinsel haklarla belirli bir avantaj sağlamış bulunuyor. Böylece, cinsel özgürleşim hareketi hâlâ güç kazanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bununla birlikte, bazı çağdaş gözlemciler bu hareketin burjuva devriminin ya da herhangi bir devrimin bir parçası olduğuna inanmıyorlar. Yerine, onlar kesintiler ve çarpıcı değişimlerin görülmediği tedrici bir gelişmeden, bir doğal evrimden söz etmeyi tercih ediyorlar. Bu görüşü desteklemek için, onlar kur yapma ve evli eşlerin devam etmesi, birçok geleneksel ahlak değerlerinin kalımı ve oldukça muhafazakâr ortalama erkek ve kadınların varlığına dikkat çekiyorlar. Evrimciler bize daha başka, evlilik öncesi ve evli-likdışı seks, gebelikten korunma, düşük, homoseksüel davranış, fahişelik ve «pornografide hiçbir şeyin yeni olmadığını hatırlatıyorlar. Gerçekte, bu normların çiğnenmesi şimdi bizim aramızda görüldüğü kadar atalarımız arasında da yaygın olmuş olabilir. Geçmiş dönemle ilgili güvenilir istatistiki veriler sağlanamadığından, herhangi bir devrimci değişime sahip olduğumuzu, gerçekte böyle bir değişimin olup olmadığını öğrenecek bir yolumuz yok. Cinsel törelerin değişiminde hakim izlenim herhangi bir sınırlılığın yitimini göstermeyebilir, ancak sadece daha büyük bir içtenlik durumu değiştirebilir.</p>
<p>Bu varsayımda açık olarak bazı değerler yatar. Genel olarak konuşursak, insanlar cinsel gereksinimleri hakkında eskiden olduklarından daha az ikiyüzlüdür. Nitekim, eskiden üstü örtülü kalan ya da inkâr edilen davranışları da bugün daha açık bir biçimde tartışılabilmektedir. Bu, ardından, geçmişi idealize eden tabloda bir yanlış anlayışa yol açabilir. Bununla birlikte, geçmişte gerçek durumda atalarımızın da bizim gibi davrandıklarını varsaysak bile, yine bir önemli fark kalır: Onlar geleneksel cinsel standartları çiğnedikleri zaman, suçlanmaya katlanmak durumundaydılar çoğunlukla. Geleneği ihlal ettiklerini açıklamadılar ya da yaptıklarını bir hak olarak talep etmediler. Biz bugün kendimiz için «daha rahat» kuralları yerleştirmeye yetkili hissederken, atalarımızsa onları ortadan kaldırmaya yardım edemediler-se bile kuralları kabul ettiler.</p>
<p>Tutumdaki bu değişim bir devrime varmaktan başka bir şey değildir. Eskinin geleneklerini körcesine izlemek yerine, biz şimdi kendimiz için uygun olan cinsel etkinliğe karar veriyoruz. Bu yüzden, açık olan davranışlarımız aynı kalsa bile, bu davranışlar şimdi farklı bir anlam kazanmış bulunuyor. Cinsel ahlaklılığımız üzerine hiçbir şeyin edebi ve kutsal olmadığını, alternatiflerin varolduğunu öğrendik. Artık tabuların üstü örtülü kalmasına ya da yargılarımızın gözardı edilmesine boyun eğmiyoruz. Kısacası, geleneklerimizin meşruluğundan kuşkulanır olduk.</p>
<p>En azından bu anlamda, bir «cinsel devrim»den söz etmek tamamen yerinde olur. Anlamlı sosyal değişimlerin yalnızca insanların yaptıklarını değiştirdikleri zaman olmayacağını hatırlamamız gerekir. Onların sosyal değişim hakkında düşündükleri yolu değiştirmeleri de yeterli olabilir. Önceden varolmayan ahlaksal seçmeleri gelişmesi, farklı davranışların savunulabilir olması yeterli olabilir. Kabul ediliyormuş göründüğü sürece eski cinsel standartlar çürütülemez görünmektedir. Bununla birlikte, bugün her türde radikal değişimler önceleri eleştirici olmayan birçok erkek ve kadını ikna edici olabilir, hatta yeni şeyler akıllarına yatabilir. Böylece geçmiş ve günümüz geleceğe yol gösterecek güvenilir rehberler olmaktan çıkarlar. Kuşkularla kesinlikler, bilimsel hipotezlerle dinsel dogmalar yer değiştirmektedir. Aynı zamanda, tercihlerimiz ve sorumluluklarımız da artmaktadır. Büyük heyecan duyacak kadar büyük neşe içinde olmanın nedeni vardır. Seks alanında, yaşamın öteki alanlarında olduğu gibi, gerçekte bir şeylerin olması olasılığı beliriyor.</p>
<p>Açıktır ki, bunun gibi bir giriş metni Cinsel Devrimi tüm görünümleriyle kapsayamaz. Bu nedenle, aşağıdaki safyalar bugün özel bir dikkat çeken şu üç sorunu tartışacaktır yalnızca: Seks araştırması, seks eğitimi ve yaratılan yeni, duyarlı seks standartlarının zorluğu. Daha derin bir çalışma için, bu bölümün ve kitabın sonundaki bibliyografyaya başvurulması önerilir.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMALARI</p>
<p>Cinsel işlev ve davranış üzerine çalışmaların tarihi çok eski zamanlara değin uzanır, örneğin, Platon ve Aristo gibi Yunan filozofları, homoseksüelliğin yararları ve nedenlerini tartışmış ve Hipokrat gibi hekimler de insan üremesi üzerine önemli gerçekler ortaya koymuşlardır. Gebelikten korunma üzerine ilk tezi yazan Soranus ve ilk yerinde cinsel teoriyi geliştiren Galen gibi hekimler de Romalılar devrinde görülmüştür. Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra, galip kuzeyli barbarlar eski bilgilerin pek çoğunu kaybetmişler, ancak bu bilgilerin bazıları Ortadoğu ve Afrika&#8217;da İslâm hekimleri tarafından korunmuş, hatta bu hekimler sayesinde hekimlik bilgileri Ortaçağ İspanya ve kalyasında yeniden boy göstermeye başlamıştır. Sonuç olarak, Ortaçağların sonu birkaç Avrupa ülkesinde modern deneysel bilimin doğuşuna sahne olmuştur. Rönesans bilgin ve sanatçıları, insan vücuduna öncekinden daha büyük bir ilgi göstermiş ve onu daha ayrıntılı olarak incelemeye koyulmuşlardır. Bu dönemi yansıtmak amacıyla sadece Leonardo da Vinci&#8217;nin çeşitli kesin cinsel tepkileri, birleşme, dölütsel gelişim ve başka konuları defterinde çizdiğini belirtmek yeterli olur. Bu çizgiler artık Leonardo da Vinci&#8217;nin eski otoritelerin bilgilerine güvenmediğini, aynı zamanda kendi anatomik çalışmalarına dayanarak oluşturduğu yalnızca doğrudan gözlemleri yansıtabiliyordu. Bu çalışma sonraları Fallopius, Bartholin ve Graaf gibi kadavraları inceleyerek, iç cinsel organların daha iyi anlaşılmasına hizmet eden ünlü anatomistlerce daha ileri noktalara ulaştırıldı. (Bkz. «Kadın Cinsel Organları»)</p>
<p>Doğal olarak 16 ve 17. yüzyılda anatomik bilgideki bu gelişme, doktorların hastalarını daha etkin bir biçimde tedavi etmesini, hatta onların belli üreme sorunlarına yardım etmesini sağlayan büyük tıbbi değerden kaynaklanıyordu. Ne yazık ki, 18. yüzyılda, tıp mesleği büyük bir gerileme gösterdi ve mastürbasyonun sağlığı tehlikeye düşüreceği iddiaları gibi «keşifler» ileri sürülmeye başladı. Aslında, Galen gibi eski hekimler mastürbasyonun bazen zorunlu ve sağlık için iyi olduğuna inandırmışlar ve düşüncelerini de boşaltılmayan meninin zehirli olabildiği teziyle savunmuşlardı. Şimdi, «aydınlanmış» tıp düzenli meni yitiminin vücudu zayıflatacağını ve aslında öldürücü olabileceğini açıklayarak modern bir hastalığa eski bir tedavi uygulamasına geri dönüş yapıyordu. (Bkz. «Kendi Kendini Uyarım»)</p>
<p>Mastürbasyona karşı bu tıbbi kampanyanın, liberal filozofların Hıristiya-lığın seksle ilgili çileci görüşlerini çürütmeye başladığı ve çeşitli kâşiflerin, dünyanın uzak kesimlerinde yaşayan «Soylu Vahşilerin» cinsel bakımdan yasaklanmamış bir anlayış içinde bulundukları haberleriyle ülkelerine döndükleri zaman, meydana çıkması ilginçtir.</p>
<p>Fransız Kaptan Bougainville ve İngiliz Kaptan Cook, Tahiti ve öteki Pasifik adalarına yaptığı gezilerde duyarlı ve mutlu insanlarla karşılaştılar ve bu keşifleri Avrupa&#8217;da cinsel standartlar üzerine ciddi kuşkular getirdi. Volta-ire ve Diderot gibi yazarlar, eleştirilerinde bu standartların insancıl olmadığını belirttiler ve Fransız Devrimi sonuç olarak resmi reformlar ve daha büyük cinsel özgürlük taleplerini yükseltti. İngiltere&#8217;de sekste üremeye ağırlık veren geleneksel görüşte dindar, ancak her şeye karşın pragmatist Tho-mas R. Malthus&#8217;un Nüfus Teorisi adlı denemesi ciddi gedikler açtı. Malt-hus, nüfustaki artışın er ya da geç dünya gıda rezervlerini geçeceği kehanetinde bulunuyordu bu ünlü kitabında. Bu hastalığı tersine çevirmek için, Malthus, kendi-kendini sınırlama ve geç evliliği savundu. Bununla birlikte, bu tür ölçüler bir süre sonra gebelikten korunmanın yaygınlaşmasına yol açan daha cüretkâr ruhlar tarafından uygun görülmedi. Belki bu çabaların en önemlisi Felsefenin Ürünleri ya da Genç Evli, ya da Genç Evlilerin Gizli Arkadaşlığı adlı kitabında Amerikalı hekim Charles Knowlton tarafından gösterildi (1832). Üzünç ve hatta ahlakçı bir tonda yazılmış olmasına karşın, bu kitap, Soranus&#8217;un çağından bu yana, gebelikten korunma yön</p>
<p>İLK SEKS ARAŞTIRMASI</p>
<p>Ortaçağlarda eski tıbbi ve cinsel bilgilerin çoğu, aynı zamanda bazıları kendilerine ait yeni teorileriyle İslâm hekimleri tarafından korundu ve geliştirildi. Daha sonra Rönesans Avrupasın-da bu bilgilerden destek alan sanatçılar ve bilginler sistematik anatomik araştırmaya giriştiler.</p>
<p>Leonardo da Vinci&#8217;nin not defterinden alınan bu iki sayfadan (soldaki) birleşme ve (sağdaki) dölût gelişimi üzerine anatomik çalışmaları gösteriyor.</p>
<p>temlerinin en kapsamlı tanımını ortaya koyuyordu. Bungnla birlikte, onun bilime yakışır yararlarına karşın, otoriteler bundan hoşnut kalmadı ve Knowl-ton para cezasına çarptırılıp hapse atıldı.</p>
<p>Ötekiler arasında, bu örnek, kurulu güçlerin tavır almak için tetikte olduklarına iyi bir işaret oluyordu. Batı kiliseleri ve yönetimleri, seks araştırmalarının ilerlemesiyle ilgilenmiyor ve herhangi bir araştırmanın sonuçlarının halka duyurulmasını da istemiyorlardı. Sonraki birkaç on yıl bu işaretlerin anlaşılmakta olduğunu gösterdi. Birçok araştırmacı bizzat kendilerine karşı oldukça hoşgörüsüz davranıp statükoyu savunarak bir uyum içine girdiler. Ancak bu arada psikiyatri yeni bir tıbbi disiplin olarak meydana çıkıverdi. Psikiyatristler, kendini kötüye kullanmak tutumlarına karşı cephe alıp bunun nedenleri ve sonuçları hakkında daha fantastik teoriler geliştirdiler. Fransız psikiyatristleri, Morel, Magnan ve Charcot, «çürüme» dedikleri cinsel «sapıklıklar» üreten, uygun olmayan cinsel davranışa yüklenerek eski ahlaklılığı güçlendirdiler. Rus, Alman ve Avusturyalı doktorlar, cinsel normlardan tüm cinsel sapkınlıkların çıkmasından sorumlu olan «cinsel psikopatoloji» kavramını geliştirdiler. Sonuç olarak, 1886&#8242;da Viyanalı psikiyatrist Ric-hard von Krafft Ebing -Psychopathia Sexualis- adlı kitabında bu sapkınlıkları listeleyip sınıflandırdı. Kitabın adından da çıkarılacağı gibi, sıradan okuyucuya anlaşılmaz gelsin diye, metnin geniş bir parçasını Latince yazdı. (Ayrıntılar için, bkz. «Uyumculuk ve Sapkınlık», «Sağlık &#8211; Hastalık»)</p>
<p>Yüzyılımızın başına değin, daha eleştirel bir tutum yer edinemedi kendisine. Tam bu sırada Sigmund Freud ortaya çıkarak çürüme kavramını safdı-şı etti ve «anormal» cinsel davranışın travmatik çocukluk deneyimlerinin sonucu olarak ortaya çıktığını açıkladı. Aynı zamanda, modern uygarlığın keskin ve övücü olmayan bir çözümlemesinin yapılmasını önerdi. Daha pratik araştırmalar, cinsel davranış üzerine hacimli ve yeni bir akademik disipline zemin oluşturan «Sexualwissen-schaft» (seks bilim ya da seksoloji) çalışmaları, Havelock Ellis, lwan Bloch ve Magnus Hirschfeld tarafından yapıldı. Bu tür çalışma daha sonra Kinsey, Masters ve Johnson gibi Amerikalı bili-madamlarınca sürdürüldü. Başka bir önemli araştırma çabası zührevi hastalıklarla ilgiliydi. 1906&#8242;da Vasserman ünlü frengi testini geliştirdi ve 1919&#8242;da Ehrlich ve Hata, onun ilk başarılı tedavisini gerçekleştirdi. 1928&#8242;de penisilinin keşfi (Fleming tarafından) günümüzde de uygulanan etkin tedavinin yolunu hazırladı.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı varolan ahlaksal düzenin sarsılmasına yol açtı ve bu da cinsel özgürlükte büyük bir artışın görülmesine öncülük etti. Kadınlar daha özgür oldu ve aşırı sınırlayıcı geleneksel cinsel rollerini yadsıdılar. Onlar ve cinsel bakımdan ezilen gruplar, seks üzerine karşı-kültürel çalışmalar yapan antropologların çalışmalarında yeni tartışmalar buldular.</p>
<p>Pasifikliler ahlaksal bir ders için bir kez daha materyal sağlıyordu. 1920&#8242;ler ve 1930&#8242;larda Bronislaw Malinowski ve Margaret Mead, Trobrian-derler, Samoalılar ve başka «ilkeller» üzerine çalışmalar yapıp ne Batının cinsel davranış üzerine getirdikleri ideallerin, ne de bizim erkeksilik ve kadınsılık kavramlarımızın evrensel olduğunu doğruladılar. Bu çalışmalar daha büyük cinsel hoşgörü gereksiniminin ahlaksal çürümeye götürmediğini gösterdi. 1951&#8242;de Clellan S. Ford ve Frank A. Beach, Cinsel Davranış Örnekleri adlı kitabında çok geniş bir antropolojik bilgiyi özetlediler ve öncekilerle aynı sonuca vardılar.</p>
<p>Bugün, seks araştırmaları sayısız cephelerde devam ediyor ve giderek daha çok kabul de görüyor. Bazen aşırı ciddiye alındığı ya da aşırı beklentilerle üzerine çullanıldığı oluyor, örneğin, pek çok sade vatandaş, modern seks araştırmasının tümüyle yeni insan görüşleri ürettiğine inanıyor. Bununla birlikte bu kısmen doğrudur. Aslında, Freud&#8217;un büyük devrimci keşifleri (bebek cinselliği), Kinsey&#8217;in (gençlerin yüksek cinsel hevesliliği ve eşcinsel davranışların geniş bir biçimde görülmesi), Masters ve Johnson&#8217;un (kadınların üst orgazmsal potansiyeli) bulguları daha eski ve Ortaçağlarda da bilinmekteydi. Bu bilgi yalnızca son birkaç yüzyıl içinde bastırıldı, o da sadece sanayileşmiş Batıda. Nitekim, birçok durumlarda modern seks araştırmacılarımız sadece bazı çok eski gerçekleri gözden geçirdiler.</p>
<p>Bu açıklama, son yıllarda yapılan araştırmaların kendisini azaltmış olmuyor, tersine buradan bazı tarihsel perspektiflerin onları daha yararlı hale getirebileceği gerçeği belirtilmiş oluyor. Aşağıdaki sayfalar birkaç kalburüstü araştırmacının çalışmalarını kısaca tanıtarak böyle bir girişimde bulunuyor. Bölümün sonunda günümüzdeki ilgiye ve olası gelişmelere değiniliyor.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMASININ ÖNCÜLERİ</p>
<p>Modern dar anlamda özgün seks araştırmasının kökleri 19. yüzyıla inmektedir. Bu araştırma birkaç Batı ülkesinde çok farklı yöntemler kullanan, farklı zeminlerde bulunan erkek ve kadınlar tarafından başlatıldı. Bu öncülerin çoğunun araştırmayı herkesin kabul etmesi için uzun ve zor bir uğraş vermesi gerekti. Hatta bazıları yakın çevrelerindeki insanların uzaklaştıklarını, halkın kendileriyle ilişkilerini kestiklerini ya da hükümetleri tarafından dava konusu edildiklerini gördüler. Her şeye karşın, sonuçta, onların çalışmaları yararlılığını gösterdi ve bugün gelişmesini sürdüren bilimsel cinsel bilginin temeli, genel olarak tanınmış bulunuyor.</p>
<p>Kitabımızın konumu, bu alanda çalışma yapan bilimadamlarının yalnızca kalburüstü olanlarının tanıtılmasına izin veriyor. Kısa ve eksik olmakla birlikte, bu liste belki seks araştırmasının tarihine ve sorunlarına bir göz atmamızı sağlayabilir.</p>
<p>Sigmund Freud (1856-1939)</p>
<p>Avusturyalı hekim ve psikoanalitik teorinin kurucusu olan S. Freud, kariyerine, birçok isterik hastasını tedavi etmek zorunda kaldığı Viyana&#8217;da başladı. Bunlar bazı «imkânsız» bedensel işlevsizliklerden şikayetçi olan insanlardı. Yani, tüm standart testlere göre sağlıklıydılar ve işlevlerini normal olarak yapabilmekteydiler. Bu tür hastaları uzun zaman yakından inceleyen Freud, onların bilinçsiz cinsel çatışmaların neden olduğu gizemli yetersizliklerini bulguladı. Bu ve başka bulgular, Freud&#8217;u terapinin psikoana-liz olarak adlandırılan biçimine götürdü. (Psikoanaliz, Grekçe «ruh ya da aklın gözden geçirilmesi» anlamına geliyor.) Psikoanaliz, hastanın sorunlarının gizli kaynaklarını kendilerinin «özgür yardımıyla» analiste yavaş yavaş açıklamasından başka bir şey değildi. Bunların en önemli olanını hasta kendinde saklıyordu. Bir kez çatışma su yüzüne çıkıyordu ve hasta böylece bilinçlenmiş oluyordu, artık sorun akılcı bir biçimde ele alınabilirdi. Böylece, daha sonra hasta da tedavi ediliyordu.</p>
<p>Kitabımızın sınırları, burada büyük ölçüde yaygınlaşan ve yüzyıllardır gözden geçirilegelen psikoanalitik kuramının ayrıntılı tartışmasına girmemizi engelliyor. Freud&#8217;un yapıtlarının İngilizce basımı toplam 24 ciltten oluşmaktadır. Onun oldukça yüksek bilgili ve karmaşık düşüncesini yaygınlaştırmak bugüne herhangi bir girişim, kuşkulanılır ve bir iş olarak kalıyor. Her şeye karşın en azından Freud&#8217;un kuramından bazı görüşler, kitabımızın bir bölümünde kısaca özetleniyor (Bkz. «Cinsel Davranışa Giriş»).</p>
<p>Freud, gerçekten çok geniş alanlarda eğitim görmüş bir insan, önde gelen bir düzyazı ustası ve uzlaşmaz bir düşünürdü. Bu nitelikler hiç kuşkusuz onun başarılarını ve uluslararası ününü artırmıştır. Başlangıçta Freud&#8217;un kuramı hiç de iyi bir kabul görmedi. O genel önemi sekse ve özellikle bir tartışma fırtınasına neden olan ve onu meslektaşları arasında hemen hemen dışlanmış bir insan yapan, çocukların cinselliğini yeniden bulgula-masaydı, Viyana Üniversitesinde önce okutman, daha sonra da profesör oldu ama ona hiçbir zaman bir kürsü verilmedi. Bununla birlikte, onun tıbbi pratiği, konferansları ve büyük kitapları olan Rüyaların Yorumu (1900), Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme (1905) (Yaymevimizce bu kitap Cinsiyet Üzerine adı altında yayınlandı), Totem ve Tabu (1913) ve Zevk İlkesinin Ötesinde (1919), ona geniş bir okuyucu grubu sağladı. Dahası, çevresinde birkaç genç ve parlak taraftar toplayabiliyordu. Yıllar sonra Freud, eski öğrencilerinden bazılarının kendi psikoanalitik okullarını kurmasına karşın, psikoanalitik hareketin tüm Avrupa&#8217;da yayıldığını görmenin tadına vardı. Bununla birlikte, yaşamının sonuna doğru çalışmasının çoğunun boşa gittiğini görüyordu. Nazi Almanyasında psikoanaliz, Yahudi bilimi olarak yasadışı ilan ediliyor. Freud&#8217;un kitapları alanlarda yakılıyor, izdeşleri hakkında davalar açılıyordu. Sonuç olarak, 1938&#8242;de Hitler Avus-</p>
<p>turya&#8217;ya saldırdığı zaman, Freud da, sonraki yıllarda kanserden öldüğü İngiltere&#8217;ye sürgüne gitmekten başka bir çıkar yol bulamadı. Ölümünden sonra da, Freud&#8217;un etkisi özellikle Amerika&#8217;da gelişmeye devam etti.</p>
<p>Her ne kadar onun görüşlerine meydan okunup bazı savlarının gerçekte yanlış olduğu ileri sürülmüşse de, bir bütün olarak çalışması Batı entelektüel tarihinde görkemli bir başarı gibi ayakta duruyor. İffettik taslama ve ikiyüzlülüğün görüldüğü bir çağda, Freud cinsel konulara tümüyle bilimsel bir yaklaşım gösterdi. Cinsel davranışı açıkça ve ölçülü bir üslupla tartışarak, onun elverişli bir çalışma konusu olmasına yardım etti. Aynı zamanda cinsellik kavramını genişletti ve böylece daha sonraki önemli araştırmalar için bir temel kurmuş oldu.</p>
<p>Havelock Ellis (1859 &#8211; 1939)</p>
<p>Bir İngiliz bilgini ve denemecisi olan Henry Havelock Ellis, yaşamının başlarındayken cinsel sorunlara bilimsel bir yaklaşım içinde eğildi. Ellis, tıp öğrenimi gördü ve diploma aldı, ancak hiçbir zaman düzenli olarak bu alanda çalışma yapmadı. Kendini yazmaya verdi ve yıllarca insan cinselliğinin daha iyi anlaşılması üzerine önemli katkılarda bulundu. En ünlü çalışması, 1896 ile 1928 yılları arasında 7 cilt halinde basılan Seks Psikolojisi Üzerine Çalışmalaradır. İlk cildi yayımlandığı zaman müstehcenlikle suçlanıp, yasa önüne çıkarıldı. Suçlanan bir kitap satıcısı, çalışmanın bilimsel değerine dikkat çekti, ancak yargıç bunun bir bahane olmaktan öteye gitmediğini söyleyerek çalışmanın bilimselliğini reddetti ve «iğrenç bir yayını» satmak amacı taşıdığına karar verdi. Bu yargısal tutumun sonucu olarak çalışmanın tümü 1935&#8242;e değin kamuoyu önüne çıkarılmadı. Yalnızca tıp mesleğinden olanların okumasına izin verildi.</p>
<p>Her şeye karşın, yazarın ünü ve etkisi Avrupa&#8217;da ve Amerika&#8217;da hızla büyüdü. Havelock Ellis, bulduğu birkaç terim ve deyimi benimseyen Fre-ud&#8217;la yazıştı, bu arada cinsel devrim hareketinde etkin bir rol oynuyordu. Ellis, kadınların özgürleşiminin ve genel seks eğitiminin ilk öncülerinden biriydi.</p>
<p>lwan Bloch (1827-1922)</p>
<p>Berlin&#8217;de hekim olarak çalışan lwan Bloch&#8217;un özel ilgisi zührevi hastalıklar üzerine idi. Bu alandaki araştırması, bir süre sonra onun yaygın bir biçimde tanınmasını sağladı. Bloch, cinsel konular üzerine yoğun bir biçimde yazılar yazdı ve cinsel devrim hareketinde etkinlik gösterdi. İki büyük çalışmasından biri olan Günümüzde Cinsel Yaşam (Das Sexualleben UnsererZeit) 1907&#8242;de yayınlandı. Yarım kalan Cinsel Bilimler El Kitabı&#8217;nın yayımı, 1912&#8242;den 1925&#8242;e kadar sürdü. Block, kendi çapında bir bilim adamı olarak ilk kez seksoloji kavramını (sexualxissenschaft) önerdi ve geliştirdi.</p>
<p>Magnus Hirschfeld (1868 -1935)</p>
<p>Alman hekimi olan Magnus Hirschfeld, ilk olarak Berlin&#8217;de pratisyen hekimlik yaptı ve daha sonra da «Psikolojik Cinsel Düzensizlikler» üzerine yoğunlaştı. Tıbbi deneyimi ve kendi bilimsel araştırmasıyla eşcinsellerin psikolojik ve toplumsal sorunlarını yakından izlemeye başladı ve bir süre onların karşılaştığı resmi baskının haksız, akla aykırı ve insanlıkdışı olduğu sonucuna ulaştı.</p>
<p>Hirschfeld, 1877&#8242;de eşcinsellik üzerine bilimsel çalışmalar için Bilimsel &#8211; İnsancıl Komiteyi kurdu. Komite, bütün eşcinsellere tek tek yardım etmeye girişti. Hirschfeld, bilimsel ve insancıl çalışmalarının bir parçası olarak, eşcinsellik ve başka konularda herkesi olduğu kadar meslekten olanları da eğitmeye yönelik, bir «yıllık» hazırlamaya başladı. Bu bilimsel çalışmaya birçok önemli yazar yıllarca katkıda bulundu. Bütün ciltlerde işlenen sürekli bir konu, Almanya&#8217;da anti-homoseksüel yasaların kabul edilmesi mücadelesidir.</p>
<p>1908&#8242;de Hirschfeld seksoloji üzerine ilk günlüğünü yayınladı ve 1913&#8242;de de lwan Bloch ve başka bilimadamlarıyla birlikte ilk seksoloji derneğini kurdu. Birinci Dünya Savaşından sonra Hirschfeld, ilk Seks Bilimleri Enstitüsünü kurdu. Enstitü, 1919 yılında yeni Demokratik Alman yönetimine devredildi. Bu enstitü, laboratuvarları, cinsel materyallerden oluşan geniş koleksiyonlar ve bir araştırma kütüphanesini de kapsıyordu. Ek olarak bir danışma bürosu vardı ve genel konularda herkese açıktı. Yoksul hastalara da parasız hizmet veriliyordu.</p>
<p>1921&#8242;de Hirschfeld, Berlin&#8217;de Cinsel Reformlar için uluslararası bir kongre düzenledi. 7 yıl sonra bu, Dünya Cinsel Reformlar Birliği&#8217;ne dönüştü. Bu birliğin üyeleri ve destekleyicileri arasında Havelock Ellis, August Forel, Bertrand Russell, Yargıç Ben Lindsey ve daha birçok seks reformcusu yer alıyordu.</p>
<p>Hirschfeld&#8217;in yapıtları içinde en önemlisi Transvestitler&#8217;dir. (Bu terimi 1910da buldu.) Erkek ve Kadında Eşcinsellik (1914), Cinsel Patoloji, 3 cilt (1916 -1920) ve Cinsel Bilgi; 5 Cilt (1926 -1930). Ayrıca Hirschfeld cinsel reform ve eğitime değinen birkaç (sessiz) film yapmakla da ilgilendi. Bunlardan en iyi bilineni Alman cinsel sapıklık (sodomy-oğlancılık) yasalarında reformu konu alan «Başkalarından Farklar» adlı çarpıcı filmdi (1919). Filmde ünlü aktör Conrad Veidt&#8217;le birlikte Hirschfeld&#8217;in kendisi de görünüyordu. Bu filmden parçalar hâlâ çeşitli arşivlerde bulunabilir.</p>
<p>1933&#8242;te Almanya&#8217;da Hitler iktidara geldiği zaman, Berlin&#8217;de bulunan Hirschfeld&#8217;in enstitüsü saldırıya uğradı, koleksiyonları tahrip edildi ve kitapları yakıldı. O günlerde enstitüde bulunmayan Hirschfeld canını kurtardı ama bir süre sonra kendisini sürgünde buldu. İki yıl sonra da Fransa&#8217;da öldü. Nazi Almanyasında eşcinseller ve öteki «sapkınlar»a baskı devam etti, hızla ve eşitsiz oranda arttı. Çoğu da toplama kamplarında öldü. Hitler&#8217;in devrilmesinden sonra, çok azı hayatta kalmıştı, çektikleri acılar hiç soruşturma konusu olmadı ya da hakları aranmadı. Sonuç olarak, Hirschfeld&#8217;in ilk çalışması 1960&#8242;larda meyvesini verdi. Alman anti-eşcinsel yasaları feshedildi ve sonunda Alman eşcinsellerine bütün cinsel ve medeni haklar tanındı.</p>
<p>Wilhelm Reich (1897 -1957)</p>
<p>Reich, Viyana&#8217;da tıp eğitimi gördü ve Freud&#8217;un etkisi altında bir pratisyen psikoanalist oldu. Onun Viyana&#8217;da serbest psikoanalitik klinik çalışması birçok yoksul hastayla temasını sağladı ve onlar üzerine çalışarak tüm dikkatini onların toplumsal ve ekonomik koşullarına yöneltti. Bir süre sonra Freud ve izdeşlerinin bu sorunları tümüyle bir kenara ittiklerini ve gerekli cinsel sağlığı başarmak için bazı politik değişikliklere de gereksinim duyulduğunu sezmeye başladı. Bu nedenle Reich, Kari Marx&#8217;ın yapıtlarını inceledi ve 1930&#8242;da Berlin&#8217;e gittiği zaman, Komünist Partiye katıldı. Aynı zamanda komünist bir cinsel-politik kuruluşun örgütlenmesine yardım eden Reich, geniş ölçüde emekçi sınıftan dinleyicilere konferanslar verdi.</p>
<p>Bu dönem sırasında Reich, yoğun bir biçimde cinsel ve politik sorunlar üzerine yazılar kaleme aldı. En önemli çalışmaları İngilizceye çevrilen ve 1940&#8242;larda kısmen yeniden yazılan, Orgazmın İşlevi (1932), Kişilik Çözümlemesi (1933), Faşizmin Kitle Psikolojisi (1933) ve Cinsel Devrim&#8217;dir (1936).</p>
<p>(Bu yapıtların tümü Payel Yayınlan tarafından yayınlandı.)</p>
<p>Bu çalışmalarda Reich, cinsel ve öteki işlevsizliklere, cinsel baskının kökenine ve insanların faşizme sarılmasına neden olan psikolojik mekanizmalara ve Sovyetler Birliği&#8217;nde cinsel reformlar tarihine ve sonuçlarının kaldırılmasına değinir.</p>
<p>Radikal görüşlerinden dolayı Reich bir süre sonra üzerinde tartışılan bir adam haline geldi. Komünistler onun cinsel özgürlük üzerine düşüncelerinden giderek rahatsızlık duymaya başladılar ve 1933&#8242;te de resmen partiden çıkardılar. Bu arada meslekdaşları arasında da düşmanlar kazanan Reich, 1934&#8242;te Uluslararası Psikoanalitik Derneğinden de ihraç edildi. Artık onun için Nazi Almanyasında herhangi bir yer kalmadığını söylemeye gerek yok. Kitapları herkesin gözü önünde yakılmaya başladığında Danimarka&#8217;ya kaçtı ve sonra İsveç&#8217;e oradan da Norveç&#8217;e geçti. Sonunda 1939 yılında ABD&#8217;ye yerleşti.</p>
<p>Reich, 1930&#8242;ların sonuna doğru, politikayı bir kenara itip yavaş yavaş biyolojiyle uğraşmaya başladı. Kari Marx ve Freud&#8217;un kuramlarını birleştirmeye çabaladığında her ikisinden de uzaklaştı. Yerine &#8216;orgon&#8217;u, yani tera-patik amaçlar için özel olarak hazırlanmış kutularda toplanabilen, sağlığın restorasyonu ve korunması için gerekli olduğuna inandığı bir temel yaşam enerjisini keşfettiğini ilan etti.</p>
<p>Onun bu yeni kuramını işiten tüm bilimadamları bunu saçma buldular. Ne yazık ki Reich&#8217;in bilimsel savları hep daha fantastik olurken, günlük yaşamında da giderek daha usdışı davranmaya başladı. Bu nedenle onu ciddiye almaya devam etmek oldukça zordu. 1954&#8242;te tekeller ve çeşitli kurumlar Washington&#8217;da onun çalışmalarının tehlikeli bir şarlatanlıktan öteye gitmediği noktasından hareketle tüm «orgon toplayıcılarının» da imhasını öngören, gerçekte tüm yazılarını yokeden bir emir çıkmasını sağladılar. Bu emir, orgon kuramının her ne ad altında olursa olsun yasaklanmasını getiriyor ve aslında orgon sözcüğünün kullanılmasının da (en azından Reich ve yardımcıları için) suç oluşturduğuu belirtiyordu. Bununla birlikte, yakılan kitapları yalnızca en yeni biyolojik yazılarını içermekle kalmıyor, aynı zamanda Kişilik Çözümlemesi ve Faşizmin Kitle Psikolojisi&#8217;ni de (bunlarda orgon kuramından söz edilmemektedir) kapsıyordu. Reich, bilimsel soruların mahkemeye getirilemeyeceği ve getirilmemesi gerektiği iddiasıyla emre boyun eğmeyi reddetti. Sonuç olarak, bu girişimi iki yıl hapisle cezalandırıldı, tıpkı Nazi Almanyası öncesi olduğu gibi kitapları resmen yakıldı. Reich bir süre sonra Pennsylvania&#8217;da, Levisburg cezaevindeyken öldü.</p>
<p>Bugün Reich&#8217;in çalışması (Orgon kuramı dışında) yeniden etkili olmaya başladı. Onun özel masajlarla sözsel iletişimi birleştiren terapatik teknikleri birçok yeni terapist tarafından yararlı bulundu. Ayrıca politik kavramlarda cinsel sorunlar gördüğü için çalışmaları yeniden değer kazanmaya başlıyor. Reich, cinsel konularla uğraşmış en önemli yazarlardan biri olarak kabul ediliyor, günümüzde.</p>
<p>Alfred C. Kinsey (1894 -1956)</p>
<p>Alfred C. Kinsey 1938 yılında seks ve evliliğin biyolojik görünümleri üzerine bazı konferanslar vermesi istenildiğinde Bloomington İndiana Üniversitesi&#8217;nde zooloji profesörlüğü yapmaktaydı. Bu alandaki mesleki yayınları incelerken, çoğunun büyük ölçüde tartışma götürür olduğunu ve uygun olmayan örneklere dayandıklarını gördü. Aynı zamanda bu çalışmaların, öğrencilerinin kendisine yönelttiği en basit soruların bazılarına bile cevap veremediğine dikkat etti. Bu nedenle Kinsey insan cinselliği üzerine yeni bir çalışmanın gerekli olduğunu anladı. Üniversitede bazı gönüllü yardımcıların yardımıyla kişilerin seks istemi üzerine birkaç bin örneği listelemeye başladı. 1939&#8242;da Üniversite dışına çıkıp eyalet hapishanelerinde mahkûmlarla çevredeki küçük kasabalardaki insanları gözden geçirdi. Bununla birlikte, tamamlanması birkaç yıl sürecek olan tasarı kısa sürede iyice belirginleşti ve Kinsey, bunun için hatırı sayılır bir fon istedi. Bu fonlar Üniversiteden, çeşitli özel ve genel kuruluşlardan sağlandı. Böylece, Kinsey ve yardımcıları Wardell B. Pameroy, Clyde E. Martin ve Paul H. Gebhard çalışmalarına devam ettiler. 1947&#8242;de Seks Araştırma Enstitüsü çerçevesinde birleşildi ve 1959&#8242;a kadar tek tek 18.000&#8242;den çok olay belirlenip toplandı.</p>
<p>Kinsey&#8217;in sarsıcı materyali iki büyük kitabının temelini oluşturdu. Erkeklerde Cinsel Davranış (1948) ve Dişilerde Cinsel Davranış (1953). Bu anıtsal çalışmalar ülkenin dört bir yanından, yaşamın her kesitinden, her yaştan Amerikalının cinsel davranışları üzerine ayrıntılı istatistikler içeriyordu. Eldeki veriler bir dizi şaşırtıcı davranışı ortaya koyuyor ve Amerikan seks yasalarının çoğunun gerçekdışı olduğunu açığa çıkarıyordu. Örneğin eşcinsel davranışın hiç de istisnai olmadığı, hatta oldukça yaygınlaştığı görüldü ve kadınlar arasında da bir hayli yaygın olduğunun ortaya çıkması herkese (ve bizzat Kinsey&#8217;e de) büyük bir sürpriz gibi geldi. Kitapları aynı zamanda cinsel tepkilerin fizyolojisi için birçok yeni görüş içeriyor ve önceki çalışmaların eleştirel bir gözle incelenmesini öneriyordu.</p>
<p>Doğal olarak Kinsey&#8217;in çalışmalarının basımı bir sansasyon yarattı ve o kendini hem cesaretli bir bilimadamı olarak övülür, hem de yakın ilişkileri tahrip eden utanmaz ve akılsız bir adam olarak mahkûm edilir buldu. Bununla birlikte eleştirmenlerin hiçbiri metni tümden okumayı merak etmiyordu. Bugün bile Kinsey&#8217;in buluşlarının önemi henüz herkesçe kavranmış değil. Bu arada, Kinsey&#8217;in öncü çalışması hâlâ bilimsel ve kolay anlaşılır sağlam bir örnek olarak ayakta duruyor.</p>
<p>1956&#8242;da Kinsey&#8217;in ölümünden sonra, Seks Araştırma Enstitüsü Paul H.Gebhard&#8217;ın yönetiminde çalışmalarını sürdürdü. Gebelik, Doğum ve Düşük (1958), Seks Suçluları (1965), Eşcinseller (1978) ve Cinsel Tercih (1981) gibi birkaç kitabı yayınlandı ve öteki büyük çalışmalar da yolunda gidiyor. Enstitü, aynı zamanda geniş kitaplığını ve koleksiyonunu araştırmacılara da açtı. Bununla birlikte, tüm toplanılan bilgiler güvenlik altında olup Enstitü dışına çıkarılamaz.</p>
<p>William H. Masters (1915 &#8211;  ) ve Wirginia E. Johnson (1925-  )</p>
<p>William H. Masters, yaşamını Seks Araştırmasına adadığı zaman henüz genç bir adamdı. Tıp eğitimi gördü. Çocuk doğumu ve jinekoloji üzerine uzmanlaştı. Missouri, St. Louis&#8217;de Washington Tıp Üniversitesinde</p>
<p>profesör oldu. Bir tıp araştırmacısı olarak ilk kez hormonlar üzerindeki çalışmasıyla ün kazandı. Bununla birlikte, 1954&#8242;te, insanın cinsel tepkilerinin doğrudan gözlemine yöneldi. 1957&#8242;de bu projeye, daha sonra karısı olan psikolog Virginia E. Johnson da katıldı.</p>
<p>Bu türden seks araştırmasına önceleri çok az girişildiğinden, Masters ilk önce birçok güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Başlangıçta çalışmasına yardım etmeleri için fahişelerin güvenini sağlamak zorundaydı ve ancak bir süre sonra bulabildi erkek ve kadın denekleri. Bunlar da böyle bir çalışmada ilk kez görülecek öncüler oluyordu.</p>
<p>Bu öncüler çeşitli etkinlikler ve tepkileri sırasında Laboratuvar&#8217;da gözlemlendi. Bu gözlemler ölçüldü ve sonuçlar aletlerle kaydedildi. Birçok durumlar da filme alındı.</p>
<p>Bu araştırma 10 yıl kadar Üniversitenin desteğinde sürdürüldü. 1964&#8242;te Masters, Üniversite yanında kişilerin ve hayırsever kuruluşların mali desteğiyle kendi üretimsel Biyoloji Araştırma Kurumu&#8217;nu oluşturdu. İki yıl sonra Masters ve Johnson, ilk büyük çalışmaları olan İnsanın Cinsel Tepkileri&#8217;ni yayımladılar (1966). Yazarlar bu yapıtlarında seks hakkında birçok yaygın mit ve safsataları ve bazı geleneksel meslek inançlarını çürüterek genel geçer bilgilere meydan okuyorlardı.</p>
<p>Özellikle dişi cinselliği üzerine belli psikoanalitik varsayımla fizyolojik olgularla doğrudan tartışmaya sokulmuş oluyordu. Masters ve Johnson&#8217;un çalışması alışılmamış ilgileri ortaya koymaya devam ettiğinden, bu kitabın başka bir bölümünde daha ayrıntılı olarak yer alıyor. (Bkz. «Erkeğin Cinsel Tepkileri» ve «Dişinin Cinsel Tepkileri») Çalışmalarının sonucu olarak, Masters ve Johnson, insanın cinsel görevinin daha iyi anlaşılmasını sağladılar ve 1959&#8242;da cinsel sorunları olan evli çiftleri de tedavi ettiler ve bazı örneklerde «vekil eşler» sağladılar. Program sürpriz bir biçimde etkili olmaya başladı ve terapistler bu nedenle buluşlarının yer aldığı ikinci büyük bir çalışma olan İnsanın Cinsel Yetersizlikleri&#8217;ni yayımladılar (1970). (Masters ve Johnson&#8217;un bu çalışması da bir süre sonra Yayınevimizce okuyuculara sunulacaktır.)</p>
<p>Öneminden dolayı bu çalışma kitabımızın özel bir bölümünde kısmen özetleniyor. (Bkz. «Cinsel İşlevsizlik») Masters ve Johnson&#8217;un tedavi programları devam ediyor. Ek olarak, birkaç başka dizi araştırma projesiyle de uğraşmaktadırlar.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMASININ GELECEĞİ</p>
<p>Modern seks araştırması yalnızca seks ve üremenin büyük ölçüde daha iyi bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olmakla kalmıyor, genelde insan davranışı üzerinde de yardımda bulunuyor. Her şeye karşın, öğrenilmesi gereken çok şey var daha. Aslında, şimdiye değin, birçok bilimadamı geniş, yeni, keşfedilmemiş bir bölgede ancak ilk birkaç adımın atıldığını kabul ediyor. Bu adımların sonuna dek bize öncülük edeceğini hiç kimse söyleyemez.</p>
<p>Biz cinsel tepkilerin fizyolojisi ve biyokimyası hakkında daha fazla şeyler bilmek istiyoruz. Bu nedenle yeni araştırmada hormonlar ve öteki salgı bezlerinin rolü üzerinde duruluyor. (Örneğin, bulboüretral ya da büyük kanalsal bezler tarafından üretilenler gibi.) Aynı zamanda üreme süreci üzerine devam eden çalışmanın kısırlıktan üremeye, doğuma, kısırların daha iyi bir biçimde kontrolüne ve daha etkili gebelik önleyicilerin bulunması yolunda bazı umutlar var. Ek olarak, bilimadamları sonuçta zührevi hastalık salgınına son verebilecek aşı ya da başka önleyici yöntemler de arıyorlar. Bazı araştırmacılar tüm dikkatlerini insanın çeşitli özürleriyle cinsel kapasitesine çevirmiş bulunuyor. Yaşlı ve kalbinden rahatsız kişiler üzerinde de cinsel etkinliğin sonuçlarını araştırıyorlar. Ayrıca seks terapistleri, cinsel bakımdan işlev yapamayan gençlerle aynı sorunları olan yaşlıları (ama sorunlarını yenmiş olanları) sistematik olarak karşılaştırarak daha başarılı olabilirler. Dahası, cinsel yetersizliği nasıl önleyeceklerini de keşfedebilirler.</p>
<p>Cinsel davranış üzerine daha geniş anlamda çalışma da önemlidir. Örneğin, eğer Kinsey&#8217;in özgün çalışması bugün yinelenebilse ve benzer istatistiksel ölçümler başka ülkelerde de yapılabilseydi çok yararlı olacaktı. Bu türden araştırmalar cinsel uyumculuk ve cinsel sapkınlık sorunlarını büyük ölçüde aydınlatabilir. Biz herkesin daha akılcı tutumlar alması ve uygulanabilir seks yasaları istiyorsak (seks suçlularını da içeren) çeşitli cinsel azınlıklar hakkında çok daha fazla şey öğrenmek zorundayız. Aynı zamanda transvestizm ve transseksüalizm gibi cinsel kimlik sorunlarının daha iyi anlaşılması gereğini duyuyoruz. Dişi eşcinseller üzerine de çok az çalışma yapılmakta. Gerçekte eşcinsellik konusu tümüyle gizemli ve kargaşa içinde kalıyor. Şimdiye değin, hep yanlış sorular sorulmakta olduğu görülüyor. Antropologlar, toplumbilimciler, iktisatçılar, hatta siyaset bilimciler, bu tür konulara yeni yaklaşım yolları bulabilirler. Bununla birlikte, çalışmak ve açıklanmak gereği duyulanlar yalnızca cinsel azınlıklar değildir.</p>
<p>SEKSÜEL BİLGİNİN KISITLANMASI</p>
<p>Avrupa ve Kuzey Amerika&#8217;da orta sınıfların kalkınması ile seksüel bilgilerin yaygınlaşması giderek kısıtlanmıştır. Yüzyılımıza kadar uzanan bu gelişme, bu üç adamın etkinliklerinde açıklık kazanmaktadır.</p>
<p>(Yukarıda) Erasmus von Rotterdam (1466 &#8211; 1536) Çocuk kitabı «Colloquıa Familia-ria» da açıkça seks konularını işlemiştir.</p>
<p>Çoğunluk da gizemle örtülüdür. Bu yüzden pek masum bildiğimiz varsayımlardan bile kuşkulanmaya başlamamız gerekir. Böyle bir eleştirici ruh, hakkımızda daha başka şeyler öğretmekle kalmaz, kendimizi üstün görme ve hoşgörüsüzlükten uzak durmamızı sağlar. Seks, özneyi büyülerken; onun çok büyük bir tablonun hiçbir zaman daha küçük bir parçası olmaktan öteye gitmediğini de hatırlarız. Bu nedenle, sonuç olarak üzerinde çalışılması gereken insan ırkı ve insanın durumudur. Gerektiği biçimde anlaşılırsa seks araştırması tek bir dar disiplinin sınırlarını aşmaya yöneltilebilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukluk ve yetişme çağında</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Hastanelerindeki Kişiler üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklukta ve Yetişme Çağında]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinseller Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Kusurlular ve Sakatlar Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Cinsel İlgileri Olan Kişiler Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tutuklular Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılıkla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar, doğuştan cinsel özelliklere sahiptir. Her iki cinsten bebekler, belli temel cinsel tepkiler gösterebilir ve birazcık cinsel haz duyabilirler. Başlangıçta, onların cinselliği oldukça yayılmış olmakla birlikte, yaşları ilerledikçe cinsellikleri de daha belirli bir yerde toplanır. Çocuklar, ilk yaşlarda mastürbasyon yapmaya &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar, doğuştan cinsel özelliklere sahiptir. Her iki cinsten bebekler, belli temel cinsel tepkiler gösterebilir ve birazcık cinsel haz duyabilirler. Başlangıçta, onların cinselliği oldukça yayılmış olmakla birlikte, yaşları ilerledikçe cinsellikleri de daha belirli bir yerde toplanır. Çocuklar, ilk yaşlarda mastürbasyon yapmaya başlar ve çeşitli eşlerle cinsel temas kurmaktan hoşlanmayı öğrenirler. Çocukluk cinsel duygularının yasaklandığı durumlarda, ergenliğe değin devam ederse bu uygulama cinsel ilgilerin çarpıcı ve oldukça ani güçlenmesini beraberinde getirir. Gençler, cinsel bakımdan cevap vermeye hazır ve heveslidir. Öte yandan, bizim kültürümüzde bu heveslilik oğlanlarda kızlardan daha önce ve daha belirgin bir biçimde olabilir. (Aynı zamanda «Cinsel Davranışların Gelişimi»ne bakınız.)</p>
<p>Bununla birlikte, Batı kültürü, genç insanlara cinsel doyum hakkını kullanmada rahat vermez. Son birkaç yüzyıldır, ilk çocukluk ve gençlik, ya «doğal olmayan» ya da tehlikeli varsayılan cinsel etkinlikten yaşamın önlem alınan özel dönemleri olarak değerlendirilmektedir. Böylece, Avrupa ve Amerika&#8217;da çoğu erkek ve dişi evlenene değin, yani çoğu durumlarda pekâlâ 20 yaşın üzerine değin, cinsel bakımdan engellenmiş olarak kalıyorlar. Hatta daha da kötüsü, sistematik olarak kendi bedenlerinden uzaklaştırılıyor ve duygusal gelişimini engellemek için katı püritan tutumlar aşılanıyorlar. Sonuç olarak çoğu duyarsız, hoşgörüsüz ve cinsel konularda uyumcu oluyorlar. Erotik potansiyelleri gelişmemiş ve belirmemiş, saflığa ulaşmamış bir durumda kalıyorlar. Bu olumsuz koşullanma daha bebeklikte, anneler onları biberonla büyüterek bebekleriyle çok yakın iletişimini reddettiği zaman ya da onları kendi sütüyle beslerken, tüm şehvani duyumlarını bastırdığı zaman başlıyor. Yoksun bırakma, bebeklerin tam deriyle temas kurmaktan ve arasıra çıplak bırakılmaktan hoşlanması yerine, onların çocuk bezi, giysiler ve battaniyelerle sarılması, sürecinde de devam ediyor. Sonuç olarak, tahribat esnek olmayan günlük işlerle, zorla tuvalete oturtma, cinsel bilgiden uzak tutma, mastürbasyon yapmasını cezalandırma ve başka çocuklarla seks oyunları oynayarak çocuğun keşiflerini önlemeyle birleştiriliyor. Bu ve benzeri dolaylı ya da dolaysız baskıları sık sık tüm cinsel ilgilerin sınırlanıp engellenmesi ve çocukların kafalarından çıkarılması çabaları izliyor. Bu ilkin önemli bir bellek yitimine götürüyor ve «kuweden eylem haline dönüşmeyen» uzun bir döneme yol açıyor (Psikoanalistler bu gelişmeleri «Odipal çatışmaya» atfediyorlar.) Ergenlik sonrasında beklenilmeyen ve hoş olmayan bir muhakeme, deneme zamanına ulaşıyor. Kızlarda ani âdet kesilmeleri, oğlanlarda daha sık ereksiyonlar ve ilk boşalmalar, bir hastalık belirtisi olarak yanlış anlaşılabilir. Böylece cinsel bilgi eksikliği heyecan ve karmaşıklığa neden olabilir. Uygun bilgilerin verildiği durumlarda bile, kişinin bir sorunu kalır: Gençlerin büyük ölçüde artan cinsel kapasitesi pratikte gösterilemez. Çağdaş gençlere «yaşamın gerçeklerinden» bazıları pekâlâ anlatılabilir, ancak bu gençler sorunun dışında düzenli cinsel ilişki konusunda da bilgilendirilmelidir. İşte bu yüzden, yani düzenli cinsel ilişkiler konusunda bilgi verilmediğinden, gençler kendilerini mastürbasyon yapmak ve çeşitli sevişme biçimlerini uygulamada sınırlı bulurlar ve bu davranışlar arzu edilmez şeyler olarak görülür ve gerçekte günah, sağlıksız ve olgun olmayan şeyler olarak gösterilebilir.</p>
<p>Toplumumuzda ahlaksal ve duygusal hava açısından bunların hepsi son derece ciddi sonuçlardır. Aslında, nüfusun aşağı yukarı %40&#8242;ı (evlenmemişler dışında) cinsel bakımdan olgundur. Bizim resmi ahlakçılığımız cinsel gereksinimlere müsamaha vermediğinden, içimizde büyük bir kızgınlık, düşmanlık ve gerçekte şiddet yaratır. Birçok genç insan açıkça isyan eder ya da kurulu düzeni çiğner. Bu ahlakçılığa uyum gösterenler, yaşamları süresince duygusal bakımdan pek çok sakatlıklara uğrar. Böyleleri evlenmeden önce mutlu olamazlar, evlendiklerinde de hoşnut kalmazlar. Bunun nedeni; onların erotik bakımdan yetersiz oldukları biçiminde açıklanır. Çocuklarımız ve gençlerimiz, basit olarak nasıl aşık olacağını, nasıl nazik ve seven biri olacağını, nasıl bedensel haz duyum vereceğini, cinsel ilişkileri karşılıklı ödüllendirmeyi nasıl sağlayıp bunun için çabalıyacağını hiçbir zaman öğrenemez. Tersine, nedense tutkulu, duyarlı ve doyuma ulaşmış karı-kocalar haline dönüştüren sihirli evlilik törenlerine varıncaya değin, katı bir cinsel utanma ve suçluluk perhiziyle yetiştirilirler. Bununla birlikte, gerçek yaşamda bu tür mucizeler pek seyrek görülür. Gençler için cinsel kurallarımız bu nedenle yalnızca saçma değil, insancıl olmadığı gibi yıkıcıdır da.</p>
<p>Birçok Batılı olmayan kültür, bu tür cinsel baskının gerekli olmadığını göstermiştir. Örneğin, bazı Amerikan yerlileri ve Polinezya toplumları, çocukların ilk cinsel deneyimlerine izin vermiş, hatta onları bu konuda özendirmiştir. Orta Hindistan&#8217;da Murialar, her iki cinsiyetten çocukların gecelerini birlikte geçirdikleri «Ghotul» adı verilen binalar yapmışlardır. (Benzer âdetler Afrika&#8217;da Masailer ve Trobriandlılar arasında da görülmüştür.) Çoğunlukla 6-7 yaşlarından sonra oğlan ve kızlar anababalarının girmediği «ghotul»larda uyumaya başlarlar. Ghotullar içinde yönetim, pratik olarak çocuklar taraf ından sağlanır. Yoksa daha büyük çocuklar, daha küçük olanları cinsel bakımdan etkin olmaya özendirirler ve onlara tüm cinsel teknikleri öğretirlerdi. Düzenli ve sık sık cinsel ilişkiden çocukluğun ayrılmaz bir parçası olarak hoşlanılır ve yaşamın en büyük alımlılıklarından biri ghotullarda oluşturulurdu. Murialı çocukların da birbirlerine saygılı, iyi davranışlı, arkadaş canlısı, nazik, kendine güvenen ve birbirleriyle işbirliği anlayışı içinde yetişmeleri pek şaşırtıcı gelmez. Onlar, yetişkinler olarak da mutlu ve uzun süreli evliliklerle ev yaşamlarını sürdürürdü. Ancak yönetimin getirdiği okullarda zorunlu eğitimin başlamasıyla bu örnek de karışıklık içine girdi.</p>
<p>«Yeni» Muhali çocuklar dünyanın geri kalmış yerlerindeki akranları gibi kaygılı ve baskı altında görünüyorlar. Gerçekte, açık görülebilen ilerlemelerle birlikte, dünyanın Batılılaşması eskinin doyuma ulaşmış insanlarına aynı zamanda cinsel dertler de getirdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Üçüncü Dünya&#8217;nın birçok ülkesi, eski Hıristiyan sömürgecilerden daha püriten bir anlayış ve uygulama içindedir. Nitekim, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, cinsel haklar üzerine herhangi bir şey getirmiyor. Bu hakların hiçbiri Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinde de belirtilmiyor. (1959&#8242;da kabul edilmişti.) Bildirgenin on ilkesi, bir kişiye, bir ulusa, gıda, ev, tıbbi bakım ve zorunlu eğitim hakkından söz ederken, cinsel eğitim, cinsel etkinlik ve cinsel basmakalıpçılıktan kurtulma hakkı üzerine sessiz kalıyor. Belgeler yalnızca çocuğun sevgi&#8230; anlayışa ihtiyaç duyduğunu ve onun her nerede olursa olsun, anababaları tarafından, olası bakım gösterilerek yetiştirilmesi gerektiğini (madde 6) ifade ediyor. Ne yazık ki, günümüz koşullarına göre, yakın bir zamanda bu kararın düzeltileceği konusundaki umut çok az.</p>
<p>Her şeye karşın, yine de kişi özgürlükleri idealini kabul eden Batı ülkelerinde biz bu özgürlüğün çoğunun çocuklara değin genişletilmesi üzerine artan bir isteklilik bulabiliriz. Nitekim, yakın zamanlarda çeşitli Avrupa ve Amerika ülkelerinde yazarlar daha olumlu bir cinsel eğitim ve gerçekte çocuklar için cinsel haklarını da içeren yeni bir «insan hakları bildirgesi» talep etmektedirler. Ayrıntılarda farklı olmakla birlikte, bu öneriler, şu temel noktaları paylaşıyor: Çocukların yetişkinler gibi cinsel bilgi ve cinsel etkinlik üzerine aynı haklara sahip olmaları gerekir ve onlar cinsel rolleri için klişeleşmiş bir tipe zorlanmamalıdır. Bu, çocuklara yalnızca gebelikten korunma, düşük ve zührevi hastalıkların anlatılması gerektiği anlamına gelmiyor, aynı zamanda onlara tüm yetişkin kulüplerine, pornografiyi de içeren gösterilere girmesine, kitap, dergi vb. şeyleri almalarına da izin verilmesi gerektiğine değinmiyor. Daha derin olarak, herkese olduğu gibi, edebe uygun şeyleri gözlemledikleri sürece, (yetişkinleri de içeren) onların cinsel eşlerini özgürce seçebilmeleri anlamına geliyor. Sübyancılık ve ensest, bu nedenle çocukların isteği dışında olmadığı sürece artık suç olarak değerlendirilmeyecektir. (Cinsel askıntıları reddetmenin çocukların yeteneği içinde olduğu ve bunun onun hakkı olarak güçlendirilmesinden söz etmek bile gereksiz.)</p>
<p>Sonuç olarak, çocuklar arasındaki tüm cinsel ayrımlara bir son verilmesi gerekecektir. Oğlanlar ve kızlar, tüm oyuncaklarda, oyunlar, spor okulları, eğitim programları ve tüm uğraşlarda eşit haklara sahip olacaktır.</p>
<p>Günümüzde, ahlaksal bakımdan serbest fikirli birçok anababa bile bu önerileri çok aşırı bulacaklardır, bundan hiç kimse kuşku duymasın. Hâlâ çoğu çocukların cinsel özgürlüğü kötüye kullanmasından ya da onların vicdansız büyükleri tarafından kötüye kullanılacağından korkuluyor. Bu korku basit olarak defedilemez, çünkü toplumumuzda birçok yetişkin bile istismar ediliyor, üstelik sınırlı güç ve deneyimleriyle çocuklar böyle bir duruma daha açık bir mevzii oluşturuyorlar. Bununla birlikte, çocukların herhangi bir biçimde istismar edilmediği ya da başka herhangi bir zarara uğramadığı yerlerde bile çocuklarda cinsel etkinliği mahkûm etmek makul oluyorsa, belki kendi kendimize sormamız gerekir. Bu, aynı zamanda çocuklarla yetişkinler arasındaki cinsel teması da ilgilendirir. Bu tür temasların hepsi elbette zararlı değildir ve hepsini aynı kefeye koyup cezalandırmak akılsızca görünüyor.</p>
<p>Öte yandan, gençlerin cinsel özgürlüğü sorunu daha az tartışma yaratabilir. En azından ergenlik çağından itibaren, oğlanlar ve kızların cinsel anatomi ve fizyolojisi, üreme, gebelikten korunma, düşük ve zührevi hastalıklar konusunda kesin bilgi sahibi olması kabul ediliyor. Aynı zamanda, yaşına bakılmaksızın cinsel bakımdan olgun tüm kişiler için geçerli olan zührevi hastalıkların tedavisi, düşükler, gebelik önleyiciler için salt bu türden teorik bir bilginin yeterli olmayacağı da apaçık ortadadır. (Onlu yaşlarda olanların gebelikten korunma ve düşüğü reddetmelerinin onların hakkı olması gerekir, kuşkusuz.) Gebe kalan kızlarla gebeliğe neden olan oğlanların kendi bedenleri üzerinde nihai kontrolü gerçekleştirmelerinin sağlanmış olması yerinde bir durum olur. Her durumda, onların cinsel kararları, anaba-balarının ellerine bırakılamaz. Üreme yapabilecek kadar yeterli yaşta olan gençler, isterlerse, istedikleri zaman cinsel etkinliklerinin nasıl olması gerektiğine de karar verecek yaştadır. Bu kararları sorumluluk duyarak alabilmelerini sağlayacak biçimde gençleri eğitmek de toplumun görevidir.</p>
<p>Bu ilkeler kabul edilirse -bu doğrultuda belirli bir eğilim vardır- tüm okullarda seks eğitiminin zorunlu olmasının ve güvenli gebelik önleyicilerin her yerde parayla çalışan makinelerden sağlanmasının önünde yalnızca bir zaman sorunu var. Dahası, gençlerin tıbbi özellikleri korunmuş olur ve anababaları, kızlarının düşüklerine karşı çıkamaz. Onların ne denli genç olabilecekleri önemli değildir. Özel ve tarafların isteği çerçevesinde olan cinsel hareketlere karşı uygulanan tüm cezai yasalar, reşit olmayan bir kızla cinsel ilişki kurmak gibi dile düşmüş olanlar da dahil olmak üzere, ortadan kaldırılır. Genç erkekler ve kızlar, herhangi bir yaşta ve herhangi bir cinsiyette, cinsel eşini seçmekte özgür olur. Onlar artık sadece cinsel huyları nedeniyle kabahatli gösterilemezler.</p>
<p>Doğal olarak burada belirttiğimiz cinsel özgürlüklerin gerçekleşmesi için önümüzde hâlâ uzun bir yol bulunduğunu görmemiz gerekir. İşin gerçeği, toplumumuzdaki yetişkinlerin çoğu muhtemelen durumu korumaya çalışacak ve herhangi bir ilerlemeye karşı direnme gösterecektir. Onların ilgileri doğrudur, gerçektir ve birçoğu kızları ve oğlanları için yüreğinde en iyi duygular beslemektedir. Bu yüzden onların muhafazakârlıklarına uygun bir duyarlık verilirse, bu konumları çocuklarına gerçekten yardım edici bir duruma dönüşebilir. Cinsel özgürlük, duygusal ihmali suistimale dönüştürülebilir. Çocukların ne yaptığına bakmayan anababalar, çocuklarına da basitçe dikkat etmezler. Cinsel özgürlük, anarşi ve ilkelere dikkatsizliği değil, cinsel sorumluluğu kasteder. Oğlanlar ve kızlar yetişirlerken sağlam rehberlik ister, gerçekten buna ihtiyaç duyarlar. Aslında, kendi merkezli bir bebekten modern vatandaşa, bir insanın gelişimi kısaltılmış biçimde, tüm insan ırkının uzun ve çetin uygarlaşma sürecini yineler. Bu süreç otomatik değildir. Ken-diliğidenlik artık tek başına yeterli değildir. Bazı yasaklamalar, zorlamalar, yoksun bırakılmalar her zaman gerekli olur.</p>
<p>Bunlar herkesçe bilinen gerçekler olabilir, ancak bazen aşırı şevkli liberaller tarafından unutulur. Henüz, genç insanlarımızı kendi başlarına bırakırsak, aslında onlara bir iyilik yapmış olmayız. Yalnızca bu temel gerçek bile anlaşılabilse, onlara cinsel özgürlük vermeye başlayabiliriz. Bununla birlikte, öte yandan, bu özgürlüğü onlara tanımamak hakkına sahip değiliz, günümüz cinsel standartlarının baskıcı olduğunu bilen insanlar olarak çocuklarımızı ve gençlerimizi reformlarla zaten uzun zamandır aşınan bir ahlakı körü körüne kabul etmeye zorlamak bir suç olacaktır.</p>
<p>YAŞLILIK</p>
<p>Daha önceki bölümde de gördüğümüz gibi, erkek olsun kadın olsun, her iki cinsiyet de gerçekte yaşamlarını sürdürdükleri sürece çok ileri yaşlara değin cinsel bakımdan etkin kalabilirler. Kuşkusuz, ciddi hastalıklar ve yaralar cinsel işlevi bozabilir, hatta sekse duyulan tüm cinsel ilgileri öldürebilir,</p>
<p>ancak bu, herhangi bir yaştaki insanlar için de geçerlidir. Daha yaşlı insanlarda cinsel etkinliğin her nasılsa daha az gayretli olduğu olgusu, onların bir şeyden hoşlanamayacakları anlamına gelmez. Normal koşullar altında, bir kişinin cinsel yaşamı yalnızca ölümle sona erer. (Ayrıntılar için «Erkeğin Cinsel Tepkileri ve Kadının Cinsel Tepkilerine» bakınız).</p>
<p>Bununla birlikte, Batı dünyasında yaşlı, hatta orta yaşlı insanların sık sık cinsel etkinlik açısından cesaretleri kırılır. Onlar yaşlı insanlarda seksin anormal, edebe aykırı ve nefret verici olduğu biçiminde bir genel önyargıyla, cinsel ilgilerinden dolayı azarlanır ve alay konusu olurlar. Dul erkek ya da bayanlar, yeniden evlenmek istedikleri zaman kendi yetişkin çocukları tarafından azarlanır, huzurevleri ya da bakımevlerinde cinsel bakımdan ayrım yapılır, herhangi bir özel durumu personel tarafından inkâr edilir, yaşlı hastalara, doktor ya da hemşireler tarafından artık cinsel doyumda gerilemeyi kabul etmesi ve bunun böyle olacağını beklemesi anlatılır. Yaşlı homoseksüeller bar ya da herkese açık banyolara &#8216;homo&#8217; oldukları gerekçesiyle sokulmazlar. Yaygın önyargı özellikle büyük ölçüde farklı yaşlardaki eşler arasında görülen cinsel ilişkiye karşı daha güçlüdür.</p>
<p>Çok daha genç bir kocası ya da aşığı olan kadına çoğu kez kötü gözle bakılır ve kendinden çok daha genç bir karısı ya da kız arkadaşı olan adam «pis» olarak adlandırılır. Daha genç olan bu insanların bizzat kendileri de «sinir hastası» ya da «gerontofili» oldukları söylenebilir. Her şeye karşın, bu genel baskıcı tutumlar dışında, bu tür ilişkiler her iki eş için de oldukça tatmin edici olabilir.</p>
<p>Tüm insanlara ya vaktinden önce ölme ya da yaşlılığa kadar gelişme nasip olduğundan ve onların hepsi yaşadıkları sürece sevgi ve muhabbete gereksinim duyduğundan, yaşlılığa karşı cinsel fark gözetme barbarca olup insancıl değildir. Böyle bir ayrım ya da ageizm içinde bulunan bir kimsenin uygar olduğu söylenemez. Bereket versin, tüm toplumlarda bu biçimde bir önyargı yoktur, hatta bizim toplumumuzda daha iyiye doğru gidişin belirtileri görülmektedir. Batılı olmayan toplumlarda genç erkek ve kadınlar, çoğu kez gençlik ve dinçlikleriyle daha az meşgul oluyorlar ve bu yüzden daha yaşlı bir cinsel eşin duygusal kalıcılığı ve yaşantısına daha fazla değer veriyorlar. Aynı zamanda onlar yaşın cinsel doyum kapasitesine etki etmesinin gerekmediği olgusundan daha fazla haberdar olabilirler.</p>
<p>Birleşik Amerika bir göçmenler ülkesi olduğu ve büyük çeşitlilikler gösteren etnik grupları ve alt kültürleri içerdiğinden, bu tür açık fikirli, akla uygun ve gerçekçi cinsel tutumlar, ülkenin farklı bölgelerinde hâlâ görülebiliyor. Aynı nedenle, daha yaşlılar arasında etkin bir seks yaşamının himaye altına alındığı birçok sosyo-kültürel semtler vardır. Bundan başka, yakın zamanlarda seks araştırmacıları, yaşlılığın cinsel ilgilerini yeniden keşfedip onayladılar ve bugün bu sorun üzerine halkı eğitmeye çalışan profesyonellerin sayısında da artış var. Onların çabaları daha çok doktorlar, hemşireler, sağlık alanında çalışanlar ve daha çok yaşlılarla ilgilenen hizmet sektöründe çalışanlara yöneliyor, ancak onlar daha geniş bir alanda seslerini duyurmaya çabalıyorlar. Ayrıca yeniden çevre koşullarına alışmaya açık bir gereksinim duyuluyor.</p>
<p>Cinsel etkinlik, yaşlılıkta iyi bir sağlık çabasına da büyük ölçüde yardım edebilir ve bu nedenle teşvik edilmeye gereksinim duyar. Evlerde bakıcılar, huzurevleri gibi, dinlenme köyleri ve yaşlı kimseler için oteller, barındırdıkları yaşlıların cinsel gereksinimlerini dikkate almalı ve onların doyuma ulaşmalarına izin vermelidir. Gerçi, çok sık yapılan hormon ve çeşitli bedensel tedaviler cinsel ilgileri canlı tutabilir. Aynı zamanda, kuşkusuz her bireye yaklaşımda büyük bir incelik ve basiret duygusu gereklidir. Yaşlı bir insanın cinsel gereksinimlerini önemsememek doğru olmazken, ayrıca bu işlevini yerine getirmek için herhangi bir baskı kullanmak ya da yaşlılık için ortaya yeni bir cinsel başarı ölçüsü koymak aynı şekilde yanlış olacaktır. Aslında, herkes gibi, yaşlılar da cinsel eğitimlerini ve kendini en iyi yargı ve yeteneğine göre yaşamak için onları muhafaza eder.</p>
<p>EŞCİNSELLER ÜZERİNDE</p>
<p>Birçok insan, karşı cinsten kişilerle ya arasıra ya da sık sık, bazı durumlarda da yalnız kendi cinsinden olanlarla cinsel ilişki kurmaktan hoşlanır. Oysa bizim özel kültürümüz bu tür davranışı genel olarak kötü sayar ve şiddetlice cezalandırabilir. Sonuç olarak, aynı cinse karşı erotik bir cazibe duyanlar (bunlar nüfusun büyük bir oranını temsil ederler), kendilerini sınırlanmış, engellenmiş, alıkoyulmuş, ihbar edilmiş ve dava edilmiş, kısacası baskı altına alınmış bulurlar.</p>
<p>Bu baskı şimdiden kendi dilimizle başlayıverir, yani bu tür insanları «homoseksüel» diye adlandırarak. Bu sözcüğün herhangi bir insan için kullanılmasından ve günümüz kitaplarında yalnızca belli özgün alanlarda o şekilde kullanılmasından büyük ölçüde kuşku duyulabileceğini daha önce de belirtmiştik. (Aynı zamanda «Homoseksüel İlişkilere Giriş» bakınız.) Sorun, gerçek terimin çok temel biçimlere önyargıyla yaklaşmasıdır. Eski ve Ortaçağda aynı -cinsiyetten davranış için kullanılan terim her zaman duruma değil, temasın bir biçimine yönelikti- (Kulamparalık, Yunan aşkı, oğlancılık, vb.) Bu terimler, herhangi bir kimse tarafından işlenilen hareketleri tanımlıyor ve kişinin özel bir tipinin varlığını belirtmiyordu. Eş deyişle, bazı kimseler kulampara, Yunan aşkı, oğlancı olarak adlandırıldığı zaman, bazı yoldan çıkmış özelliklere katlanan bir adam gibi değil, belli şeyleri yapan bir adam gibi karakterize ediliyordu.</p>
<p>O, aynı cinste erotik bir çekicilik görmenin belli küçük bir insan grubunun tipik, gizemli bir durumu olduğuna ve bu insanların işte bu yüzden ayrı bir soydan geldiğine inanıyordu. Onların durumuna ad koymaya çalışırke-ne, rastgele yarı Yunanca, yarı Latince «bilimsel homosexualitaet terimini buldu, sonra da geri kalan «normal» çoğunluğun durumu da kendiliğinden, önceki sözcüğün karşıt-anlamlısı heterosexualitaet terimiyle ifade edildi. Her iki sözcük de öteki dillere kolayca uyarlandığından, kısa bir süre sonra tüm Avrupa&#8217;da yaygınlaştı.</p>
<p>Bununla birlikte, bugün bu iki kategorinin arkasındaki temel varsayımın hatalı olduğunu anlıyoruz. Eşcinsel ve karşı cinsel tercihler bir ölçü sorunudur ve karşılıklı olarak özel durumları yoktur. «Eşcinsellik» yaradılıştan gelen bir duruma dayanmamaktadır, ancak özel bir sosyal rol oynar. Ne var ki, tüm toplumlar böyle bir rolü tanımazlar, hatta toplumumuzda aynı cinsiyetin davranışını göstermek eşcinsellerle sınırlanmış değildir. Başka bir deyişle, gerçek yaşamda çok değişik bölünmeler vardır. Uç noktalar arasında sayısız dereceler vardır ve bu uçlar içerisinde birçok insana her iki cinsiyet de cazip gelir. «Eşcinsel» olarak gösterilen bu etiket dışında çok az ortak yanları olabilir. Nitekim, onlara başkaları tarafından yöneltilen oldukça sapkın bir statü dışında, «eşcinselliği» belli kişilerin nesnel bir karekteri değildir. Sapkınlığın bu türünün yalnızca onu sorunsal olarak ele alan kültürlerde olası olduğu açıktır.</p>
<p>Ne yazık ki, biz böyle bir kültürde yaşamaya devam ediyor ve bir yandan da modası geçmiş Victoria döneminden kalma tıbbi terimleri birlikte taşıyoruz. Aslında bazı yazarlar onlara yeni bir anlam vermeye ya da onları modern, daha az önyargısız bir biçimde kullanmaya çabalıyorlar, ancak yanlış anlayış ısrarla etkisini gösteriyor. Bu gerçek karşısında, aynı cinsel davranışların toplumsal olarak benimsenmesini isteyen meslekten olmayan liberaller şimdi sık sık «homo kişiler» ya da «homoluk»tan söz etmeyi tercih ediyorlar. Oysa bu oldukça belirsiz bir ilerlemedir. Kuşkusuz «homo» (gay) sözcüğü «renkli kişi», «neşeli» anlamlarına geldiği ortaçağlara değin uzanan bir tarihe sahip olduğundan, «homoseksüel» teriminden daha eskidir. Tarihsel kullanımı içinde bu sözcük, 17. yüzyılın başında, ahlak bakımından gevşek olanları belirtmek için ve 19. yüzyılda dişi fahişeliğini karşılamak amacıyla kullanılırdı. Bununla birlikte, sözcük Amerika&#8217;da başka bir çağrışım yapıyordu. Bertrant Russel&#8217;in özyaşam öyküsünde anlattığı gibi (1872-1914 yıllarında), 19. yüzyıl sonları Philadelphia&#8217;da Ouakerler, ûuaker olmayanlar tarafından yapılan herhangi bir anlamsız dinsel adeti adlandırmak için «gay» (ibn, sefih) sözcüğünü kullandılar. Sonraları bu «gay» sözcüğü tüm dinsel dogmaları kapsadı.</p>
<p>Bu nedenle, Tanrının duaları ve On Emri onlar için «gay» oluyordu. Şimdiki yüzyıla değin «gay» sözcüğü homoseksüelle eşanlamda kullanılmadı, ancak başlangıçta bu kullanış «gay» alt kültürüyle sınırlıydı. Daha geniş bir çevrede kullanımı yakın zamanlarda oldu. Bununla birlikte, olabildiği kadar kısa ve basit bir biçimde, terim hâlâ bu iki kamp «ibn» ve ibn olmayanlar (şimdiki dürüstler olarak adlandırılıyor) arasında yapay bir ayrım çiziyor. Böylece polarizasyona karşı eski baskılar etkinliğini gösteriyor.</p>
<p>Gerçekte, yakın birkaç on yılda «ibn» erkek ve kadınlar arasında bir polarizasyon olmaktadır. Modern çağlara değin kadınların aynı cinsiyet davranışları hiçbir zaman pek dinsel, resmi ya da tıbbi dikkat çekmezdi ve «tri-badism» sözcüğü dışında bu tür davranışlar için özel bir terim yoktu. Yunanca «tribein»den gelen bu sözcük, kadınlar arasında karşılıklı bedensel sürtünme ya da elle ilişkiyi (mastürbasyon) karşılamak için kullanıldı. Sonraları 19. yüzyılda kadınlar arasında ağız yoluyla ilişki (cunnilingus) iki özel terimle tanımlandı: «Safizm» ve «lezbienizm». (Eski Yunanlı kadın ozan Saphho ve onun yaşadığı Lesbos adasından). Bununla birlikte, yavaş yavaş bu üç terimin de anlamları genişledi ve kadınlar arasındaki tüm cinsel davranışı ya «tribadizm» ya «safrizm» ya da «lezbien» olarak adlandırmak bir alışkanlık haline geldi. Sonuç olarak kendi kültürümüzde, Lezbien</p>
<p>sözcüğü öteki iki anlamın yerini aldı ve bugün aynı zamanda «dişi homo-seksüel»lere bir ad vermek anlamında kullanılır. Böylece «Lezbienler» genel homoseksüel kategorisinin dişi alt grubu olarak, yani bir azınlık içinde azınlık olarak ortaya çıkıverdiler. Antik Yunan&#8217;da ve Roma&#8217;da Lezbienist ve Lez-biyen terimi gayet iyi bilinmekte, ancak özel olarak penisin emilmesine yönelik kullanılmaktaydı (etkin ve edilgin fellatio). Böylece, bu terimler daha çok erkeklere yöneltilmiş oldu.</p>
<p>Birkaç nedenle, modern anlambilimsel gelişme kaçınılmaz ve hatta arzu edilir bir şeydi, ancak onları tartışmadan önce, günümüzde kullanılan tüm terimlerin modası geçmiş, dar kavramlar olduğunu ve bu nedenle esasen baskı verici olduğunu bir kez daha anımsamamız gerekir. Erkekler hakkında ayrı ve farklı bir grup olarak asıl «homoseksüeller» diye konuşmak yanlışsa, kadınları da ayrı ve farklı bir grup olarak lesbien diye adlandırmamız aynı ölçüde yanlıştır. (Bereket versin, hiç kimse kendi erkek akranlarını «Spartalılar» ya da «Atinalılar» diye etiketlemeye girişmedi.) Ancak sosyal ayrımın belli kurbanlarıyla özdeşleşmiş olan, herhangi bir etiket doğru olabilir. Bir kere bu ayrım sona ermiş ve etiketler onunla birlikte görünmez olacak.</p>
<p>Bu arada kuşkusuz «homoseksüel» kadınların kendi özel sorunları var, çünkü cinsel sapkın olmanın yanısıra, erkek hakim kültürü gözünde dişilerdir. Eğer, genelde onların cinsel davranışına cezai yasa tarafından daha hoşgörülü yaklaşılırsa, her şeye karşın resmi tacizin başka biçimlerine bir bahane uydurulur. Lesbienlik için sadece bir örneğin kanıt olarak gösterilmesi birçok Amerikan mahkemesinde annenin kendi çocuklarının bakımından kurtulması için yeterli temel sayılırdı. Evlerde, işyerlerinde, askeri hizmetlere vs. onların tüm «homoseksüeller» gibi aynı adaletsizliğe maruz kaldıklarını söylemeye bile gerek yok. Bununla birlikte bu durumların hepsinde onların kötü durumları dişi oldukları gerçeğiyle daha da ağırlaştırılır. Kısacası, onlar çifte bir ayrıma katlanır ve böylece bir çoğu cinsel özgürlük için mücadelenin erkek olan «homo»lardan farklı olduğunu hisseder.</p>
<p>Batı dünyasının dinsel inançları, resmi doktrinleri ve psikiyatri kuramlarının uzun zamandır birçok zararsız cinsel sapkını, özellikle homoseksüelleri nasıl kurbanlaştırdığını başka bir bölümde açıklamıştık. (Bkz. «Uyumcu-luk ve Sapkınlık») Bu kurbanlaştırmanın burada yeniden ayrıntılarına inmek gerekmez. Günümüz ABD&#8217;sinde homoseksüellerin hâlâ çeşitli baskılar altında bulunan azınlıkların en geniş gruplarından biri olduğunu söylemek yeterli. Bir kişi için kullanılan «homoseksüel» terimi doğru olmadığı, yanlış anlamaya yol açtığı ve uygun olmadığı için, homoseksüellerin işe yarar bir sayısını çıkarmak mümkün değildir. Bununla birlikte, Kinsey&#8217;in çalışmaları en dar ve çok muhafazakâr geleneksel tanımlamalarda bile bizim nefretlerimize ve aynı cinsiyet davranışının korkusuna katlanan milyonlarca Amerikalı hakkında konuştuğumuzu gösterdi.</p>
<p>Yansız gözlemciler sık sık bu korkuyu kültürümüzde bedensel aşkın yaygın, irrasyonel korkusunun bir bildirgesi olarak, yani «erotobia»nın bir biçimi olarak tanımladılar. Aslında, son zamanlarda bazı yazarlar kısaca özellikle aynı cinsiyetten eşler arasındaki irrasyonel aşk korkusunu ifade etmek için «homoerotophabia» ya da «homophobia» terimini kullanıyor. Birçok insanın bu korkuyla zihninin meşgul olduğundan kuşku duyulmaz. Tipik olarak, onlar herhangi bir homoseksüeli tanımıyor, onlarla karşılaşmak, onları görmek, onlar hakkında herhangi bir şey işitmek istemiyorlar, aynı zamanda onların kontrol altına alınmasını, uzaklaştırılmasını, kilit altında tutulmasını ya da yok edilmesini istiyorlar. Eğer onlar kendi ailelerinde bir homoseksüel bulursa, onu hemen kapı dışarı atıyorlar. Bununla birlikte, onlar pek sık olarak evde, okulda, işte ya da onları tanımaksızın yıllarca homoseksüellerle birlikte yaşıyorlar. Pekâlâ böyle bir durum olabilir, çünkü homophobia ilkönce tamamen gerçekdışı olan klişeleşmiş ürkütücü bir düşman yaratır, sonra da onu büyütür. Örneğin, bugün Amerika&#8217;da tipik erke-ke homoseksüelin efemine, zayıf, artistik ve olgun olmadığına inanılır. Bununla birlikte, gerçek durumda bu insan tipine homoseksüellere arasında nadiren rastlanır. Çoğunluğu basit olarak ortalama, yani herkese benzeyen ve onlar gibi davranan insanlardır ve onlar isterlerse farkedilmeden kalabilirler, bir çoğu, aslında bu seçmeyi yapar. Onlar ya kendi gizliliği içinde kalır ya da ince işlenmiş çifte yaşama doğru yol alır. Sonuç olarak, hiçbir zaman yaygın yanlış kavramlara meydan okumak için ortaya çıkamazlar.</p>
<p>Bununla birlikte, bu «dürüst» olanların sahte tavır almaya ve ikiyüzlülüğe zorlanmasıyla ezilenler ile ezenleri her ikisinin de kayba uğradığını anlamamız gerekir. Öncekiler, yani baskı altına alınanlar gizlenmek için harcadıkları büyük bir enerji sonucu harap, endişeli olur, sonrakilerde aptalca fanteziler ve gereksiz endişelerle usandırılır. Bu sırasıyla herkesi boğucu, baskıcı ve cinsel sertliğe zorlar. Sorunun bu biçiminde ifadesi, herkesin tanımlarıyla ahlaki ve sağlıklı sayılamaz.</p>
<p>ÜNLÜ «EŞCİNSELLER»</p>
<p>Alfred Kinsey&#8217;in belirttiği gibi bir kişiyi tanımlamak için «Eşcinsel» sözcüğünü kullanmak sorunsaldır. Böyle bir etiket çoğu kez keyfi ve abartılmış bir tutumu dile getirir. Bugün, özellikle ABD&#8217;de birçok insan «Eşcinsellerin» ne olduğu ya da nasıl davrandığı hakkında gerçekdışı düşüncelere sahiptir. Bununla birlikte, tarih boyunca birtakım erkek ve kadın (Çoğu oldukça ünlüdür), kendi cinsiyetlerinden olanlarda ya arasıra ya da özel olarak bir cinsel çekicilik bulmuşlardır. Bazıları bunu hayata geçirmişler ve yaptıklarından gurur duymuşlar; bazıları bu duygularını bastırıp oldukça mutsuz bir yaşam sürmüşlerdir. Birçoğu da çağdaşları tarafından dava konusu edilmiş ve böylece onların bu konumları trajik biçimde sona ermiştir. Aşağıda görülen portreler, güçlü eşcinsel eğilimlere sahip olmalarıyla bilinen tarihsel kişileri gösteriyor. Açıktır ki, bu liste böyle eğilimlerin insanları üstün kıldığını göstermek anlamına gelmiyor.</p>
<p>Nitekim düşünceleriyle etkili olmuş birçok gözlemci bu yüzden uzun zaman homoseksüellerin özgürleşimini savundu. Gerçekte, bu arada bazı gayretli «homoseksüel» sivil haklar örgütü ve grupları oluştu, bu amacı daha ileri götürmeye çabalamak için. Ek olarak, gelişen bir homo basını, topluma ve onun özel izleyicilerine, homoların gerçek yaşamı hakkında bilgi veriyor. Ülkenin bazı kısımlarında homoseksüeller kendilerine artık önem verilmediği durumlarda blok oy kullanarak, belli bir politik güç geliştirdiler. Bunların ve başka çabaların sonucu olarak, şimdiden bir hayli ilerleme sağlandı. ABD&#8217;de dikkate değer bir sayıda eyalet oğlancılık yasalarını kaldırdı, homoseksüellerin Sivil Hizmetleri federal yetkililerince artık engellenmiyor ve bazı yerel yönetimler evlerle, işyerlerinde, sigorta ve başka alanlarda ayrıma karşı homoseksüelleri koruma altına alan sivil haklarla ilgili kurallar kabul etmiş bulunuyor. Homoseksüellerin sivil haklar mücadelesini önemli ölçüde destekleyen bir unsur Amerikan Psikiyatri Derneğinin homoseksüelliği akli rahatsızlıklar listesinden kaldıran 1973 tarihli kararı olmuştur. Bu karar yalnızca yaygın homophobianın rasyonalizasyonunu önemli ölçüde engellemiştir.</p>
<p>Gelecekte de homoseksüellere karşı tüm ayırımların sona ermesi umu-labilir. Seks, ırk, dinsel inanç, ulusal köken gibi cinsel yöneliminde herhangi bir kimsenin onu reddetmemesi için eşit haklara sahip olduğu bir zemin olmalıdır. Bu nedenle, homoseksüellerin sivil haklar mücadelesi, öteki ezilen insanların mücadelesi gibi, başarılmak zorundadır. Bununla birlikte, bu mücadele içinde bir homo azınlığın daha açık olarak tanınması ve ayrı bir sosyal grup olarak süreklilik kazanması talihsizlik olacaktır. Sürekli bir cinsel ayrım, hatta tam eşitlik temelinde bile olsa, kendi içinde baskıcı olacaktır, çünkü o yapay bölünme çizgileri yaratır ve insanları hatalı alternatifleri seçmeye zorlar. Homoseksüel olsun heteroseksüel olsun, her iki kesimin nihai özgürlüğü yalnızca tüm etiketlerin ortadan kalkmasıyla ve herkesin olabildiği her yerde kendi cinsel potansiyelini keşfetmesinin, herkesin özgürlüğü içinde olmasıyla sağlanabilir.</p>
<p>KUSURLULAR VE SAKATLAR ÜZERİNDE</p>
<p>Önceki iki bölümde gördüğümüz gibi, insanın cinsel ve üretimsel işlevleri bedensel ve psikolojik olarak bozulabilir. (Bkz. «Bazı Bedensel Sorunlar» ve «Cinsel Uyumsuzluklar»). Aynı zamanda bu işlevlerin dolaylı olarak birtakım cinsel olmayan yaralanmalar, düzensizlikler, yetersizlikler ve hastalıkları etkileyebileceği açıktır. Gerçekte bunların zararı cahillik ve olumsuz sosyal tutumlarla birleşmiş olabilir. Nitekim bir kural olarak, bedensel ve akılsal bakımdan özürlü kişiler kendilerini kendi özel cinsel sorunlarıyla karşı karşıya bulabilirler.</p>
<p>Toplumumuzda özürlü ve yetersiz, yani bir uzvu olmayan, belden aşağısı tutmayan, dört bir yanı tutmayan ve beyin felcine uğrayan kişilere cinsel ilgilerini birazcık güçlendirmek dışında, çok değerli tıbbi yardımlar sağlanabilir. Tersine, koruma bahanesi altında, onların aileleri, arkadaşları, doktorlar, hemşireler ve öğretmenler artık onların cinsel bakımdan etkin olmaları için herhangi bir fırsatı olmadığını söylerler ve hatta onların açık bir biçimde cesaretini kırarlar. Birçok insan basit olarak ciddi bedensel ve akılsal özürü bulunanların zaten bu durumlarından dolayı bir ödüllendirici unsur olarak seks yaşamı için herhangi bir umut beslemelerinin engelleri bulunduğunu varsayarlar. Oysa bu varsayım hatalıdır. Son derece ciddi durumlar dışında, cinsel bazı biçimlerinin gerekli enerjinin ortaya koyulmasıyla gerçekleşmesinin her zaman olası olduğu görülür. Bu basit gerçeğin geniş bir biçimde bilinmemesi olgusu, yalnızca toplumumuzun duyusal yoksulluğunu yansıtır.</p>
<p>Durum özellikle hastanelerde, bakımevlerinde ya da benzer kurumlarda yaşayan özürlü ve yetersiz olanlar için zordur. Bu tür yerlerde hastaların çoğunlukla çok az özel yaşamları ve dışarıdan bir insanla buluşmak için çok az fırsatları vardır. Oturma bölümleri cinsiyetlere göre ayrılır çoğunlukla. Ek olarak, görevli sık sık iffetlilik taslamanın yanı sıra, hoşgörüsüz davranır. Gerçi, birçok doktor, hastalarının cinsel zevk alabileceklerini asla bilmiyor ve böylece bunu tartışma konusu yapmayı da düşünmüyorlar. Sonuçta erkekler ve kadınlar kendi bakımlarında rehbersiz kalıyorlar ve birçok olası cinsel alternatifler de keşfedilmemiş halde bırakılıyor. Bundan başka, birçok hastane yönetimi kendi binalarında herhangi bir cinsel etkinliğe izin verilemeyeceğini hissediyorlar. Çünkü bu onların yasayla başlarını belaya sokacaktır ve ne yazıktır ki bu durum haklı olabilir. Evlilikdışı cinsel ilişkiden hoşlanmayan muhafazakâr personel ya da hastanın akrabaları kuruma karşı dava açabilir. Sonuç olarak birçok hasta cinsel birleşme gerçekleştiremediğinden, cinsel ilişkinin başka biçimlerini uygular, ancak bunlar birçok eyalet ceza yasalarında belirlendiği gibi doğaya karşı suç işlemek ya da oğlancılıkla suçlanabilir. Bu da hastalarının zorunlu cinsel deneyimlerine yardım etmekte doktorların niçin isteksiz olabileceğinin başka bir nedenidir. Tüm bu olup bitenlerin yalnızca uzun zamandır yatan hastaları değil, aynı zamanda kısa dönemler için getirilmiş olanlar için de geçerli olduğunu söylemek bile gereksiz. Birçok insan yalnızca birkaç ay ya da birkaç hafta için hastaneye yatırılır ve bu süre içinde cinsel ilişkiden gereksiz yere yoksun bırakılır. Her hastalığın cinsel perhiz gerektirmeyeceği açıktır ama, gerçekte hastaneler hastalarına onları ziyaretlerine gelen eşleri ya da sevgilileriyle yakınlaşmalarına bir fırsat tanımaz. Öte yandan, ciddi bir hastalık olduğu takdirde, sevgililerin zaten ziyarete gelmelerine izin verilmez, çünkü onlar resmen «aile üyeleri» olarak tanınmazlar. Böyle bir düzenleme özellikle homoseksüel hastalar için oldukça duyarsız bir tutumdur.</p>
<p>Bereket versin, son yıllarda daha insancıl ve bilgili yaklaşım belli bir temel kazanmaktadır. Klinik seks araştırması önemli özürleri bulunan kişilerin bile eğer cinsel bilinçlerini geliştirmek ve klasik örneklerden kurtulmak isterlerse seksten hoşlanabileceklerini göstermiştir. Tabii onların eşleri de birlikte çıkmaktan mutlu olurlar. Bu arada özürlü kişilerin cinsel seçmelerini işlek tutabilmek için özel açık kitap ve film gösterileri de sağlanabilir. Bu materyaller bir hastanede gösterildiği zaman, bunlar yalnız hastaya ve hastanın ailesine yardım etmekle kalmaz, aynı zamanda hastane personelini de eğitir. Sonuç olarak bazı kurumlar, aslında, politikalarını değiştirip şimdi hastalarının cinsel doyum bulmak için ya öteki hastalarla ya da dışarıdan gelen ziyaretçilerle çıkmasına izin veriyorlar.</p>
<p>Özellikle kurumlaşmamış düşkünlerevine yerleştirilmemiş, aklen özürlü olanlar, alışılmamış sorunlarla karşılaşıyorlar. Bununla birlikte, ilke olarak, yukarıda söylenilen her şey onlara da yöneltiliyor. Geçmişte onlar, hiç cinsel ilgileri ve hakları yokmuş gibi düşünülür ve bu anlayışla tedavi ediliyor-</p>
<p>du. Çocukken aklen kusurlu olan ya da normal gelişimi gecikenlere seks eğitiminin herhangi bir türü üzerine eğitim verilmezdi. Gençler ya da yetişkinler, olarak onlar, herhangi bir cinsel meşguliyetten zoraki olarak engellendi ve hatta isteklerine karşı sanki doğalmış gibi bir kısırlaştırma uygulandı. Evlenmek isterlerse, yasa buna izin vermeyecekti. Bununla birlikte, artık giderek böyle bir duyarsızlığın adı bile anılmıyor. Tüm öteki çocuklar gibi aklen özürlü çocuklar da gebelik, gebelikten korunma ve zührevi hastalıkları öğrenme ihtiyacı duyuyorlar. Aynı zamanda onlar sevgi muhabbete ve bu yüzden, kendi rızaları ve özel dünyaları olduğu sürece cinsel etkinliğin herhangi bir türünü seçme hakkına sahip olmaya gereksinim duyuyorlar. Bu kişilerin zorunlu gizli dünyaları, aileleri ya da bulundukları kurumlarca sağlanmalıdır. Öte yandan, aklen özürlü olanlar, cinsel istismara karşı da korunmalıdır. Bu kişisel dikkat, uygun kurumsal düzenlemeler ve duyarlı cezai yasalarla yapılabilir. Kısırlaştırmanın istendiği yerlerde, bu işlem onlara bilgi verilerek kendi rızalarıyla yerine getirilmelidir. Aslında, bir politika sorunu olarak, her zaman en az kısıtlı alternatifler yeğlenmelidir. Hiçbir kimseye zarar vermedikleri sürece, tüm özürlü ve yetersiz kişiler yeteneklerine göre tam cinsel işlerini yerine getirmek olanağına kavuşmalıdır.</p>
<p>ÖZEL CİNSEL İLGİLERİ OLAN KİŞİLER</p>
<p>İnsanın cinsel davranışı içgüdüsel değil, çeşitli sosyal etkilerle biçimlendiğinden, farklı insanlar farklı cinsel ilgiler geliştirir ve cinsel bakımdan da farklı biçimlerde davranır. Bu olgu kendisinde sorun yaratmaya gerek duymaz, ancak çoğu toplumlar cinsel davranış için belli standartlar ve normlar yerleştirir ve eğer bu normlar sert ve sınırlıysa, birtakım insanlar «cinsel sapkın» olarak değerlendirilebilir. (Bkz. «Cinsel Davranışa Giriş» ve «Uyumcu-luk ve Sapkınlık»)</p>
<p>Toplumumuzda cinsel normlar geleneksel olarak son derece kısıtlı ve gerçekdışıdır, bu nedenle çoğu insanlar cinsel sorunlarla ya da daha kesin olarak, cinsel ifadeleri için gereksindiklerinden yayılan toplumsal sorunlarla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Kuşkusuz onların davranışı sınırları belirlenmiş olan örneğe uymamakta ve böylece onlar kendilerini zoraki bir sınırlama, engelleme, iftira ya da dava edilme durumuyla karşı karşıya bulmaktadır.</p>
<p>«SEKS İLANLARI»</p>
<p>Avrupa&#8217;da olsun Amerika&#8217;da olsun, son zamanlarda gazetelerde kişisel «seks ilanlarının yayınlanmaya başladığı görülmektedir. Bunların çoğu, özel cinsel ilgileri olan kişilere yönelik ve bazıları az da olsa gizli erkek ve dişi fahişelerce teklif ediliyor. (Yukandaki küpurlar böyle ilanlar içeren bir gazeteden alınmıştır).</p>
<p>Kuşkusuz isteği dışında bir cinsel olayla karşılaşanlara yönelik cinsel hareketleri zorlaştıran bazı sosyal sınırlamaların bulunması zorunludur. Cinsel saldırının tüm biçimleri ve ırza geçme bu kategoriye girer. Bununla birlikte, cinsel davranışın tarafların rızası ve kendi gizlilikleri içinde yapıldığı durumlarda gerçekte, toplumsal müdahaleye gerek yoktur ve doğru da değildir. Tersine, resmi olsun, psikiyatrik olsun, herhangi bir müdahale, hangi niyetle hareket edildiği önemli değil, bizzat kendinde baskıcıdır, yani müdahale tarafların eylemlerini engellemeye yöneliktir. Bazı uyumsuz ya da ayrıksı olanlar için bazı terapi biçimlerinin yararlı olabileceği doğrudur, ancak bu zorla empoze edilmemelidir. Herhangi bir ilaçtan önce onlardan cinsel perhiz yapmaları istenmemelidir. Başka hiç kimseye zarar vermedikleri sürece, kendi değerlerine göre yaşama haklarına sahiptirler. Hatta biz onların cinsel bakımdan sakat olduklarını sezinlersek (ve bu sezinleme pekâlâ yanlış olabilir) onların desteğini alıp götürme hakkına sahip değiliz. Aslında, ilk önce, olumsuz seks doktrinleri, duygusal ihmal ya da yaşama koşullarının yozlaşması gibi sakatlıklar yaratıp sonra onları hâlâ gerçekleştirebilecekleri cinsel doyumlarını reddederek bir kez daha cezalandırmak toplum için çifte adaletsizlik olacaktır.</p>
<p>Bir şeyden kuşku duyulamaz: Toplumumuzdaki birçok insan, herhangi bir hata yapmadan kendilerini bizim resmi normlarımızdan öteye götüren cinsel ilgiler geliştirdiler. Geçmişte, bu tür kişiler günahkâr ya da yoldan çıkmış olarak adlandırılırdı ve bugün onlar çoğu kez «sapık» ya da «cinsel psikopat» olarak değerlendiriliyor, ancak bu etikete bakmaksızın, onlar bir kural olarak, cinsel işleri yerine getirme haklarından yoksun kaldı, üstelik başka bir kimsenin hakkına bile karışmadan. Örneğin, bazıları, cinsel ilişki sırasında incitmek ya da utandırmaktan hoşlandı, bazıları eşlerine hakim olmak, sidik ya da dışkıyla oynamak «kötü» konuşmak, ya da insanları mastürbasyon yaparkan seyretmekten hoşlandı. Bazıları da karşı cinsin elbiselerini giymekten, cinsel bakımdan iç çamaşırlarına tutkun olmaktan, bir bebek, bir motosiklet ya da başka cansız bir nesneden hoşlandı. Örnekler sonsuzdur ve tüm bunları açıp dökmeye gerek yoktur. Temel nokta, bu kişilerin hepsinin oldukça özel cinsel ilgilerinin toplumlarından az bir destek aldığı uygun eşler bulmakta zorluk çektikleri ve çok sık doyumsuz kaldıklarıdır. Onların çoğu evlilik için uygun değildir ve bu nedenle korkunç bir boşluk içinde yalnız başlarına yaşarlar. Aynı zamanda başkalarına açamadıkları arzuları karşısında sıkıntı duyar ve kendilerini suçlu hissederler. Kısacası, onlar yasalarla doğrudan karşı karşıya gelmeseler bile, yaşamları muhtemelen çok mutsuz biçimdedir.</p>
<p>Ancak, daha hoşgörülü bir toplumsal tutumla bunların hiçbiri gerekli olmayacaktır. Aslında isteyen eşler için, insanlara açık olarak bir şans tanınırsa bu durumda, son derece alışılmamış cinsel nazların tatmin edici olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bazı durumlarda, bu tür eşlere onların hizmetleri için bir ödeme yapılması gerekebilir ancak, (tümüyle acı veren ve yıkıcı arzular dışında), zevk veren şeyde eksiklik olmamalıdır. Dahası, toplumumuz uygun tutum alarak bir destek verebilir. Örneğin, 1964&#8242;te İsveçli hekim Lars Ullerstam, tüm erotik azınlıklar için temas büroları kurulmasına izin veren resmi reformlar yapılmasını önermiştir. Ullerstam, aynı zamanda gazetelerde özel kişisel seks reklamları önermiş ve cinsel eksantriklerin ortaya koyduğu sosyal kulüpleri uygun görmüştür. Belli sinemalar özel seyircilerine «seks filmi» göstermeyi üstlenebilir ve özel isteklere hizmet veren genelevler inşa edilebilirdi. Gerçekte, Ullerstam, komşularından, hastanelerden ve bakımevlerinden ayrılmış, banliyoları dolaşacak seyyar bir genelev kurulmasını da talep etti. Bu genelevlerin personelleri «erotik Sama-ritanlar-erotik gönüllüler» olarak adlandırılmalı ve büyük bir saygı görmeliydiler.</p>
<p>Bu önerilerin gündeme geldiği sıralarda kamuoyunda önemsiz bir destek bulabildiğini söylemek bile gereksiz. Bununla birlikte, bu arada, önerilerin bazıları sessizce birçok Batı ülkesinde kabul edildi. Bazı Avrupa ülkeleri, pornografik filmler, kitaplar ve dergilerin yanı sıra, hem erkek hem de kadın fahişeliğini yasallaştırdı. Hatta ABD&#8217;nin birçok kentinde sakatlar için «yetişkin» tiyatroları, «röntgencilik gösterileri», kitabevleri ve «oyuncakçılar var. Ayrıca artan sayıda gazete ve periyodikler kişisel seks ilanları basıyorlar. Özel «banyoevleri» homoseksüellere, hatta yakın zamanlarda heteroseksü-el müşterilerine cinsel fırsatlar sunuyor. Belli «masaj salonları» yorgun ve yalnız olanlara cinsel rahatlık veriyor ve «seks klinikleri» cinsel uygunsuzlukları tedavi etmek için «cinsel vekillere» iş veriyor. Özel kulüpler «eşini paylaşanlar için partiler» ya da çılgınca cinsel törenler, cinsel hafta sonu kaçamakları, kamping turları, ya da vapur seyahatleri düzenliyorlar. Sonuç olarak, özel cinsel eğlencelerin yapıldığı oteller ve gidilecek yerler var.</p>
<p>Bu gelişmelerin yalnızca milyonlarca ortalama insana değil, aynı zamanda cinsel azınlık gruplarına da yardım ettiğine hiç kuşku yok. Uygarlığımızın herhangi bir biçimde bozulmasını göstermekten uzak, onlar, tersine, daha aydınlanmış ve insancıl olduğunu gösteriyor. Yeni kuruluşların bazıları bir zevksizlik ve istismar havası veriyorsa, bu da çoğunlukla onları yeraltına vicdansız reklamcıların kollarına ya da örgütlenmiş suça zorlayan bizim modası geçmiş yasalarımızın kusurudur. Avrupa&#8217;da oldukça güzel ve düzenli organize edilmiş seks mağazaları, porno tiyatrolar ve seks kulüpleri saygın insanlar tarafından işletiliyor ve onlar en iyi iş merkezlerinde modaevlerinin ya da önemli mücevhercilerin yanıbaşlarında bulunabiliyor. Fahişeler iyi çevrelerde muhabbet tellalı olmaksızın çalışabilir. Özetle, seksi «kirli» işlerde tutacak zorlayıcı bir şey yok artık. Açıktır ki, eğer herkes isterse, aynı ilerlemeler Amerika&#8217;da da gerçekleştirilebilir.</p>
<p>AKIL HASTANELERİNDEKİ KİŞİLER ÜZERİNDE</p>
<p>ABD&#8217;de bugün her yıl eyalet ya da federal hapishanelere gönderilenlerden üç kat daha fazla insan akıl hastanelerine teslim edilmektedir. Bu tür teslim ve teslim için gereken uygulamanın zemini eyaletten eyalete değişir, ancak akıl hastanelerinin irade dışı hastaları arasında, kişi yalnızca akıl hastası olarak bilinenleri değil, aynı zamanda «aklen kusurlular, saralı, alkolik, ilaç müptelâları, çeşitli sapkınlar ya da sosyal uyumsuzlarda bulabilir. Gerçekte, «akıl hastanesi» terimi harfi harfine dikkate alınmalıdır. Gerçek durumda burası çoğu kez çok amaçlı bir kurum olarak işler: bir hastane, bir hapishane, bir yoksulevi ve bir yaşlılar evi.</p>
<p>Bu durum, akıl hastanelerinin tarihini bilenlerce daha kolay anlaşılır. Modern çağlara değin, Batı toplumu deli, serseri, parasızlar arasında bir ayrım yapmıyor ve bunların hepsi de aynı tedaviyle karşı karşıya kalıyordu. Yüzyıllardır, bu kişiler idam edildi, bir yerleri sakat bırakıldı, sürgüne gönderildi ya da kölelik altında tutuldu, çoğunlukla da hapse atıldı. Böylece, ilk önce farklı sınıflardan mahkûmları biraraya toplamak için «düzeltme evleri» inşa edildi. ABD&#8217;de ilk kez böyle bir kurum 1727&#8242;de Connecticut&#8217;ta açıldı. Biraz önce belirtildiği gibi bu kurumlar her türden insanı barındıran bir yapıya sahipti&#8230; Sonraları şifa yurtları ve akıl hastaneleri kurulduğu zaman, yoksul olanları ayrı bölümlere koymaya başlandı, ancak diğer tüm uygun olmayanlar yöneticinin iddiasına göre akıl hastası oldukları biçimdeki işleme tabi tutulabilirlerdi. İşin doğrusu, bazen hiç delilik belirtisi istenmiyordu. 19. yüzyılda lllinois&#8217;deki bir örneğe göre, evli kadınların itaatsizlik gösterdiği durumlarda onlar kocalarının saçma arzularına göre işlem görebilirlerdi. Bu denli kaba kötüye kullanmalar sonuç olarak daha ikna edici teslim yasalarının yürürlüğe girmesine yol açtı, ancak 1930&#8242;lar ve 1940&#8242;larda birtakım eyalet yasalarının psikopatların, özellikle, cinsel psikopatların isteği dışında teslim edilmelerine izin vermesinden sonra, görevlilerin keyfi tutumlar içine girdikleri görüldü. 18. yüzyılın «zevk ve şehvet düşkünü kimseleri» gibi, bu psikopatlar tek psikiyatrik teşhis yapılmayan çeşitli zararlı ve zararsız cinsel sapkınların oluşturduğu karışık grup olarak kötü bir biçimde tanımlanırlar. Aslında, onların çoğu tıbbi anlamda hasta olarak değerlendirilemezler. Onların hastaneye yatırılıp tedavi edilmesi onları bazı yerlerde kilit altında tutmanın bir özüründen başka bir şey değildir. Çünkü onlar suçlular gibi tedavi edilseydi, ya hiç mahkûm edilemez ya da nispeten kısa bir süre için cezalandırılırdı. (Aynı zamanda «Günümüz ABD&#8217;sinde Seks Yasaları»na bakınız.)</p>
<p>Bir akıl hastanesi teslim, cezai değil, bir sivil uygulamadır ve bu nedenle yaygın cezai durumlarda gereken koruma işlemlerine bu durumda ihtiyaç duyulmaz. Aslında tüm insanlar yalnızca «kendi iyilikleri için» teslim edilir; onlar cezalandırılmaz, tedavi edilirler. Sonuç olarak, onların bu konularda haklarını aramak son derece zordur ve gerçekte, onlar haklarının tümünü hastane görevlilerinin karşısında yitiriverirler. Onlar yalnızca bu görevliler «tedavi»de ya da «emniyet»te olmalarını açıkladığı zaman serbest kalırlar. Dahası, hastanedeyken, elektroşoktan psikocerrahiye ve «kimyasal hadım»a kadar çeşitli gaddarca «terapilere» maruz kalabilirler. Bu özellikle sosyal bakımdan zararsız cinsel eksantrikler ve başka şiddet göstermeyen «psikopatlar» olduğu takdirde tedirgin edici oluyor.</p>
<p>Cinsel haklara gelince, hastanelere yerleştirilmiş tüm akıl hastaları eşittir kuşkusuz: Onlar hiçbir cinsel hakka sahip değildir. Nitekim, yalnızca cinsel sapkınlar değil, aynı zamanda normal hasta ya da mahkûmlar da kendilerini engellenmiş bulurlar. Tıpkı alışılagelmiş hastanelerde, bakımevlerinde ve bu tür yerlerde olduğu gibi cinsel ilişki için ne bir gizlilik ne de fırsat tanınmaz. Yaşlılar için söylenilenlerin çoğu, bu nedenle, aynı zamanda özürlüler ve yetersiz olanlar için de geçerlidir. İlke olarak, bu tür cinsel mahrumiyetlerin tümü için hiç geçerii bir neden yok. Tersine, hastaların daha sağlıklı olması ve onların dış dünyaya yeniden alışmasına yardım için cinsel işlerin pekâlâ çok yardımı olabilirdi. Örneğin, kendilerini ziyarete gelen eşleri ya da sevgilileriyle cinsel ilişkilerine devam ederlerse, bu olanağın onların çoğu için yararlı olacağından emin olunabilir. Hatta gebelikten kaçınılabildi-ği ölçüde, kurumun içinde bile cinsel ilişki gerçekleştirilebilir. Kuşkusuz homoseksüel hastalar da perhiz yapıp bekleyecek değiller, istekli eş bulurlarsa. (Hastalar ve personel arasındaki seksin gizli olarak kalması gerekeceğini söylemeye gerek yok. Çünkü, sonrakiler öncekiler üzerinde tam hakim bir pozisyon kurmaktan hoşlanırlar. Bu da kolayca cinsel istismara götürebilir.) Bununla birlikte, bu tür kurumlarda, başta kurumların psikiyatristleri, insanın çeşitli cinsel istekleri konusunda daha hoşgörülü olur ve aklen hasta gibi her sapkına etiket vurmayı durdururlarsa anlamlı reformların başarılabileceği açıktır. Bu da halen uygulanan çoğu gereksiz «terapileri» ortadan kaldıracak ve gerçekte ilk önce çoğunlukla herhangi bir zorla teslimi önleyecektir.</p>
<p>TUTUKLULAR ÜZERİNDE</p>
<p>Bir kural olarak Amerika cezaevlerinde mahkûmlar herhangi bir hetero-seksüel etkinlikten yoksun bırakılırlar. Genelde de, bu tutum mahkûmların cezalarının bir parçası olarak değerlendirilir ve şimdiye dek reformlar için de önemsiz bir çaba gösterilmiştir. Sonuç olarak cezaevlerinde görülen tek tip cinsel davranış, mastürbasyon ve homoseksüel ilişkilerdir. Bu, hem erkek hem de kadın mahkûmlar için bir gerçektir.</p>
<p>Bazı durumlarda, kişi en azından hapishanelerde homoseksüellerin cinsel bakımdan tatmin olduklarını sanabilir, ancak gerçekte durum bu değildir. Aslında mahkûmlar arasında, nüfusun diğer kesimlerinde olduğu gibi heteroseksüeller çoğunluktadır ve onların cinsel bakımdan engellenmeleri de sınırsızdır. Birçoğu bu engellenimlerini daha genç mahkûmlara ya da zayıf mahkûmlara saldırarak yansıtır, yani homoseksüel tecavüz ve kötü, yıkıcı homoseksüel temasın başka biçimlerini uygulayarak. Böylece, hapishanelerdeki yaygın homoseksüel etkinlik, gerçek doyumu sağlamaktan uzak, esas olarak olumsuz ve baskıcıdır. Çoğunlukla şiddete dayanır ve aslında çoğu kez kurbanlarından nefret eder ve onları hor görür. Böylece, paradoks olarak, toplumumuzun tipik bir özelliği olan homofobiyi kuwetlendirir. Kısacası, yönelimlerine bakılmaksızın, çoğu mahkûmlar içerdeyken seks yaşamında kendine yabancılaşmaya ve çürümeye doğru gider ve bu, onların özgürlüğe kavuşmasından sonra da kesinlikle bir iz bırakır. Bundan başka, birçok durumlarda, cinsellikten yoksun kalanlar yalnızca mahkûmlar değil, aynı zamanda onların eşleri ve sevgilileridir de. Karılar ve kocalar, mahkûm eşlerinin hapisten kurtulmalarını beklerken evliliklerinin dokunulmazlıklarını korumakta büyük zorluklar çekerler. Bununla birlikte, hapisten çıkan tüm mahkûmlar, önceki cinsel eşlerine uyum gösteremeyebilir ve böylece onların evlilikleri ya da aşk ilişkileri bozulabilir.</p>
<p>Bütün bunlar cinsel mahrumiyet ve mahkûmların vafışileştirilmesi sonucunun iyi biçimde toplumun ilgisini çekemeyebileceğini ortaya koymuş görünüyor. Gerçekte, bu arada Meksika ve Kanada gibi bazı ülkeler, mahkûmların «karı-koca ziyaretleri» ya da «tatil çıkışları»na müsaade ederek onların cinsel bakımdan birazcık olsun rahatlamasını sağlamaya çabaladılar. Bu tür programlar Avrupa&#8217;da ve ABD&#8217;nin birkaç eyaletinde de (Missis-sippi ve California) denendi. «Karı-koca ziyaretleri» programı altında, mahkûmlar nispi bir gizlilikte karıları tarafından geceyarısı ziyaret edilebilir; tatil çıkışları ya da gece çıkışları hapishaneye döndükten sonra topluluk içinde cinsel ilgilerini, kovalayabilen seçilmiş mahkûmlara tanınabilir. Bu reformlar yalnızca evlilikleri korumakla kalmaz, aynı zamanda cinsel gerilimi ve mahkûmlar arasındaki homoseksüel hücumları azaltmaya yardım eder.</p>
<p>Bununla birlikte, bu reformlar hapishane nüfusunun yalnızca belli bir kesimini ilgilendirdiğinden, geri kalan çoğunluğun da böyle bir beklenti içinde olabileceğini düşünmek hiç de zor değildir. Sıla izinleri belirlemelerle istisnaidir ve «aile ziyaretleri» doğal olarak evlenmemiş olanları ve homoseksüelleri dışlar. Aynı zamanda aile ziyaret programlarının kadın mahkûmlara hiçbir zaman uygulanmadığının da belirtilmesi gerekir. Eldeki olgulara göre varolan, cinsel rahatlama programları bu nedenle yetersizdir. İşin en iyi yanı, bu programların doğru yönde atılmış ilk adım olmasıdır. Mahkûm olanlar üzerindeki genel cinsel baskı yalnızca bizim tüm ceza sistemimizin kapsamlı bir reformuyla ortadan kaldırılabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Baskı</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Hastanelerindeki Kişiler üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklukta ve Yetişme Çağında]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinseller Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Kusurlular ve Sakatlar Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Cinsel İlgileri Olan Kişiler Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tutuklular Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılıkla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[18. yüzyılda bir filozof, karşıtlarından birine şöyle diyordu: «Düşüncelerine inanmıyorum, ama onları açıklama özgürlüğüne kavuşabilmen için ölümüne savaşabilirim.» Bu soylu özdeyiş, insanlık tarihinde ilk kez ilan edilen evrensel özgürlük, eşitlik ve kardeşliği, entelektüel ve ahlaksal kölelikten kurtulmak için mücadele veren &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18. yüzyılda bir filozof, karşıtlarından birine şöyle diyordu: «Düşüncelerine inanmıyorum, ama onları açıklama özgürlüğüne kavuşabilmen için ölümüne savaşabilirim.» Bu soylu özdeyiş, insanlık tarihinde ilk kez ilan edilen evrensel özgürlük, eşitlik ve kardeşliği, entelektüel ve ahlaksal kölelikten kurtulmak için mücadele veren aydınlanma çağının ruhunu çok güzel bir biçimde özetler. Bu ruh, aynı zamanda, Birleşmiş Devletler Anayasasında, her yurttaşın konuşma, din ve basın özgürlüğünü güvence altına aldığı zaman, Amerika&#8217;nın kurucularına da kılavuzluk ediyordu.</p>
<p>Bu arada, bu özgürlükler dünyanın birçok yerinde savunucular buldu. Son iki yüzyıl boyunca, hoşgörü, bireysellik, kendi kaderini tayin ve kişisel dokunulmazlık idealleri, çoğu modern ulusların yasalarına girdi. Gerçekte, yüzyılımız bu idealleri, tüm üyeleriyle destekleme yemini veren Birleşmiş Milletler&#8217;de Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi olarak görmüştür. Böylece, en azından kuramda, insan ırkının özgürlüğü hemen hemen tamamlanmış görünüyor. Yazık ki, hepimizin bildiği gibi, yaşanan gerçekler çok daha az teşvik edicidir. Resmi olarak, hükümetler pekâlâ aydınlanma felsefesinin ünlü özdeyişine imza atmış görünebilirler, ancak yapılan muhalefete gayri-resmi yollardan, her hükümet kendi bildiğini okumaktadır. İşin doğrusu, hükümetlerin özgürlükçü sözlerine karşın, bazı modern devletler en kötü ortaçağ krallığından daha baskıcıdır. Bütün bunlar kuşkusuz oldukça açıktır, bu nedenle daha derin bir tartışmaya girmeye gerek yok. Bununla birlikte, çoğu hoşgörülü Batı ülkelerinde, hoşgörünün insan yaşamının tüm yanlarına niçin eşit ölçüde dağıtılmadığı bir türlü anlaşılmıyor. Çok rastlanan dikkate değer iki davranış türü, akılsızca tutumları desteklemeye ve sınırlamaları şiddetlendirmeye devam ediyor: İlaçların kullanımı ve cinsel etkinlik. Henüz hiçbir resmi ağız, «senin kullandığın ilaçları beğenmiyorum ama, onları kullanmanın senin hakkın olduğunu ölümüm pahasına savunurum», ya da «senin cinsel ilgilerini beğenmiyorum ama, onları özgürce ortaya koyabilmen için ölümüne savaşırım» diyemiyor. Üstelik, bu tür açıklamalar çoğu yurttaş tarafından da skandal ve sorumsuzluk olarak kabul edilecektir.</p>
<p>Gerçekte, yakın zamanlarda ilaçlar ve seks, önceleri oldukça hoşgörülü, ancak Batı etkisiyle bu olumlu tutumundan vazgeçmeye başlayan toplumların da korktuğu olgular haline geldi. Bu yüzden insanın kendi bedenini kontrol etmesinin kendi hakkı olduğunu belirten Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;nin kutlanması pek şaşırtıcı gelmiyor. Dokümanlar yalnızca evlenip bir «aile» kurmanın ve kişinin evleneceği eşi özgürce seçmenin «hakkı» olduğundan söz ediyor (madde 16.) Seks eğitiminin, seks uygulamalarının, cinsel etkinlik tipinin ya da cinsel bir eşin özgürce seçilmesinin, gebelikten korunma ve düşüğün bir hak olduğundan söz edilmiyor. Bütün bunlar da yanlış olmaktan öteye gitmez. Ne yazık ki, bugün Birleşmiş Milletler Genel Assemblesi bile bu hakları ortaya koymaya cesaret eden herhangi bir resmi bildirgeyi karşı konulamaz bir biçimde yadsıyacaktır. Birleşmiş Milletlere üye çoğu devletler, hâlâ sadece evlilikle ve döllenmeye yönelik seksi yasal sayıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, toplumların, seksin tek kabul edilebilir işlevinin üreme olduğu ve bu nedenle gerçekte çoğu insanın cinsel davranışlarının anormal ya da sapkın olarak değerlendirip bunları kesinlikle mahkûm etmelerini iyi anlamalı. Nitekim, tek başına mastürbasyon, çocuklar arasında seks oyunları, gençlerin cinsel deneyimleri, evlilik öncesi ve evlilikte birleşme dışı ilişkiler, eşcinsel etkinlik, hayvanlarla cinsel temas ve menopozdan sonra seks -bunlar ve cinsel davranışı başka birçok zararsız biçimlerinin hepsi, bastırılan doktrinlere karşı pratikler olarak görülüyor. Bu bastırma, ardından, evrensel bir suçluluk ve heyecan duygusu yaratır. Üstelik, bastırma hiçbir zaman tamamlanamadığından, bir cinsel çift standardın gelişimi ve ikiyüzlülüğün yayılması gerçekte kaçınılmazdır. Kısacası, dar cinsel dogmatizm her zaman toplumsal çatışmalara ve birtakım insansal dertlere yol açar.</p>
<p>Kitabımızın önceki bölümlerinde de gördüğümüz gibi, Batı, Yahudi -Hıristiyan kültürü, seks sorununda uzun zamandır son derece katı olmakta ve Batıda, dünyanın öteki bölgelerine göre daha fazla cinsel ikiyüzlülük ve cinsel dertler görülmektedir.</p>
<p>Dindar atalarımız önem verilmesi zor ve zehirini bugünkü yaşamımıza akıtan hoşgörüsüz bir miras bıraktılar bize. Döllemenin faziletini övücü şeyler ortaya koymadılar, aynı zamanda üremeyle sonuçlanmayan kusurları çok vahşi ve dehşete düşürücü biçimlerde cezalandırdılar. Başka toplumlarda cinsel bakımdan uyum göstermeyen insanlara karşı hoşgörüyle yaklaşılır ve saygılı davranılırken, eski İsrail&#8217;de böyle insanlar taşlanıp işkence edildiler, sakat bırakıldılar, yakıldılar, asıldılar ya da Hıristiyan Avrupasında diri diri gömüldüler.</p>
<p>Örneğin, pagan Yunanistan&#8217;ında erkek eşcinsellere örnek yurttaş gibi saygı gösterilirken, Yahova ve İsa&#8217;ya inananlar için onlar, her zaman dünyanın tortusu olarak kaldılar. Eski Ahit, erkekler arasındaki seksin ölümle cezalandırılmasını öngördü ve böylece, babtist Roma imparatorları, İspanyol engizisyoncuları, İngiliz Monarşistleri ve Amerikan sömürgecileri bu yolu izlediler. Daha sonra, din genel etkisini yitirmeye başladığı zaman bu kez, psikiyatristler, eşcinsellerin hasta olduklarını ve öncelikle tedavi edilmeleri gerektiğini açıkladılar. Onların isteklerine karşı sık sık şok ya da iğrenme terapileri, «psikocerrahi» ve hadımlaştırma uygulandı. Sonunda, Nazi Almanyasında «halkın sağlıklı duyarlılığı» üzerinde pembe üçgenler bulunan üniformalar giydirilen eşcinsellerin toplama kamplarına gönderilmelerine izin verdi. Orada eşcinsellerin binlercesi öldürüldü, çok azı kurtulabildi. Bununla birlikte, Nazizmin öteki kurbanları dışında, onların hiçbir zaman hakları aranmadı. Tam tersine, ya toplumdışına sürüldüler ya da yine hapishanelere atıldılar. Gerçekte, günümüzde eşcinsel davranış, ABD&#8217;nin çoğu eyaletinde ağır bir suç gibi değerlendirilir ve eşcinseller de uzun bir süre hapishanelere atılır ya da «cinsel psikopat» olarak akıl hastanelerine yerleştirilmeleri uygun görülür. Eşcinseller herhangi bir suçtan hüküm giymese bile bir yerden başka bir yere göçemez, oranın yurttaşı olamaz, ya da Silahlı Kuwetlerde görev alamazlar. Bundan başka, eşcinsel sivil hakların yasalaşmasını hezimete uğratmak için etkin olarak çalışan ve herhangi bir reforma karşı gelen Hıristiyan kiliseleri de vardır.</p>
<p>Bu barbarlıkların her zaman olduğunu ve şimdi de «terbiyeli» insanlarca en yumuşak motiflerle iyi bir bilinçle işlendiğini söylemeye gerek yok.</p>
<p>CİNSEL BASKI SİMGELERİ</p>
<p>Cinsel baskı, çoğunlukla insanlar üzerinde dış bir sınırlama empoze etmesine karşın, sık sık iç korkular ve yasaklar da üretir. Böylece, erkek ve kadınların kendi kendilerinin baskıcıları olmaları bütünüyle olasıdır.</p>
<p>(BENZERİ YOKTUR)</p>
<p>15. yüzyılın bir elyazmasında, dişi bekâret kemerini gösteren bir şekil. Bu tür kemerler, cinsel perhiz sırasında kadını zinadan korumak amacıyla koca tarafından takılır, anahtarı da kocada bulunurdu. Bu âdet aynı zamanda karıların, kocalarının özel malı ve onları kilit ve anahtar altında bulundurmanın, kocalann hakkı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>19. yüzyılda bir erkek bekâret kemeri. Bu tür kemerler ve benzer tertibatlar, genç erkeklere ana-babaları tarafından onların mastürbasyon yapmalarını engellemek amacıyla takılırdı. Aynı zamanda bazı sıkıntılı yetişkin erkeklerde bu kemeri giyerdi, çünkü psikiyatristler, mastürbasyonun insanı cinnete götüreceğini anlatırdı. Bu ve başka saçma psikiyatrik doktrinler cinsel baskıyı haklı göstermek için uzun zaman kullanıldı.</p>
<p>M. McCormick.</p>
<p>Erkek Bekâret Kemeri            10 Ağustos 1897&#8242;de patenti alındı.</p>
<p>No. 587994</p>
<p>Cinsel baskının bahaneler! hiçbir zaman eksik olmamıştır. Bunlar en basit dinsel dogmalardan bilgiç geçinen yalancı bilimsel kuramlara değin sıralanabilir, ancak onların özel biçimlerine dikkat edilmemesi koşuluyla. Onların hepsi bir temel özelliği paylaşır: Mantıksal platformda açık değillerdir. Anlamı olmasa ya da birçok kez çürütülse bile, her şeye karşın, bir kez daha tekrarlanırlar. Aslında, onların gerçek işlevi taraftarlarının vicdanını rahatlatacak kuşku uyandırıcı şeyler konusunda ikna etmek değildir. Kaldı ki, bu görevi her zaman dikkate değer bir biçimde yerine getirirler. Kutsal Kitaptan yapılan aktarmalar bir yana, örneğimize dayanan bir kişi, şimdi profesyonel «uzmamlar»dan nedense eşcinsellerin «türlerin kalımı»nı tehdit ettiğini ya da «evlilik ve aile kurumlarının kuyusunu kazdığı»nı işitebilir. Bu iddiaların açıkça anlamsız olduğu olgusu bile, onları kendi haklarında ileri sürülenlerden zerre kadar önlemez. Çoğu kez eşcinselliğe karşı hoşgörü-lükleriyle bilinen Afrika ve Asya&#8217;nın Müslüman ve Budist toplumlarının, aynı zamanda yüksek doğum oranları, kalıcı evlilikler ve güçlü ailelere sahip oldukları belirtilmektedir. Şimdi herkes dünyanın aşırı nüfuslanma tehdidi altında bulunduğunu biliyor. Açıktır ki, kendisinin çalışması için, herhangi bir ilgisi olmayan eşcinsellik üzerine empoze edilenlerden evlilik kurumunun kazanacağı bir şey yoktur. Öte yandan, eşcinsellerin niçin akrabalarıyla yakın bağlar kurmaması ve aile yaşamına değerli yardımlar yapmaması gerektiği üzerine getirilenler hiçbir zaman geçerli temellere dayanmaz. Bununla birlikte, bunların hiçbir hoşgörüsüzlükte herhangi bir değişikliğe yol açmıyor. Onların inançları akla dayanmadığından, onlar bu mantıksızlıkla sarsılamazlar. Kısacası, iş bu tür cinsel baskıya geldiği zaman biz ölçülü ve iyi düşünülmüş yargılara değil, sadece önyargılara değiniyoruz.</p>
<p>Eşcinsellere yapılan baskı belki de en çarpıcı ve öğretici örnektir, ancak bu, birçok baskılardan yalnızca biridir kuşkusuz. Cinsel ahlaklılığının «üretim eğitimi» her zaman başka birçok baskıya uğramış azınlıklar ortaya çıkarmıştır. Özel cinsel ilgileri olan kişiler, adet haline getirenler, düşkünler, özürlü ve yetersiz olanlar, yaşlılar, çocuklar ve gençler, hatta birleşme dışı cinsel ilişki kuran ya da gebelikten korunma yöntemlerine başvuran evli çiftler, farklı zamanlarda ve farklı ölçülerde bu baskının kurbanı olmaktadırlar. Dahası, dişi cinse karşı bir bütün olarak binlerce yıldır uygulanan bir çift standart farklılaşmaya yol açmaktadır. Bu nedenle, bütün bu saydıklarımızı birlikte ele alırsak, toplumumuzda cinsel bakımdan baskı altına alınan grupların, nüfusumuzun ezici bir çoğunluğunu oluşturduğunu görürüz.</p>
<p>Bu bakış bize sadece önemli bir tablo vermelidir. Gerçekte, bu tablo, bazı temel ve çok karmaşık sorular ortaya çıkarır. Örneğin, bir toplum kendisini oluşturan bireylerin çoğu tarafından ihlâl edildiğinden emin olduğu cinsel standartları ilk önce niçin yaratır ve sonra da onu korur? Başka bir deyişle, niçin bir nüfusun çoğunluğu bizzat kendine baskı yapmayı seçer? Somut bir dille söylersek, uymak zorunda kaldıkları halde herkesin önünde bir engel olarak görülen seks yasalarına Amerikan halkı niçin bağlanır?</p>
<p>Niçin bir ulus kendini seks suçlularından oluşan bir ulus olarak tanımlamak ister? Niçin bu umutsuz suçluluk duygusuna kapılmak zorundayız? Cezalandırılan bu genel itinin ardında yatan nedir?</p>
<p>Bu ve benzeri sorular sorulduğu zaman, bilinen «uzmanlar» hazır, yanıtları yerine kondurmak için beklerler kuşkusuz. Dinsel dogmalar basit olarak «esas günah» ya da «Ademin günahı» üzerine konuşurlar ve bu tamamen bir inanç sorunu olduğundan, bu görüş üzerine tartışılacak bir nokta da kalmaz. Bununla birlikte, aynı bakış, yerleşik fikirlerden sapan, yıkıcı ya da saldırgan «insan doğası»ndan söz eden insanlar tarafından da dünyevi bir kılıf içinde ifade edilir bazen. Bu nedenle, Amerika&#8217;da cinsel baskı ve kendi kendine baskı, insanın belki kaçınılması zor esef verici evrensel eğilimlerinin tezahüründen başka bir şey olmayacaktır. Bu hipotez, birçok başka toplumların niçin böyle hoşgörülü olduklarını henüz açıklaya-maz. Ancak bu noktada, cinsel sorunlarımızın hepsinin politik ve ekonomik kötülüklerden geldiğine dikkat çeken bir üçüncü açıklama sunulur çoğu kez. Kapitalizm, sürüp giden kanıtlarıyla, bir kuraklığın toz yaratması gibi cinsel baskı yaratır; ortadan kaldırılır. Kapitalizm ve siz de böylece cinsel baskılardan kurtulmuş olursunuz. Ne yazık ki, bu saf varsayım komünist ülkeler olarak bilinen Arnavutluk, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetinde, devamedegelen, hatta artış gösteren cinsel hoşgörüsüzlükle çürütülür. Kısacası, yönetimlerin sadece üreme anlamında denetim yapması olgusu, cinsel özgürlüğü sağlamak için bir güvence vermez. «Çalışan sınıfın» toplumsal özgürlüğü ve onun cinsel baskıları pekâlâ el ele yürüyebilir.</p>
<p>Son örnek bir kez daha göstermektedir ki, cinsel hoşgörüsüzlüğün tanrısal açıklamalar üzerine temellendirilmesi gerekmez. Cinsel baskıların bir nedeni olarak dinsel inancı göstererek bu yüzden hiçbir şey açıklanmış olmaz. Bununla birlikte, bazı dinlerin sekse karşı yaklaşımının niçin olumsuz, bazı dinlerin de böyle olmadığının açıklanması gerekir. Aslında, Kutsal Kitap bir hoşgörülü tutumu destekleyecek kadar materyal içerir ve zaten birçok liberal Yahudi ve Hıristiyan bu materyalleri dinsel inançlarının güçlülüğünü göstermek için sık sık aktarırlar. Her şeye karşın, genellikle, olumsuz olanlar bastırıcı rollerini sürdürürken, cinsel bakımdan olumlu dinsel ifadelere pek önem verilmez. Aynı nedenle, Musa&#8217;nın dinsel yemek kurallarına şimdi modası geçmiş diye pek dönüp bakılmaz ve cinsel yasalarına karşı da aynı tutum takınılır. Ancak belli başka şeyler, arkaik olmalarına karşın şiddetli bir biçimde savunulur. Bu seçmeciliğin nereden geldiği, daha derin nedenlerinin ne olduğu her zamanki gibi gizemli kalır.</p>
<p>Koşullara göre, bu alanda daha kapsamlı araştırmalar beklerken, yine de küçük bir seçme yapmış görünüyoruz. Bununla birlikte, arada, cinsel baskıdan hoşlanmamak ve ona karşı döğüşmek için gerçekten onun nedenlerini anlamamız gerekmez. Onun öldürücü sonuçları çok uzun zamandır açıktır. Gerçekte, o aydınlanmış insanı her zaman daha büyük cinsel hoşgörüde bulunmaya telkin etmek için girişilen herhangi bir radikal yaratılıştan çok bu sonuçların düşüncesidir. Bu bölümün başlangıcında biz, 18. yüzyılın bir düşüncesini aktarmış ve Amerikanın kurucu önderlerini zikretmiştik. Onlar, topluca bizim özgürleşimimiz anlamında hâlâ büyüyüp serpilen liberal geleneğini temsil ediyorlar.</p>
<p>Birleşik Devletler Anayasası&#8217;nı hazırlayanlar, din tehlikesini ve politik zorbalığı elbette biliyorlardı ve bu yüzden muhalif ve uyum göstermeyenlerin haklarını korumaya özen gösterdiler. O zamandan beri, bu haklar Anayasa Mahkemesi&#8217;nin sayısız kararlarıyla daha kapsamlı bir biçimde genişleyerek güçlendirildi. Gerçekte, son birkaç on yılda muhaliflik ve uyumsuzluğun korunması giderek kendisini cinsel dünyada da göstermeye başladı. Böylece, şimdi Amerikalılar evlilikle kazanılan özelliğe (Connecticut, 1965), gebelikten korunmaya (Baird, 1972) ve düşük (Wade, 1973) yapmaya anayasal bir hak olarak sahip bulunuyorlar. Onlar, aynı zamanda kendi evlerinde cinsel bakımdan açık saçık materyaller bulundurabilir ve onları istedikleri kadar kullanabilir, sevebilirler. (Georgia 1969). Bu haklar hâlâ sınırlı olmakla birlikte, kazanılabilecek yeni hakların üzerine inşa edilebileceği bir temel görevini de yerine getirmiş oluyorlar. Aslında bir yandan da daha büyük cinsel özgürlük talebi giderek kendisini daha çok gösteriyor ve bu arada gelişiyor da. Anayasa Mahkemesi, Kongre ve çeşitli eyaletler meclisleri daha ileri programların uygulanmasından kaçınsalar bile, varlıklarına borçlu oldukları ilkeleri korumak istiyorlarsa, sonunda bunları vermeleri gerekecek. Demokratik yönetim özerk yurttaşlar istiyor, eğer bu tür yurttaşların kendi görüşünü belirtmelerinin onların hakkı olduğunu inkâr etmek saçmalıksa, kendi bedenleri üzerindeki hakkını inkâr etmek de aynı ölçüde saçmalık olacaktır.</p>
<p>Son birkaç yıl içinde, küçük de olsa bazı cinsel gruplar, çoğunluğun önyargılarını sarsmak amacıyla meydan okuyucu nitelikte kendi «insan hakları bildirgelerini» formüle ettiler. Bu belgelerde birçok ayrıntılı talep yer alıyordu. Aynı zamanda, onlar böyle yaparak toplumumuzdaki cinsel baskının büyüklüğünü de gösterdiler. Sonuç olarak, oldukça uygun biçimde, profesyonel bir yolda cinsel sorunlarına değinenler, sorunlarını daha genel ifadelerle özetlemeye yükümlü hissettiler. Böylece, seksolog Lester A. Kir-kendall&#8217;in öncülüğünde, birtakım önde gelen seks araştırmacıları, şimdi yeni bir Cinsel Haklar ve Sorumluluklar Bildirgesi imzaladılar (Hümanist&#8217;in 1976 Ocak-Şubat sayısında yer aldı.) Bu bildirge, bizim «üremeci eğilimlerimizi» sarsıcı bir çağrı oluşturuyor ve başkalarına zarar vermediği ya da onların haklarına karışmadığı sürece cinsel ifadelerini serbestçe göstermenin insanların hakkı olduğu belirtiliyordu. Kısacası, bizim söz, din ve basına tanıdığımız özgürlüğün, seks alanına da tanınması talep ediliyor.</p>
<p>Cinsel liberalleşmeye karşı büyük bir direniş var, kuşkusuz. Otoriter politikacılar, katı yargıçlar, Ortodoks psikiyatristler, muhafazakâr sivil gruplar ve püriten kiliseler, cinsel normlarımızda herhangi bir gevşemenin toplumumuzu ahlaksal çürümeye ve nihai olarak yıkıma götüreceğini ileri sürüyorlar. Bu savı desteklemek için de çoğunlukla Roma İmparatorluğu&#8217;nun ve bazı başka ulusların gerileyip çöküşünü örnek gösteriyorlar. Bununla birlikte, uzman tarihçiler prova edilemeyeceğinden dolayı bu tartışma türünü ciddiye almıyorlar. Üstelik, o Roma İmparatorluğu&#8217;nun başlarından sonlarına cinsel davranıştaki herhangi bir değişikliği gösterecek hiçbir istatistiksel veri de yok. Bildiğimiz önemsiz şeyler de Neron (İs. I) ile Constantie&#8217;in (İ.S. 4) imparatorluğu arasında herhangi bir anlamlı değişimi pek göstermiyor. Ne de olsa Roma, (İ.S. 5.) yüzyılda, Romulus Augustulus&#8217;un Hıristiyanlığı ve onun çileci cinsel doktrinlerini kabul etmesinden sonra düştü. Öte yandan, fetihçi putperest barbarlar, cinsel bakımdan çok daha az yasaklayıcıydılar.</p>
<p>Açıktır ki, klasik Yunanistan, Rönesans İtalyası ve Elizabeth İngilteresi, daha az görkemli uygarlıklarla karşılaştırıldığında, oldukça «serbest bırakıcı» sayılırdı. Bu nedenle, cinsel baskının herhangi bir kimseye her zaman yararlı olduğu oldukça kuşkuludur. Gerçekte, çok sıkı Stalin Rusyası ve Nazi Almanyası gibi suçlayıcı ve kısır kültürlerin alâmeti farikası olmaktadır cinsel baskı. Gücünü kişisel özgürlük ideallerine veren ülkeler, bu tutumlarının ilerleyebilmesi için uygun bir yol bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir. Er ya da geç cinsel dünyaya yayılmadıkça bu özgürlüğün anlamsızlığını göreceklerdir. Aşağıdaki sayfalarda, toplumumuzda görülen değişik cinsel baskı altında kalmış grupların sorunları işlenecektir. Kişi, kuşkusuz, haklı bir nedenle, cinsel baskı altında kalmış gruplar arasında kadınların da bir grup olarak yer almasını ister. Oysa, kadınlar insan ırkının yarısından biraz daha fazladır ve onların baskıları daha ayrıntılı bir çözümleme gerektirdiğinden, sorunlarını da bu kitabın daha geniş, özel bir bölümünde tartışacağız. (Kadının ve Erkeğin Cinsel Rolü). Aynı zamanda, özürlü kalmış gençler, özel ilgilerinden dolayı mahkûm olanlar ya da bir akıl hastanesine yatırılan yaşlılar gibi birden fazla gruba giren birçok insanın bulunduğuna dikkat edilmelidir. Bu durumlarda, cinsel baskının hepsinden daha şiddetli olduğunu söylemek bile gereksiz.<br />
<strong><br />
Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evliliğin Geleceği</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-gelecegi/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-gelecegi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 06:56:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Uygarlığında Evliliğin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı Olmayan Ülkelerde Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Amerikada Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Anlam ve Biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneksel Geniş Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Çekirdek Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Perspektif İçinde Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Aile Modelleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Bugün pek çok insan evlilik kurumundan memnun değildir ve bu nedenle ona nasıl daha «yeni», daha ussal bir biçim verebileceğini merak eder. Öyle ki, «evlilik bunalımını» tartışan ve çözüm yolları öneren sayısız kitap ve makale okuyabiliriz. Örneğin, bazı yazarlar, sözleşmesel &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/evliligin-gelecegi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün pek çok insan evlilik kurumundan memnun değildir ve bu nedenle ona nasıl daha «yeni», daha ussal bir biçim verebileceğini merak eder. Öyle ki, «evlilik bunalımını» tartışan ve çözüm yolları öneren sayısız kitap ve makale okuyabiliriz. Örneğin, bazı yazarlar, sözleşmesel bir evlilik (yani özel bir anlaşmayla kolayca bitirilecek bir temelde) «komünal bir evlilik» (bir toplulukta, komünde grup evliliği), «izinli, seçimli bir evlilik» (evlilik-dışı ilişkilere izin veren evlilik) ya da «quarternary bir evlilik» (iki evli çift ve çocuklarının birlikte yaşadığı evlilik) önerdiler. Bu ve benzer düzenmelerin, işlemez hale geldiği varsayılan geleneksel evliliklerden daha gerçekçi ve dayanıklı olduğu düşünülebilir. Oysa, bu önerilerin bazıları bir kısım insanlara radikal görünmekle birlikte, herhangi yeni bir şey içermez. Gerçekte, bugün savunulan evliliğin «gelecek» biçimlerinin tümü geçmişte bir zamanlar bazı yerlerde varolmuştur. Ancak bunlar zamanlarında hakim evlilik biçimi haline gelmemişti. Nispeten özel bir monogami uzun zamandan beri gelecek evlilik biçimlerinin yerini almakta ya da öyle bir süreç içinde görünüyor. Bu, şimdiki evlilik biçimimizin kuşkulanılmayan gelenekten daha sağlam bir zemin üzerinde kurulduğu anlamına gelir. Karı-kocanın birlikte yaşama uğraşında ve çocukların bakımında eşsiz derecede çekici ve uygun bazı şeyler olacağa benziyor. Dahası, bu özel monogami eşlerin gerçekten eşit olabileceği tek evlilik düzenlemesi gibi görünüyor.</p>
<p>Kuşkusuz, yine de monogaminin uzun zaman eşitsizlik vaat ettiği ve kadınların uzun zaman ezilmesi, hatta tek bir kocanın sahipliğinde olması gibi sonuçları binlerce yıldır içinde taşıdığı gözönüne alınmalıdır. Her şeye karşın, kadınlar özgürleştikçe polijiniye dönüşü istemediler. Birçok erkeğin hiçbiri de poliandri için yaygara koparmadı. Öte yadan, grup evlilikleri çok büyük disiplin istediği içindir ki, hiçbir zaman geniş ölçüde yaygınlaşmadı.</p>
<p>Kısacası, sonunda gelecek tam cinsel eşitlik getirirse, tek monogami evliliklerin temellerini daha da güçlendirmiş olacaktır.</p>
<p>Bu, değişimlerin yapılamayacağı demek değildir. Gerçekte, şimdiki resmi evlliik idealimiz belki tümüyle aşırı katı ve kısıtlayıcı nitelikte görülebilir. Gerçi, pratikte herkes için tam görev hiçbir zaman sağlanmadı. Bazı gayrı-resmi «emniyet subabı», «yan kapı» ya da «kaçış kapısı»nın her zaman açık tutulması gerekirdi. Kısacası, evlilikte birazcık esnekliğe her zaman gereksinme duyulmaktadır. Bu bakımdan, gelecek çok ilerleme getirebilir. Evlilik ve boşanma yasaları daha pratik ve eşitçe yapılabilir, evlilikdışı ilişkilere karşı yasalar kandırabilirdi. Evlenmemiş kişilere karşı olumsuz tutumlar sona erebilirdi. Evlilik statüleri ve anlaşmaları tam anlamıyla özel sorunlar olabilir ve kişisel tercihlere daha fazla yer verilebilirdi. Bu olasılıkların bazıları aşağıda kısaca tanımlanıyor.</p>
<p>ESNEK MONOGAMİ</p>
<p>Bugün resmen hakim olandan daha esnek bir evlilik biçimini tasawur etmek kolaydır. Gerçekte, gayriresmi olarak bugünkü standartlara uygun evlilikler şimdiden kurulmaktadır. Aşağıdaki örnekler, doğabilecek olası gelişmeleri gösterebilir.</p>
<p>Açık evlilik</p>
<p>Açık evlilik terimi, daha çok özel olmayan tek eşle evli ilişkiler için kullanılıyor. Böyle bir evlilikte eşlerin her ikisi birbirlerini sevip büyük saygı gösterirler ve birlikte yaşamak isterler. Ancak onlar aynı zamanda birbirlerine başka cinsel karşılaşmalar için izin verirler. Gerçi birlikte girdikleri yatağa arası-ra üçüncü, hatta dördüncü eş bile kabul edebilirler. Bu uygulama bugün ABD&#8217;de yaygın bir biçimde «swinging» paylaşma olarak adlandırılır. Böyle düzenlemelerin yeni bir yanı yoktur gerçekte. Bunlar tarih boyunca birçok halklar arasında varolmuştur. Örneğin, belli Amerikan yerlileri ve Eskimolar arasında kocaların, karılarını konuklarına sunması bir gelenektir. Aynı zamanda birçok Polinezyalı erkek, bu pratiği izledi ve ek olarak bu ayrıcalığı kendi kardeşlerine de tanıdı. Kendileri de baldızlarıyla, yengeleriyle cinsel ilişki kurdular. (Havai&#8217;de bu tür bir ilişki punalua olarak bilinirdi.) Ancak «açık evliliğin» bu toplumsal bakımdan uygun biçiminin dışında bile, birçok başka toplumlarda, özellikle erkekler için evlilikdışı sekse sessizce göz yumulmuştur. 18. yüzyıl Avrupasında üst-sınıftan kocalar, çoğu kez karılarının «resmi bir âşığı» olmasına izin vermelerine karşın, kadınlar bu alanda genellikle daha kısıtlıydı. Eski âdetlerin şu ya da bu biçimi pekâlâ gelecekte de sürebilir.</p>
<p>Geçici Evlilik</p>
<p>Önce de belirtildiği gibi, geçici evlilik zaman zaman İslâm ülkelerinde görüldü (mut&#8217;ah evlilikleri). Aynı zamanda, eski Japonya&#8217;da da beş yıl ya da daha az bir süre içinde bir evlilik sözleşmesinin geçerli olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılın başlarında büyük Alman yazarı Goethe, Elective Affinities (Seçmeli Akrabalıklar) adlı yapıtında, beş yıllık evlilik, eğer eşler geçimli olursa sürebilir. Gerçekte, çoğu Batı ülkelerinde boşanmalar kolayca sağlandığından, evlilik aslında yasada olmasa bile, birçok çift için geçici bir düzenlemeye dönüşebilir. Bugün artık birkaç yıl içinde, erkeğin ya da kadının iki, üç, dört, hatta daha fazla evlenerek boşanması olağan hale gelmiştir. Bu gelişmelerin ışığında, her evliliğin sonu için yasanın resmen önceden belirlenmiş bir tarih koyması gerektiği önerilmektedir. Bu tarihe gelindiğinde, kuşkusuz evlilik başka bir dönem için yenilenebilir, ancak böyle bir yenileme olmaksızın, evlilik otomatik olarak bitirilebilir de. Böylece, bu durumda boşanma gereksiz olacaktır. Oysa, bu öneriyi eleştirenler, herhangi bir sabit zamanla sınırlamanın evlilik üzerinde kaygı verici bir tatsızlığın erken ortaya çıkabileceğini ve daha ussal, «kusursuz» boşanma yasalarının aynı amaca daha iyi hizmet edebileceğini belirtmektedirler.</p>
<p>Deneme Evlilikleri</p>
<p>Avrupa tarihinin çoğu boyunca, çiftçiler bekledikleri gelinin doğurganlığını görmek ve uygun bir eş olmasını güvenceye almak için çocuklarının evlilik öncesi cinsel ilişkilerine izin verirdi. Böylece, onlar modern çağlarda İngiltere&#8217;de bundling (soyunmadan aynı yatakta yatmak), Larrying Sitting up, Norveç&#8217;te Nightrunning, Hollanda&#8217;da Guesting, Night-courting-deneme geceleri, Almanya&#8217;da Kiltgang, Fensterin vb. adlarla çağrılan çeşitli âdetler yaşadılar. Bu âdete göre, bir kız gece yatağına, eğer anababaları onu ciddi bir umut olarak görüyorsa, bir erkeği alabilirdi. Başlangıçta, bu gece ziyaretlerinde herhangi bir fiziksel yakınlık olmayabilirdi, ancak ziyaretler daha sık olursa, cinsel ilişkiye izin verilirdi. (Bu tür ilişkiler uzun zaman sürerdi) Oysa, evlilik her zaman nihai amaçtı, ancak özellikle kız hamile kalırsa. Evlilik, her ikisi de yükümlülüklerinin farkına vardıklarında düşünülürdü. Gerçek-</p>
<p>te, bazı alanlarda resmi evlilikten önce gelen bu pratik, aylarca, hatta yıllarca süren deneme evlilikleriyle biraz daha resmileştirilirdi. Bu âdetler, birçok yüzyıl onların gerçek anlamlarını önemseyerek avantajlarından yararlanan yabancıların hücumu altında ölene değin, kırsal nüfusa hizmet etti. Bununla birlikte, çağımızın cinsel reformları da tekrar tekrar tüm yurttaşlar için benzer âdetlerin yeniden tanıtılmasını istedi. Böylece, onlar «bir arkadaşlık gibi evlilik» (ABD&#8217;de), «Ehe auf Zeit» (Almanya&#8217;da) ya da «Probeehe» (Avusturya&#8217;da) önerdiler. Ayrıntılarda farklı olmasına karşın bu önerilerin hepsi karşılıklı anlaşma yoluyla, basit bir ayrılmayla ona boşanmanın yerine koyarak onun komplikasyonlarından kaçınmaya yardım etti.</p>
<p>Görüldüğü gibi, bir deneme evliliği yukarıda tartışılan geçici evliliğe çok benziyor. Eskisi, sonuçta bir çifti sürekli evlilik umutlarını ima ederken, daha sonraki, geçici olmayı kastediyor. Bu da onların aralarındaki tek fark oluyor. Oysa, eğer boşanma yasaları basitleştirilirse bu reformların hiçbirinin gerçekte gerekli olmadığı görülecektir. Bugün birçok çift, evlenmeden önce bir süre birlikte yaşayarak bir deneme evliliği uyguluyorlar. Böyle özel, gayriresmi anlaşmalar sürüp gidiyor ve bu gelecekte daha sık uygulanabilir.</p>
<p>İki Aşamada Evlilik</p>
<p>Deneme evliliğinin tek bir çeşidi Amerikan antropologu Margaret Mead tarafından önerilmektedir. Bu öneriye göre; evliliğin iki türü olacaktır. Biri çocuksuz, öbürü çocuklu. Başka bir biçimde açıklarsak, ikinci aşamaya hiç gerek duyulmasa bile iki aşamalı evlilik sözleşmesi yapılacaktır. Birinci aşama, «kişi evliliği» diye adlandırılan biçimi getirecektir genç bir çifte. Bu evlilik, eşler birbirlerini arzu ettikleri sürece işleyecektir, ancak eşler çocuk yapma hakkına sahip olmayacaktır. Gelecek aşama bir «anababasal evliliğe» doğru götürecektir, ancak karı ve kocanın çocukları bakıp büyütmek ve destekleme yeteneklerini göstermesinden sonra. Bu iki aşamalı evlilik, bu yüzden özel bir belge ve tören isteyecektir.</p>
<p>Böyle bir reform pratik görünmüyor, çünkü kişisel evliliklerde yasağa karşın «gayrimeşru» çocuklar yaratma tehlikesi her zaman olacaktır. Böylece iki aşamalı evlilik sistemi kesinlikle kendi içinde zayıf düşecektir. Her şeye karşın, kuramsal bir düzeyde, Mead&#8217;ın önerisi, genç evlilerin anababa-lık sorumluluklarını etkileme değerine sahiptir.</p>
<p>Monogami Olmayan Evlilik</p>
<p>Monogami, gelecekte şu ya da bu biçimiyle egemen evlilik biçimi olarak kalırken, monogami olmayan evliliklerin de sürebilmesi olasılığı vardır. Bu evlilikler yeniden görünecekse, tam cinsel eşitlik temelinde ortaya çıkmış olacaktır. Aşağıdaki örnekler bunları açıklamak için yararlı olabilir.</p>
<p>Poligami</p>
<p>Poligaminin her ikisi de kuşkusuz uzun ve saygıdeğer bir tarihe sahiptir. Polijiniye Tevrat&#8217;ta da Kur&#8217;an&#8217;da da göz yumulur. Oysa, Hıristiyanlığın etkisi altında ve cinsel eşitlik taleplerinin gelişmesinin bir sonucu olarak, evliliğin bu biçimi Batı uygarlığında uzun zamandır görünmedi ve dünyanın başka bölgelerinde de bir baskı altında bulunmaktadır. 19. yüzyılda Amerika&#8217;da, Mormonlar onu yeniden canlandırmaya çalıştı, ancak en azından bu uygulama resmi bir baskı sonucunda kısa zaman içinde yok edilmeye zorlandı. Her şeye karşın, poligami bazı insanlar için çekiciliğini sürdürdü. Öte yandan, pek çok Batılının tekrar tekrer evlenip boşanmasıyla «seri halinde» poligamiye benzere bir uygulamaya başladıkları gözlendi. Gelecekte resmen öyle yapma haklarını kazanırlarsa, bazı erkeklerin yeniden birkaç kadın ve bazı kadınların da birkaç koca alması inanılmaz olmayacaktır. Ancak bugün birtakım insanlar iki evlilikten dolayı mahkûm ediliyor, dava konusu olmaktan kaçanlar da menage a trois diye adlandırılan biri resmi, öbürü resmi olmayan eşle birlikte yaşıyorlar. Günün birinde bu tür düzenlemeler pekâlâ resmen tanınabilir. Böyle bir evlilikte her eşe aynı yasal hakların verilmesinin zorunlu olduğunu söylemek bile gereksiz.</p>
<p>Grup Evliliği</p>
<p>Bir grup evliliğinde, birkaç kocayla birkaç karının evlendiği görülür. Başka bir deyişle, gruptaki tüm erkekler, tüm kadınlarla evlidir. «İlkel» halklar arasında bazı örnekler görülmesine karşın, böyle evlilikler hiçbir zaman herhangi bir yerde yaygınlaşmamıştır&#8230; Bununla birlikte, grup evliliğinde ünlü ve oldukça başarılı deneyimle 19. yüzyılda Amerika&#8217;da John Humprey Noyes ve Oneilde topluluğunda gerçekleştirilmiştir. Bu toplulukta her kadın «kompleks evlilik» diye adlandırılan bir sisteme göre, kuramsal olarak her erkekle evlidir. Cinsel ilişki özgürce gerçekleştirilir, ancak döllenmeden «bilimsel olarak» belirlenen çiftler dışında kaçınılır. Bilerek doğurmanın bu biçimi (evlilik biçiminden ayrı bir sorun) stirpiculture olarak bilinirdi. İnzivaya çekilen ve nihayet bir süre sonra ölen karizmatik önderlerinden sonra, bu deneyimin de sonu geldi. Ancak, yakın zamanlarda böyle deneyimlerin başarı şansı az da olsa, yenilendiği görülmüştür. Eşler üzerindeki duygusal gerginlik, birçok durumlarda çok büyük ve oldukça geleneksel evlilik örneklerinde kendilerini gösterdiği halde, belli çağdaş «komünler»de grup evliliği varolmuş ve varolagelmektedir. Her şeye karşın, gelecekte, grup evliliği üzerine bazı girişimlerin devam edebileceği görülebilir ve evlilikler zaman zaman başarılı olabilir. Resmen tanınıp tanınmayacağı ise başka bir sorundur.</p>
<p>Eşcinsel Evlilik</p>
<p>Yakın zamanlarda bazı ciddi tartışmalara yol açan, ancak önceleri söz-konusu edilmeyen bir sorun da eşcinsel evliliktir. Kuşkusuz, eğer eşlerden biri erkek öbürü kadın olduğu sürece, iki eşcinselin evlenebilmesi her zaman olasıdır. Gerçekte biz, geçmişte böyle evliliklerin pekâlâ gerçekleştiğini biliyoruz. Buna iyi bir örnek, İngiliz diplomat Harold Nicolson ile romancı Victoria Sackville &#8211; West arasındaki evliliktir. Her ikisi de cinsel görevlerini ayrı yataklarda, yani dışarıda yerine getiriyor, ancak birbirlerine her şeye karşın derin bir saygı ve sevgi duyuyorlardı.</p>
<p>Bununla birlikte, şimdiye değin Batı kültürü aynı cinsten eşler arasında bir evliliğe hiçbir zaman izin vermemiştir. Yalnız Eski Roma&#8217;daki uygulamalar kuraldışıdır. Çok az uygarlık da, daha geniş anlayışlara sahip olmuştur. Nitekim, bazı Amerikalı yerli kabilelerinde, bir erkeğin, kendini kadın rolünde varsayıp başka bir erkekle evlenmesi olasıydı. Kuzey Afrika&#8217;da, Siwanlar arasında, birçok erkek, genç erkeklerle evlendi ve onlara, kızlara verilenden daha çok «başlık parası» ödedi. Bununla birlikte, genel olarak konuşursak, böyle âdetler her zaman seyrek olmuştur, çünkü evlilik çoğunlukla doğurmayla ilişkiliydi. Bu nedenle, eşcinsel ilişkilerin teşvik edildiği yerlerde bile, bu ilişkiler evlilik öncesi ve evlilikdışı ilişkiler olarak kaldı.</p>
<p>Evliliğin geleneksel anlamlan bazı sanayi toplumlarında yalnızca yakın zamanlarda değişmeye başladı. Yeni, güvenilir gebelik önleyicilerin ortaya çıkmasıyla, doğurma bir seçme sorunu haline geldi ve bugün birçok erkek ve kadın, çocuk sahibi olmak istemeseler ya da çocuk yapamasalar bile</p>
<p>Çin&#8217;de Erotik Sanat</p>
<p>Çin sanatçıları cinsel ilişkinin daha çok sevecen ve uysal yönlerini vurgulamaktadırlar. Buna karşın erkek ile kadın arasındaki anotomik farklılıklar daha çok arka plana itilirler. Bu yüzden Çin erotik sanatı çoğunlukla sakin ve gözlemsel (kontemplatif) karakter taşırlar. Hırs (tutku) pek nadir gösterilir. (Yukarıda) resim albümünden alınan bu sahne, bir kadınla cinsel ilişki kuran ve başka bir kadına suni bir penisle mastürbasyon yapan bir erkeği göstermektedir. (Genç Ming &#8211; Hanedanlığı).</p>
<p>evlendiler. Bunların yerine, eşler evlilikte sevgi, arkadaşlık, mali güvence, mesleki işbirliği gibi başka değerler aradılar. Öte yandan, evlilik için aynı cinsten çiftlerin de aynı nedenleri ileri sürdükleri oldukça açıktır. Bu nedenle, kısır karşı cinsel çiftler evlenebilirlerken, eşcinsel çiftlerin bu haktan yoksun bırakılması doğrusu pek inadına gelmiyor.</p>
<p>Kuşkusuz, birçok eşcinsel çift, bazen ömür boyu bu ilişkilerini değiştir-meksizin sürdürürler ve buun yasal bir evlilik olarak kabul edilmediğinden, bunun olumsuzluklarına katlananlar dışında, pek evlenmek istemezler. Vergi, veraset ve göç yasaları eşcinsellere karşı farklı bir uygulama içine girer</p>
<p>ve böylece onlar bu sorumlu oldukları davranışlarından dolayı herhangi bir ödüllendirmeyi beklemezler. Gerçekte, toplumumuzun bugün eşcinselleri karmaşık ve kararsız bir halde bıraktığını söyleyebiliriz. (Ayrıntılar için «Cinsel Baskılar &#8211; Eşcinsellere bakınız.)</p>
<p>Bununla birlikte, şimdi, birkaç Hıristiyan kilisesi, özellikle Metropolitan Topluluğu Kilisesi eşcinsel çiftlerin evlenme törenlerini ya da (kutsal birliklerini) yerine getiriyor. Böyle bir evlilik yasal olarak tanınmıyor, ancak en azından birbirine kesin tahahhüt veren çiftlerin durumlarının biraz yasallaşması-nı sağlıyor. Bazı Avrupa ülkelerinin parlamentolarında (Danimarka, Hollanda) eşcinsellerin birbirleriyle evlenebilmelerinin tanınması için büyük tartışmalar yapıldı. Ve bu tartışmaların sonunda eşcinsellerin birbirleriyle evlenebilmeleri yasallaştı. Öte yandan, ABD&#8217;de de benzer yasaların çıkarılması için uğraşılmaktadır.</p>
<p>TARİHSEL PERSPEKTİF İÇİNDE AİLE</p>
<p>Aile sözcüğünün İngilizcesi, «ev hizmetçisi» anlamına gelen latince «fa-mulus»tan türemiş olup, bir adamın sahip olduğu bir grup hizmetçi anlamına gelir. Sonraları anlamı genişlemiş ve bir adamın soyundan gelen ya da bir adam tarafından yönetilen hizmetçiler, karılar, çocuklar, anababalar, büyükana-babalar, öteki yakın ve uzak akrabalar, arkadaşlar ve geçici konuklar gibi bir adamın evinde yaşayan tüm kişileri kapsamıştır.</p>
<p>Bu çeşitli anlamlar, ortaçağ İngilizcesinde çok canlı bir biçimde görülüyordu. Gerçekte, Rönesansla birlikte «aile» sözcüğü ya hizmetçilerin ana bölümü, ya da bir soylunun mahiyeti, kan bağı olan bir grup insan ya da birlikte yaşayan bir grup insan anlamında kullanılıyordu. Bu anlamlar son ikisinin yeni bir toplumsal fenomeni tanımlamak için birleşmesi 17, 18. yüzyıllarda oldu:</p>
<p>Buna göre, aynı çatı altında yaşayan az sayıda yakın akrabalar, birbirlerine duygusal bakımdan da yakın oldular. 19. yüzyılın başlarında bu kullanım, öbürlerinin yerini aldı ve «aile» çoğunlukla anababa ve çocuklardan oluşan yakın bir gruba dönüştü. Bugün bu sözcüğün öncekine göre hem geniş, hem de dar anlamını biliyoruz. (Aynı anlamsal değişim, kabaca Fransız ailesi, «famiile» ve Alman ailesinde «familede» de gözlemlenebilir.</p>
<p>Şimdiki özel aile kavramımızın bu anlamları basitçe öteki kültürlere, hatta geçmiş kültürümüze uygulanamaz. Sorunu gerçekten anlamak istiyorsak, filolojik gözlemlerimizin gösterdiği gibi, sorunu daha bir incelememiz, üç ayrı fenomen arasında ayrım yapmamız gerekir.</p>
<p>1  &#8211;  Akrabalar, yani birlikte yaşasın ya da yaşamasın, akraba olan</p>
<p>insanlar.</p>
<p>2  &#8211;  Ev halkı, yani, akraba olsun ya da olmasın, birlikte yaşayan insan-</p>
<p>lar.</p>
<p>3  &#8211;  Aile, yani akraba olan ve birlikte yaşayan insanlar.</p>
<p>Şimdiki kültürde bu üç olgudan en çok üçüncüsü, yani aile, tartışmaların baş köşesinde yer alır. Akrabalık sistemleri ve ev halkı örnekleri bir toplumsal sorun olarak savsaklanır genellikle. Bunun yerine, asıl ilgi, onların uyuştukları bir durumda odaklanır. Örneğin, yakın zamanda ABD&#8217;de yapılan bir nüfus sayımında, «aile», bir ev içinde birlikte yaşayan ve kan bağı, ya da evlatlarla iki ya da daha fazla akraba kişiden oluşan bir birim olarak tanımlanır.</p>
<p>Önceki geniş anlamlar dizisiyle karşılaştırıldığında, ailenin bu geçerli tanımı, kuşkusuz oldukça sınırlıdır. Daha yakın bir gözlemle, olası birleşimlerin şaşırtıcı bir çeşidini içerdiği görülür. En basit durumda bile, yani yalnızca iki kişiden oluşan bir ailede, en azından bir düzine farklı ilişki bulabiliriz:</p>
<p>1  &#8211; Çocuksuz evli bir çift</p>
<p>2  &#8211; Bir kadın ve kendi çocuğu</p>
<p>3  &#8211; Bir kadın ve evlatlığı</p>
<p>4  &#8211; Bir adam ve kendi çocuğu</p>
<p>5  &#8211; Bir adam ve evlatlığı</p>
<p>6  &#8211; Bir kadın ve kendi torunu</p>
<p>7  &#8211; Bir kadın ve evlatlık torunu</p>
<p>8  &#8211; Bir adam ve kendi torunu</p>
<p>9  &#8211; Bir adam ve evlatlık torunu</p>
<p>10  &#8211; Bir erkek ve kızkardeş</p>
<p>11  &#8211; İki kızkardeş</p>
<p>12  &#8211; İki erkek kardeş</p>
<p>Gerçekte, liste öteki uzak yakın akrabalarla genişletilebilir. ABD&#8217;de nüfus sayımına göre, bu sosyal birimlerin hepsi ya da herhangi biri, yalnızca iki unsur içerseler bile, bazı yaygın yaşam düzenlemeleriyle ilgisi olduğu sürece, aileler olarak kabul edilmelidir.</p>
<p>Görebildiğimiz gibi, «aile» sözcüğünü bu biçimde kullanan bürokratlar, sınırlı ve modern, ancak «yansız» bir bakışı ifade ederler&#8230; Onlar günümüz gerçeklerini pratik bir yolla tanımlamasını aramaktan başka özel bir domes-tik aile tipi ya da idealini ifade etmezler. Gerçekte, onlar basit, tanımlayıcı istatistikler ister. Böylece onlar için yukarıdaki örneklerin tümü parçalanmış ya da dağılmış geniş ailelerin, başka parçalarını değil, kendi hakları içinde meşru aileleri temsil ederler.</p>
<p>Bununla birlikte, ortalama yurttaş, sorunu oldukça farklı görebilir. Ona, «iki kişilik aile» hiçbir zaman «gerçek» bir aile olarak görünmeyebilir. Bunun yerine, bu aileyi, bir ailede olması gereken bir kalıt ya da salt bir iz, bir istisna olarak değerlendirebilir. Bu nedenle, örneğin bir koca ve karısının ya da bir erkek ve kızkardeşinin bir aileyi oluşturmadığı ve bir ailenin en azından iki kuşaktan üç kişiyi, yani ana, baba ve bir çocuğu içermesi gerektiğini hisseder.</p>
<p>Öte yandan, bugün çoğu insanlar esas olandan çok çok derinlere inmekte isteksiz olacaktır. Kuşkusuz bu, herhangi bir ek çocuk sayısını içer-meyecek, ancak gerçekte büyükanne ve babalarının, koca dede ve ninelerinin, kuzen ve kuzinlerinin, yeğenlerin, amcalar ve halaların aileye uygun kişiler olup olmadığını merak etmeye başlayabilirler. Burada, yeniden nüfus sayımcılarının farklı düşündükleri hatırlanacaktır. Onlar, ailenin büyüklüğü ya da aile üyeleri arasındaki ilişkilerinin derecesi hakkında hiçbir şey söylemiyorlar. Onların kararlaştırıcı ölçütü, geleneksel ev halkıdır. Böylece, ABD nüfus sayımı tanımları yalnız en küçüğünü değil, olası en geniş aileyi de kapsamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, gerçek durumda çoğu modern Amerikan aileleri bir dereceye kadar uç noktalar arasına düşüyor. Bu aileler çoğunlukla iki kişiden daha çok kişiyi, ancak nadiren iki kuşaktan daha fazla kişiyi içeriyor. Küçük aileler olsun en geniş aileler olsun, her ikisi de tipik kabul edilmiyor artık, tersine, aileyi belli bir temel grupla ya da evli bir çift ile çocuklarından oluşan bir çekirdeğe indirgemek, genel bir eğilim olarak belirtiyor. Bu nedenle, daha ayrıntılı bir tartışma için tek başına «aile» terimi yetersizmiş gibi geliyor. Aileler, farklı biçim ve büyüklüklerde olabilir ve bugün onların açıkça bir özel bileşimi popüler olursa, o zaman daha derin ayrımların yapılması yararlı olacağa benziyor. Böyle, bir ayrım aileyi yaygın olarak iki temel tipte listeleyen sosyologlar tarafından getirilmektedir.</p>
<p>1   &#8211; Çekirdek aile (Latince Nucleus: öz, esas.) Sadece ana, baba ve çocuklardan oluşan aile.</p>
<p>2  &#8211; Geniş aile: Bir çekirdek aile ve çeşitli akrabaları içerir. (Gerçekte geniş aile, sosyal bir birim oluşturduğu durumda bile, her zaman üyelerinin aynı çatı altında yaşadığı anlamda domestik değildir. Oysa, onlar normal olarak yakın bir birliktelik içinde yaşar ve birçok önemli durumlarda işbirliği yaparlar.)</p>
<p>Bu ayrım ilk kez önerildiği zaman, çoğu kez bir kısım tarihsel evrimi ima edeceğinin varsayıldığı yeteri kadar garip görünüyor. Gerçekte ailenin evriminin evlilikle bir paralellik içinde olduğuna inanılıyordu. Tıpkı monogaminin poligamiden ortaya çıktığı gibi. Çekirdek ailenin de, geniş ailenin evrimiyle ortaya çıktığı söyleniyordu. Çok eşli evliliklerin her zaman geniş aileler oluşturduğunu, ancak bu kurama göre tek eşli evliliklerin de bir kez yalnızca, daha geniş bir çerçeve içinde modern endüstri toplumunda ayrı ve bağımsız halde görüldü.</p>
<p>Bu çarpıcı ve basit kanı, yıllarca üzerinde herhangi bir kuşku bırakma-macasına varlığını korudu. Bu kanının, gerçeğe iyi bir biçimde değindiği de kabul edilmelidir. Her şeye karşın, daha yakın gözlemler bir bütün olarak ele alındığında evrimci monogami kuramı gibi, fazla ayakta kalmadığı görülür. Tarihçiler, çekirdek ailenin, endüstrileşmeden önce Batı dünyasında egemen olduğunu ve geniş ailelerin endüstrileşmeden sonra da devam ettiğini gösterebilirlerdi. Aynı zamanda imalat (fabrika) sisteminin her iki aile tipini de kolayca destekleyebildiği ve birinden öbürüne, düz bir evrimci çizginin olmadığı görülüyordu.</p>
<p>Bununla birlikte, modern çağların Avrupa ve Amerika aile yapısından bazı dramatik değişimlere tanık olduğu ve geniş ailenin giderek seyrekleşti-ği de gerçektir. Dahası, çekirdek aile şimdi üyeleri açısından farklı bir anlam kazanmış ve böylece konuya yeni ve tek bir fenomen açısından değineceğimiz anlaşılıyor.</p>
<p>Bu durumda, dikkatli bir yol tutup geleneksel geniş aile olsun modern çekirdek aile olsun, her ikisini de tartışmak uygun olacak. Bu nedenle, aşağıdaki sayfalar bu tartışmaya ayrılıyor. Bir bölümde de toplumumuzda gelecek olan aile örneklerine değiniliyor.</p>
<p>MODERN AİLENİN GELİŞİMİ</p>
<p>Çekirdek aile yeni bir fenomen değildir, uzun zamandır birçok farklı kültürde görülmektedir. Bununla birlikte, çekirdek ailenin tipik modem karakter ve anlamı büyük ölçüde aileyi bir üretim biriminden tüketim birimine dönüştüren sanayi devrimiyle biçimlenmiştir.</p>
<p>1559&#8242;larda isviçreli Orta Sınıf Bir Aile</p>
<p>Erasmus&#8217;un ölümünden 20 yıl sonra yapılmasına karşın, resim, onun Collsquia Familiaria&#8217;da yazdığı tipik aileyi gösteriyor. Tek çatı altında birkaç kuşak ve çeşitli akrabaların varlığı ile ciddi bir biçimde düşünen yetişkinler gibi çizilen çocukların, özellikle sol altta köpekle birlikte görülen küçük çocuğun davranışına dikkat ediniz.</p>
<p>19. Yüzyılda Amerikalı Bir Orta-Sınıf Aile</p>
<p>Resim, Sanayi Devrimiyle ortaya çıkan «ideal» yeni çekirdek aileyi gösteriyor. Evinin dışında çalışıp bir ücret kazanan baba, kendisini bütün gün özlemle bekleyen çocuklarının sıcak bir karşılamasıyla eve dönüyor. Bebeğini emziren anne, çocuk bakımı ve öteki ev işleriyle uğraşıyor. Resimde de görüldüğü gibi, büyük ana-baba ya da öteki akrabalar hane halkı arasında yer almıyor.</p>
<p>20. Yüzyılda Tipik Amerikan Ailesi</p>
<p>Zamanımızda banliyosundaki eviyle çekirdek aile, tek geçerli model gibi görülmeye başladı. Birkaç on yıl içinde bu aile imgesi ilan tahtalarında reklamlarda, ticarette, film ve TV gösterileriyle, okul kitaplarında karşımıza çıkmaktadır. Resim, 1972 yılında bir çocuk kitabından alınmıştır. (Baney&#8217;s Lake).</p>
<p>GELENEKSEL GENİŞ AİLE</p>
<p>Geniş ailenin olası birkaç çeşidi varolup üyelerinin her birinin pozisyonu ve işlevi, durumlarına göre değişebilir. Örneğin, geniş aileler çok eşle evlilik ya da grup evliliğinden oluşabilir ve cinsel eşitlik ya da ev halkının bazılarının önderliğine boyun eğme üzerinde kurulabilir. Günümüz çerçevesinde biz, kendimizi Sanayii Devrimi öncesinde, Batı dünyasında varolan geleneksel geniş aileyle sınırlıyoruz.</p>
<p>Kuşkusuz Hıristiyan Avrupasında monogami, evliliğin kabul edilen tek biçimiydi ve geniş ailede çoğunlukla evli bir çiftin, en büyük oğlu ve karısı, belli torunlar ve öteki yakın akrabaların birlikte yaşadığı tek biçim oluyordu. Başka bir deyişle, çok kere bazı ortak girişimlerle uğraşan üç ya da daha fazla kuşaktan da oluşuyordu bir aile. Bu aile tipi yaygın olmakla birlikte, evrensel değildir. Yaşama koşullarının ilkel insanların kendi topraklarının olmadığı ve mülkleri biraraya getirmenin zor olduğu durumda küçük aileler daha yaygındı. Gerçekte ailelerin büyüklüğü ve yapısı çoğu kez toplumsal değişimlere bir yanıt olarak düzensizce değişti.</p>
<p>Böylece, artan ekonomik şansla bazı çekirdek aileler genişleyebildi, zenginleşti ve toplumsal etki sağladı. Öte yandan, bazı mali tehditlerle yüz-yüze gelince mallarını mülklerini sağlama almak için yeniden sözleşme yapabiliyorlardı. Bununla birlikte, aynı nedenle Ortaçağ Avrupası&#8217;nın çoğunda yoksul kitleler hiçbir zaman büyük bir ev halkı çerçevesinde güvenceye alınmış yaşamı arzulayamadılar. Tersine, ayrı kulübeler, ahır gibi evlerde çok küçük gruplar halinde yaşadılar. Açıkçası, geniş çiftlik evleri, büyük evler (kâşaneler), köşkler ve şatolar zenginlere ayrılıyordu.</p>
<p>Her şeye karşın, modern çağın başlangıcı ve ticaretin gelişimiyle büyük, uygun semtlere dayanan orta sınıf ortaya çıktı. Böylece yoksulların bir iki odalı konutları, zengin resmi görevlilerin, tüccarların karılan, çocukları, akrabaları, arkadaşları, hizmetçileri, kâtipleri ve çıraklarıyla yaşadığı iyi yapılmış birkaç bölmeli yüksek binaların görünümünü bozmaya ve gölgelemeye başladı. Bu «büyük evlerde» yaşayan ailelerin «ideal geniş aile»ya da «Batı özleminin klasik ailesi» olarak adlandırıldığı görüldü.</p>
<p>Böyle bir ailenin kesin olarak avantajları vardı. İnsanlar, onların nereye ait olduklarını ve onlardan ne beklendiğini biliyordu. Aynı çatı altında yediler, içtiler, uyudular, öğrendiler, çalıştılar ve hep birlikte oynadılar. Doğumdan ölüme, tanıdık yüzler arasında gelişip yaşlanan organik bir bütünün parçalarıydılar. Hepsi ortak çıkarlarına hizmet edip birbirlerinin sevincini, tasasını paylaştılar, dara düştüklerinde hazır destek buldular. Hasta ya da eli ayağı tutmaz oldukları zaman bakım ve koruma buldular. Kısacası, hiçbir zaman yalnız kalmadılar ve yaşamlarının her zaman bir «anlamı vardı.»</p>
<p>Şimdi geniş aileyi böyle çekici gösteren koruma ve güven duygusu budur. Bununla birlikte, tarihsel çalışmaların gösterdiği gibi, bu birliktelikler gerçekten çok fazla duygusal sıcaklık sağlamamaktadır. Büyük ev olgusunun ana işlevi ekonomik oluşudur. Sevgi ve şefkat ikincil önemdedir. Bireylerin gereksinimleri ve ilgilerine çok fakat dikkat gösterilmezdi. Aslında, ana-babaların kendileri, çoğunlukla âşık oldukları için değil, maddi ve pratik nedenlerle evlenirdi. Bundan başka, karının konumu, istekleri her zaman egemen olan kocadan aşağı düzeydeydi. Çoğu kez eşler arasında büyük yaş farkı olurdu. Çünkü, birçok kadın çocuk doğururken ölür ve erkekler</p>
<p>17. YÜZYILDA AİLE YAŞAMI</p>
<p>17. Yüzyılın «büyük evleri» genellikle topluluktan bir ayrımı sözkonusu etmiyor, ayrıca aile üyelerinin tüm yaşlardan davetsiz, rastgele konuklar, komşular ve arkadaşlarıyla serbestçe kaynaşmalarına izin veriyordu. Kilise yılları sırasında coşkun kutlamalar yaygındı. Resim: Jan Ste-en (1626-1979)</p>
<p>de yeniden genç eşlerle evlenme eğilimi duyardı. Evin reisi öldüğü zaman, dul karısı evin işlerini yürütmek için kocanın başta gelen yardımcısıyla evlenirdi. Az sayıda çocuk potansiyel işçiler olarak memnunlukla karşılanır, ancak anababaları zamanlarının çok azını onlarla birlikte geçirirdi. Çocuklara hizmetçiler bakar ve bir süre sonra da bazı işyerlerine çırak olarak gönderilirlerdi. Soylu erkeklerin oğulları da soylu ailenin yanına yardımcı olarak verilirdi. Birçok çocuk basbayağı, ihmal edildiğinden, çocuk ölüm oranı da oldukça yüksek olurdu. Örneğin, 18. yüzyıl başlarında Londra&#8217;da 5&#8242;ine yaklaşan her 1 çocuğa karşı üçü ölüyordu. Koşullara göre, anababalar evlatlarına çok yakından bağlı değillerdi. Gerçekte dolaysız ve dolaylı yoldan bebekleri öldürme yaygın bir uygulama idi. Anababalar, çocuklarını yatakta boğulmaya terkediyorlar ya da çocuklara zulmediyor, aç bırakıyor, öldürmeleri için sütanne ve bakıcılara teslim ediyorlardı. Hatta, çocuğun masumluğu üzerine duygusal yazılar yazan «aydınlanmış» Jean Jacques Rous-seau bile, beş çocuğunu bir yetimhaneye vermişti. Evler için her türden hizmetçi ve asker gereksinimini sağlayan bu kurumlarda ölüm oranı çok kere % 80-90&#8242;ı buluyordu.</p>
<p>17. yüzyıl sonlarından önce, 18. yüzyıl başlarında «büyük evler»in kural olarak fazla kalabalık ve gürültülü olduğunu anlamalıyız. Bu evler bir özellik göstermiyor, ancak yarı kamusal yerler görünümü veriyorlardı, insanlar günün her saatinde, tüm bölümlerde koşuşturuyor, bir içeri bir dışarı girip çıkıyorlardı. Konuklar haber vermeksizin görünüveriyor, arkadaşlar, tanıdıklar, iş arkadaşları, müşteriler, her türlü aracılar bir aşağı bir yukarı serbestçe dolaşıyor ve bazen gece de orada kalıyorlardı. Çeşitli hizmetçilere ek olarak, evde çoğunlukla sürekli birkaç konuk da bulunuyordu. Özel odaları, işyerleri ya da büroları birbirinden ayıran bir bölüm yoktu. Yataklar ve masalar biraraya yerleştirilip gereksinmeye göre kullanılıyordu. Aile yemeklerinin bir düzeni olmadığı gibi, belli bir yemek saati de yoktu, yemekler o anda hazırlanıp ortaya getirilip ya da bitişikteki hanlardan satın alınırdı. Bir «aile yaşamı» da olmazdı. Yerine, tüm etkinlikler geniş bir toplumsal yaşamın parçası durumunda idi. Aile her zaman topluluğa ve onun etkisine açık kalırdı.</p>
<p>Bu nedenle orta ve yukarı sınıfların aile bireyleri arasındaki ilişkilerin oldukça soğuk ve resmi olması fazla şaşırtıcı değildir. Fransa&#8217;da koca ve karı birbirlerine Monsieuor (efendi) ve Madame (bayan), İngiltere&#8217;de sir (sör) ve leydi diye hitap ederdi. Bu resmi sıfatlar aynı zamanda anababala-rıyla karşılaştıkları sırada çocuklar tarafından da kullanılırdı. Soylu çocuklar, anababalarına «milord» (lordum) ve «milady» (leydim) diye hitap ederlerdi. Çocukların kendi aralarında seremoni de bundan az değildi. Ön adları kullanmak yerine, birbirlerine «kardeş», «kızkardeş», «hemşire» ve «kuzen» diye çağırırlardı. Ön adın takma ad ve teklifsiz yakınlık olarak «papa» ve «mamma»nın kullanımı, 17. yüzyılın sonlarına değin moda olmadı. (1800&#8242; den sonra İngilizler çocuk dilinde ana karşılığı olarak «mama»yı kullanmaya başlarken, Amerikalılar da «momma»yı kullandılar ve sonraları basitçe «mom» (ana) ve Dad (baba) şeklinde konuştular.)</p>
<p>Sonraları, yüzyıllardır geniş Avrupa ev halkı bireylerinin birbirlerine karşı öyle çok fazla duygusal bir ilgi duymadıkları açıkça görüldü. Gerçek ve duygusal yakınlık yalnızca orta sınıfın ve onun değerlerinin yavaş yavaş ortaya çıkışı ile gelişti. Katı yurttaş tipi ortaya çıkarken, sonraları daha endüstriyel, kurallı, saygın, disiplinli ve evcimen oldu. Kısacası aşina olduğumuz bir «burjuva yuva karakterine» dönüştü. Bu süreç 16. yüzyıl sonlarına iyi biçimde giderek sonraki yüzyıl boyunca da hızlandı. «Büyük ev»in bizzat kendisi değişmeye başladı. Bir kere içbağlantının kurulmakta olduğu yer çok amaçlı bölümlere açık oldu, müzik, okuma, uyuma, yemek odaları birbirine yakın olmakla birlikte ayrıydı. Hizmetçilere özel bölümler, (yatak odaları vb. yerler) yasaklandı. Özel bir dünya kuruluyordu artık ev içinde. Böylece zevkler ve işler karışmayacaktı. Çalışma odaları ve oturma odaları belirgin bir biçimde birbirinden ayrıldı. Her ev davetsiz konukların artık giremeyeceği bir iç kutsallığa sahip olmuştu. Gerçekte, habersiz ziyaretler cesaret kırıcıydı. Aile yalnızca belli günlerde ya da Jours Fixes&#8217;de konuk kabul ederdi. Başka zamanların tümünde, aile bireyleri birbirlerine konuk oldu. Onlar «aile masasının» çevresinde toplanıp «aile oyunları» oynadılar, «aile dergileri» okuyup «aile konserleri» verdiler. Anababalar korunma ihtiyacına muhtaç saf yaratıklar gibi değerlendirdikleri çocuklarının eğitimi ve refahına da çok nazik bir ilgiyle yaklaştılar. Bu koruma aile çevresinde oluyordu. Yani, ideal, sıcak, tatlı, saf ve sevimli bir «mutlu yuvaydı».</p>
<p>Yalnız yavaş yavaş ortaya çıkan bu idealin kesinlikle her yerde görülmediğini söylemeye bile gerek yok. Yukarı sınıflar ve aşağı sosyal sınıflar çok farklı bir biçimde yaşadılar. Aristokratlar önceki gibi düzensiz kalabalık bir akraba, hizmetçi ve konuklar tarafından çevrelenen, açık şato ve saraylarda oturmayı sürdürdüler. Yoksul çiftçiler ve geniş bir işçi kesimi de hâlâ küçük kulübe, dam ya da baraka evlerde yaşıyorlardı. İşin doğrusu, burjuvazinin kendisi çoğu kez daha devingen ve maceralı standartlarından saptı. Birçok erkek sevdikleriyle geçirdikleri tatlı akşamları askıya aldı. Bu nedenle, kahvelerde, publarda, derneklerde, kulüplerde, mason kuruluşlarında ya da dinsel cemiyetlerde geçen bir toplumsal yaşam geliştirdiler. Sonuç olarak, ailenin işlevi ve biçimi yeniden değişti. Gerçi ailenin «kapalılığına» karşı aile büyüklüğünde küçülmeye doğru bir eğilim olduğu açıktı. Daha yaşlı kuşağın ve uzak akrabaların devam edegelen varlığı, artan bir biçimde zorla gelip dayatma olarak görülüyordu. Böylece başlayan sanayileşmeyle geleneksel geniş aile, yerini modern çekirdek aileye bıraktı.</p>
<p>MODERN ÇEKİRDEK AİLE</p>
<p>«Çekirdek», «ayrı» ya da «sınırlı» aile, yeni bir fenomen değildir. Tarih boyunca pek çok kültürde varolmuştur. Gerçekten de, birkaç kuşaktan oluşan geniş aile, yeni sanayileşmiş toplumlarda değil, ileri zengin, yerli yerine oturmuş toplumlarda kurulur. İlk ve çok deneyimli toplumlarda çekirdek aile modelinin yeğlendiği görülüyor.</p>
<p>Oysa, çekirdek aileler sınırlılık ve ayırımların derecesine göre değişebilir. Örneğin, Sanayi Devriminden önce Batı çekirdek ailesi sık sık bir çiftlik, malikâne, aristokratik bir konak ya da nüfusu akrabaların oluşturduğu köy gibi geniş bir sosyal birimde görülürdü. Birçok eski kent komşulukları, aynı zamanda güçlü akrabalık bağları gibiydi ve böylece çok küçük aileler topluluğa açık bir durumda kaldı. Aile ziyaretleri çok yaygındı. Çocuklar başka bir evi kendi evleri gibi hissederlerdi. Öte yandan 17. yüzyılın sonlarında, «kapalılığa» karşı yönelim birçok geniş evli ailelerin büyüklüğünü düşürdü ve kalan aile üyeleri arasındaki ilişkiler de değişti. Bu üyeler birbirleriyle daha fazla ilgilenir oldular. Birbirlerine daha çok gereksinme duydular, saf ve sevimli «burjuva» evi, modernleşmenin toplandığı fırtına da, bir huzur odası, dünyadan saldırganlıktan rekabetten ve sınıf savaşlarından uzak, güvenilir bir liman oldu. Biz, aynı zamanda bu evin kadınlara nasıl sığınak olduğu ve çocukları cinsel ve başka günaha teşviklerden nasıl koruduğunu gördük. Başka iğrenç sosyal gerçeklikler de körfezde tutuluyordu. Ailenin geliri artık içerde değil, evin oldukça dışında kazanılıyordu. Cinsler arasındaki işbölümü, erkeklerin zamanlarının çoğunu ailelerinde ayrı, fabrikalarda, dükkânlarda ve buralardaki ücretliler olarak görülmesiyle yeni bir biçim kazandı.</p>
<p>Küçük çocuklarının bakıcısı ve eğiticisi olarak yalnızca onların bir arkadaşı olan karıları şimdi onların asıl sorumlusuydu. (Önceleri, bu görevler anneler, büyükanneler, bakıcılar ve hizmetçiler arasında paylaşılmaktaydı.) Gerçekten de artık orta sınıftan evde çalışan erkekler yalnızca özel işleriyle doktorlar ve avukatlardı. Bununla birlikte, kural olarak, burjuva ailesi aile reisi ya da kendilerinin geçimini sağlayan kimseyi (ekmek kazanıcılarını) yalnızca o geceleyin işten eve döndüğü zaman görüyordu. Bu çalışma, aile reisinin karısından ve çocuklarından soyutlanmasına yol açtı.</p>
<p>Üretimsel çalışmanın evden fabrikalara aktarılmasının kuşkusuz, tüm aile üyeleri için önemli sonuçları vardı. Artık onların herhangi birini herhangi özel topluluğa ya da özel bir eve bağlayan güçlü köklerde geliştirmek zorunlu değildi. Yerine, herhangi bir yerdeki işi kovalamak, yeni yerleşimler-deki endüstriyel gelişmeyi izlemek te serbest oldular. Dahası, aile bağları, fabrika çalışması, her zamankinden daha fazla rasyonelleşip yeterlileşirken, daha az önemli hale geldi. Akrabalarını kayırma yerini, yalnızca değer ya da hizmete göre terfi ve kira ödemeye bıraktı. Aynı nedenle, yeni işçiler, işadamları ya da bürokratların artık uzak akrabaları kollaması geekmiyordu ve artık kendi küçük ailesi için çalıştı ve bu da onu daha çalışkan bir hale getirdi. Şimdi geliniyle birkaç insanı geçindirmeye başladığından beri daha hızlı ilerleyebilirdi. Böylece, tek başına koca ya da baba, artık geleneksel ya da yaygın yükümlülükler altında ezilmiyordu. Ek olarak, çocuğunun eğitimi ve yaşlı ya da hasta anababalarının bakımı devlet tarafından ele alınmaya başlanmıştı.</p>
<p>Bu gelişmelerden yaklaşarak, birçok gözlemci, çekirdek aile ve sanayileşme arasında bir «uygunluğa» dikkat çektiler. Başka bir deyişle, küçük, yakın ve devingen aileler, sanayileşmeyi harekete geçirici iyi, uygun unsurlar olarak gördüler ve sanayileşme, çekirdek ailenin oluşumunu hızlandırdı. Gerçekte, modern sanayi toplumlarında eşitlik ve kişisel bağımsızlığa doğru bir yönelim vardı. Bu, sırasıyla, evlilikte eşin ikâmet yerini ve meşguliyetini serbestçe seçmesine olanak veriyor. Geniş bir ailede bu özgürlükler, «yanlış» bir seçim, akrabaların çoğunun etkilenmesine yol açacağından, her zaman sınırlıdır. Böylece, yeni sorumlulukların tüm avantajlarından yararlanmak isteyen insanlar geç evlenip ailelerini küçük görürler. Bununla birlikte, bu kural istisnaları da içinde taşır. Bazen geniş aileler daha yararlıdır, çünkü, canalıcı durumlarda bir sığınma ve yardıma olanak sağlayarak bir «destekleme birimi» gibi hizmet edebilirler. Bu, özellikle geniş aile bağları kurmaya çalışarak üst sınıflara geçmek isteyen aşağı sınıftan kişiler için önemlidir. Nitekim, tam sanayileşmiş toplumlarda bile kişi, geleneksel geniş aile ya da en azından geniş bir akrabalar ağına değer veren erkek ve kadınla karşılaşabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, genel olarak yakın bağlarla kenetlenmiş çekirdek aile, Batı toplumlarında, son birkaç kuşaktan beri egemen olmuştur ve böylece bir ailenin ne olması gerektiği konusundaki genel algı biçimlenmiştir: Bir erkek ve kadın, birbirlerine aşık olarak evlenirler, zamanla iki ya da üç çocukları olur. Bir evde, dairede, kendi kendilerine yaşayıp tüm boş zamanlarını birlikte geçirirler. Kadın, ev işleri ve çocuklarla uğraşırken, erkek de sabahları evden çıkıp, işe gider. Kadın, aynı zamanda akşam yemeğini hazırlar ve gece bitkin eve dönen kocasına yardım eder. Yılda bir ya da iki kez, Şükran günü ya da Noel&#8217;de büyükana-babanın evinde, başka akrabalarla törensel bir hava içinde kısa bir zaman için biraraya gelirler. Ama herkes belli bir resmililikle davranıp işlerini aklından çıkarmaz o gün bile.</p>
<p>Bu «ideal» modele göre, aile üyelerinin geniş akrabalıktan tüm toplumdan uzaklaştığı açıktır. Bununla birlikte, onlar bu uzaklaşmayı çekirdek aile içindeki daha büyük bir duygusal sıcaklıkla telafi ederler. Baba, anne ve çocuklar, kendi dünyaları içinde olur. Derin bir karşılıklı sevginin onları bir arada tutacağı varsayılır ve öteki küçük aile birimleriyle ekonomik rekabetleri onların moralini yükseltir. Ne yazık ki, birçok ailenin de gördüğü gibi, evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Daha büyük ölçüde iletişim eksikliği, çoğu kez bir bozukluk olarak kabul edilebilir. Çok aşırı yakınlık bastırıcı olur ve kaçınılmaz saygısızlık doğurur. Bu nedenle, daha başlangıçtan, modern çekirdek aile eleştiri konusu olmaktadır.</p>
<p>Victoria döneminde, «yuva kültürü» doruğunda olduğu zaman, bu eleştiri esas olarak orta sınıf yaşamının anlayışsızlığını, sığlığını ve ikiyüzlülüğünü açıklayan ve saygın dış görünüş ardındaki çirkin psikolojik iççatışmayı ve katlanılan şeyleri ortaya koyan büyük burjuva yazarları, Flaubert, İbsen ve Stringberg tarafından dile getiriliyordu. Aileyi, felsefi ve politik temel üzerinde, özel mülkiyet çabasına ve kökenine bağlayan Engels tarafından daha derin bir biçimde eleştirildi. Sonunda, Sigmund Freud, dolaylı yoldan da olsa, yani nevrozların ve cinsel saldırganlığın temelinde yatanın «mutlu» çekirdek ev olduğunu ortaya koyduğu zaman, belki de en ciddi suçlamayı getirmiş oluyordu.</p>
<p>19. yüzyılın sonlarında, burjuva aile modelinin dezavantajları, birçok ortalama erkek ve kadına daha açık görünmüştü. Evin sıcak yuva asmosfe-ri boğucu görünmeye başladı ve bir kez kutsal bir yer olarak övüldüğü zaman, çoğu kez artan bir biçimde bir hapishane gibi mahkûm edildi. Geleneksel geniş ailede çocuklar birkaç erkek ve dişi yetişkin rolü, model olarak seçmekteyken, şimdi bir anababayla karşılaşmaktadırlar. Öncekileri, onların ilk eğitimi birtakım farklı insanlar ve çeşitli etkiler altında biçimlenirken, şimdi tamamen kendi ana ve babalarına bağlıdırlar. Gerçekten, son durum her zaman varolamamaktadır. Baba, artık ev içinde çalışmadığından, çocukları da açık bir sosyal rol kavramına sahip olmamaktadır. Yerine, evin geçimini üstlenip, gizemli ve uzak bir otorite biçimi uygulayan disiplin sağlayıcı olmaktadır. Çocuk arasıra sevilir, sık sık korkutulur ve sözüne pek seyrek kulak verilir. Aynı zamanda, karı ve anne, önceki her durumdan daha kısıtlı bulunur. O büyük ölçüde artan nesnel görevleriyle «dört duvar» içinde kuşatılmış kalır. Dışarıda yalnızca kiliseye gitmek ya da alışverişe çıkmak riskine girebilirdi. Onun dünyası küçülüp işlevleri bir daire içinde sınırlanıyordu. O, kadınsı, anacıl, duyarlı, «uygun» olmalı ve tüm önemli konuları kocasına havale etmeliydi.</p>
<p>Bu nedenle, Victoria döneminde birçok kadının çekirdek aileye ve onun içinde kendi konumlarına gücenmeye başladıkları dahi iyi anlaşılabilir. İşte, İbsen&#8217;in Bir Bebek Evi adlı yapıtındaki kadın kahramanı Nora&#8217;nın kocası ve çocuğunu terketmesi böyle bir şeyin göstergesi oluyordu. Zaman ilerledikçe, artan sayıda kadın, erkeklerle eşit tutulma ve bir insan olarak potansiyellerini eksiksiz geliştirme özgürlüğü istediler. Nitekim, başlarda oy verme hakkı, evlilikte reform ve boşanma yasaları için mücadeleye atıldılar. Aynı zamanda, artan bir sayıda işgücü ordusuna katıldılar. Sonunda, 1. Dünya Savaşı sırasında, önceleri giremedikleri birçok işte yeteneklerini gösterdiler ve eve, tutsak olmaktan belli ölçüde kurtuldular. («Kadının özgürleşimi»ne bakınız.)</p>
<p>Son birkaç on yılda bu yönelimin sürdüğü görülüyor. Bugün, birçok ailede, çocuklar zamanlarının çoğunu bir günlük bakımevi, anaokulu, yuva ya da okulda geçirirken, karı-koca da dışarıda çalışıyor. Sonuç olarak, aile üyeleri arasındaki duygusal bağlar bir dereceye kadar daha yapıcı olmakta ve daha geniş bir hoşgörü ortamı sağlanmaktadır. Akran grupların etkisi yalnızca çocuk için değil, anneler için de giderek artmaktadır. Geleneksel ana ve baba rolleri yeni bir evrim geçirmektedir. Kitle iletişim araçları herkesi daha geniş bir toplumla yüzyüze getirmekte, bu da sürekli bir dönüşüm sağlamaktadır. Bununla birlikte, aile dünyası da genişlememektedir. Büyü-kana-babalar artık ev halkının bir parçası olamamakta, daha çok kendi köşelerinde, huzurevleri vb. yerlerde yaşamaktadırlar. Evlenmemiş akrabalar ise kendilerine uygun bir otel ya da apartman dairesine yönelmektedir.</p>
<p>Böylece, ortalama Amerikalı bir aile oldukça küçük bir birim olmaktadır. Gerçekte, günümüzde yalnızca ana ve çocuklardan oluşan birçok babasız aile vardır.</p>
<p>Tek ebeveynli aile ya da «öz aile», çoğunlukla «tamamlanmamış» bir çekirdek aile olarak tanımlanmaktadır. Ancak böyle bir ailenin istenmez olduğu üzerine genel bir varsayım vardır. Bir babanın eksikliği, çocuk gelişimine zararlı görülmekte ve «uygun görülmeyen» dişi etkisi üzerine tez elden genellemelere varılmaktadır. ABD&#8217;de, ana ve çocuktan oluşan ailelerin genellikle yoksul zenci nüfus arasında görülmesi, bu yorumlara ırkçı bir nitelik vermektedir. Bununla birlikte, boşanma oranının yükselişiyle bu aile tipi beyaz orta sınıf arasında da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Gerçekten, günümüz Amerikasında 6 çocuktan 1&#8242;i yalnızca tek bir ebeveyniyle yaşar ve gelecekte böyle bir ev halkı biçimi de pekâlâ artabilir. Bizim refah düzenlemelerimiz ve devlet politikalarımız, çoğu kez başka türlü birlikte kalmaya zorlayarak ailelerin dağılmasını etkilemektedir. Yasa koyucularımız henüz ilerlemede böyle niyet edilmeyen sonuçları ortaya koyan «etkin aile çalışmaları» içinde yeni yasaların nasıl deneneceğini öğrenmedi. Bununla birlikte, bu arada tek ebeveynli ailelerin aslında kötü olmadığı da anımsanmalıdır. I. ve II. Dünya Savaşlarını izleyen yıllarda, milyonlarca kadın, çocuklarını yalnız başına yetiştirmeyi başarmış ve bu, duyguları etkileyen örnek yüzeysel yargılara karşı bize bir uyarı olmuştur. Dahası, kesin bir gözlemde birçok «öz aile»nin akraba gruplarıyla yakın bağlarını genişletmeye çabaladıkları ve böylece bu olgu varsayılandan daha açık ve geçerli bir durum kazanmıştır. Sonuç olarak, birçok baba ve çocuklardan oluşan ailenin yeterli eleştirisel dikkatle ele alınmadıklarını biliyoruz.</p>
<p>Çekirdek ailenin bizzat tamamlandığı zaman bile, hâlâ geçerli bir tercih olup olmadığı da başka bir sorundur. Bugün birçok insan, küçük, tek ev halkından oluşan ailenin ekonomik olmadığı ve yıpratıcı bir özelliğe sahip olduğunu kabul ediyor. Aynı zamanda onların duygusal olarak hâlâ sağlıksız olduğu bireyleri modası geçmiş cinsiyet rollerine yükümlü kıldığı ve insanlığın mutluluğu için yalnızca evrensel işbirliğinin geçerli göründüğü bir çağda, çocuklarda egoist ve rekabetçi duygular yeşerttiği görülüyor. Modern ailenin sevgi ve yakınlığı sağlama dışında herhangi bir işlevi kalmadığı, bunun varlığını haklı göstermek için modern ailenin kesinlikle yeterli olmadığı tartışılmaktadır. Gerçekte, ailelerin eğitimsel, ekonomik ve koruyucu işlevi devlet tarafından sağlandığından beri, cinsel ilgi hemen hemen evliliğin temeli olmuştur ve bu temel gerçekte çok zayıftır. Bununla birlikte, yeniden evlilik ve boşanma, yetişkinler için bir ölçüde pratik olmasına karşın, çocuklara hiç de öyle görünmüyor. Koşullara göre, birtakım düşünceli erkek ve kadının daha kararlı «yeni ve ilerlemiş» aile modelleri araştırmaya devam etmeleri gerektiği, olası çözümlerin en uygunudur.</p>
<p>YENİ AİLE MODELLERİ</p>
<p>Modern çekirdek ailenin dezavantajları, eleştirmenlerin birçoğunu alternatif aramak üzere harekete geçirmiştir. Bunlar arasında bazı reformcular, Sanayi Devrimi öncesi geleneksel geniş aileye dönüşü arzu etmektedir. Oysa, günümüz koşullarında bu aile biçiminin yeniden nasıl kurulacağı pek açık değildir. Gördüğümüz gibi, bunun bazı çok ciddi kusurları da vardır. Ayrıca, şimdi bir hak olarak kazanıldığı düşünülen özel ve bireysel özgürlük talepleri de gözardı edilemez ya da bunların yerine, başka bir şey konulamaz. Öte yandan, önemsiz ölçüde genişlemiş çekirdek aileler herhangi bir çarpıcı sosyal reform olmaksızın, bireysel olarak yaratılabilir. Ancak böyle arasıra görülen küçük ilerlemelerin çok farkedeceğinden emin olacak çok az insan görünüyor. Aslında, gerçek sorun daha derinde yatıyor. Birçok insan, bir bütün olarak toplumda radikal bir dönüşüm gerçekleşmediği sürece, en iyi potansiyel isteklerinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini hissediyor. Bu insanlar daha iyi bir aile sistemi kurulmadan önce, «yeni bir erkek» ve «yeni bir kadın»ın yaratılması gerektiğine inanıyorlar. Onlara göre, egemen sosyal düzen herkesi başarılı gerçek mutluluğa karşı önceden hazırlıyor. Onlar, insan doğasının günümüzün sağlıksız uygarlığı tarafından bozulduğunu görüyor ve bu nedenle «yeni bir başlangıç» ve geleneklerden tam bir kopmanın gerçekleşmesini talep ediyorlar. Bu deneme isteği aslında yeni olmayıp yalnızca yakın tarihimizde görülen hareketlerle öncekinden çok daha geniş alanlara yayılmıştır. Böylece, bugün birtakım aile modelleri ülkenin ve dünyanın çeşitli yanlarında deneniyor. Aşağıdaki iki örnek bu olasılıkları sergilemekte.</p>
<p>Kibbutz</p>
<p>Kibbutz (İbranice: «grup»: çoğulu: kibbutzim), kolektif yerleşimcilerce İsrail&#8217;de uygulanan bir tarım biçimidir. Kolektifin üyeleri bulundukları kolektif için çalışıp her şeye ortak olurlar. Evli çiftler kendi meskenlerine sahiptir, ancak yemeklerini ortak yemek odalarında yerler. Tüm çocuklar ortak bir «çocukevi»nde yaşarlar. Eğitilmiş personelce denetlenip eğitilir, ancak ana-babaları onları akşamleyin birkaç saatliğine ziyaret edebilir. Böylece, çocuklar arasında özel ilişki kurulması için bazı özel bölümler vardır. Bununla birlikte, bekâr yetişkinler, çocuklarına bakmak için çalışır ve bu nedenle onları kendi çocuğu saydığı için, kibbutzlarda, dış dünyada görülenden daha geniş anlamda ve yeni bir aile biçimi vardır. Evlilikler tek eşlidir. Çiftlere ayrı bir oda verilerek evlilikleri kabul edilmiş olur. Evlenmemiş genç insanlar arasındaki cinsel ilişki hoşgörüyle karşılanır, ancak er ya da geç, sürekli bir birliğe eğilim duyulur. Evli çiftler çoğunlukla dışarıdan getirilir. Kadınlar, kızlık soyadlarını korur ve kibbutzların bir üyesi olarak, kişisel hakları olduğu gibi kalır.</p>
<p>Görüldüğü gibi, bu sosyal düzenlemede geleneksel anlamda aileler yoktur, çünkü anababalar ve çocuklar birlikte yaşamazlar. Bundan başka, anababalar ne kendileri için, ne birbirleri için, ne de kendi evlatları ya da akrabaları için çalışırlar. Tersine, çalışma, eğitim ve tüm sosyal hizmetler onların yeteneklerine ve gereksinimlerine göre kolektif olarak paylaşılır. Kibbutz, yaratılmasını daha insancıl bir toplum kurmak isteyen İsrailli yerleşimcilerin idealizmine borçludur. Bununla birlikte, bazen artan başarıdan dolayı bu idealizmi canlı tutmakta güçlük çekilir. Dahası, bu deneyim her zaman herkesin hoşuna gitmez, İsrailde bile. Şimdiye dek bu uygulama başka ülkelerde de geniş bir biçimde kopye edilmiş değildir.</p>
<p>Komün</p>
<p>Bugün komün sözcüğü hayat pahalılığını azaltmaya çabalayan kent orta sınıfın belli pratik düzenlemelerinden «hippi çiftliklerine» değin uzanan çeşitli komünal ev biçimleri için kullanılır. (Çin Halk Cumhuriyetinde de kırsal kesimlerde görülen ve belli mülkiyet ve yaşam biçimine tekabül eden bir üretim birimidir komün.)</p>
<p>Aslında komün, yaşanılan bir yuva ve içinde yemek pişirme, dikiş, çamaşır yıkama, bahçecilik, alışveriş ve çocuk bakımı vd. işlerin yaygın anlamda birkaç çekirdek ailenin birleşmesiyle kolektif olarak daha ucuza sağlanmasından başka bir şey değildir. Bu nedenle, bazı bu tür aileler paralarını biriktirmek için kaynaklarının bazılarını biraraya getirmeye başladı. Onların «komünü» paylaşılmış bir evin ve aletlerden daha etkin kullanımından başka bir şeyi içermeyebilir. Oysa, daha radikal çözümler de vardır. Özellikle son birkaç on yıl içinde birtakım genç insanlar toplumdan «ayrı», «yabancılaşmış insanlar», kırda ya da kentin bitişiğinde bir yerlerde «komünal» alternatif yaşam biçimi oluşturdular. Amerika&#8217;da, daha doğal bir yaşam biçimine doğru bu tür hareketler uzun zamandır ve etkin bir tarihsel geçmişle görülmektedir. Günümüzde, Amerikan «radikal» komünleri, kurucularının özel yardımlarına bağlı, büyük ölçüde farklı biçimlerde görünüyor hâlâ. Bazıları dar dinsel inançlar temelinde kurulurken, bazıları da daha dünyevi ve hazcı oluyor. Bazıları resmi tek eşli evlilikler içeriyor, bazıları düzeltilmiş poligami ya da grup evliliklerinin belli tiplerini kapsıyor. Bazı anababalar çocuklarını eğitmek için okula gönderirken, bazıları da kendi kendilerine eğitmeye çabalıyor. Bazı komünler kolektif sahipliği deneyerek, ekonomik bakımdan kendi kendilerine yeterken, bazıları da hayırseverlerden gelen mali destek, gıda ya da benzeri yardımlarla dışarıdan gelen gelirlere bağlı oluyor. Bazı komünler yıllardır göreli olarak durumunu korurken, bazıları da henüz deneyimsiz olanlara uyarıcı bir örnek gibi sefil bir biçimde sürünüp gidiyor ya da parçalanıyor.</p>
<p>Konuyu çeşitli açılardan daha derin bir bakışla, çağdaş komünler üzerine herhangi bir uygun sonuca varmak oldukça zor. Kuşku yoktur ki, birçok durumlarda, bugün bizim bildiğimiz «normal» ailenin yerine getiremeyeceği birçok insanın gereksinmesini karşılar. Birçok komünün başarısızlığı, onların çoğu kez soylu niyetlerine gölge düşürmüyor. Özet olarak, komünal deneyimlerin gelecekte de iyi bir biçimde devam etmesi beklenilmelidir. Böyle deneyimler daha geniş ölçüde kopye edilebilecek değerli seçenekler sunabilirler.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evliliğin anlam ve biçimleri</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-anlam-ve-bicimleri/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-anlam-ve-bicimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 06:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Uygarlığında Evliliğin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı Olmayan Ülkelerde Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Amerikada Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Anlam ve Biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneksel Geniş Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Çekirdek Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Perspektif İçinde Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Aile Modelleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[İngilizcede, Latince Maritus: Koca&#8217;dan gelen evlilik (marriage) ile Latince mater ana&#8217;dan gelen evlenme (matrimony) sözcükleri burada tartışmaya çalıştığımız fenomenin anlamı ve kökeni üzerine bize herhangi bir ipucu ver- mez. Kuşkusuz, aynı şey, başka Avrupa dillerinde kullanılan Latince kökenli benzer terimler &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/evliligin-anlam-ve-bicimleri/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngilizcede, Latince Maritus: Koca&#8217;dan gelen evlilik (marriage) ile Latince mater ana&#8217;dan gelen evlenme (matrimony) sözcükleri burada tartışmaya çalıştığımız fenomenin anlamı ve kökeni üzerine bize herhangi bir ipucu ver-</p>
<p>mez. Kuşkusuz, aynı şey, başka Avrupa dillerinde kullanılan Latince kökenli benzer terimler için de geçerlidir.</p>
<p>Farklı toplumlarda ve farklı tarihsel dönemlerdeki evlilikleri karşılaştırdığımız zaman, evli eşlerin her yerde birbirlerine karşı çok açık görevleri olduğunu görürüz. Bu görevler her zaman ayrıntılarıyla belirtilmeyebilir, ancak bunlar iyi anlaşılır ve her durumda severek uygulanır. Bu nedenle, insanlığın bildiği tüm evliliklerin çeşitli biçimleri için bir ortak payda arasaydık, pekâlâ onu karşılıklı yükümlülük temelinde bulabilirdik. Doğal olarak, birçok farklı biçimlerde görünebilir her yükümlülük. Teklifsiz, resmi olmayan bir sessiz anlaşmadan çıkabilen popüler bir kutlamayla herkesin görebileceği, duyabileceği biçimde ilan ediliyor olabilir. Ve çifti de aşarak evlatlarına her iki tarafın ailelerine, hatta tüm topluma yayılabilir. Sürekli sayılabilir ya da karşılıklı anlaşma uyarı tek taraflı hareketle sona erebilir. Bazıları eşler evli oldukları sürece karşılıklı yükümlerin varolduğunu resmen tanışa, bunların hiçbiri sorun olmaz. Erkek ve kadının aşk yaptığı ve aşksız çocuklara sahip olduğu durumda bir sorun, bir oynaşma bir aşk macerası ya da bir birlikte yaşama durumu sözkonusu olabilir ama bir evlilikten söz edemeyiz.</p>
<p>Görebildiğimiz gibi, evlilik, ev kadınlığı, cinsel ilişki ve doğurmadan çok daha başka şeyi ilgilendiren çok özel bir fenomendir. Kendi kendilerine, bu doğal insan etkinlikleri bir evlilik oluşturmaz. Onun gerçek anlamı toplumsal yaptırım ve bekleyişlerden türer. Gerçekte, bekleyişler bir başka toplumda değişseler bile evlilik onun değişmesiyle sınırlıdır. Bu nedenle, kesinlik ifade etmeyen biçimlerde evlilik üzerine konuşmak çok yararlı değildir. Evliliğin işlevlerini ve olası biçimlerini tanımlamak ve listelemek çok daha işe yarayacağa benziyor. Burada, sınırlı amaçlarımız için basit bir sınıflandırma yapmakla belki en iyiyi bulmuş oluruz.</p>
<p>GELENEKSEL OLARAK, BİLGİNLER EVLİLİĞİ DÖRT TEMEL TİPE AYIRIYORLAR</p>
<p>1  &#8211;   Monogami (tek eşle evlilik)</p>
<p>2  &#8211;   Polijini (bir kocanın birkaç kadınla evliliği poligeni)</p>
<p>3  &#8211;   Poliandri (birkaç kocanın tek kadınla evliliği çok eşle evlilik)</p>
<p>4  &#8211;   Grup evliliği (birkaç kocanın birkaç kadınla evliliği)</p>
<p>Monogami, bugünkü egemen evlilik biçimidir. Polijini ve Poliandri (her ikisi birlikte Poligami olarak adlandırılır) artık azalıyor olmakla birlikte, dünyanın çeşitli kısımlarında görülmektedir. Grup evliliği her zaman ender olmaktadır.</p>
<p>Viktorya çağında dört temel evlilik tipinin insan evriminin farklı aşamalarını temsil ettiğine inanılırdı. Böylece, ilk insanlar grup evliliğine geçmeden önce rastgele ilişkiler kurdukları bir aşamadan geçtiler. Uygarlığın gelecek aşamasında onlar, poliandri diye karekterize edilen anaerkil bir aşamaya girdiler. Bu sırayla, polifinin hakim olduğu babaerkil aşamayla ve sonunda insan ilerlemesinin başarısının tacı olarak monogaminin ortaya çıktığı tek eşle evlilik aşamasınca izlendi, şimdiye değin bu çekici kuramı sağlama bağlanmadı; oysa, dört evlilik tipinin en erken çağlardan beri ekonomik ve teknolojik koşulların tüm çeşitleri altında varolduğunu öğrendik, bu arada. Bazı çok «ilkel» insanlar, bazı «uygarlaşmış» insanlar çok eşle evli olmakta ve bunu hâlâ devam ettirirlerken, her zaman tek eşle evlilik (monogami) pratiğini sürdürdüler. Dahası, biz şimdi evliliğin bu dört temel türünün birkaç türde görünebildiğini de anlıyoruz. Örneğin, ömür boyu ayinsel bir birlik olarak süren monogami ile geçici bir sivil anlaşma olarak ele alınan monogami arasında oldukça önemli bir farklılık vardır. Polijini, bir adamın bir kapatma olduğu zamanla ya da kardeşinin dul karısıyla evlendiği zaman, ya da onlar farklı ailelerden gelip ayrı evlerde yaşamaya çabaladıklarında görülen örnekler gibi, farklı koşullar altında çok farklı şeyleri kastedebilir. Poliandri de bir kadının birkaç kardeşiyle evlenmesi, onlardan yalnızca en yaşlı olanın çocuklarının resmi babaları olması, ya da kadının hepsine eşit haklar vermekten hoşlandığı, birkaç akraba olmayan erkekle evlenmesini kastedebilir. Grup evliliği, çok eşle evlilik pratiklerinin doğal bir sonucu olarak kazaen ya da bilinçli bir «bilimsel» deney de olabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, bugün monogaminin bir ya da birden çok çeşidinin her zaman evliliğin en yaygın tipi olduğu üzerine önemsiz bir kuşku var. Grup evlilikleri olsun poliandri olsun, her ikisi de yalnızca az sayıda kültürlerde kurulmuştur ve birçok toplumda izin verilmesine karşın, polijini hemen hemen her zaman daha zengin sınıflarla sınırlanmıştır. Gerçekte, birden fazla karı satın alıp sonra da onların yükünü çekmek asla ucuz olmamıştır. Kuşkusuz, bazen, kadınların işçi olarak sahiplerinden daha çok kazandığı da olmuştur, ancak böyle durumlarda bile kocalarının güçlü ve etkili olması gerekti, ya da kadın kendisi için böyle bir avantaj yaratmış olamazdı. Başka erkekler de aynı ayrıcalık üzerine ısrar edecekti ve bu ayrıcalık bağışlanmış olamazdı, çünkü «doğal olarak» her erkek için aşağı yukarı yalnızca bir kadın vardı. Erkekler ve dişiler arasındaki biyolojik denge hemen hemen yakındı ve bu yüzden poligami yalnızca ayrıcalıklı koşullar altında serpilebilirdi. Böyle koşullar yeni doğan dişi bebeklerin öldürülmesi âdetinden, sık sık yapılan ve birçok erkeğin öldüğü savaşlardan, ya da az sayıda kişinin özel prestijini sağlayan dinsel ve politik inançlardan kaynaklanabilirdi. Oysa, koşulların «normal» olduğu, insanlara önemsiz bir eşit şans verilen yerlerde tek eşle evlilik gözde eğilim olur.</p>
<p>Bu olgulardan yaklaşımla, insan tek eşle evliliklerinde her zaman mutlu ya da her durumda pratik olacağı sonucunu çıkarması gerekmemesine karşın, kişi, monogamiyi evliliğin «doğal» biçimi olarak görebilir. Gerçekte, monogami üzerinde çok katı biçimde ısrar eden toplumlarda bile evlilik öncesi ve evlilikdışı ilişkilere karşı resmi olmayan bir hoşgörü vardır çoğu kez. Başka toplumlar daha hoşgörülüdür ve monogamiyi başlangıçta «esnek» ya da «açık» bir kurum olarak oluşturur. Ek olarak, aynı zamanda onlar evliliğin başarısız olduğu durumda boşanmalara izin verebilir. Her durumda, deneyler insanın monogaminin tek bir biçimini ya da her yerde tüm erkek ve kadınlar üzerine evliliğin tek bir biçimini empoze edemeyeceğini göstermişe benziyor. Kuşkusuz herkesin gönlünde yatan bir ideal vardır yaşamda ortaya çıkan ama bazı yaratımlara ve deneyimlere de izin vermek gerekir.</p>
<p>Her şeye karşın, karı ve kocaların en büyük cinsel hoşgörü verildiği durumda bile evlilik her zaman önemli sayılır ve evlilikdışı birliktelerden açıkça ayırt edilir. Yani, genel olarak konuşursak, insanın evli kaldığı sürece evliliklerini nasıl düzenlediği, çabaladığı ya da değiştirdiği zor bir konudur. Ayrıntılar, bir kültürden başka kültüre göre derinleşebilir, ancak ilkenin her yerde aynı olduğunda kuşku yok; evlilik de iyidir ve desteklenmelidir. Örneğin, belli toplumlarda evli kişiler, evde kalmış kız ya da bekâr erkeklerden daha ağırbaşlı bir durumda olmaları için evliliğe uygun elbise giymeye zorlanır. Aynı nedenle, evli durumda olanlar çoğu kez özel ayrıcalıklar taşır, görkemli evlenme törenleri ya da masraflı nikahlarla kutlanırlar. Bizzat, bu kutlamalar için çoğu kez önceden ısmarlanan elbiselik kumaşlar istenir ve bunlarla uygun elbiseler yapılır. Kısacası, insanın gerekli gördüğü bazı onayla-</p>
<p>maları için başka herhangi bir insan ilişkisinden evliliği farklılaştıran özel bazı şeylerin olduğu görülüyor. Bunların hepsi evliliğin sadece karı-kocanın yararı için varolmadığını ve daha başka kişisel gereksinmelere hizmet ettiğini gösteriyor. Yerini açık toplumsal bir ilgi alıyor. Bu ilginin sadece biçimi değil, aynı zamanda evliliğin anlamını yansıttığını ve ikincisinin bu nedenle sadece kişinin, onun bireysel ve toplumsal görünümlerinin her ikisini birden saydığında anlaşılabileceği daha açık görülür.</p>
<p>Kuşkusuz günlük yaşamda evliliğin eksiksiz tanımında ya da olası imalarının tümüne çok üzülmeksizin konuşuyoruz. Uzman kimseler bile fenomenin farklı yönlerini aydınlatmaya çalıştıkları halde çoğu kez bilerek belirsiz kalıyorlar. Böylece, bu çerçeveye bağlı olarak, evliliğin çok farklı bakış açılarından, çok farklı terimlerle tanımlandığını görebiliriz. Örneğin, Amerikan hukuku evliliği, bir kurum, bir statü ve bir anlaşma olarak çeşitli biçimlerde tanımlayabilir. Buna göre bu ülkede bugün politikacılar «evlilik kurumunu» övüyor, bürokratlar öteki insanlara «evlilik statülerini» açıklamalarını istiyorlar ve avukatlar müşterileri için, ilerde belli haklar ve görevlerden söz edebilmek amacıyla resmi evlilik sözleşmeleri düzenliyorlar.</p>
<p>Gerçekte, evlilik sözleşmeleri ne yenidir ne de Amerika&#8217;ya özgü bir şeydir. Dünyadaki birçok toplumlar yazılı evlilik anlaşmalarını bilmektedir, gelinle damat arasında ve sonra da saygın aileler arasında değilse bile. Gerçekte feodal dönemde bir evlilik anlaşması tüm kabileler ve halklar arasında bir ittifakı onaylama anlamına gelebilirdi. Şimdi böyle motifler hâlâ toplumumuzun üst sınıflarınca daha ılımlı ölçülerde oluşturuluyor. Böylece, evlilik sözleşmeleri alışılagelmiş bir unsur olarak büyük ailelerin şanslarının birliğini ya da olası yitimini ilgilendiren durumlarda kullanılıyor. Gerçekte, bu durumlarda evlilik yalnızca iki kişinin değil, belki düzinelerce ya da yüzlerce kişinin yazgısını belirleyebilir. Bununla birlikte, kural olarak bu sözleşmeler yalnızca ittifaklar, mali yerleşimler, miras vb. gibi dışsal durumları kapsar, onlar uygun anlamda evlilik konusuna pek seyrek değinirler ve karşılıklı sorunlarla ilgilenmezler. Bu nedenle onlar aslında salt ihtiyat tedbirleri ya da güvenlik ölçüleridir. Bu ölçüler evliliğe eşlik edip korur ama onu oluşturmaz.</p>
<p>Bu temel farklılık her zaman açıkça algılanmamaktadır. Öte yandan, evlilik, bir birlikteliğin sözleşmeler yoluyla korunması, rehberlik edilmesi, hatta bazı sözleşme niteliğinde elementler içermesi olgusu, kimi modern gözlemcilerin evliliğini bizzat kendisinin sözleşmeden başka bir şey olmadığına inanmaya götürmüştür. Bu bakış aynı zamanda öteki kültürlerdeki belli âdetler ve düzenlemelerle desteklenmişe benziyor. Örneğin, İslâm hukuku evliliği açıkça «cinsel ilişkinin ve çocuğun yasallaşması için bir sözleşme» (nikâh) olarak tanımlıyor. Aslında bu kesinlikle özel bir konudur, dinsel tören istemez ve belli koşullar altında sonuçlandırılabilir. Oysa, bu belirleme hiçbir zaman ayrıntılı olmaması ve dogmatik olarak okunulmaması gerektiği anlamına gelmez. Gerçekte mutan evlilikler âdeti çocuğun doğumu için sözleşmeye gerek olmadığını gösterir. (Ayrıntılar için «İslam Ülkelerinde Evlilik»e bakınız.) Bundan başka, babaların isteksiz kızları için zorunlu evlilik sözleşmesi yapması İslâm ülkelerinde olası olduğundan, sözleşme yapan tarafların her zaman damat ve gelin olduğu varsayılmamaktadır. Benzer bir şekilde, Ortaçağ Avrupasının başlarında, evliliğin, kadıpın, babasından kocasına Lordluğu geçirme amacı taşıdığı durumda, gelin sözleşmede bir taraf değil, onun daha çok nesnesi durumundaydı. Gelinin yazgısı yalnızca evliliğe dinsel bir anlam veren ve ona kutsal bir statü tanıyan kilisenin etkisi altında değer kazandı.</p>
<p>Bir kere, evliliğin kutsal bir karakter taşıdığını söylemeye gerek yok, o artık sözcüğün herhangi bir anlamında, bir sözleşme olarak adiandırılamaz-dı. Her şeyden önce evlilik bir zerafet aracıydı ve böylece onun özü herhangi bir resmi tahakküm altında değil, onları «tek can» yapan her iki eşin karşılıklı kararı altında yatıyordu (Mark, 10.8). Bu, anababanın etkisi ve ekonomik değerlerin önemini azalttı. Sonuç olarak, bir süre gizli evliliklere bile izin verildi. İkinci olarak; evlilik ilişkilerine kiliseyle İsa ışık tuttuğundan, sona erdirilmedi: «Tanrnının birleştirdiğine, insanın onları birbirinden uzak parçalar haline getirmesine izin verme» (Markos 10.9). Oysa, bu sonraki değişim nihayet gücenilir duruma geldi ve bu nedenle Protestan reformu boşanmayı Hıristiyanlar için yeniden olası hale getiren bir medeni sözleşme olarak evlilik kavramına dönüştü. Püriten İngiltere&#8217;de, John Milton evliliği ebediyen tarafları bağlamaya ihtiyaç duymayan bir akit, sözleşme (Covenont) olarak adlandırdı.</p>
<p>Evliliğin manastır sisteminden kurtarılması, kuşkusuz birden ortaya çıkan burjuva sınıfınca özellikle memnunlukla karşılandı. Burjuva kiralama, sözleşme ve düzenleme ve tertipte içice, dengeli bir biçimde artan alım-sa-tım dünyasında yaşıyordu ve böylece doğaüstü güçlere ya da mitlere çok az sempati duydular. Sonunda, 18. yüzyılda Alman burjuva filozofu Emma-nuel Kant&#8217;in, evliliği «cinsel niteliklerinin ömür boyu karşılıklı sahipliği için farklı cinsiyetten iki kişinin bir birliği» olarak tanımladığı zaman konuyu en açık, süssüz terimlerle yeteri kadar aydınlatmış olduğu görülüyordu. (Rechtslehre, paragraf 24). Bu tanım üzerine çok şey söylenilebilir, ancak biz basitçe onun evrensel olmadığını belirtebiliriz. İki kişiyle ilgisi ve bir «ömürboyu» karşılıklı sahiplik evliliğin yalnızca Batı türü bir özel biçiminin kabul edildiğini gösteriyor. Dahası, herhangi bir sözleşmeden de bahsedilmediği belirtilmelidir. Gerçekte, geri alınamaz, değişmez kişisel, sözleşmeler bireysel özgürlük için modern istemlerle uyum halinde olmaktan uzaklaşmıştır. Bir insanın başka birine ömür boyu sahip olması, şimdi tüm adalet sistemimize garip geliyor. İnsanlar artık kendilerini resmen köle olarak satmıyorlar ya da bazı kimseleri de ömür boyu hizmetçi olarak satın almıyor. İş evliliğe gelince böyle durumların çok daha azı kabul edilebilir. Gerçekte, Eski Roma&#8217;da bile evlilik yeminlerini ayırmak hiçbir zaman yasadan önce geçerli olmazdı. Bu nedenle Kant&#8217;in sözünü ettiği «birlik», tam resmi bir anlaşmadan daha başka bir şey olmalı.</p>
<p>Oysa, bizim çağdaş çözülebilir evliliklerimizin bile hiçbir zaman tam bir sözleşme gibi tanımlanmadığı açıkça görülebilir. Karı koca arasında varolan biricik kişisel ilişki yazılı anlaşma, vaziyet, madde ya da imzalarla yaratılamaz, biçimlendirilemez ve kurulamaz. Bu ilişki öyle yakındır ki, geniş ve bağlayıcı olmayan sözleşmelerin ona uydurulabilmesi olası değildir ve bağlayıcı olmayan sözleşmelerin değersiz olduğunu söylemeksizin sürer gider. Basit sağduyu bile, damat ve gelinin başlangıçtan evliliklerinin aleyhine hüküm vermemek için, birbirlerine yasalcı bir ruhla yaklaşmamalarını anlatır, öte yandan, onlar, evliliğin kurulduktan sonra artık yasayla halledilemeyeceğini de bilirler.</p>
<p>Bu birkaç gözlem, kolay yüzeysel yaklaşımlar için evlilik konusunun çok karmaşık olduğunu göstermeye yeterlidir. Evlilik birlikteliğinin kesin doğasının anlaşılması zordur ve onun toplumdaki rolü koşullara göre değişir. Böylece, tek bir tanım evliliğin tüm kavranabilir anlamlarını ortaya çıkaramaz ya da onun tüm biçimlerine uygun olamaz. Bununla birlikte, biz en azından bazı asgari görüşler elde edebiliriz, kuşkusuz, sorunu bazı tarihsel ve karşı kültürel perspektifte ele alırsak. Bu nedenle, aşağıdaki sayfalar da Batıda ve az sayıda Batı dışı toplumlarda, evliliğin şimdiki aşaması ve tarihsel gelişmesi kabataslak veriliyor. Ayrıca, gelecek üzerine bazı spekülasyonlar bir sonuç bölümünde sunuluyor.</p>
<p>BATI UYGARLIĞINDA EVLİLİĞİN TARİHİ</p>
<p>Bugün, Batı uygarlığında bildiğimiz gibi evliliğin köklerinin Roma, Yahudi ve Germanik kültürlere uzanan uzun bir geçmişi vardır. Batı evliliğinin, biraz daha derinlere inildiğinde, Ortaçağ Hıristiyan kilisesinin politika ve öğretileri, Protestan reform hareketinin istemleri ve Sanayi Devriminin toplumsal etkisiyle biçimlendiği görülür. Atalarımızın evlilik âdetlerine baktığımız zaman, birkaç çarpıcı olay keşfedebiliriz. Örneğin, Batı tarihinin çoğu için evlilik salt karı kocayla ilgili değil, aynı zamanda onları bir araya getiren iki ailenin işiyle de oldukça ilgiliydi. Zaten çoğu evlilikler bu nedenle düzenlenirdi. Dahası, karının kocasından çok daha az hakları vardı ve kocasına köle gibi boyun eğmesi beklenirdi. Romantik aşka pek yer yoktu ve basit cazibenin bile zorunlu olmadığı kabul edilirdi. Doğurma ve işbirliği evliliğin ana görevleriydi.</p>
<p>Öte yandan, ilk zamanlarda boşanmanın çoğu kez kolayca sağlanılma-sını duymak modern çiftleri şaşırtabilir. Burada yine erkekler, karılarını kolayca boşayabilme avantajına sahipti, ancak birçok örnekte kadının aynı zamanda boşanma davası açtığı olurdu. Eski Roma&#8217;da çiftler, henüz Avrupa ülkelerinin tümünün sahip olmadığı bir olasılıkla, karşılıklı anlaşma yoluyla birbirlerinden boşanabilirdi. Başka bir dikkate değer tarihsel olgu, evliliğin gerekli olduğu üzerine ve tek eşle evlenmeyle sonuçlanan, hemen hemen evrensel baskıdır. Bu baskı, en azından bazı zamanlar bekârlıkta özel bir fazilet bulan Hıristiyanların etkisi altında kısmen kaldırıldı. Hıristiyan Doktrinlerinin kuşkusuz aynı zamanda bizzat evlilik üzerinde etkileri vardı ve bunların bir kısmı aşağıda tartışılmaktadır.</p>
<p>ESKİ YUNANİSTAN VE ROMA&#8217;DA EVLİLİK</p>
<p>Eski Yunanistan&#8217;da evlilik temel bir toplumsal kurum olarak görülüyordu. Gerçekte, büyük kanun yapıcı Solon, bir kere evliliğin zorunlu olmasını düşündü ve Atina&#8217;da Perikles döneminde bekârlar, belli önemli yerlerden uzaklaştırıldı. Sparta, erkekler arasındaki cinsel ilişkiyi teşvik ederken, her şeye karşın onların evlenip çocuk yapmaları üzerine ısrar etti. Tek ve çocuksuz erkekler de hor görüldü.</p>
<p>Bununla birlikte, evlilik önemli bir görev sayılırken ona, çok romantik anlam verilmeksizin pratik bir konu olarak yaklaşılıyordu, çoğunlukla. Bir baba, oğlu için çok avantajlı bir evlilik düzenlemiş ve tanıklardan önce bir sözleşme imzalamıştı. Kısacası, ondan sonra bir evlenme töreni yapıldı ve (birbirlerini hiç tanımayan) genç çiftler yatağa gönderildiler. Tüm evlilikler tekeşlidir; bir kural olarak, damat otuzlarında, gelin onlu bir yaşta bulunuyordu. Yaşlardaki eşitsizliğe ek olarak, aynı zamanda eğitimde ve politik haklarda da bir eşitsizlik vardı. Kadınlar, erkeklere göre ikinci sınıf sayılıyor ve eve hapsolup kalıyordu. Karı olarak onların temel işleri çocuk yapmak ve kocaları dışarıda genel sorunlarla ilgilenirken ev kadınlığını yürütmekti. Erotik gereksinimleri için erkekler çoğu kez fahişe ve kapatmalara yönelirlerdi. Demostenes gibi hatipler bunu şöyle açıkladı: «Bizim zevklerimiz için fahişelerimiz, sağlığımız için kapatmalarımız ve meşru evlat doğurmak için karılarımız var.» Birçok erkek, aynı zamanda erkek delikanlılarla güçlü duygusal ve cinsel ilişkilerle yetişti. Cinsiyetlerin resmi eşitsizliği boşanmalarda daha aşikâr bir biçimde görüldü. Bir kocanın karısını boşaması, karının kocayı boşamasından her zaman daha kolay oldu. Oysa, boşanan kadın çeyizini yanına alalı beri erkekler boşanmayı yalnızca zina ve kısırlık durumlarında istenmeye başladı.</p>
<p>Eski Roma&#8217;nın evlilik yasaları ve âdetleri pek çeşitli olduğundan ve zaman içinde önemli değişmeler geçirdiğinden kolayca özetlenemezler. Bununla birlikte, sorunu çok aşırı basitleştirmeksizin insan, boşanmanın ve evliliğin yönetimin ve dinsel otoritenin onayına gerek duyulmayan ve katılanlar arasında her zaman kişisel medeni bir düzenleme olduğunu söyleyebilir. Roma tarihinin başlarında, bir koca, karısı ve çocukları üzerinde onları cezalandırmaya, satmaya ve hatta uygun gördüğünde öldürmeye değin varan hatırı sayılır bir güce sahipti. Oysa, sonunda kadınlar daha iyi yasal pozisyonlar edinmeye başladılar ve mülkiyetleri ve yaşamları üzeride gittikçe artan olanaklara kavuştular. Böylece, imparatorluk zamanlarında koca ve karı evliliğe eşit olarak yaklaştı. Yine de, imparator Augustus&#8217;un tek kalanları cezalandıran ve insanları evlenmeye zorlayan çarpıcı yasaların geçmesini zorunlu kıldığından, doğum oranları ve evlilikte bir düşüş olduğu görünüyor. Evliliğin birkaç türü vardır. İlki hiç tören istemiyordu. O basitçe bir yıl için çiftlerin birlikte yaşaması temelinde oluşturuluyordu. Gayrıresmi olarak boşanma hakları vardı. Evliliğin daha resmi bir türü, tanıkların önünde bir törenle başlardı. Aynı zamanda evlilik bir törenle ortadan kaldırılırdı. Üst sınıfın üyeleri çoğu görkemli bir töreni yeğlerdi ve böylece on tanık ve bir papazın önünde (Con Farreatio) evliliği yaparlardı. Bir boşanma durumunda başka bir büyük tören istenirdi. Oysa, bununla birlikte, evlilik ve boşanmanın bu üç biçimi eşit olarak geçerliydi. Tüm evlilikler tek eşle idi.</p>
<p>Erkek olsun kadın olsun, her ikisi de ilk evliliğe çoğunlukla 13 ile 19 yaşlarının sonlarında girerdi.</p>
<p>Romalılar bir yandan fahişeliğe ve kapatmaya karşı hoşgörülü davranır ve eşcinsel ilişkilerden rahatsızlık duymaz bir yandan da evlilik yasaları kadınlara harikulade iyi yaklaşıyor ve böylece onların özgürleşmelerine büyük ölçüde yardım ediyordu.</p>
<p>Eski İsrail&#8217;de Evlilik</p>
<p>Kutsal Kitap&#8217;tan öğrenebildiğimiz kadarıyla, eski İsrailliler ataerkil bir aile yapısına sahipti. Kadına ikinci sınıf tutumu takınılır, baba ya da kocalarının malları olarak değerlendirilir ve sahibinin rızası olmaksızın hiçbir şey yapamazlardı. Evliliğin asıl amacı doğurmak ve bir erkeğin soyunu sürdürmekti. Her sağlıklı kişiden evlenmesi beklenirdi. Tek erkekler ve kadınlar hor görülürdü. Bir adamın birkaç karısı ve kapatması olabilirdi (Yakup, Leah ve Rachel adlarında iki kız kardeşiyle evliydi ve Süleyman&#8217;ın 700 karısı ve 300 cariyesi vardı) Boşanma teşvik edilmezdi, ancak bir adam karısında bazı «pislikler» bulursa, onun boşanmasına izin verilirdi. Böyle bir durumda o basit bir boşanma belgesi yazıp karısını evinden atardı (Beuteronomy 24: 1). Oysa, bir kadın için kocasını boşamak gerçekte mümkün değildi.</p>
<p>Kutsal Kitap, zaman içinde İsrail evlilik hukuku ve âdetlerinin biraz değiştiğini gösteriyor. Nitekim, boşanmaların artan bir şekilde uygun görülmediği ve tek eşle evliliğe (monogami) doğru genel bir eğilimin olduğu anlaşılıyordu. Başka bir değişim de Levirat&#8217;la ilgiliydi (erkeğin kardeşinin dul karısıyla evlenme yükümlülüğü). Bu evlilik türü bir zaman istenirken, başka bir zaman yasaklandı (Levitikus 20: 21). Bu değişim, olasılıkla ekonomik koşulların değişmesiyle ilgiliydi.</p>
<p>Bir gelin için babasına «başlık parası» ödenmesi ve oğlu için bir gelin seçilmesi çoğunlukla ataerkil özelliklerdir. Bu başlık parasının kabulü resmi bir nişanlanmayı kurumlaştırdı ki, bunu, kızın yeni ailesine katılmasıyla birlikte, evlenme töreni izlerdi. Kız olsun erkek olsun, her ikisi de 13-19 yaşları arasında, daha doğrusu hemen ergenlikten sonra evlenirlerdi. Kuramsal olarak, bu nedenle cinslerin hiçbiri de herhangi bir uzun, cinsel engelleyici bir dönemle karşılaşmıyordu. Bununla birlikte, kuşku götürmez bir cinsel çifte standarttan dolayı, erkekler cinsel görevini yerine getirme bakımından kadınlardan daha büyük bir şansa sahiptiler.</p>
<p>ORTAÇAĞ AVRUPASINDA EVLİLİK</p>
<p>Hıristiyanlığın yükselişi, Avrupa&#8217;da evlilik yasa ve âdetlerinde derin bir etki yarattı. İlk Hıristiyan İmparatorlar aşağı yukarı geleneksel Roma hukukuna uyuyorlardı. Oysa, değişik politik ve dinsel baskılar altında, onlar alternatifli bir şekilde genişleyip boşanma düzenlemelerini sınırladılar. Aynı zamanda, evlenmemiş ve çocuksuzları cezalandıran eski yasaları da kaldırdılar, kuşkusuz bu uygulama yeni Hıristiyanlığın koyu çileciliğini evlilik üzerinde bakirelik ve cinsel perhiz sopasını etkin bir biçimde salladığı döneme rastlıyordu. Birçok bakımlardan da onlar değişmenin karşısına çıktılar. Evlilik ve boşanma, sivil ve özel konular olmaya devam etti.</p>
<p>Oysa, sonraki yüzyıllarda, evlilik gittikçe artan bir biçimde kilisenin etkisi altına girdi. Roma&#8217;yla karşılaştırıldığında, Kuzey Avrupa&#8217;nın yenice Hıristi-o yanlaşmış ülkeleri, oldukça barbar evlilik âdetlerine sahipti ve kadınlara kölelerden pek farklı davranmıyorlardı. Germen hukukunda örneğin, evlilik temelde damatla gelinin babaları arasında geçen bir işten ibaretti, («evlilik satışı»). Başarılı bir gelin satışının simgesi, gelinin kendisine verilen yüzüktü (taksitle alışverişte peşin ödemenin bir biçimi). Yüzüğün kabulü nişanı kurumlaştırıyordu. «Gelinin bedelinin» tam olarak ödenmesi, teslim anında yapılıyordu, yani gerçek evlilik olduğu zaman. (Sonraları yüzük birçok simgesel anlamlar kazandı ve gerçekte hâlâ modern evlilik törenlerinde kullanılır.) Sivilleşmenin kiliseye etkisi kısa bir süre sonra bu ilkel âdetleri temizlemeye başladı. Roma hukuku ve Hıristiyan inancına göre evlilik yalnızca tarafların özgürce onayları üzerine kurulabilirdi ve bu öğreti kadınların statülerinin büyümesini sınırladı.</p>
<p>Bundan başka, tanrıbilimciler evlilikte giderek artan bir biçimde dinsel bir anlam buldular ve nihayet onu da dinsel törenler arasına soktular. Böylece, kökeni daha öncelere dayanan bir düzenlemenin allanıp pullanıp yeniden ortaya çıkarılması da gerçekleştirilmiş oluyordu.</p>
<p>Ne yazık ki kilise, bu arada iki sorun yarattı: evliliğin artık çözülemez olduğunu bildirerek (ölüm dışında) boşanmanın gerçekleşmesi ve evlilik yasaklamalarının büyük ölçüde o artması. Artık evliliğin önünde üç temel engel vardı: «kan akrabalığı», «nikâhla kazanılan akrabalık» ve «ruhani akrabalık.» Kan akrabalığı, 6. ve 7. dereceye değin geniş bir biçimde yorumlanıyordu. Bu hiç kimsenin üçüncü kuzen ya da kuzeninden daha yakın olan biriyle evlenemeyeceği anlamına geliyordu. Nikâhla kazanılanı akrabalık, karı ve kocanın aileleri arasında gizemli bir yakınlık yaratıyordu. Daha son-</p>
<p>ra yeni evlilere «tek bir can» olmaya başlayınca onların aileleri arasındaki yakınlaşma da artıyordu. Bu durumda onların birbirlerinin ailesinden yeni evlilikler yapması olası değildi. Ruhani akrabalığın da onların aileleriyle vaftiz çocukları ve vaftiz anababaları arasında oluştuğu söylenirdi.</p>
<p>Bu yeni düzenlemelerin sonucu, kilisenin evlilik kurumu üzerinde etkisi giderek güçlendi. Evlenmeye engel durumların olup olmadığını ortaya çıkarmak için şimdi kilise tarafından çok sıkı bir araştırma yapılıyordu. Kuşkusuz uygulamaya karşı çıkılarak yapılan evlilikler, kilise nezdinde geçersiz oluyordu. Kilisenin evlilikleri bu biçimde geçersiz kılması, boşanmalara o dönemde izin verilmediğinden, kilisenin bu tutumu yeni bir boşanma biçimi gibi değerlendirilmeye başlandı. Kuşkusuz kilise de bu yolu kapamak için evlenecek olanların önceden bilmesi gereken yasaklar koydu. Kilisenin evlilikle ilgili bu çabaları, daha sonra evlilik için bir de özel dinsel tören yapılması uygulamalarını ortaya çıkardı. Oysa, Hıristiyanlığın ilk yıllarında evlilik kesin olarak özel bir düzenleme olarak değerlendiriliyordu. 10. yüzyılda bile, evlenmenin asıl zorunlu kısmı bizzat kilise dışında gerçekleştiriliyordu. 12. yüzyılda evlenme törenlerinde bir de papaz bulunmaya başladı ve papaz, 13. yüzyıla değin evlenme işlemi içinde herhangi bir resmi görev almadı. Her şeye karşın, evlilik eşlerin her ikisinin özgür onayından çıkan ve bu nedenle ne anababanın, ne papazın ne de yönetimin geçerliğini etkilediği kutsal bir tören gibi anlaşılır kaldı.</p>
<p>Böylece, evlilik, çiftler için eğer herhangi bir kimsenin desteği sağlan-madıysa, gizlice yapılan bir iş haline geldi. Eğer anababaları onlardan tatlı sözlerle zorunlu bir onay çıkarabilirse, aynı zamanda çok genç çocukların evlenmesi de olası hale geldi. Özellikle aristokratik aileler küçük oğulları ya da kızlarının evlenmelerinde politik bir çıkar gördüklerinde, bu olasılığın yararlarından kazanmak için üzerlerine düşeni yaptılar. Oysa, ortalama olarak erkekler 20&#8242;li yaşların ortalarında, dişiler de 13-19 yaşlarında evlenirlerdi (ilk âdet döneminden hemen sonra).</p>
<p>Bugün, ortaçağ evliliklerini yumuşatılmış dinsel öğretilerin ve trobador-ların dizelerinin ışığında görmek çekici gelebilir. Oysa, ortaçağın çoğunda ve nüfusun büyük kesimi açısından, evlilik pratik, ekonomik bir sorun olarak kaldı. Bu çerçeve içinde romantik aşklar pek fazla yer kaplamıyordu. Dahası, kadının toplumsal ve yasal statüsü, kimi ülkelerde bir dereceye kadar ilerleme göstermesine karşın, aşağıda kalma durumu sürüp gitti.</p>
<p>ONEIDA TOPLULUĞU</p>
<p>1848&#8242;de John Neyes tarafından kurulmuştur. Kuzey Newyork&#8217;da, Oneida kolonisinde, kuramsal olarak her kadının her erkekle evli olduğu, karmaşık evlilik diye adlandırılan bir tür grup evliliği gelişti. Topluluk, aynı zamanda bedensel ve akıl sağlığı komitesi tarafından seçilen potansiyel anababaların eleştirildiği «bilimsel çiftleşme» deneyimi yaşadı. Resim onurlu ana-babaların önünde çocukların özel çiftleşme oyununu gösteriyor.</p>
<p>MORMON POLİGAMİSİ (Mormonlarda çok eşle evlenme)</p>
<p>Çok eşle evliliklerinden dolayı Mormon kilisesi üyeleri acımasız baskılarla karşılaştı, rahatsız edildi ve alay konusu oldular. Sonunda bu geleneklerini dağıtmaya zorlandılar. Resim, 1%77&#8242;de Brigham Young&#8217;un ölümü üzerine hicivsel bir karikatür yorumunu gösteriyor. Kocaların ölümü üzerine dul kalan 12 kadın, bir yastığa başkoydukları yatakta yas tutarken.</p>
<p>MODERN AVRUPA VE AMERİKA&#8217;DA EVLİLİK</p>
<p>16. yüzyılda Protestan reform hareketi birçok başka Katolik öğretiyle birlikte, hakim evlilik kavramını da yadsıyordu. Martin Luther, evliliği devlete bağlı «dünyevi bir şey» olarak açıklarken Calvin de buna benzer düşünceler ileri sürüyordu. 17. yüzyılda ise, İngiliz püritenleri bile evliliğin «ruhani olmadığını» kabul eden Parlamento Akdini meclisten geçirmek zorunda kalıyor ve hemen bir süre sonra evlilik dünyevi bir kurum olarak ortaya çıkıyordu İngiltere&#8217;de. Artık evlilik törenleri bir papaz tarafından değil, bir sulh yargıcı tarafından yönetiliyordu. Restorasyon hareketi eski yasayı kaldırıp tersine çevirdi. Ancak püritenler kaldığı yerden evlilik kavramlarını Amerika&#8217;ya taşıdılar. Luther ve öteki protestanlar aynı zamanda evlilik engellerinin sayısını da azalttılar. Evlilikle doğan akrabalık ve ruhani akrabalık, artık evlilik için bir engel olarak görülmüyor, aynı zamanda kan bağı akrabalığının da sınırları daraltılıyordu. Böylece, birinci kuzen ile kuzin arasında bir evlilik mümkün hale getirilmiş oluyordu.</p>
<p>Protestan meydan okumaya yanıt olarak durum, 1563&#8242;te toplanan Trent Konsiline götürülüp orada eski öğretilerin geçerliliği onaylatıldı. Gerçekte, şimdi tüm evliliklerin iki tanık ve papazın önünde yapılması isteniyordu.</p>
<p>Başka şeylerin yanısıra bu sadece gizli evliliği değil, aynı zamanda önceleri olan yaygın gayriresmi evlilikleri de yok ediyordu. Eski Roma evliliklerine benzeyen (usus), bunlar resmi tören olmaksızın tarafların karşılıklı rızası temeline dayanıyordu. İngiltere&#8217;de «ananevi yasa evlilikleri» diye adlandırıldı ve VIII Henry, Roma&#8217;yla bozuştuğundan beri, onlara, İngiltere Kilisesinin tüm evliliklere yükümlülükler koyduğu 1753&#8242;e, değin izin verilmeye devam edildi. (Yükümlülükler Katolik olanları kapsıyor, Ouakerler ve Yahudileri dışlıyordu.) Bu gelişme İngiliz kolonilerine yansımadı, bununla birlikte, ananevi hukuk evlilikleri Amerika&#8217;da mümkün oldu. (1970&#8242;e değin hâlâ birkaç eyalette kabul ediliyordu.)</p>
<p>Avrupa&#8217;nın çoğunda, evliliklerde 1792&#8242;de zorunlu medeni evliliği getiren Fransız devrimine değin, dinsel bir tören âdeti sürdü. Bismarck, Katolik Kilisesinin etkisini azalttığı zaman, Almanya&#8217;da 19. yüzyılda bu tutumu izledi. Nihayet, bazı yargıçlar ya da devlet görevlilerinin önünde yapılan evlilik, Batı dünyasının çoğunda tek geçerli biçim oldu. Dinsel düğünlere izin verildi ama, bu sivil törenden sonra olabiliyordu. Karşı koyulan bir başka sorun, boşanma idi. Katolik doktrine muhalif olarak, Protestan reformcuları, evliliğin çözülemez olduğuna inanmadılar, ancak boşanmanın özel koşullar altında olmasını onayladılar. Püriten John Milton, Boşanma Öğretisi ve Disiplini adlı yapıtında (1643) devletin ya da kilisenin ilgisi olmaksızın, herkesin boşanma hakkının olacağını savundu. Ona göre, evlilik bütünüyle eşlerin tam geçimliliği üzerinde yükselmeliydi. Karşılıklı sevginin eksik olduğu yerde, evlilik çözülmesi gereken bir yalandı. Oysa, bu düşünce zamanın çok ilerisindeydi. İngiliz Parlamentosu, bazı boşanmalara izin vermeye baş-tadı, ancak işlem o denli hantal ve pahalıydı ki, bundan çok az çift yararlanabildi. 19. yüzyılın ortalarına değin daha yeterli bir boşanma mahkemesi de kurulmadı. Koloniyal Amerika&#8217;da Püritenler belli koşullar altında boşanmaya izin verirken, tüm Katolik ülkelerde bu yasak, Fransız devrimine değin sürdü ve boşanma, Fransa&#8217;ya Napolyon yasasıyla girdi. Napolyon&#8217; dan sonra, boşama monarşinin restorasyonuyla yeniden kaldırıldı, ancak 1884&#8242;te 2. Cumhuriyetle yeniden kurumlaştı. Bununla birlikte, boşanmanın Portekiz&#8217;de, İspanya&#8217;da ve İtalya&#8217;da tanınması mümkün olmadı. İtalya&#8217;da bu durum 1970&#8242;te boşanmanın yasallaşmasına değin sürdü. Luther&#8217;in istisnai durumlarda polijiniye gözyummasına karşın monogami, Katolik ve Protestan ülkelerde kabul gören tek evlilik biçimiydi, hâlâ da öyledir. (Luther, gayriresmi olarak Hesse&#8217;li Landgra ve Philip&#8217;in iki kadın almasına izin verdi.) Her şeye karşın, böyle eski ilk dinsel gelenekler çoğu modern Hıristiyan&#8217;a tiksindirici geldi ve Mormonlar 19. yüzyılda Amerika&#8217;da Polijiniyi yeniden canlandırmaya başladığı zaman, onlar uygulamaların karşılığında bunları bırakacak kadar acımasızca bir zulüm gördüler.</p>
<p>Kilisenin denetiminden evlilik ve boşanma yasasının giderek kurtulması daha büyük bireysel özgürlüklerle sonuçlandı ve sonucunda, kadınların statülerinde olumlu bir gelişme gözlendi. Anababalar, çocuklarının evliliğinde seçici olma güçlerini yitirdiler ve romantik aşk evlilikte önemli bir etmen oldu. Böyle olsa bile, çoğu çiftler için 19. yüzyıla değin evlilik hâlâ temel olarak ekonomik bir düzenlemeden öteye gitmiyordu. Dahası, kocalar çoğunlukla kâr eden biriydi. Çünkü aile reisiydi ve karısının malını denetlerdi. Aynı zamanda karısına verilmeyen birçok başka hakka da sahipti ve ona hatırı sayılır cinsel bir izin veren ahlaksal bir çifte standartla kollanıyordu. Şartlara göre, kadın bugün henüz tam amacına ulaşmayan bir süreçte daha geniş reformlar için zorlamaya devam etti.</p>
<p>BATILI OLMAYAN ÜLKELERDE EVLİLİK</p>
<p>Birçok Batılı Hıristiyan, yalnızca «doğal» ve işe yarar evlilik biçiminin kendilerinki olduğunu söyler ve tüm öteki biçimlerin yalnızca günah değil, aynı zamanda barbarca olduğu izlenimi altında yaşar. Oysa, öteden beri daha yakın bir menzilden, alışılmamış evlilik âdetlerini gözleyen Batı olmayan ülkelerdeki Hıristiyanlar, konunun hiç de öyle basit olmadığını anlayabilirler. İnsanlar büyük ölçüde bulunduğu koşullara uyabilir ve çoğunlukla özel toplumsal ve ekonomik koşullara yanıt olarak, özel evlilik biçimleri geliştirirler. Bu koşullar değiştiği zaman, evlilik de onunla birlikte değişir. Aşağıdaki üç örnek, bu konuyu açıklayabilir. Burada tanımlanan evliliğin ilk biçimi, fiilen Batı etkisi altında artık görünmez olmuştur. İkincisi, daha uzun zamandır sürmekle birlikte, artan baskıyla giderek modernleşiyor. Üçüncüsü de, modası geçmiş, radikal bir âdetler reformunu temsil etmekte.</p>
<p>ESKİ POLİNEZYA&#8217;DA EVLİLİK</p>
<p>Batı uygarlığıyla ilişkiden önce, Polinezyalılar çeşitli yaygın evlilik yasa ve âdetlerine sahipti. Bunlar, Avrupa ve Amerika&#8217;da olanlardan tümüyle farklıydı. Polinezyalılar, cinsel bakımdan oldukça yasaksız ve cinsel doyuma büyük değer veren bir toplumdu. Evlilik büyük ölçüde arzu edilebilir sayılıyordu ve çok az yetişkin bekâr yaşardı. Dul olanlar ve boşananlar bile en kısa zamanda yeniden evleniyorlardı. Oğlanlar ve kızlar, çoğunlukla yetişkin olduklarında evlenirdi.</p>
<p>Bununla birlikte, Polinezyalıların bilinç düzeyi oldukça yüksekti ve soyluların evlilik âdetleri halk arasında yaygın olandan farklıydı. Bazı adalarda soylular Polijini deneyimi içindeydi (Marquez Adalarında poliandri). Bazı durumlarda soylular, eğer politik yarar umuyorlarsa çocuk evliliklerini düzenliyorlardı. Her durumda üst sınıflar karmaşık toplumsal düşünceleriyle eş seçiminde oldukça kısıtlıydılar. Alt sınıflar bu bakımdan çok daha özgürdü, evliliklerin çoğu anababaların anlaşması ya da en azından onların isteğiyle olmasına karşın. Birkaç dereceye kadar kan bağıyla akraba olanlar ve bireyin toplumsal sınıfı dışında evlenme yasaklanıyordu. Öte yandan, bir evliliğe başlarken öyle büyük işlemler gerekmiyordu. Damat ve gelin basitçe birlikte yaşamaya başlardı. Evlilikler tek eşli idi (monogami) ve sadakat beklenirdi. Bununla birlikte, kocanın çoğu kez baldızla cinsel ilişki</p>
<p>kurmasına ve gelinin de kayınbiraderiyle ilişkisine izin verilirdi. (Bu çerçevede, kuzen ve kuzinler de aynı zamanda kardeşler ve kızkardeşler gibi değerlendirilirdi.) Bir koca bazen karısıyla yatmak isteyen kan kardeşine, en iyi arkadaşına ya da erkek konuklarına izin verirdi. Koşullara göre, evlilik ilişkileri çok sınırlı bir şey değildi. Bununla birlikte, eğer bir evlilik doyurucu olmazsa, bu evlilik kolayca bazı özel düzenlemelerle çözümlenirdi. Mal ve çocuklar paylaştırılır, çoğunlukla baba büyük oğlanı, karı da bebeğiyle kızlarını alırdı. Yeniden evlilik de kolayca gerçekleştirilebilirdi. Genel olarak belirtirsek, bu nedenlerle eski Polinezya&#8217;da evlilik karı koca tarafından mutsuz bir biçimde sürdürülmeyen çok esnek bir kurumdu. Eski Polinezyalılar evliliği zevkli bir gerekseme saydılar. Bu temel tutum, onların sekse gerçekçi ve doğrudan yaklaşımlarına yansıdı bedensel doyuma derin bir saygı duymalarını sağladı.</p>
<p>İSLÂM ÜLKELERİNDE EVLİLİK</p>
<p>İslâm inancı her zaman evliliği güçlü bir şekilde desteklemiş ve bekârlığı, istenilmeyen ve kuraldışı bir olay saymıştır. Manastırlar geleneği ya da ömür boyu bakirliği koruma yemini İslâmiyette yoktur. Birçok açıdan İslâmi-yetin evliliğe bakışı, Eski Ahitte (Tevrat) dile getirilenlerle bir benzerlik taşır. Kur&#8217;an, polijiniye, yani birden fazla kadınla evlenmeye de izin verir. Hz. Muhammed zamanından beri, bir erkek dört kadınla evlenebilirdi, ancak onların geçimini yeterli ölçüde sağlaması ve tümüne eşit davranması gerekirdi. Ek olarak, karılarının ayrıcalıklarını paylaşmayan birkaç kadına da sahip olabilirdi. İslâm polijinisi, dünyanın pekçok bölgesinde bugün de varlığını korumaktadır. Oysa daha önceki zamanlarda her zaman oldukça kuraldışı durumlarda idi. Çoğu Müslüman için normal uygulamada tek eşle evliliktir, hâlâ da öyledir. Zaman zaman İslâm kültüründe mutah (Arapçası-haz) olarak tanınan geçici bir evlilik biçimine sahip olduğu da görülmektedir. Bir erkek önceden belirlenen bir süre için eğer ona makûl bir ödeme yapar ya da çeyiz alırsa, bir kadınla evlenebilirdi, (bazen yalnızca bir gece için). Bu zamanın sonunda evlilik otomatik olarak çözülürdü (düşerdi). Eşlerin cinsel anlaşmaları dışında, kadının erkeğin malı üzerinde daha başka bir hak iddia edemediğini söylemek bile gereksiz. Mut&#8217;ah evlilikleri çoğunlukla Mekke&#8217;ye Haca giden ya da başka koşullarda evinden ayrılan erkeklerde görülürdü. Oysa, birçok sofu müslüman bu evliliğe karşı çıktı ve bunun fahişelikten başka bir şey olmadığı ileri sürdü. Resmen de desteklenmez olunca, mut&#8217;ah evliliği yaygınlığını yitirdi.</p>
<p>Kur&#8217;an boşanmayı yasaklamaz, bu yüzdendir ki boşanma İslâm toplumlarında her zaman varolmuştur. Boşanmanın başka bir biçimi, karının serbest bırakılması için kocasına kurtulmalık olarak ödeme yaptığı basit karşılıklı anlaşmayla olanıydı. Başka bir biçimi de kocanın karısına üç kez kendisiyle boşanmak istediğini söylemesiyle gerçekleşen basit bir yoldu. Bu, bütünüyle kocanın kendi bileceği bir işti ve bu davranışını herhangi bir kimseye haklı göstermek zorunda değildi. Oysa, kadın kocasından boşanmak isteseydi, baskı görme, geçim yetersizliği gibi özel zeminlerde dava açması gerekirdi.</p>
<p>Bu kısa özetin de belli ölçülerde gösterdiği gibi, İslâmda evlilik yasaları ve âdetleri erkeklere açıkça ayrıcalıklı bir kanun tanıyordu. Kadınlar yasal olarak avantajsız kalıyordu. Oysa, daha yakınlarda, sanayileşme ve modernleşmenin birçok İslâm toplumlarında anlamlı değişimlere götürdüğünü dikkate almak gerekiyor.</p>
<p>ÇİN&#8217;DE EVLİLİK</p>
<p>İmparatorluk Çininde evlilik, bekâr kişiler önemsiz bir ilişkiden hoşlanırken güçlü bir biçimde özendirilirdi. Bununla birlikte, evlilikler, iki bireyden çok iki aile arasında yapılan bir sözleşmeydi. Babalar, çocukları için, üstelik evlenecek olanlar çoğunlukla evlenmeden önce birbirlerinin yüzlerini bile görme şansına ulaşmadan, en iyi değerlendirmeyi yaparlardı. Evliliğin amacı doğurmaktı, yani soyu sürekli kılmaktı. Karı-koca arasında romantik aşk beklenmezdi ve gerçekte bu sözkonusu bile olmazdı. Koca, ayrıcalıklı bir konumdan hoşlanır: Kadın çok az haklara sahipken, aile üzerinde büyük güç gösterirdi. Kadın yalnızca kocaya itaatle değil, aynı zamanda kaynanasına da aynı itaati göstermekle yükümlüydü. Kocaların bir sevgili bulma hakkı yoktu, ama cinsel gereksinimleri için kapatmalar bulabilirlerdi. Boşanmalar olasıydı, kuşkusuz önce koca isterse. Ancak işlem-karmaşıktı. Dahası, boşanma her iki tarafın aileleri arasında bir sorun yaratacak türdense, uygun görülmezdi. Bu nedenle, evlilik mutsuzluk verse bile öylece sürüp giderdi.</p>
<p>Yüzyılımızın ilk birkaç on yılında, imparatorluk düzeninin sona ermesinden sonra, evlilik yasalarında reform başladı ve Halk Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra, 1950&#8242;de modernize edilen yeni bir yasanın kabulüyle sonuçlandı. 27 maddeden oluşan bu yasa sadeliğiyle dikkate değer. Devlet, eşlerin özgürce seçimi ve her iki cinsiyetin eşit haklara sahip olduğunu açıkladı. Kapatmalık, çocuklukta nişanlanmalar ve zorla para alma ya da evlilikle ilgili armağanlar gibi eski âdetler yasaklandı. Yasa, evliliğin ancak tarafların tam isteği üzerine kurulacağını öngörüyordu (madde 3). Sonuç olarak evlilik sözleşmesi, daha sonra devletin bir evlenme cüzdanı çıkarmak için öngördüğü bir kayıt niteliğine büründü. Karı olsun koca olsun, her ikisi de isterse, boşanma hemen sağlanır. Eşler, çocuklarının ve malın bakımı için basit bir anlaşma yaparlar ve bunu yönetimin kaydetmesinden sonra bir boşanma belgesi alırlar. Boşanmada yalnızca bir taraf ısrar ederse, uzlaşma için bazı resmi girişimler yapılır. Bu girişimler başarısız olursa, boşanma durumu kesinleşir. Boşanan eşler, çocukların bakımını üstlenir ve yetiştirilmeleri için uygun koşullar yaratmakla yükümlü tutulurlar. Eğer anababa böyle bir çözümü kabul etmezse, mahkeme tarafından bir anlaşma ortaya koyulur. Buna göre, çocuklar koruyucu anababaya kalabilir. Günümüzde, bir yabancı gözlemcinin bu yasaların pratikte nasıl çalıştığını belirlemesi zordur, ancak insanın en azından kâğıt üzerinde onların yüksek ölçüde akla uygun olduğunu kabul etmesi gerekir. Bu yasalar, kesinlikle çoğu Avrupa ülkeleri ve Amerikan evlilik yasalarının oldukça ilerisindedir. Ancak, belki bazı açıklamalara gereksinim duyulan oldukça tuhaf iki koşul içerirler. 5. Madde, taraflardan birinin belli fiziksel kusurlar nedeniyle iktidarsız sayıldığı durumda ve yine birinin belli özel hastalıklara katlandığı durumda evliliği yasaklar. Bu maddenin tam karşılığı belirsizdir, ancak çoğu Batı ülkelerinde bu haktan hoşlanacak olan birçok kötürüm ya da kronik hastaların evlenme hakkı yadsınmış görünüyor. Günümüz Çin&#8217;inde erkekler için resmi evlilik yaşı 20, kızlar için 18&#8242;dir. Ancak, gençlerin çoğunlukla birkaç yıl daha yaşlandıktan sonra evlenmeleri özendirilmektedir.</p>
<p>ÇAĞDAŞ AMERİKA&#8217;DA EVLİLİK</p>
<p>Kitabın daha önceki kısımlarında modern çağlarda kadınların yavaş yavaş özgürleşmesini ve bunu günlük yaşamdaki etkilerini tartışmıştık. Bu özgürleşme henüz tamamlanmamış olmasına karşın, şimdiden evliliğin anlamında ve ailenin yapısında derin değişmeler yaratmıştır. Geçmişte, evli kadınların sözleşme yapmalarına izin verilmiyor ve resmen evlilikten önce sahip olabildikleri herhangi bir malı, mülkü yönetmekten alıkonuluyorlardı. Evli kadınlar hiçbir zaman onlardan bağımsız bir gelir kabul edemezlerdi. Gerçekte evlilik öncesi mal mülkün tümünün kocaya aktarılmış olması gerekirdi.</p>
<p>O zamandan beri, kadınlar hemen hemen erkeklerle eşit haklara sahip oldular. Bundan başka şimdi birçok kadın ev dışında çalışıyor, kariyerini ilerletiyor ve kimi durumlarda kocasından çok daha fazla para kazanıyor. Ancak, cinsel çift standart hâlâ varlığını sürdürüyor, özellikle seks suçlarına karşı yasalarda bu daha da açık görülmekte. Bunların en kötü görünenlerinden birkaçı ortadan kalkmaktadır. Boşanma yasaları genişletilmiş, basitleştirilmiş ve daha eşit bir nitelik almıştır. Böylece, kadınlar erkeklerden hatırı sayılır bir bağımsızlık kazanmışlar ve bu da geleneksel cinsel rollerde kimi değişimlere yol açmıştır.</p>
<p>ABD&#8217;de BOŞANMA</p>
<p>Günümüzde ABD&#8217;de boşanma oranı büyük bir hızla artmaktadır ve bu durum bugün de sürmektedir. (Kaynak: ABD Nüfus Bürosu)</p>
<p>Aynı zamanda, ailenin de kimi işlemleri değişmiştir. Eğer, geçmişte aileler herkese yardımda bulunduğu kimi ticari ya da iş birimleri yaratıyor-duysa çoğunlukla, bunlar şimdi daha çok salt tüketim birimleri olmuştu. Aile bireyleri hâlâ birlikte yaşarlar, yerler ve öteberi satın alırlar, ancak herkes kendi işine gider. Çocuklar her gün birkaç saatlerini anababalarından uzakta, zorunlu okul eğitiminde geçirirler. Okuldan sonra birkaç saatlerini de, gençlik kulüplerinde, kırlarda ve spor etkinlikleriyle geçirebilirler. Günümüzde birçok anababa dışarıda bir işte çalışmakta. Büyükanne ve babalar ya da hasta devletin yardımıyla evde yaşamaktadır. Böylece, mali ve ahlaki aile yükümlülükleri büyük ölçüde azalmış olur.</p>
<p>Bu ve başka gelişmelerin bir sonucu olarak, bugün evlilik yalnızca bir yüzyıl öncesinden oldukça &#8216;farklı bir anlam kazanmış olup maddi değerler daha az önemli hale gelmiştir. Yerine, onları evlenmeye zorlayan karı koca arasındaki cinsel çekiciliktir. Oysa, onlar aynı zamanda bu çekiciliğin azalı-şıyla boşanabileceklerini bilmektedirler. Birçok durumda eşler, dul kişiler olarak kendilerine bakabileceklerini ve yaşlılıkla çocuklarına bir yük olmayacaklarını daha güçlü bir biçimde umabilirler. Öte yandan, genel sağlık koşullarının ilerlemesi ve ortalama yaşamın yükselmesi, karı kocanın, hatta çocukların yetişmesinden sonra bile birkaç on yıl teklifsiz bir dostluğun sürebileceği umutlarını pekiştiriyor. Geçmiş evliliklerin ender gümüş ve altın yılları şimdi tüm genç evli çiftler için gerçek olasılıklar haline geliyor.</p>
<p>Bununla birlikte öyle uzun zaman birlikte kalmayı kararlaştıran çift çok değil. Çiftlerin birçoğu, 20, 30 ya da 50 yıllık sıkı monogami istemlerini aşırı buluyor ve er ya da geç, boşanma yollarını arıyorlar. Böylece, çağımızda ABD&#8217;de boşanma oranı hızla artmakta, her üç evlilikten biri boşanmayla (şema&#8217;da her 2 evlilikte bire inmiş görünüyor) sonuçlanıyor ve bu yönelim giderek pekişiyor.</p>
<p>Oysa, günümüzde yüksek boşanma oranı, eskisinde daha çok insan evlendiğinden, evliliğin modası geçmiş olduğu anlamına gelmiyor. Bu oran, çiftlerin evliliğe ömür boyu sürecek bir vaat olarak inanmadıklarını göstermiş oluyor. Yalnızca genel değil, aynı zamanda özel yaşamda da erkekler ve kadınlar kişisel mutluluklarını geleneksel kurumların çabalamalarında daha çok değer vermeye başladılar. Koşullara göre, en azından geçici olarak gittikçe artan sayıda çocuğun yalnızca anne ya da babasının yanında yaşamaları pek şaşırtıcı gelmiyor. Boşanıp evlenmemiş anababalar, bazı</p>
<p>rastgele evliliklerle «koruma» yerine, çocuklarına yalnız başına bakmayı yeğliyorlar çoğu kez.</p>
<p>Amerikan evlilik, boşanma ve aile yasaları, bu toplumsal değişimlerin tümünü yansıtacak denli çağdaş düzeye ulaşmamıştır henüz. Bu durum bazı gözlemcilerin modern evliliklerin bir bunalımda olduğuna inanmalarının nedenlerinden biri olabilir. Gerçekte, bu bunalım yeni pratik gerçeklikle eski yasal şeyler arasındaki ihtilafın yarattığı yanlış bir izlenimden başka bir şeye dönmeyebilirdi.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/evliligin-anlam-ve-bicimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Aile</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/evlilik-ve-aile/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/evlilik-ve-aile/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 06:53:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Uygarlığında Evliliğin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı Olmayan Ülkelerde Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Amerikada Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Anlam ve Biçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evliliğin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneksel Geniş Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Çekirdek Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Perspektif İçinde Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Aile Modelleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Çoğu genç Amerikalı, evlenip bir aile kurabilme zamanını bekliyor. Başka bir deyişle, karşı cinsiyetten bir kişiyle yaşamı boyunca mutlu olmayı ve onunla kendi apartmanlarında ya da bir evin çatısı altında, anababalığın sevinçlerini paylaşabilme umudu içinde yaşıyorlar. Bu bekleyişlerin tümü öyle &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/evlilik-ve-aile/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu genç Amerikalı, evlenip bir aile kurabilme zamanını bekliyor. Başka bir deyişle, karşı cinsiyetten bir kişiyle yaşamı boyunca mutlu olmayı ve onunla kendi apartmanlarında ya da bir evin çatısı altında, anababalığın sevinçlerini paylaşabilme umudu içinde yaşıyorlar.</p>
<p>Bu bekleyişlerin tümü öyle doğal, basit ve pekâlâ haklı görünüyor ki, başka kültür ve zamanlardan genç insanların çoğu kez, oldukça farklı şeyler hissettiklerine inanmak zor gelebilir. Oysa, tarihçi ve antropologlardan öğrenebildiğimiz kadarıyla günümüzdeki evlilik ve aile biçimleri nispeten yeni olup, kesinlikle evrensel değildir. Örneğin, bazı Batı dışındaki toplumlarda, insanlar aynı cinsiyetten bir kişiyle, hatta karşı cinsiyetten birden fazla eşle evlenebilir; evlilik tamamen mutluluk, aşk, cinsel ilişki ya da üremeyle ilgili olmayabilir. Yeni bir ev, ocak, bir çatı kurmaya götürmeyebilir ve daha başlangıçta yalnızca geçici bir anlaşma olarak planlanabilir.</p>
<p>Aynı nedenle, geçmişin bazı toplumları da, bir aile yalnız anababa ve çocukları değil, aynı zamanda hizmetçiler, arkadaşlar ve sürekli konukların yanısıra, birtakım yakın ve uzak akrabaları da içerir. Öte yandan, bazen çocukların doğal ana ya da babaları aileden hariç tutulur ve «dışarıda» bilinmeden kalırdı. Gerçekte, bazı durumlarda «resmi» koca ya da karıların kendileri bile çocuk olup, resmi evlatlarından da gençtiler.</p>
<p>Bu birkaç gözlem, sanki herkes için evlilik aynı anlama geliyormuş gibi, evlilik ve aile üzerine soyut biçimde konuşmanın fazla bir anlamı olmadığını göstermek için yeterli olabilir. Ancak, evlilik ve ailenin dünyada çok farklı biçimleri ve çeşitli tipleri olduğu da akılda tutulmalıdır. Kısacası, herhangi bir kurala uymayan, düşünemeyecek kadar çok istisnai durumlar vardır. Evlilik ve aileyi gerçekte tanımlamak ve hatta açıklamak çok zordur.</p>
<p>Her şeye karşın, bilginler, evlilik ve aileyi sık sık onların açık işlevlerine dikkat ederek açıklamaya çabalamıştır. Gerçekte kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişkiden çocukların üretilebilmesi ve bu çocukların kendilerini geçin-direbilmeden önce yetişkin olabilmek için yıllarca bakım ve korunmaya ihtiyaç duymaları biyolojik bir olgudur. Böylece, onların tüm olası çeşitleriyle, evlilik ve ailenin, çocuğun uygun bir biçimde büyümesini sağlayan, yani insan türlerinin bekaası için gerekli olan doğal ve kaçınılmaz kurumlar olduğunu göstermiş olduk. Gerçekte iki kurum da tüm üyeleri arasında ekonomik işbirliği, karı ve kocanın arkadaşlığı ve cinsel doyum sağlama gibi birçok ek yararlı işlere hizmet etmek için kurulmaktadır. Ayrıca, başka rastge-le barbarca ilişkilere yol açabileceğinden, evliliğin, insanın davranışını sınırlaması, düzenlemesi ve arındırması eğilimi duymasından dolayı geniş topluluğun böyle bir anlaşmadan, yani evlilikten yararlanacağı söylenmektedir. Aynı nedenle, statik bir aile yaşamı, çoğu kez toplumsal huzurun en sağlam güvencesi olarak görülmektedir.</p>
<p>Gerçekte, daha yakın bir gözlem yapılırsa, tüm bu değerli amaçların aynı zamanda evlilikler ve aileler olmaksızın da üstesinden gelinebileceği açık olarak görülür. Çocukların anababalarına bağlı olmaları gerekmez, aynı zamanda profesyonel hemşireler, çocuk bakım evleri, okullar ve benzer kurumlarca pekâlâ yetiştirilebilirler. Cinsel doyum ve arkadaşlık, evlilik dışında da kurulabilir ve ekonomik işbirliği her türden insan arasında her tür yolla başarılabilir. Cinsel davranış, dinsel ve dünyevi otoritelerce düzenlenebilir ve toplumsal huzur, bir kurum olarak aileye daha az değer veren ve herkesin bazı doğrudan totaliter denetimlerle herkesin nesne olduğu bazı toplumlarda korunabilir.</p>
<p>Öte yandan, henüz yukarıda da vurgulandığı gibi, yerkürenin kimi kısımlarında evlilik kurumu uzun zamandır Batılı gözlemcilerin onlara bir anlam veremediği, işin içinden çıkamadığı şaşırtıcı özellikler gösterdi. Örneğin, evliliğin, çocukların kendi anababalarınca yetiştirilmesini sağladığı teorisinin bazı çok acayip «babalık» belirleme kurallarınca belli toplumlarda tersi ortaya koyulmuştur. Böylece Levirete (yani kardeşinin dul karısıyla bir adamın zorunlu evliliği,) pratiğini yaşayan eski İsrailliler arasında, ölü bir adam karısı ve kardeşinin evlenmesiyle olan çocukların babası oluyordu. Benzer bir örnek, Güney Hindistan&#8217;da, Nayar&#8217;lar arasında, genç bir kız, hiçbir zaman hamile bırakma şansı olmayan bir adamla evlendirildi, ancak her şeye karşın daha sonra adam onun tüm çocuklarının babası oldu. Başka canalıcı bir örnek de, Güney Sudan&#8217;da, Nuer&#8217;ler arasında, bir kadın başka bir kadınla evlenebilirdi ve dışardan bazı erkeklerin de çocukları olan kadının çocuklarının babalığı kabul edilirdi. Bundan başka, cinsel ilişkinin, evliliğin temeli ya da nesnesi olduğu inancı, yetişkin erkeklerin daha bebek halinde kızlarla evlenmesine izin veren Mojave yerlilerinin örneğini kabul etmesiyle değerini yitirdi. Son bir örnekle açıklamayı bağlayalım: Sibiryalı çukçiler arasında, izin verilen bir sevgilisinden hamile kalan bir kadın, onunla evlenmeyebilir, aynı zamanda bir bebeğin kocası, onun kendi çocuğundan yaşlı değildir ve yine o, onların her ikisini de emzirerek besleyebilir.</p>
<p>Bu geleneklerin bir açıklamasını aramak yeteri kadar garip geliyor. Ancak kişi aransa da nihayet onların benzemezliklerine karşın, ekonomik nitelikli ortak bir paydaya sahip olduklarını bilir. Yani, yukarıdaki örneklerin tümünde, evliliğin biyolojik akrabalık ya da cinsel eş olmayla önemsiz bir yanı olmasına karşın, bunların yerine toplumsal meşruiyet, resmi aile bağları, mülkiyet hakları ve miras yasalarıyla ilgisi olduğu görülür. Kısacası, evlilik statüler ve zengiliğin korunması ve düzenli geçişi için bir yöntemdir. Evliliğin özel biçimi, her toplumun siyasal örgütlenmesine bağlıdır. Bu gözlem, sırasıyla bazı bilginleri evliliğin kökenini ve gerçek temellerini ekonomik olarak tanımlamak için harekete geçmiştir. Friedrich Engels&#8217;in 1880&#8242;lerde yazdığı Ailenin, özel Mülkiyet ve Devletin Kökeni adlı yapıtı, bu yaklaşımın en iyi örneği olarak bilinir.</p>
<p>Oysa, evlilik ve ailenin gelişiminde ekonomik etkenler kuşku duyuiama-yacak bir biçimde önemli bir rol oynarken bunlar onlar hakkındaki her şeyi açıklayacağına da dikkat edilmelidir. Örneğin, eğer yalnızca ekonomi gözö-nüne alınsaydı, aynı-cinsten evliliklerin uzunca bir zamandır tüm dünyada yaygın olması gerekecekti. Oysa, bunun yerine, evli eşler hemen hemen her zaman farklı cinsiyetten olmaktadır. Vurgulanması gereken başka bir nokta da şudur; evlilik çoğunlukla cinsiyetler arasında bir işbölümü gerektirirken, insan işbölümünün pratikte nasıl çalışacağı üzerine asla kehanette bulunamaz. Bir toplumda «erkeklerin işi» olan, başka bir toplumda kadınların işi ya da tersi olarak adlandırılabilir. Tüm eşlerin ve annelerin her yerde yaşamlarını çocuklarının bakımı, evin yaratıcısı olarak geçirdikleri ya da tüm kocalar ve babaların tedarikçi olarak ev dışında çalıştığı gerçek değildir. Modern antropologlar bu rollerin tersine döndüğü kültürlere tanık olmuştur.</p>
<p>Koşullar gereğince, hâlâ başka açıklamalar yapmaya zorlanıyoruz. Nitekim, bazı çağdaş bilginler bizim tam koca ya da anababa ve çocuklar arasındaki ilişkilerden ötelere bakmamızı önermektedirler. Evlenmenin bundan daha iyi olacağı görünüyor. Gerçekte herhangi bir kişinin soruna bir açıdan bakması, sorunla doğrudan ilgili olmuyor. Örneğin, Fransız Antropolog Claude Levi-Straus, damadı sağlama almak dışında, evliliğin bir karı elde etmek amacından öteye gitmediği duruma, Yeni Gine yerlilerince verilen ilginç bir ipucunu kanıt olarak gösteriyor. Buna göre Levi-Straus, evliliği, evlilikle kazanılan karşılıklı akrabalığın daha geniş bir toplumsal eylemde rol oynaması için iki saygın ailenin kullandığı piyon olarak tanımlar. Bu, gerçekte bir paradoksa değindiğimiz anlamına gelir: Evliliğin aileyi ürettiği bir gerçek olmasına karşın aynı zamanda aralarında anlaşmalar yaparak ailelerin evlilikler ürettiği gerçektir. Böyle genişleyen anlaşmalar uygarlığın önkoşuludur. İnsanlar yakın kan bağı olan akrabaların ötesinde başka insanlarla sistematik olarak yakın ilişki kurmanın bir yolunu bulmasalardı toplumsal ilerlemenin de bir yolunu buldular. Böylece aileler daha geniş gruplar oluşturmak için birleştirildi ve insan ırkının kalımı sağlandı. (Ayrıntılı bilgi için A.S. ve J.H. Skolnicklin Reference and Recommended Reading âdı altında sundukları antolojilerinin Levi-Straus, «Aile» bölümüne bakınız. Bu deneme daha önce H.L Shapiro&#8217;nun hazırladığı (Newyork 1956) «İnsan, Kültür ve Toplum»da çıkmıştır.)</p>
<p>Levi-Strauss&#8217;un ensest tabusu üzerine açıklamalarının herkesçe kesin olarak kabul edilmediğinin belirtilmesi gereklidir. Öte yandan, onun toplumda ailenin yeri üzerine verdiği sonuçları su götürmez biçimde gerçek görünüyor; anababa ve çocuklardan oluşan küçük aile, toplumun doğal temel parçalarından biri, köşetaşı ya da birleştirici çimentosu değildir. Ancak çoğu kez düşüncesizce öyle sayılıyor. Gerçi bir toplum onu meydana getiren bireylerden başka, herhangi bir aileyi içermez, yani toplumu bireyler oluşturur. Eski model bir toplumun, devlet ya da ulusun, insanlardan ya da insan gruplarından oluştuğu yanlıştır. Toplumlar, devletler ya da uluslar, ihsanlardan değil, ilişkilerden oluşur. Ve bu ilişkiler basitçe sayılar eklenerek anlaşılamazlar. Aileye gelince, toplumun gerisiyle onun ilişkisi açıkça statik olmaktan uzaktır. Aileler zorunludur, ancak bu onların sürekli olması anlamına gelmez. Tersine, toplum sürekli olarak oluşur, parçalanır ve evlilik-lerce yeniden oluşturulup yaşar gider. Yetişkinler, kendi sürekli aile birimlerini bulabildiği ve öyle devam eden sadece evlilikle onlara armağan veren sürekli bir aile biriminde çocuklarla yaşarlar.</p>
<p>Böylece, her evlilik üçüncü, yeni bir aile kurar ve aynı zamanda birbiri arasında bağ olan damat ve gelinin aileleri arasında ikiye ayrılır. Bununla birlikte, tüm girişim noktası toplumsal yükümlülüklerin değişiminin yerinden sıraya sokulması ve nakledilmesinin sürekliliğidir. Strauss&#8217;un onu Kutsal Kitap&#8217;tan aktararak özetlediği gibi, «sen herhangi bir toplumun işlevi ve kuruluşu için gereken demir kuralı ana ve babanın sağlamasına bırakırsın.»</p>
<p>Oysa birçok eski ve yeni düşünürün bu «demir kuralı» Levi-Straus&#8217;un aktardığından çok daha tam anlamıyla uygulanmasını istemesi oldukça ilginçtir. Yani Platon&#8217;dan K&#8217;ang Yu-wei&#8217;ye değin tarih boyunca ütopyacı filozoflar, evlilik ve ailenin birlikte ortadan kalktığını görmek istediler. Bu yüzden çocukların hemen doğduğu günden sonra anababalarından alınması gerekliydi. Örneğin Platon&#8217;un Devlet&#8217;inde kadınlar ve çocuklar ortak oluyordu. Öyle ki, anababalar kendi çocuğunu, çocuk da anababasının kim olduğunu bilmeyecekti. Sonuç olarak, tüm aile duyguları topluma taşınacaktı. K&#8217;ang Yu-wei&#8217;de Büyük Eşitlik Kitabı&#8217;nda (1935) çocukların genel kurumlarda yetiştirilmelerini savunuyor ve ailelerin, insan doğasının yetkinliğini engellediğini ileri sürüyordu. Benzer duygular, belli dinsel liderlerde dile getirilmektedir. Gerçekte, evlilik bağları ve aile sadakatlarıyla insan çabalarının engellendiğini görüp onu çözmeye ya da değerini artırmaya çalışanların ne kadar çok olduğu dikkat çekicidir, işte, Kutsal Kitaptan öğrenebildiğiniz gibi, İsa, toplumsal kurum olarak aile ve evliliğe karşı oldukça kayıtsızdı. O, bekârları, evlenmeden kalanları uyardı, arkasından kendi akrabalarını terketti ve hiçbir zaman onlara herhangi bir özel saygı göstermedi. (Matt-hew-12: 46-50) Bazı gençler onun izdeşi olmak istedikleri zaman O, onlardan ailelerini önemsemeyip kendilerini bütünüyle davaya vermelerini istedi. Hatta izdeşlerinden birine «Git Tanrının hakimiyetini anlat, gidip babanın cenazesiyle zamanını boşa geçirme» diyordu. (Luka 9: 59-60). Bu duruma göre ilk Hıristiyanlar genel olarak aile ilişkileri ve ile yaşamı üzerinde fazla durmadılar. Nasıra&#8217;da yakın bir «Hıristiyan Aile» kavramı ve pastoral «kutsal aile» imgesi daha sonraki tarihsel dönemlerin ürünüdür.</p>
<p>Kuşkusuz ailelerin bir bireyin elinden tuttuğu ve onların hırslarını engelleyebildiği, insiyatiflerin bastırabildiği, kişisel gelişimlerini durdurabildiği ya da soylu amaçları sabote edebildiği üzerine önemsiz bir kuşku vardır. Arası-ra aileler tamamen yıkıcı olabilirler. Aynı zamanda değişmez aile sistemlerinin çoğu kez eşitsizliği artırıp derinleştirdiği de açıkça görülür. Kısacası, aile çok tutucu bir kurumdur ve çoğu kez bütünüyle olacak olan hakim toplumsal düzene hizmet eder. Aynı-nedenle devrimciler, reformcular ve toplumsal düşçüler çoğu kez sabırlarını kaybederler. Aile bağları, hatta daha iyisi olmak anlamındaysa ani toplumsal değişim yoluna girmeye yönelir.</p>
<p>Öte yandan, er ya da geç herhangi bir büyük toplumsal değişim aynı zamanda aileyi etkiler. Bu olgu bugün toplumumuzda aile ve evliliğin iyi reklamı yapılan «bunalımları» olarak gösterilir. Biz şimdi sık sık yakın tarihimizin teknolojik ve politik değişiminin aileyi çöküntüye götürdüğünü ve bu çöküntünün de eninde sonunda toplumumuzu çöküşe götüreceğinin söylenildiğini duyabiliriz. Oysa bu iç karartıcı kehanetlerin gerçek olması gerekmez ve hatta yanlış varsayımlar üzerinde de kurulmuş olabilir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, aile ve toplum, birbirleriyle statik bir ilişkiyle ayakta durmaz, ancak dinamik bir gerilimle, gerçekte kesin yeniden düzenlemelerle karşılaşan yaratıcı bir dengeyle varolurlar. Böylece, biz şimdi aile ve toplumun taleplerinin yeni bir denge bulmaya zorlandığı başka bir aşamaya geçebiliriz.</p>
<p>Aşağıdaki sayfalar, bu ve başka sorunların daha ayrıntılı bir tartışmasına ayrılıyor. Anlaşılsın diye, evlilik ve aile aynı bölümlerde inceleniyor. Bununla birlikte, bu bölümlerin her ikisi de bazı tarihsel ve karşı-kültürel gözlemler sunuyor ve doğacak olasılıkları belirtiyor.<br />
<strong><br />
Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/evlilik-ve-aile/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

