<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinsel Danışma ve Bilgi Portalı &#187; Cinsel Yaşam</title>
	<atom:link href="http://www.cinseldanisma.net/kategori/cinsel-yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cinseldanisma.net</link>
	<description>Türkiye&#039;nin Cinsellik Danışma Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Sep 2010 11:43:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Seks Eğitim Testi</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:58:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Seks Eğitim Testi Aşağıdaki 100 soru, ki San Francisco, The Institute for Advanced Study for Human Sexuality tarafından geliştirilmiştir. Aynı zamanda Seksoloji alanında master ve doktora yapanların sınavlarında kullanılmıştır, birkaç yıldan beri. Kuşkusuz, bu akademik smavlarda, öğrenciler, başka sorulara da &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seks Eğitim Testi</strong></p>
<p>Aşağıdaki 100 soru, ki San Francisco, The Institute for Advanced Study for Human Sexuality tarafından geliştirilmiştir. Aynı zamanda Seksoloji alanında master ve doktora yapanların sınavlarında kullanılmıştır, birkaç yıldan beri. Kuşkusuz, bu akademik smavlarda, öğrenciler, başka sorulara da yazılı ya da sözlü yanıt vermek sorunda. Bununla birlikte, bu sorulardan belirli asgari bir seçme, bu konularla ciddi olarak ilgilenen okuyucuya ya da arkadaşını denemek isteyen bir kimsenin cinsel bilgisini ortaya çıkararak bir hizmet yerine getirmiş olabilir.</p>
<p>Seks Eğitim Testinizin sayısını nasıl belirlersiniz? İlk 75 «Doğru» ya da «Yanlış» sorusu için, her doğru soruya 1 puan, bunu izleyen seçmeli soruların tam doğru yanıtı için 2 puan ve kısmen doğru yanıt için 1 puan vereceksiniz. Bu puanlama &#8216;sonucunda en yüksek olası puan 125 olacak. En az puan 120 puanlık bir sonuç: Mükemmel, en azından 110 puan iyi ve en azından 100 puan geçer olacak.</p>
<p>Testi başaran kişiler kendilerini cinsel bakımdan bilgili kişiler olarak kabul edebilirler.</p>
<p>Doğru ya da Yanlış</p>
<p>1.   Prezervatifler, vajinal köpükler ve diyaframlar reçeteyle sağlanan gebelikten korunma yöntemleri değildir.</p>
<p>2.   Dikizciler (röntgenciler) muhtemelen cinsel saldırgan değildir.</p>
<p>3.   Androjen terapi iktidarsızlık sorunlarının tedavisinde çoğunlukla başarılıdır.</p>
<p>4.   Teşhirciler muhtemelen kendilerine karşı koyan insanlara saldırırlar.</p>
<p>5.   Bir kişinin cinsel yönelimi (yani karşıcinsel ve eşcinsel ilgilerinin ölçüsü) zaman içerisinde kendi kendine değişebilir.</p>
<p>6.   Hayvanların farklı türlerinin birbirleriyle cinsel temas kurması yaygındır.</p>
<p>7.   Sünnetli ve sünnetsiz erkeklerin cinsel hevesliliği arasında önemli farklar bulunmamaktadır.</p>
<p>8.   Lezbienler ya da eşcinsel erkekler Amerika&#8217;da herhangi bir büyük dinsel cemaate rahip, papaz ya da rahibe olarak kabul edilmezler.</p>
<p>9.   Erkek transvestit kadar dişi transvestit de vardır.</p>
<p>10.    Ereksiyon olmaksızın bir adam orgazm olabilir.</p>
<p>11.    Bir kadının vajinal yağlanması Bartholin bezleri tarafından sağlanır.</p>
<p>12.    Bir Mazoşistle cinsel karşılaşmasını kontrol eden çoğunlukla sadisttir.</p>
<p>13.    Bir ambiseksüel kişi tek evli olabilir.</p>
<p>14.    Genel olarak konuşursak, kızlar ergenliğe erkeklerden daha önce ulaşırlar.</p>
<p>15.    ABD&#8217;nin bazı yerlerinde fahişelik şimdi resmi olarak serbesttir.</p>
<p>16.    Sadistler, Mazoşistlerden daha fazladır.</p>
<p>17.    Meninin büyük çoğunluğu erbezlerinde üretilir.</p>
<p>18.    Genel olarak eşcinsel bir erkek, cinsel ilişki kurduğu erkek, bariz bir eşcinsel değilse, onunla ilişkisinde isteksiz davranır.</p>
<p>19.    Âdet görme sırasındaki cinsel birleşmede gebe kalınmaz.</p>
<p>20.    Eşcinsellik, Ortaçağ Avrupasında bir hastalık olarak sayılmıyordu.</p>
<p>21.    Mastürbasyon Kutsal Kitap&#8217;ta mahkûm edilir.</p>
<p>22.    Fahişeliğin yok edilmesi, zührevi hastalıkların yaygınlaşmasını büyük ölçüde azaltıyor.</p>
<p>23.    Çoğu erkek cinsel hevesliliklerinin en yüksek noktasına 13 &#8211; 19 yaşlarında ulaşıyor.</p>
<p>24.    Çoğu dişi cinsel hevesliliklerinin en yüksek noktasına 13 &#8211; 19 yaşlarında ulaşıyor.</p>
<p>25.    Bir kadının dölyatağı orgazm sonrasında kasılır.</p>
<p>26.    Anal ilişki eşcinsel erkekler arasında çok yaygın bir cinsel pratiktir.</p>
<p>27.    Bazı kadınlar herhangi bir erkekten daha büyük bir cinsel kapasiteye sahiptir.</p>
<p>28.    Vajinal açıklıktan klitorisin uzaklığı, bir kadının cinsel hevesliliğinde önemli bir rol oynar.</p>
<p>29.    Döllenmiş yumurtanın dölyatağı dışında gelişmesi durumu, dış gebelik olarak bilinir.</p>
<p>30.    Erkek fetişist kadar kadın fetişist de vardır.</p>
<p>31.    Çocuklara karşı çoğu cinsel suçlan kurbanın akrabaları ya da arkadaşları işler.</p>
<p>32.    Lezbien eşlerden biri çoğunlukla etkin ve koca rolü oynar, diğer kadın da edilgin ve karı rolü oynar.</p>
<p>33.    «Müstehcen» konuşma Birleşik Devletler Anayasasının İlk Düzeltme maddesinin koruması altında değildir.</p>
<p>34.    Oğlanlar ergenlikten önce de boşalabilir.</p>
<p>35.    Mastürbasyon 20. yüzyıldan önce hiçbir zaman terapatik bir yol olarak kabul edilmezdi.</p>
<p>36.    Transseksüelizm erkeklerde kadınlardan daha yaygındır.</p>
<p>37.    Eşcinsel davranış erkekler arasında, kadınlar arasındakinden daha yaygındır.</p>
<p>38.    Dişilerde kızlık zarının hizmet ettiği fizyolojik işlev bilinmiyor.</p>
<p>39.    Keskince bir şey hissetmek, tatmak, koklamak, işitmek bir kişinin cinsel uyanış kapasitesini azaltır.</p>
<p>40.    Bir adamın yaşı, onun cinsel uyanırlılığıyla ilgili değildir.</p>
<p>41.    Genelde, erkek bereketliliği yaşın ilerlemesinden etkilenmez.</p>
<p>42.    Çoğu Eyalet ceza yasasına göre fahişelik sadece dişiler tarafından işlenen bir suçtur.</p>
<p>43.    Cinsel uyanış sırasında klitorisin büyüklüğü artmaz.</p>
<p>44.    Seks suçlularının hadım edilmesi her zaman onların cinsel itilerini yok eder.</p>
<p>45.    Kadınlar hadım edilemezler.</p>
<p>46.    Tek başına mastürbasyon orgazm zamanlamasını düzenlemek üzere erkeğe yardımcı olmaz.</p>
<p>47.    Cowper bezlerinin salgıları sperm içermez.</p>
<p>48.    Yetişkinlerde hormon, cinsel yönelime göre değişebilir.</p>
<p>49.    Çocuklukta eşcinsel ilişki, çoğunlukla yetişkinlikte, eşcinsel davranışa götürür.</p>
<p>50.    Irza tecavüz edenler öteki erkeklerden daha fazla porno tüketicisidir.</p>
<p>51.    Oğlanlar ve kızlar yaşamlarının ilk yıllarında orgazm olamazlar.</p>
<p>52.    Çoğu Amerikan ceza yasasına göre, aynı cinsiyetten kişiler birbirlerine karşı ensest suçu işleyemezler.</p>
<p>53.    Cinsel uyanış sırasında erkeğin erbezleri çekilip küçülür.</p>
<p>54.    Eğer uygun kullanılırsa vajinal önleyiciler bir diyafram ya da jöleden daha güvenlidir.</p>
<p>55.    Amerikanın bazı eyaletlerinde eşcinsel olmak suçtur.</p>
<p>56.    Çoğu Amerikan eyalet ceza yasasına göre, erkekler tecavüzden mağdur olamazlar. Yani bir ırza geçme olayının kurbanı olamaz.</p>
<p>57.    Vaginismus, birleşme sırasında acı dolu bir duyum verir.</p>
<p>58.    Herhangi bir dikkate değer belirti göstermeksizin bir kişinin belsoğukluğu göstermesi olasıdır.</p>
<p>59.    Herhangi bir farkedilir belirti göstermeksizin bir kişinin frengiye yakalanması olasıdır.</p>
<p>60.    Özel eşcinsellik, ambiseksüellikten daha az yaygındır.</p>
<p>61.    Çoğu eşcinsel erkek, durumlarına bağlı olarak, cinsel ilişkilerinde hem erkek hem de dişi rolü oynayabilir.</p>
<p>62.    Bir erkeğin sadist cinsel deneyimleri yaşamının başka alanlarında da çoğunlukla bir gaddar davranış göstergesidir.</p>
<p>63.    Genital iltihaplar zührevi hastalıkların başka türlerine göre antibiyotik tedavisine daha iyi yanıt verirler.</p>
<p>64.    Zina Amerika&#8217;da ölümle cezalandırılabilirdi.</p>
<p>65.    İnsanın bir hayvanla cinsel teması Amerika&#8217;da ölümle cezalandırılabilirdi.</p>
<p>66.    Güçlü bir vajinal spazm sonucu olarak bir erkeğin penisi tuzağa düşürülebildiği pekâlâ kanıtlanır.</p>
<p>67.    Bir kadının cinsel uyanışı artarken, klitoris kabartısı da daha çok kendi kabuğu altına girer.</p>
<p>68.    Genelde, bir erkeğin orgazma ulaşma yeteneği, yaşının ilerlemesini göstermez.</p>
<p>69.    ABD&#8217;de işleyen seks yasaları çoğu Amerika&#8217;lıyı suçlu yapar.</p>
<p>70.    Bir klitoridektomy, bir kadının cinsel tepkisini bozmaz.</p>
<p>71.    Dişi hayvanlar da orgazm olur.</p>
<p>72.    Gebeliğin ilk ayında bir embriyonun cinsiyetini belirlemek olasıdır.</p>
<p>73.    Çoğu Amerikan ceza yasasına göre, bir erkek, karısına tecavüz edemez.</p>
<p>74.    Seks terapistleri müşterilerinin dikkatini süreçten cinsel ilişki amacına yeniden döndürmeye çabalar.</p>
<p>II.    Seçmeli Test</p>
<p>(Not: Bazı soruların birden fazla doğru yanıtı vardır.)</p>
<p>75.    Her normal insan vücut hücresi aşağıdaki sayıda kromozom içerir.</p>
<p>a.     49</p>
<p>b.     49</p>
<p>c.     46</p>
<p>d.     44</p>
<p>76.    Sperm hücreleri üretilir:</p>
<p>a.     seminal vesicles&#8217;de</p>
<p>b.     epididymis&#8217;de</p>
<p>c.     vac deferens&#8217;de</p>
<p>d.     Prostat bezinde</p>
<p>77.    Ortalama boşalma&#8217;da sperm sayısı:</p>
<p>a.   250.000.000</p>
<p>b.   2.500.000</p>
<p>c.   250.000</p>
<p>d.   25.000</p>
<p>78.    Maksimum üretkenlik sağlamak için torbadaki sıcaklık:</p>
<p>a.     vücudun öteki kısımlarından daha yüksek olmalıdır.</p>
<p>b.     vücudun geri kalan kısmından daha düşük sıcaklıkta olmalıdır.</p>
<p>c.     aşağı yukarı vücudun geri kalan kısmıyla aynı olmalıdır.</p>
<p>d.     Sıcaklık onunla ilgili değildir.</p>
<p>79.    İlk dördü ve çok canalıcı olanlar Freud&#8217;un gösterdiği psikoseksüel gelişme aşamalarıdır.</p>
<p>Latency</p>
<p>a.     anal, oral, kuweden fiil haline geçmemiş olma, fallik,</p>
<p>b.     oral, anal, fallik, latency</p>
<p>c.     oral, anal, genital ve latency</p>
<p>d.     anal, latency, fallik ve genital</p>
<p>80.    Çoğu erkekler mastürbasyonu</p>
<p>a.     kendi keşfederek öğrenir,</p>
<p>b.     başkalarından işiterek öğrenir,</p>
<p>c.     başkalarının öğretmesiyle öğrenir,</p>
<p>d.     onun hakkında birşeyler okuyarak öğrenir.</p>
<p>81.    Kutsal Kitap&#8217;ta, Onan&#8217;ın öyküsü:</p>
<p>a.     mastürbasyona karşı bir polemiktir,</p>
<p>b.     doğum kontrolüne karşı bir polemiktir,</p>
<p>c.     ülkenin murdarlaşmasına karşı bir polemiktir.</p>
<p>d.     ölü kardeşinin mirasının çalınmasına karşı bir polemiktir.</p>
<p>82.    Aşağıdaki mastürbatör fantezilerinden hangisi sosyal bakımdan zararlıdır?</p>
<p>a.     Sadistik pedofiliya</p>
<p>b.     Hayvanların tecavüzü</p>
<p>c.     Necrofiliya</p>
<p>d.     Yukarıdakilerin hiçbiri</p>
<p>e.     Yukarıdakilerin hepsi.</p>
<p>83.    Vajinismus için hangisi uygun bir tedavidir.</p>
<p>a.     Kızlık zarını kesme,</p>
<p>b.     Vajinal genişleticiler kullanımı,</p>
<p>c.     Psikoanaliz</p>
<p>d.     Sıkıştırma teknikleri</p>
<p>84.    Aşağıdaki etmenlerden hangisi ereksiyonun işlevsizliğine neden olabilir?</p>
<p>a.     Alkol</p>
<p>b.     Diyabetler</p>
<p>c.     Penisin az kanla beslenmesi</p>
<p>d.     Heyecan</p>
<p>85.    Retrograde boşalma:</p>
<p>a.     Gecikmiş boşalma,</p>
<p>b.     Olgunlaşma öncesi boşalma,</p>
<p>c.     Kanala boşalma,</p>
<p>d.     Boşalmada güç eksikliği anlamına gelir.</p>
<p>86.    Peyronie hastalığı:</p>
<p>a.     bir rahim hastalığıdır,</p>
<p>b.     bir zührevi hastalıktır,</p>
<p>c.     bir prostatik hastalıktır,</p>
<p>d.     bir penil bölge hastalığıdır.</p>
<p>87.    Fimosis:</p>
<p>a.     Derinin geri alınamamasıdır,</p>
<p>b.     Penis başının altındaki idraryolu kanalıdır,</p>
<p>c.     Sünnet yapılmamış penistir,</p>
<p>d.     Derinin son derece uzun olmasıdır.</p>
<p>88.    Cinsel işlevsizliğe:</p>
<p>a.     Çocuklukta aşırı mastürbasyon neden olabilir,</p>
<p>b.     Bedensel hastalık neden olabilir,</p>
<p>c.     Katı dinsel terbiye neden olabilir,</p>
<p>d.     Hekimler ve danışmanların kötü tavsiyeleri neden olabilir,</p>
<p>e.     Yukarıdakilerin hiçbiri.</p>
<p>89.    Dişi &#8211; erkek tepkilerinin hangileri benzer değildir?</p>
<p>a.     Penis sertleşme &#8211; vajinal yağlanma,</p>
<p>b.     Cowper bezinin salgısı &#8211; Bartholin bezinin salgısı.</p>
<p>c.    Uyanış sırasında testislerin yükselmesi &#8211; küçük dudağın kırmızılaşması,</p>
<p>d.   Meme uçlarının sertleşmesi &#8211; meme ve göğüsün genişlemesi.</p>
<p>90.    Cinsel psikopat terimi:</p>
<p>a.    Özel bir akıl bozukluğunun geçerli teşhisidir.</p>
<p>b.   Amerikan Psikiyatri Derneği Tanısal ve İstatistiksel El Kitabında bir akıl bozukluğudur.</p>
<p>c.    ABD&#8217;nin farklı eyaletlerinde farklı anlamlara sahip olan resmi bir terimdir.</p>
<p>d.    Bugün artık kullanılmayan, 19. yüzyıldan kalma bir terimdir.</p>
<p>e.    Eski Yunan ve Roma&#8217;da seks suçluları için kulanılan bir terimdir.</p>
<p>f.    Yukarıdakilerin hiçbiri.</p>
<p>91.    Pedofiliya</p>
<p>a.    Ayaklara tutulmak demektir,</p>
<p>b.    Delikanlı oğlanlara tutulmaktır,</p>
<p>c.     Fahişelere tutulmaktır,</p>
<p>d.    Çocuklara tutulmaktır.</p>
<p>92.    Urolagnia sözcüğü</p>
<p>a.     Eşcinsellik için kullanılan eski moda bir sözcüktür.</p>
<p>b.    Bir idraryolu hastalığıdır,</p>
<p>c.     İdrara erotik ilgi duymadır,</p>
<p>d.    Bir ürolojik özelliktir.</p>
<p>93.    Günümüzdeki araştırmalar eşcinselle büyüyen çocuğun</p>
<p>a.    Muhtemelen eşcinsel olduğunu</p>
<p>b.   Muhtemelen başka çocuklardan daha fazla eşcinsel olmayacağını</p>
<p>c.    Muhtelen transvestit olacağını</p>
<p>d.   Başka çocuklardan daha fazla transvestit olmayacağını muhtemelen gösteriyor.</p>
<p>94.    Ortaçağlarda cinsel etkinlik çok sık, aşağıdaki durumlardan birinde yoldan çıkma olarak değerlendirilirdi.</p>
<p>a.     Ensest</p>
<p>b.    Yahudiyle seks</p>
<p>c.     Mastürbasyon</p>
<p>d.    Oğlancılık (sodomy)</p>
<p>95.    Sodomy&#8217;ye karşı çoğu Amerikan yasaları aşağıdakileri yasaklar:</p>
<p>a.     Erkekler arasında anal ilişki,</p>
<p>b.    Evlenmemiş erkek ve dişiler arasında anal ilişki,</p>
<p>c.     Karı-koca arasında anal ilişki,</p>
<p>d.    Karı-koca arasında oral ilişki,</p>
<p>e.     Evlenmemiş erkek ve dişi arasında oral ilişki,</p>
<p>f.     Erkekler arasında oral ilişki.</p>
<p>96.    Bir kadının iki ya da daha fazla kocaya sahip olması durumunda kullanılan evlilik terimi:</p>
<p>a.     Poligami</p>
<p>b.    Polijini</p>
<p>c.     Poliandri,</p>
<p>d.    Grup evliliği.</p>
<p>97.    Düşüklerin başlarında aşağıdaki yöntemlerden hangisi kullanılır? (&#8230;. Aşı aşkın)</p>
<p>a.     Şaline enjeksiyon</p>
<p>b.    Kürtaj ve genişletme</p>
<p>c.     Histeroktomy</p>
<p>d.    Vakumlr alma</p>
<p>e.     Histerotomy.</p>
<p>98.    50 yaşında hadım edilen bir erkek kesinlikle:</p>
<p>a.     Sertleşme yeteneğini yitirir,</p>
<p>b.     Döllenme yeteneğini yitirir,</p>
<p>c.     Daha yüksek bir sese sahip olur,</p>
<p>d.     Daha ince saçlara sahip olur.</p>
<p>TESTİN YANITLARI</p>
<p>1.       yanlış      (diyafram için reçete istenir.)</p>
<p>2.       doğru</p>
<p>3.       yanlış</p>
<p>4.       yanlış</p>
<p>5.       doğru</p>
<p>6.       doğru</p>
<p>7.       doğru</p>
<p>8.       yanlış</p>
<p>9.       yanlış      (transvestitlerin büyük çoğunluğu erkek)</p>
<p>10.       doğru</p>
<p>11.       yanlış</p>
<p>12.       yanlış       (mazoşistler kontrollüdür)</p>
<p>13.       doğru</p>
<p>14.       doğru</p>
<p>15.       doğru</p>
<p>16.       doğru</p>
<p>17.       yanlış</p>
<p>18.       doğru</p>
<p>19.       doğru</p>
<p>20.       doğru      (ancak homo davranışlar günah sayılır)</p>
<p>21.       yanlış</p>
<p>22.       yanlış</p>
<p>23.       doğru</p>
<p>24.       yanlış</p>
<p>25.       yanlış</p>
<p>26.       doğru</p>
<p>27.       yanlış</p>
<p>28.       doğru</p>
<p>29.       yanlış</p>
<p>30.       doğru</p>
<p>31.       yanlış      (Eski Yunan ve Roma&#8217;da da öyle sayılırdı)</p>
<p>32.       doğru</p>
<p>33.       yanlış</p>
<p>34.       doğru</p>
<p>35.       yanlış</p>
<p>36.       doğru</p>
<p>37.       doğru</p>
<p>38.       doğru</p>
<p>39.       doğru</p>
<p>40.       doğru</p>
<p>41.       yanlış       (yaşlılıkla uyanma düşer)</p>
<p>42.       yanlış</p>
<p>43.       doğru</p>
<p>44.       yanlış</p>
<p>45.    yanlış</p>
<p>46.    yanlış    (yumurtaların kaldırılması da, dişi hadımlaştırılmasıdır.)</p>
<p>47.    yanlış</p>
<p>48.    yanlış</p>
<p>49.    yanlış</p>
<p>50.    yanlış</p>
<p>51.    yanlış</p>
<p>52.    yanlış</p>
<p>53.    doğru</p>
<p>54.    yanlış</p>
<p>55.    yanlış</p>
<p>56.    yanlış</p>
<p>57.    doğru</p>
<p>58.    yanlış    (vajinismus birleşmeye başlamayı olanaksız kılar.)</p>
<p>59.    doğru</p>
<p>60.    doğru</p>
<p>61.    doğru</p>
<p>62.    doğru</p>
<p>63.    yanlış</p>
<p>64.    yanlış</p>
<p>65.    doğru</p>
<p>66.    doğru</p>
<p>67.    yanlış    (fenomen insanlarda olmaz.)</p>
<p>68.    yanlış</p>
<p>69.    yanlış</p>
<p>70.    doğru</p>
<p>71.    yanlış</p>
<p>72.    doğru</p>
<p>73.    yanlış    (embriyo hâlâ cinsel olarak farklılaşmamıştır.)</p>
<p>74.    doğru</p>
<p>75.    yanlış    (tersi doğrudur.)</p>
<p>SEÇMELİLER</p>
<p>76.     c</p>
<p>77.     c.</p>
<p>78.     a</p>
<p>79.     b</p>
<p>80.     b</p>
<p>81.     b</p>
<p>82.     a</p>
<p>83.     a</p>
<p>84.     d</p>
<p>85.     b</p>
<p>86.     a, b, c, d</p>
<p>87.     c</p>
<p>88.     d</p>
<p>89.     a</p>
<p>90.     b, c, d</p>
<p>91.     c</p>
<p>92.     c</p>
<p>93.     d</p>
<p>94.     c</p>
<p>95.     b, d</p>
<p>96.     d</p>
<p>97.     a, b, c, d, f</p>
<p>98.     c (yeteri kadar kesin olmamakla birlikte (a) da doğru.)</p>
<p>99.     b, d</p>
<p>100.   b (belli değil ama aynı zamanda (a) da olası.)</p>
<p><strong><br />
Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/seks-egitim-testi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Ahlak Sorunu</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca insanlar cinsel ahlak sorunuyla ya da başka bir deyişle, kendi ya da başka insanların cinsel davranışlarının iyi olup olmadığı sorunuyla uğraşıp durdular. Bugün bu sorun her zamanki kadar önemli olmakla beraber yanıtlanması geçmişte olduğundan çok daha zorlaşmıştır. Bütün &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca insanlar cinsel ahlak sorunuyla ya da başka bir deyişle, kendi ya da başka insanların cinsel davranışlarının iyi olup olmadığı sorunuyla uğraşıp durdular. Bugün bu sorun her zamanki kadar önemli olmakla beraber yanıtlanması geçmişte olduğundan çok daha zorlaşmıştır.</p>
<p>Bütün ahlak standartları elbette belli temel inanışlara, inançlara ve varsayımlara dayanır. Belli bir toplumun cinsel ahlakı da seksin amacı ya da «doğası» hakkında toplumun varsayımlarını yansıtır. Örneğin, gezegenimizde seks ile soyun sürdürülmesi arasında nedensel bir bağlantı bulunduğunu bilmeyen topluluklar da vardır. Elbette bu topluluklar da seksin tek amacının soyun sürdürülmesi olduğuna inananlardan daha farklı cinsel davranış standartları olacaktır.</p>
<p>Kendi toplumumuzda bu ilk inanış, uzun süredir dinsel otoriteler tarafından savunulmuştur ve böylece geleneksel ahlakımızı belirlemiştir. Ancak, modern çağda bilim ve teknolojinin ilerlemesi, giderek inancın zayıflaması ve farklı kültürler arasında iletişimin artması ile daha önce eşine rastlanmadık bir değerler çoğulculuğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak kendimizi yeni bir tarihsel durumda buluyoruz. Yaşamımızın seyri boyunca seksin amacı hakkında çeşit çeşit çelişen görüşlerle karşılaşıyor ve rekabet halinde bir dizi değerler sistemi arasında seçim yapmak zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Bundan sonraki sayfalarda bu gelişme tartışılacak ve gerek bugünkü, gerekse gelecekteki seçeneklerimizden bazıları anlatılacaktır.</p>
<p>DİNSEL GELENEK</p>
<p>Ahlaki kültür mirasımız çoğu kez Yahudi &#8211; Hıristiyan olarak betimlemektedir. Yani ahlak değerlerimiz Yahudi ve Hıristiyan dinlerinin tipik değerleri olarak açıklanmaktadır ve bu açıklama bir ölçüde doğrudur. Ancak bu iki din bizim her zaman pek farkında olmadığımız çeşitli eski ve yeni etkilere maruz kalmıştır. Gerçekten de tavırlarımız dolaylı ya da dolaysız olarak yakındoğu mitolojileri, Yunan felsefeleri, Roma kanunları ve Germen gelenekleri tarafından şekillendirilmiştir. Üstelik yalnızca «Hıristiyan» geleneği üstünde dursak bile, bunun değişik dönemlerde değişik anlamlar taşıdığını görüyoruz. Örneğin tarihsel incelemeler, Hıristiyanlığın sekse yaklaşımının yüzyıllar boyunca büyük farklar gösterdiğini ve bu farklılaşmaların anlamının ilk bakışta sanıldığı kadar basit olmadığını ortaya çıkarmaktadır&#8230; Bir örnek vermek gerekirse: Günümüzde sofuluk ile cinsel mazbutluğu bir kefeye koymak eğilimindeyiz. Ama Chaucer döneminin İngilteresi tüm müstehcenliğine karşın, Kraliçe Viktorya çağının sıkılgan İngilteresinden çok daha dinsel bir ülkeydi. Mamafih bir bütün olarak alındığında, Yahudi &#8211; Hıristiyan cinsel doktrinlerinin çok uzun bir süre boyunca yaşamlarımıza egemen olduğunu ve bu doktrinlerin birçoğunun oldukça keyfice olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemin çoğu boyunca, çoğu Yahudiler ve Hıristiyanlar, seksi mazur gösterecek tek şeyin çocuk yapmak olduğuna inanmıştır.</p>
<p>Eski İsrail&#8217;de «verimli olunuz ve çoğalınız» diye herkese olabilecek bütün baskılar yapılmıştır. Karı ile koca arasında birleşme teşvik edilmiş, fakat cinselliğin herhangi bir ortaya çıkış biçimi tabu haline gelmiştir. Evlilik içinde cinsel ilişkide kadının âdet döneminde, yani gebe kalması ihtimali</p>
<p>pek olmadığında günah addedilmiştir. Hatta çoğalma ile sonuçlanmayan, «en kötü» günahkâr olarak addedilen eşcinsel ilişki ve hayvanlarla cinsel temas «sapıtma» ya da puta tapma belirtisi olarak ilan edilmiştir. Bunlar böylece dinsel suç haline getirilmişlerdir. Bu işleri yapanlar tanrının doğal düzenini ihlal ediyor ve böylece bir cinsel münafık haline geliyordu. Müminler arasında böyle bir kişinin yer alamayacağını düşünerek öldürüyorlardı.</p>
<p>İlk Hıristiyanlar birçok Yahudi inanç ve geleneğini reddetmiş, fakat seks konusunda Musa&#8217;nın yasalarına aşağı yukarı uymuşlardı. Hatta bir süre sonra kendileri daha da katı yasalar geliştirdiler ve hatta bir dönem bütün cinsel zevkleri hor görerek cinsel perhizi yücelttiler. Evlilik içinde çocuk yapılması meşru sayılmakla beraber, seksten tümüyle kaçınmak üstün bir özellik sayılıyordu. Bu yeni çilecilik (ascetiscism) zamanla biraz gevşemekle beraber, esas olumsuz tavır değişmedi. Ortaçağ kilisesi çoğalmayı seksin biricik «doğal» işlevi olarak görüyordu.</p>
<p>Protestan reformu da cinsel hoşgörüyü artırmadı. Tam tersine, bir yandan Katoliklerin bekârlığı ve bakireliği koruyan kültürüne saldırırlarken Protestanların çoğu (özellikle püritenler) geleneksel çoğalmaya yönelik önyargılarını koruyor ve evlilik dışında tüm cinsel faaliyetleri cezalandırıyorlardı, hatta çoğalma sonucu vermeyen cinsel sapkınlıklara karşı Tevrat&#8217;taki yasaları tekrar canlandırdılar. Bunların felsefesi ise İngiltere&#8217;de ve Amerika&#8217;da günümüzün seks mevzuatını oluşturmuştur. (Bkz. «Uyumculuk ve Sapkınlık, Yasal &#8211; Yasadışı»)</p>
<p>ÇAĞDAŞ MEYDAN OKUMA</p>
<p>Eski Yahudi &#8211; Hıristiyan cinsel standartlara ilk saldırılar, Ortaçağ&#8217;da başladı. Yunan ve Roma düşüncesine dayanan Rönesans, feodal ekonomiden kapitalist ekonomiye geçiş, teknolojik yenilikler, dünyanın başka yerlerinin keşfedilmeye başlanması, ticaretin artması ve modern bilimin doğuşu, insanları bağımsız olmaya ve daha önce kutsal sayılan birçok inancı kuşkuyla karşılamaya itiyordu. Üstelik Protestan reformlarının sonucu olarak eski dinsel birlik ve keşişlik ortadan yok oldu. Giderek artan sayıda yeni Hıristiyan mezhebi Tann&#8217;nın emri hakkında kendi yorumunu yapmaya başlamıştı. Her ne kadar bunların çoğu cinsel ahlak sorunları üzerinde görüş birliğinde olsalar da diğer alandaki tartışmalar kaçınılmaz olarak genel etkilerini zayıflatıyordu. Sonuçta, bu mezhepler sekse ilişkin konularda bile tartışmaya ve birbirine hiç benzemeyen, hatta karşılıklı olarak birbirini dışlayan tutumları desteklemek için İncil&#8217;den alıntılar yapmaya başladılar. Bu durumda birçok kadın ve erkek kiliseye yüz çevirerek, ahlak konusunda başka yerlerden rehberlik aradılar. Genel layikleşme süreci içinde daha önce mutlak sayılan değerler giderek nispi hale geldi.</p>
<p>«DOĞUM KONTROLÜ DEVRİMİ»</p>
<p>Modern bilimsel araştırmalar sonucu insanların seks ve çoğalma işlevleri daha iyi anlaşıldıkça, çoğalmanın bilinçli olarak kontrolü eskisine göre çok daha kolaylaştı. 17. yüzyıl sonlarında ya da 18. yüzyıl başlarında, hayvan bağırsağından yapılma prezervatifler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. (Prezervatif kullanımının nerde, ne zaman başladığı üzerine hâlâ çelişik teoriler vardı. Eski çağda bile şu ya da bu biçimde kullanılmış olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olmayacaktır.) Başlangıçta bu prezervatifler büyük bir olasılıkla esas olarak zührevi hastalıklara karşı korunma amacıyla kullanılıyordu. Fakat bunların ilkahı önlemekteki önemi anlaşılmakta gecikmedi. Nihayet 19. yüzyılda Latex prezervatiflerinin seri üretimi başladığında giderek daha çok sayıda insan bunları doğum kontrolü için kullanmaya başladı. Zamanla başka etkili yöntemler de bulundu. 1880&#8242;lerden diyafram, 1930&#8242;lar-da Spiral ve nihayet 1950&#8242;lerde «hap», doğum kontrolü açısından geniş bir seçenekler yelpazesi sağladı. Bu arada bu seçenekleri halka sunmaya çalışan özel kuruluşlar ve kamu kuruluşları gelişti. Bugün çoğu ülkede kadınlar ve erkekler dilerlerse gebe kalmayı kolayca önleyecek olanaklara sahiptir.</p>
<p>«NÜFUS PATLAMASI»</p>
<p>Güvenilir koruyucuların bulunması ve bunları kullanma isteğinin artması sayesinde yeni bir sorunla aşırı nüfus tehdidiyle karşı karşıya kalan insanlık için bir umut doğmuş oldu.</p>
<p>Aslında daha 18. yüzyılın sonunda Thomas R. Malthus, bu sorunun farkına varmış, ancak bunu izleyen dönemde bazı Avrupa ülkelerinde nüfus artışı, sanayileşmenin gereklerinin gerisinde kalınca dinsel ve siyasal otoriteler, Malthus&#8217;un uyarılarına kulak asmamış ve hatta doğum oranlarının artmasını teşvik etmişlerdi. Ne var ki gerçekler sonunda ortaya çıktı. Gezegenimizdeki nüfus artışı bir patlamaya dönüştü ve mevcut kaynakların tükenmeye yüz tutmasına yol açtı. İnsan türünün en az üç milyon yıldır varolduğu tahmin ediliyor ama daha 300 yıl önce sayıları yalnızca 500 milyon kişiydi. (Yani ABD&#8217;nin şimdiki nüfusunun iki katı kadar.) Ne var ki, 1950&#8242;ye varıldığında bu sayı bir kat artarak 1 milyara, 1930&#8242;da ise yine bir kat artarak iki milyara ulaşmıştı. Yalnızca 30 yıl geçtikten sonra 1960&#8242;da nüfus 3 milyara ve yalnız 15 yıl sonra 1975&#8242;te 4 milyara ulaşmıştı. Demek oluyor ki, şimdiye dek yaşamış olan insanların %25 kadarı, yani bir çeyreği, şu anda hayattadır. Yine demek oluyor ki eğer bu eğilim devam ederse, dünya nüfusu yalnızca 35 yıl sonra bir kat artarak 8 milyar gibi dehşet verici bir rakama ulaşacak. (Bkz. 136 sayfadaki şema).</p>
<p>Bu gelişmenin nedenleri ve sonuçları hakkında ayrıntılara girmeden bunun geleneksel ahlakımızdaki çoğalmaya yönelik önyargıyı yeniden gözden geçirmeye bizi zorladığının kuşkusuz olduğunu söylememiz gerekir. Kaçınılmaz sonuç: Eğer kadınlar ve erkekler, tam kapasite «artmaya ve çoğalmaya» devam ederlerse dünya üzerinde yaşamak yakında bir azap olacak ve hatta olanaksız hale gelecektir. Öte yandan, eğer şimdiki yüksek doğum oranını akla yakın bir düzeye indirmek isterlerse cinsel davranışlarını soyun sürdürülmesi amacından koparmak zorunda kalacaklardır. Milyarlarca kişinin cinsel perhize girmesi gerçekçi bir almaşık sayılmaz.</p>
<p>KİŞİ HAKLARI İÇİN MÜCADELE</p>
<p>Ortaçağ sonunda başlayan, insanların kendi kaderini tayin etmesi eğilimi günümüzde derin toplumsal ve siyasal değişikliklere yol açmıştır. Önce dinsel reformlar sonra bilimadamları ve filozoflar ve nihayet sıradan yurttaşlar kendilerini mutlakiyetçi yönetimden kopardılar. «Aydınlanma» özlemi ile herkes kendi mantık gücünü kullanmayı ve kurulu otoriteleri kuşkuyla karşılamaya başlayınca, papalara ve krallara da açıkça karşı çıkıldı. Artık yeni idealler bireycilik, eşitlik ve bağımsızlık ve bunları verecek demokratik yönetim biçimleri ABD ve Avrupa&#8217;da kuruluyordu. «Aydın» ve özerk birey «doğal insan haklarına» sahip olduğunu ve bunların arasında yaşama hakkı, özgürlük ve mutluluk olduğunu ileri sürüyordu. Dinsel inanç özgürlüğü ve dilediği her şeyi okuma yazma ve yayınlama hakkı talep ediyordu. Ne var ki bir süre sonra bu hakların hiç de «doğal» olmadığı anlaşıldı. Bunlar tam tersine, ancak insanların bilinçli mücadelesinin ürünü olabilirdi. Aslında «doğanın armağanı» değil, insanlığın başarısı idiler. Uğrunda mücadele edilmeleri ve bir kere kazanıldığında savunulmaları gerekiyordu. Çünkü kolayca yitiri-lebilirlerdi. Üstelik bu yeni özgürlükten başlangıçta yalnızca beyaz orta ve üst sınıfların erkek mensupları yararlanabiliyorlardı. Kadınlar, köleler, yoksullar ve belli etnik azınlıklar, çeşitli ölçülerde bu haklardan yoksundular. Bu ezilen gruplar, ancak medeni haklar için kendi mücadelelerine başladıkları zaman bir ölçüde özerklik kazandılar.</p>
<p>Günümüzde kişi hakları için mücadele devam ediyor, hatta yaygınlaşıyor ve yoğunluk kazanıyor. ABD&#8217;de kadınlar, siyahlar ve diğer etnik gruplar kendilerine karşı yapılan ayrımın tümüyle sona ermediğini görüyorlar ve bizzat kendilerinin «sesini duyurma eylemleri» yapmaları gerektiğini anlıyorlar. Bu kadarla da kalmayarak, onların talepleri şimdi yaşlılar, gençler, yalnız yetişkinler, eşcinseller, özürlüler, akıl hastanelerinde yatanlar ve diğer birçok daha önce sessiz bilinen azınlıklar tarafından yankılanıyor. Bu azınlıklardan kendilerine özgü kuyruk acıları bulunmakla beraber hepsinin paylaştığı ve konumuz kapsamına giren bir şikayet beliriyor; hepsi uzun zamandır cinsel baskının kurbanları olmuştur. (Bkz. «Cinsel Baskı»)</p>
<p>Ama bugün cinsel baskı altında tutulanlar artık kaderlerine boyun eğmiyor ve herkes gibi aynı özgürlüğü istiyorlar. Artık isteklerini mazur göstermeye çalışmıyorlar ve uzun süredir kendilerine biçilmiş olan rolü reddediyorlar. Şu andaki baskıya devam etmek isteyenler ise, aynı nedenle siyasetlerini açıklamak ve haklı göstermeye çabalamak zorunda kalıyorlar. Bu ise giderek zorlaşıyor. Çünkü bu siyasetler çoğunlukla dinsel dogmaların yansıması olup akılcı bir temele dayanmıyorlar. Bu durumda, cinsel kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşacağına haklı olarak inanabiliriz. Bu, kişi haklarının genişletilmesi için verilen mücadelenin bir parçası olup, daha açık, daha adil ve daha «özgür» bir topluma doğru heyecan veren ve yapıcı bir hareketi temsil ediyor. Unutmayalım ki, daha çok kişiye, daha çok hak tanımakla ahlaki, yasal ve siyasal otoriteleri tümüyle ortadan kaldırmıyor, yalnızca onları demokratlaştırıyoruz. (Ayrıca bkz. «Erkeklerin ve Kadınların toplumsal Rolleri &#8211; Kadınların Kurtuluşu»)</p>
<p>GELECEĞİN «YENİ AHLAKI»</p>
<p>Dinsel geleneklere çağdaş meydan okuma, bunu uygarlığımızın sonuna işaret sayan pekçok insanı derinden sarsmaktadır. Onlar hiçbir değişiklik istemezler ve özellikle de cinsel ahlak anlayışları konusunda ilerlemenin mümkün olduğuna inanmazlar. Aksine, sınırlamaların ortadan kalkmasının cinsel kargaşaya yol açacağına ve mutlak olmayan cinsel standartların yararsızlığına inanırlar. Aynı zamanda bazı çok mutaassıp erkek ve kadınlar eski dogmatizmin ahlaksızlık etkilerinden haberlidir ve daha yeni ve insanca bir ahlak için kafa yormuşlardır. Geçmişteki korkularını unutarak onlar hür irade ve bireyselliğin yeni ideallerini kucaklamışlar ve sonunda kilise ve devletin kısıtlayıcı ayrılıkçılığının farkına varmışlardır. Böylece onlar örneğin artık dinsel inançların ceza kanunlarına yansımasını istememektedirler. Hatta cinsel alanda John Stuart Mill&#8217;in «Özgürlük Üzerine» (On Liberty) (1859) adlı ünlü denemesinde ilan ettiği şu ilkeleri artık benimsemektedirler: «Toplumun, her bir üyesinin üzerine haklı olarak uygulanabilen kaba kuwetteki amaç yalnızca insanların diğer insanlara zarar vermesini önlemek içindir. Kişinin fiziksel ve ahlaksal iyiliği yeterli teminat değildir. Her insan gerek vücutça, gerekse zihinsel ve ruhsal olarak kendi sağlığının gerçek bekçisidir.</p>
<p>Mamafih görmekteyiz ki bu ilke binlerce yıllık ahlaksal geleneğe pek uymamaktadır. İnsanlık tarihinin çoğu boyunca insanlar kendi «gerçek bekçileri» olmamışlar ve ruhsal sağlıklarıyla ilgili bütün kararları dinsel ve siyasal otoritelerin eline bırakmışlardır. Sadece bu «yüksek» otoritelerin iradesi kişinin tutumlarında neyin iyi neyin kötü olduğunu tayin etmiş ve ayrılıklara karşı sessiz kalma haklarına hükmetmişlerdir. Aslında bazı demokratik toplumların kendi ahlaki değer yargılarını rasyonel araştırmaya ve tartışmaya açmaları yakın bir geçmişte olmuştur.</p>
<p>Bu gelişmeye temelde iki etmen eden oldu: Kişilik hakları için verilen mücadelenin büyümesi ve en özverili nedenin bile ahlaksal despotluğu mazur gösteremeyeceğinin idrak edilmesi. Gerçekten de büyük bir Hıristiyan yazar olan C.S. Lewis, önemle şunu vurguladı: «Bütün zorbalar, zorbalığı kurbanlarının daha zalim insanlar olmalarını önlemek için yapmıştır.» Bencil, açgözlü ve zampara zorbalar bazen yorgun düşebilirdi, ama başkalarına zulmeden bir adam onların iyiliği için vicdan rahatlığı ile böyle davranır, hiç yumuşayamaz, kimseyi ayırmaz ve onların akibetine ilgi gösteremezdi. Demokratik bir toplum bu yüzden, üyelerinin özerkliğine saygı gösterdiği ve onları «kâdiri-mutlak ahlak hocalarının» eziyetlerinden koruduğu takdirde bu kuruluşları savunur.</p>
<p>Maalesef demokratik değerler teoride kabul edilse bile, pratikte yardımcı olmaktan henüz uzaktır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Anayasası insan özgürlüğünü ilan etmesine karşın, cinsel alanda hâlâ büyük baskılar hüküm sürmektedir. Gerçekten eski püriten despotlar, bugün de yine görülmekte ve herkesi aynı cinsel düz kalıba sığdırmaya çalışmaktadırlar. Nitekim 19. yüzyılın sonlarında Amerikan kanun yapıcıları müstehcen materyallerin postalanmasına karşı Comstock Akdini uygulamaya koydular. 20. yüzyılın başlarında önceden yasaya aykırı olmayan zinayı suç saydılar ve geleneksel genelevleri kapattılar. Birinci Dünya Savaşından sonra alkol tiryakiliğinin «ayıp» sayılması ile bu yeni görüş devam etti. 1930&#8242;larda ve 1940&#8242;lar-da kamuoyunun «sapıklık» konusundaki isterik tutumu, «Cinsel psikopatlara» karşı yaygın yasal düzenlemeler getirdi. 1950&#8242;lerde hayali bir komünist «şorolo» komplosu üzerine fanteziler sonucu eşcinsellere karşı bir dizi baskıcı federal yasa yürürlüğe girdi. 1970&#8242;lerde «pornografiyi ezip yok etmek ve müşterileri tutuklayarak fuhşu önlemek için yoğun çabalara girişildi. Şimdi ise, 1980&#8242;lerde, kendini «Ahlaki Çoğunluk» ilan edenler Kutsal Kitap ahlakı üzerine kendi yorumlarını yasa zoruyla tüm yurttaşlara dayatmak istiyorlar. Ama deneyimler bu ve benzeri ahlak seferberliklerinin nadiren istenen sonucu verdiğini ve pekâlâ işi daha çıkmaza sokabildiğini gösterdi. Comstock&#8217;un fanatizmi yüzünden kuşaklar boyu kadınlar yeterli cinsel ve koruyucu bilgilerden yoksun kaldılar ve böylece Margaret Sanger ve diğerlerinin, bir ölçüde hafifletmeye çalıştıkları acıların birçoğu doğdu. Evlilikdışı sekse karşı ceza yasalarında yer alan maddeler, muazzam bir ikiyüzlülüğe yol açtı. Mahkemeler zina nedeniyle binlerce boşanma kararı verirken, yasa önünde suçlu olan taraflar hakkında soruşturma yapmamaya başladılar. Genelevlerin kapatılması, birçok fahişeyi sokaklarda çalışmaya ve muhabbet tellallarının «himayesine» sığınmaya zorladı. Alkolün yasaklanması yüzünden suç örgütleri muazzam bir gelişme gösterdi. «Cinsel psikopat yasaları» ve eşcinsellere karşı yasal ayrımlar kamu yararına hiçbir şey getirmediği gibi, ezilen sosyal gruplar yarattı. «Pornografiye karşı mücadele» ise ödediğimiz vergilerin bir parçası olan büyük paraları israf ederek, yayınları milyonlarca okur tarafından hevesle satın alınan yayıncıları taciz etmek için yasallığı kuşku götürür gizli girişimlerde kullanılıyor. Öte yandan, bu yayınların okurları da giderek artan sayıda şiddet eylemlerinin kurbanı oluyorlar.</p>
<p>Aslında sorun daha derine gidiyor. Eski püriten baskılar, yalnızca birkaç cinsel günahkâr ve sapkını değil, çok sayıda dürüst «sıradan» yurttaşı da eziyor. Seks araştırmacıları ve terapistler katı ahlaksal inançların insanları gerçekten de hasta edebildiğini ve çeşitli cinsel ve sosyal işlevleri yitirmelerine yol açtığını belirtiyorlar. Ayrıca, böyle inançlar çoğu kez erkekleri ve kadınları birçok zevk potansiyelinden gereksiz yere yoksun kılarak hüsran, haset ve hatta şiddete yol açıyorlar. En azından biyolojik gerçekleri yadsıyamayız: Çağımızda buluğ yaşı giderek düşerken ortalama insan ömrü artıyor. Sonuç olarak insanların cinsel olarak aktif, fakat doğurgan olmayan yıllarında önemli bir artış görülüyor.</p>
<p>Bu durumda, geleneksel cinsel ahlakımızın çoğalmaya yönelik ön yargılarını savunmaya eskiden olduğu kadar bile olanak yoktur. İnsanları, kendileri için pekâlâ bir mutluluk, sağlık ve karşılıklı hoşnutluk kaynağı olacak istekler için suçlu hissettirmekle hiçbir yarar sağlanamaz. Bunun yerine daha insancıl ve daha esnek bir ahlak geliştirmek daha «edepli» olacaktır. Günümüzde yalnız soyun sürdürülmesi için değil, hoşça vakit geçirmek için yapılan seksi de keşfetmeye ihtiyacımız var.</p>
<p>Bir kere seksin meşru bir amacı olarak hoşça vakit geçirmeyi kabul edince geleneksel ahlak standartlarımızın, ceza yasalarımızın ve psikiyatrik varsayımlarımızı birçoğu elbette anlamını yitiriyor. Örneğin, artık cinsel birleşmeyi evlilikle sınırlamak için geçerli bir neden kalmıyor ve böylece, evli olmayan çiftler arasında seksin kötülenmesi ve suç sayılması, keyfi ve adaletsiz oluyor. Aynı ölçüye vurulduğunda, eski cinsel sapkınlıklar ve çoğalmaya yönelik olmayan «sapıklıkların nesnel toplumsal etkileri açısından yargılanmaları gerekiyor. Bazı durumlarda bu etkiler pekâlâ olumlu olabilir. Üstelik, eğer seksin seks olarak tadına varılacaksa, buluğ yaşından itibaren herkese korunma sağlanması ve radyolarda televizyonda ve sokak afişlerinde gebelikten korunma gereçlerinin reklamının serbest bırakılması gerekecektir. Gerçekten de bugünlerde «nüfus patlaması» birçok ülkeyi büyük ölçekli ve sürekli gebelikten korunma kampanyaları açmaya ve bütün iletişim araçlarını kullanmaya zorluyor. Bu ülkelerden bazılarında evli olmayan erişkinler de dahil, isteyen herkese parasız korunma gereçleri dağıtılıyor.</p>
<p>Geleceğin «keyif için» cinsellik ahlakının getirebileceği bütün sonuçları burada ayrıntısıyla ele almaya gerek yok. Bugünlük, köklü değişiklikler olabileceğini ve cinsel alanda eninde sonunda «düşünüleceği düşünmek» zorunda kalabileceğimizi farketmek yeterlidir. Örneğin, zor durumda kalan bazı hükümetler nüfus artışıyla mücadelede büyük aileler için «ters teşvik» (yani ceza) önlemleri uyguluyorlar ve zorunlu kısırlaştırma konusunu tartışıyorlar. Başka bazı hükümetler de evlilik öncesinde cinsel perhiz öğütlüyor ve bir yandan da asgari evlenme yaşını yükseltiyor, bizzat evlilik içinde her türlü şehvet ya da «sefihliği» kötülüyorlar. Acımasızca uygulandığında, böyle siyasetler doğum oranını düşürebilir ama açıktır ki bunlar siyasi totaliterliği de teşvik eder. Bu yüzden demokratik hükümetlerin tam tersi bir rota izlemeleri ehvendir. Belki de ancak toptan cinsel özgürlük, nüfusu gerçekte dengeye kavuşturabilir.</p>
<p>Bu birkaç ipucu «cinsel devrim»in hiç de bitmediğini ve günümüzün bütün cinsel ve evliliksel denemelerinin kaprisli sapmalar olmadığını göstermeye yetecektir. Yine bu ipuçlarından anlayabildiğimiz kadarıyla, sonunda bu denemelerin hepsi başarılı olmayacaktır. Bunlardan bazıları, hatta pek tahripkâr sonuçlar doğurarak terkedilmelerine ve yeni arayışlara yol açabilir. Ama ne olursa olsun başarı ve başarısızlığın gün geçtikçe daha çok pratik açıdan yargılanacağını söylemek kehanet olmaz. Son söz dinsel dogmalarda değil, deneyimlerde olacaktır. Özetlersek, cinsel ahlakımız eskiden olduğundan da çok mantık ölçülerine uymak zorunda kalacaktır.</p>
<p>Bununla ahlak standartlarının tümüyle rasyonel olabileceğini kastetmiyoruz. Cinsel yaratıklar olarak ne yapmamız gerektiğini bize kuşkusuz yalnızca bilim söyleyemez. Bilim, olsa olsa bizi uyanık ve eleştirici yapabilir, ama tek başına bir cinsel ahlak yaratamaz. Değer yargıları özünde bilimdışı-dır. Ahlaki tercihler yapmanın nesnel bir yolu yoktur. İyiye ve kötüye ilişkin sorunlarda her zaman duygularımıza, inançlarımıza ve ahlaksal geleneklerimize bağlı olacağız.</p>
<p>Bu nedenle, cinsel tavrımızın biçimlenmesinde, kendimizinki de dahil büyük dinlerin önemli bir rolü bulunuyor. İmanımızda mütevazi ve basiretli, bize rahatlık verecek ve insan din kardeşlerimize en iyi nasıl hizmet edebileceğimizi öğretecektir. Dinler belki artık bütün ahlak ikilemlerine hazır çözüm getirmiyorlar. Ama en azından bize bazı genel kılavuz ilkeler verebilirler. Geçmişte dinin çoğu kez zulüm ve cinsel baskı bahanesi olarak kullanılmış olması gerçeği bile bugün ahlaksal aydınlanmamızda bize yardımcı olabilir. Taassubun yol açtığı acıların idraki bize, ahlak taleplerimizde gereken alçakgönüllülüğü kazandırabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-ahlak-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Eğitim</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:57:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[Bugün anladığımız kadarıyla seks eğitimi yaklaşık 200 yıl öncesine kadar bilinmiyordu. Eski ve Ortaçağ Avrupasmda seks; özel ilgi duyanların dışında, sorunsal bir konu olarak değil de, yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. Cinsel bilgi de, bilginin öbür türleri gibi kendiliğinden &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün anladığımız kadarıyla seks eğitimi yaklaşık 200 yıl öncesine kadar bilinmiyordu. Eski ve Ortaçağ Avrupasmda seks; özel ilgi duyanların dışında, sorunsal bir konu olarak değil de, yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu. Cinsel bilgi de, bilginin öbür türleri gibi kendiliğinden sağlanıyordu. Çocukların kendilerine ayrılmış bir dünyaları yoktu, ama onlar gerçekte yetişkinlerin tüm çalışma ve eğlencelerinde bir yer aldılar. Nüfus çoğunluğu çiftliklerde doğayla içice yaşadığından, çocukların, hayvanların çiftleşmesini gözleme şansı büyüktü. İnsanların, evlerini sığırlarla paylaşması olağan bir şey gibiydi. Ne üst ne de alt sosyal sınıflar kişisel gizlilikten hoşlanırdı. Doğal bedensel işlevlerinden de tiksinmez ya da sıkıntı duymazlardı. Ailedekiler birlikte banyo yapar, birlikte çıplak olarak uyurlardı. Kur yapma ve gebelikler açık açık tartışılır ve kadınlar bebeklerini evde doğururlardı. «Yaşam Gerçekleri» hiçbir zaman herhangi bir kimse için gizli değildi. Ergenliğe yaklaşır yaklaşmaz erkek ve dişilerin evlilik için artık hazır olduğu kabul edilirdi. (Bkz. «İnsan Vücudu»)</p>
<p>Modern çağın başlarında, kent orta sınıfı baskı altında önemli bilgileri değiştirmeye başladığı zaman, seks henüz ayrı bir konu olarak değerlendirilmiyordu. Nitekim Hollandalı (Rotterdam 1522) Erasmus tarafından yazılan Colloquia Famillaria gibi çocuklar için yazılan eğitim kitapları, seksi, genel bilgilerden üç aşağı beş yukarı ayırmadan vurgulayarak, konuya ev yaşamının basit bir parçası olarak dürüstçe yaklaşıyordu.</p>
<p>Bununla birlikte, sonraki birkaç yüzyıl içinde insanlar çok farklı bir tutum benimsediler. İlk önce çocukluk, sonra da gençlik, yetişkinlerin günahlarından uzak tutulması gerekli, yaşamın özel ve «masum» dönemleri olarak ele alınmaya başladı. Hızla artan bir iffetlilik taslama, cinsel olan her şeyi pis ve tehlikeli olarak gördü. Mastürbasyonun evrensel bir sorun olduğu ileri sürüldü ve sağlık için ciddi bir tehlike oluşturduğu açıklandı. Aynı sıralarda, Jean Jacques Rousseau Emile (1762) adlı yapıtında «aydınlanmış» eğitim kuramlarını formüle etti. Seks büyük ölçüde gizemli, son derece yıkıcı bozucu bir konu oldu. (Bkz. «Bebeklik ve Çocukluğa Giriş» ve «Gençlik &#8211; Delikanlılık»)</p>
<p>Rousseau, tüm çocukların elden geldiğince korunması gereken «doğal» bir «kutsal masumiyet» durumuyla doğduklarına inanıyordu. Ona göre, cinsel bilgisizlik en azından çocuklukta neşeli bir şeydi. Ergenlikten sonra da ancak doğrudan sorulara yanıt verilmeliydi. Hatta delikanlıların ilgi duydukları şeyden iğrenmeleri sağlanmalı, meraklarını bastırmaları önerilmeliydi. Belki de seks eğitiminde cinsel organlar ve cinsel görevler için «kötü sözcükler» kullanmak en iyisiydi. Çok iğrenç bedensel boşalmalarla ilgileri baskı altına alınmalıydı. Öte yandan, kişinin çok açık olarak herhangi bir erken tutkunun uyanmasına dikkat etmesi gerekirdi. Gerçekte eğitimci, her zaman ince bir çizgi üzerinde yürümeye çaba gösterirdi. Uygun olmayan bir tek belirti bile, öğrencilerin yaşamını altüst edebilirdi.</p>
<p>Rousseau, gerçekte birçok bakımdan çağının tutumunu dile getiriyordu. Bununla birlikte, özellikle Almanya&#8217;da farklı bir yaklaşım içinde olan oldukça etkin başka eğitmenler de vardı. Bu eğitmenler, Rousseau&#8217;nun, çocukluktaki masum seksin tehlikeli olduğu biçimindeki temel inancını paylaşırken, erken «cinsel aydınlanma»nın tehlikeyi savmanın tek etkin biçimi olduğunu görüverdiler. Onların görüşüne göre, cinsel bilgisizlik, cinsel bilgilenmeden daha kötüydü. Çünkü yanlış anlamlara ve çılgınca düşlere neden olurdu. Ayrıca, serbestçe tartışmaksızın mastürbasyonla mücadele etmek olası değildi. Kısacası, seks eğitimi tatsız bir yan taşısa da, her şeye karşın zorunlu bir belaydı. Bu genel bakışa göre, bazı «ileri» okullarda ilk resmi seks eğitim sınıfları kuruldu.</p>
<p>Bu sınıflar, yukarıda belirtilen tüm konulara ılımlı bir duygu ve sağlıklı bir korku yaratarak yardım etti. Her şeyin daha ciddi bir hava içinde olması gerekti. Herhangi bir haz verici ya da neşelendirici önerilerden sakınılıyordu. İşin gerçeği, öğrencilerin çok özel ve az diyetlerle vücutlarını zayıflatan ve böylece uyanmış olan tehlikeli arzuları önleyerek seks eğitimi sınıfları için hazır hale gelmeleri öneriliyordu. Ek bir güvenlik ölçüsü olarak da, dolaylı bir yaklaşım salık veriliyordu. Bir bitkinin ve hayvan yaşamının tanımıyla başlayarak, öğretmenler yavaş yavaş insan üremesi konusuna değinmeye gidebilirdi. Bununla birlikte, bu konular çok özel olmamalıydı. Kadınların, çocuklarını «göğsü altından» doğurduğu ve doğumun büyük acı verdiğinin ima edilmesi yeterliydi. Doğal olarak, çocuk doğumunda ölüm tehlikesi her zaman vurgulanabilirdi. Aynı sıkıcı ruhla, bazı eğitmenler, cinsiyetler arasındaki anatomik farklılıkları göstermek için öğrencilerini morga götürüp onlara çıplak dişi ve erkek cesetleri göstermeyi tercih ettiler. Ek olarak, çocuklar frengili hastaları ve mastürbasyonun kurbanları olarak tanımlanan delileri gözlemek üzere hastane ve akıl hastanelerine götürüldü. Bazı okullar kendini kötüye kullanmanın bir sonucu olarak, çok iyi bir tıbbi tedaviye karşın ölen gençler hakkında, gerçek kayıtlar olduğu iddia edilen bilgiler içeren kitaplar okuttular. Öğrencilerin aynı zamanda iğfal, çocuk öldüren kimse ve kendini teslim edenlerle benzer dehşetengiz konular hakkında hikâyeler okumaları teşvik edildi. Kısacası, tüm girişimlerin altında yatan gerçek amacı gençleri günaha teşvike karşı uyarmak, yani seks hakkında öyle çok eğitmek değildi.</p>
<p>Belirtildiği gibi, bu ilk seks eğitim programları az sayıda örnek okulda geliştirildi ve yalnızca yükselen orta sınıfların ve aristokrasinin alt kesimlerinin çocuklarına ulaştı. Toplumun her kesimi için seks eğitimi 1789 Fransız Devrimine değin hesaba katılmadı. Eğitmenler, yeni Fransız yönetiminden böyle bir eğitimin gerçekleşmesi ve özellikle kızlar için âdet görme, gebelik, doğum ve bebek bakımı konularında tıbbi eğitimin sağlanmasını rica ettiler. Eğer bu planlar gerçekleşse ve yerel sonuçları izlenseydi, hiç kuşku yok ki kadınların özgürleşimi hızlanacaktı. Ne yazık ki devrimin sürekliliği sağlanamadı. Sadece Fransa&#8217;da değil, tüm Avrupa&#8217;da, orta sınıflar giderek daha güçlenip tutuculaştılar. Hatta daha önceki sınırlı eğitim deneyimleri bile kesintiye uğradı. Böylece, tanıtımından kısa bir süre sonra, seks eğitimi yeniden eğitim programında görünmedi.</p>
<p>Her şeye karşın, 19 yy. başlarında yetişkinler bazı olumlu cinsel bilgilerle karşılaşabilmekteydi. Avrupa&#8217;da olsun Amerika&#8217;da olsun, seks konusunda akla uygun bir tutum alan ve aynı zamanda çeşitli gebelikten korunma yöntemlerini tanımlayan birtakım ciddi «evlilik el kitapları» basıldı. Bu kitaplar her zaman bilimsel doğrultuda değildi. (İnsan üremesi üzerine bazı önemli olgular henüz keşfedilmemişti.) Ancak en azından yardımcı olmaya çabalıyordu. Bundan başka, yüzyılın ortalarında yeni teknik süreçler toplu halde kondom (prezervatif) üretimini olası kıldı. Sonuç olarak, giderek daha fazla insan, ailenin büyüklüğünü planlamaya başladı. Kuşkusuz Hıristiyan kiliseleri de haberdardı bu gelişmelerden, ancak konuya resmi bir tutumla yaklaşmadılar. Hatta pek çok Katolik papaz bile sessiz kalmayı yeğleyerek, karşıtlarını iyi inançları olan bir kilise mensubu olarak davranışlarından ayrılmamak konusunda eğittiler. Hızlı sanayileşme ve yükselen bir ulusçuluk, yönetimlerden nüfusun artmasını talep etmeye giriştiği zaman, kiliseler de sözünü sakınmaz bir tutum içine girdiler. Sonuç olarak, politikacılar ve din adamları uygarlığın kalımı için kaygılanan çeşitli sivil gruplarla birleşti-rildiler. Bunlara, gebelikten korunmaya ve başka «ahlaksız» uygulamalara karşı mücadele veren «Hıristiyan haçlılar» deniliyordu.</p>
<p>ABD&#8217;de bu yeni haçlıların en başarılısı, Kötülüğü Bastırma Derneği New York sekreteri Anthony Comstock&#8217;tu. Comstock, kariyerine «alkolle mücadele savaşçısı» olarak başlamış, ancak daha sonra yaşamını «müstehcenliği» yok etmeye adamıştı. «Sanat ve edebiyat değil, ahlak!» sloganıyla, cinsel bilginin ulu orta yayılmasını önlemek ve cinsel konuların herkesin önünde tartışılmasına son vermek için uğraşıyordu. Nitekim onun yoğun kulis çabaları kongreyi etkiledi ve Comstock Akti yasalaştı. Bu karara göre müstehcen, şehvani kitap, broşür, resim, yazı, kâğıt ya da benzeri türden herhangi bir başka basılı maddeyi postalamak ağır suç kapsamına giriyordu. Comstock, postanenin özel ajanıydı. Bu, ona başkalarının mektuplarını açma hakkını verdi ve bir süre sonra, gerçek bir püritenik terör egemenliği oluşturdu.</p>
<p>Comstock&#8217;a göre, en büyük müstehcenliklerden biri gebelikten korunmaydı. Böylece yeni yasaya göre gebelik önleyici araçlar artık eyalet içinde nakledilemez, taşınamazdı. Hatta gebelik önleyici bilginin postalanması da yasaklanıyordu.</p>
<p>Sonuç olarak, Comstock tıp alanına el atabilir ve herhangi bir gerçek bağnaz gibi, kendi ahlaksal amaçlarını başarmak için her türlü ahlaksızlığı yapmaya vicdanı elverirdi. Örneğin, kendisi ya da izdeşlerinden biri, iyi yürekli doktorun adresini ele geçirip ona yoksul biri olduğunu, çocuklarının anasının ölüm döşeğinde olduğunu yazacak ve gebeliğin nasıl önleneceği konusunda tavsiyeler rica edecekti. Eğer hekim mektubu yanıtlarsa derhal tevkif edilip hapishaneye gönderiliyor, bu da, hekimin kariyerinin sonu anlamına geliyordu. 1914&#8242;te Margaret Sanger gebelikten korunma üzerine yazmaya başladığı zaman, Comstock onu da suçladı. Bununla birlikte Sanger ülkeden ayrıldığı için Comstock onu mahkûm ettirmeyi başaramadı ve onun yerine kocasını cezalandırmaya karar verdi. (Bu kitabın birkaç sayfa sonrasında Margaret Sanger ve kızkardeşinin otuz günlük bir hapis cezasına çarptırıldığı belirtiliyor. Tabii Comstock sayesinde. (Ç.N.))</p>
<p>Standart tuzağa düşürme yöntemlerini kullanan Comstock&#8217;un gizli görevlilerinden biri, Bay Sanger&#8217;den bir doğum kontrol broşürü almayı başardı. (Bay Sanger bu nedenle hapsedildi.) Comstock yaşlandığında bu kez «edepliliği» savunarak son kahramanca görevini yerine getirdi. Ancak kurbanları, onun düşüncelerini yerine getirmeden önce öldü.</p>
<p>Pek çok kez vurguladığımız gibi, 19. yüzyılın ikinci yarısında, çoğu Avrupa ülkesi, benzeri görülmemiş bir iffethlik taslama dalgasına girdi. Cahillik ve ikiyüzlülük günümüze değin sürdü ve böylece güç belâ kazanılan birçok sivil özgürlüğün bir kez daha çevresi kuşatıldı.</p>
<p>Kuşkusuz bu fenomen, İngiliz Kraliçesi Victoria sonrasında, Victoria-nizm olarak bilinir. Bununla birlikte, cinsel bastırmanın uluslararası olduğunu da anlamamız gerekir. İngiltere ve ABD, öteki ülkelerden ne daha iyi ne daha kötü, üç aşağı beş yukarı aynıydı. Bu tarihsel gelişmelerin nedenleri henüz tam olarak açık değil. Belki de sanayileşmenin genel süreciyle bağlantılıdır. Biz Victorianların seksten korktuklarını gerçekten bilmezken, her şeye karşın bu korkunun nasıl yayılıp gelişebildiğini anlıyorduk. Buna önemli bir yardımcı etmen sansürdü. Bir kez, çocuklarla gençlerin cinsel bilgi için tehlikeye atıldıkları varsayımı ileri sürülüyordu. Böyle bir bilginin yetişkinler için de bastırılması sadece bir zaman sorunuydu. Yıllar geçtikçe herkes giderek daha duyarlı oldu. 16. ve 17. yüzyılda özel bir «çocuk edebiyatının» ilk örnekleri ortaya çıktı. Ancak bunlar bile daha sonra aşırı uygunsuz bulundu. 18. yüzyıl çocuklar için «paklanmış» bir Kutsal Kitap yarattı, ancak 19. yüzyılda, ikinci ve daha arınmış bir görev vermek zorunluydu. Hatta geleneksel ilmihâller bile (catcehism) yeterince iffetli sayılmıyor, bu yüzden de yeniden yazılmaları gerekiyordu. Bir süre sonra bu uygulama başka «klasiklere» de sıçradı. Eski Yunan ve Latin yazarları yeni sansür edilmiş basımlarla görünmeye başladı. İngiltere&#8217;de bir «aile boyu Shakespeare» tüm kötü sözcükler ve deyimlerden arınmış hale getirilerek yeniden yayımlandı. Böylece, yalnız çocuklar değil, anababaları da korunmuş oluyordu. Artık yeni yetişkin kitaplarının da aynı «saf» standartlara uydurulduğunu söylemeye gerek yok. Kısacası, genç olsun yaşlı olsun, her iki kesim de tüm cinsel görevlere başvurmaktan uzaklaştırılmış yapay bir dünyada yaşamaya başladı.</p>
<p>Öte yandan, insanlar gizlice seksle ilgilerini sürdürdüler. Açıkça tartışı-lamadığından, karanlık ve tehdit edici bir güç oldu. Artık her yerde bilinmeyen tehlikeler pusuya yatmıştı. Çoğu masum sözcükler ve hareketler bile cinsel bir içerik kazandı. Böyle imalara terbiyeli herhangi bir kişinin dikkat etmesi ve aynı zamanda onları önemsememesi önemli bir durum oldu. Edebi uyanıklık, iffetliliğin bedeliydi.</p>
<p>Sonuç olarak «iyi tat» anlayışı kitapların okunulmaması istenen erkek ve kadın yazarlardan uzak durulmasının beklenildiği ve böylece terbiyeli yurttaşın rastgele cinsel ilgisi olduğu suçlamasından sakınacağı bir noktaya değin uzandı.</p>
<p>Victoriacıların bu «sessiz fesat tertibi» derinlemesine bir panik havası yarattı. Genel olarak masum, terbiyeli, ılımlı ve saf olanların kesin hücum altında oldukları ve savunmalarını haklı gösterecek herhangi bir ölçünün olmadığına inanıldı. Aynı zamanda seksin onları incitemediği hakkında bütün insanların bir şey bilmediği varsayıldı. Böylece, oğlanlar ve kızlar çok temel biyolojik konularda bile tam bir bilgisizlik içinde geliştiler. Hatta çok kere onlara bilerek yanlış bilgi verildi. Aynı zamanda ara sıra mastürbasyonun yol açtığı hastalıklar üzerine belli belirsiz şeyler de işittiler. Birçok delikanlı, onları bu kötülükten kurtarmak için uygulanan yararsız, hatta gaddarca tedaviye maruz kaldı. Bazıları bu tür suçluluk duygusunu yenmek için intihara bile kalkıştılar. Yetişkinliğe çoğunlukla bilgilenmemiş olarak, boş inançlarla geldiler. Cinsel korku tüm yaşamlarını zehir etti onlara. Bununla birlikte, güvenlerini tazeleyecek ve onları eğitecek hiç kimse de yoktu. Sansürün kabulüyle kendi bedenlerinin işlevlerini anlama hakkını yitirmiştiler.</p>
<p>Bu cinsel bilgisizlik, mutsuz evlilik biçiminde, istenmeyen çocuklar ve tatsız yaşamlarla toplumdan acısını çıkardı. 19. yüzyılın sonunda, bu eziyet öyle açık bir hale geldi ki artık basit olarak gözden kaçırılmayacaktı. Pek çok erkek ve kadın, cinsel sorunlarından dolayı sinirli, depresif ya da bedensel olarak hasta oldu ve bu sorunlar bilinene değin de herhangi bir tedavinin etkisi görülmedi. Freud, Bloch ve Hirschfeld gibi bu tür hastalara yardım etmeye çabalayan hekimler bu alanda bir reform yapma aşamasına geldiğinde sessizliğin kırılması gerektiğine zorlandılar. Böylece, onlar ilk önce kendi meslektaşlarını eğitmeyle işe başladılar, sonra daha geniş bir yetişkin tabakasına geldi sıra. Sonuç olarak, yetişkinler kendi korkularını yendiği zaman, gençler ve çocuklar da yeniden bu tartışmaya katılabilirdi. Bu, seks eğitimine yepyeni ve kapsamlı bir yaklaşımın yolunu açtı.</p>
<p>Not: 18. yüzyılın Avrupasında seks eğitimi üzerine verilen bilgiler Jos van Ussel&#8217;in 1970&#8242;te Hamburg&#8217;ta basılan Sexualunterdrückung adlı çalışmasından alınmıştır. Bu önemli çalışmadan alınan bilgiler elinizdeki kitabın bazı bölümlerinde de kullanılmaktadır.</p>
<p>Yüzyılımızın başlangıcından önce pek az psikiyatrist cinsel yaklaşımların altında yatan dinsel varsayımları araştırmak zahmetinde bulundu. Bununla birlikte, Birinci Dünya Savaşı, Avrupa ve Amerika&#8217;da bir «cinsel devrim» yaratınca, psikiyatristlik mesleği bir bütün olarak daha duyarlı davranmaya zorlandı. Sonuç olarak, daha önceleri cinsel «sapıklık» ya da «sapkınlık» olarak görülen bazı davranışlar, normal bir cinsel «çeşitleme» olarak yeniden sınıflandırıldı, böylece hoşgörülebilir cinsel faaliyetler listesi gittikçe uzamaya başladı. Sözün kısası, önceleri ruhen hasta diye nitelendirilenlerin birçoğu kendilerini artık birdenbire oldukça sağlıklı görmeye başladı.</p>
<p>Öte yandan, psikiyatristlerin sayısı ve etkisi dramatik bir biçimde arttı. Çünkü «sapıklık» listelerinin bütün kısıtlanmışlığına karşın, yeterinden çok hastaları vardı. Cinselliği olumsuzlayan kültürümüzde hâlâ cinsel sorunlarla dolu milyonlarca kadın ve erkek vardı ve psikiyatrik tedavi onlara bir umut ışığı verir gibiydi. Ek olarak, yönetimler cinsel sapkınlıklarla hâlâ büyük ölçüde ilgileniyor, mümkün olan her yerde teşhis ve tedavi için psikiyatristler tutuyordu. Böylece psikiyatristler, mahkemelerde, hapisanelerde, okullarda ve askerlikte birer «uzman» olarak daha sık ortaya çıkıyorlardı. Pek çok eyalet temsilcisi, meclislerden temelde çürük ve haksız olsa da daha fazla resmi uzmanlık gereksinimi yaratan «cinsel psikopatlığa» karşı özel yasalar geçirdiler. Gerçekte, zaman içinde psikiyatride devlet öylesine sağlam bir yer etti ki, gözlemciler birey özgürlüğünün sona ermesinden ve totaliter «te-davici devlet»in ortaya çıkmasından korkar oldular.</p>
<p>Bu gelişmelerin ışığında, bazı çağdaş psikiyatritler ise psikiyatrik varsayımların radikal açıdan yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya attılar. Hatta bazıları bununla da yetinmeyip «efsane» gibi kabul edilen zihinsel hastalıklar kavramını kökten reddettiler ve anormal davranışların çözümü için yeni yollar araştırdılar. (Geniş bilgi için bkz. «Cinsel Sapkınlıkların Tıbbi Modelleri»)</p>
<p>İlerki sayfalar bunları ve başka bazı tartışmalı noktaları tarihsel ve karşı kültürel bir bakışla aydınlatmaya yardımcı olabilir.</p>
<p>SEKS EĞİTİMİNİN ÖNCÜLERİ</p>
<p>Yüzyılımızın başlarında cinsel bilgi edinme hakkı genel bir sorun olarak yeniden gündeme geldi. Özellikle I. Dünya Savaşından sonra, birçok Batı ülkesi, yetişkinler için cinsel sansürün kaldırılması ve normal okul müfredatında bir kısım seks eğitimi uygulamasının önemini tartışmaya başladı. Seks araştırmacıları ve hekimler kolay anlaşılır, açık seks el kitapları ya da herkesin katılabileceği konferanslar düzenlenmesini önerdiler (Bkz. «Seks Araştırması»). Avrupa&#8217;da olduğu kadar ABD&#8217;de de ilk seks eğitiminin savunucularının hatırı sayılır bir muhalefetle karşılaşması şaşırtıcı olmadı. Bununla birlikte onların dirençli çabaları, genelde daha mantıklı bir tutuma öncülük etti. Burada yalnızca birkaç örnek verebildiğimizden, biz farklı yaklaşımlara sahip üç kişiyi seçtik.</p>
<p>Benjamin B. Lindsey (1869 -1943)</p>
<p>Benjamin Barr Lindsey yoksulluk ve çocuk suçları arasındaki ilişkilerde ilgilendiğinde, Colorado&#8217;da Denver&#8217;de bir çocuk mahkemesinde yargıç olarak hizmet veriyordu. Sayısız yasa önerisi sunup Colorado&#8217;da ve başka eyaletlerde çocuk adalet sisteminin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulundu.</p>
<p>Lindsey&#8217;in sosyal ilgisi, aynı zamanda daha geniş halk topluluklarına konferans vermeye değin uzanıyordu. 1925&#8242;te Lindsey ve bir gazeteci olan Wainwright Evans, gençlerin cinsel sorunlarına değinen bir dizi makale yazdılar. Modern Gençliğin Devrimi adlı bir kitapta toplanan bu makaleler, Lindsey&#8217;in akılcı yargılarıyla göreneklere boyun eğmez bir cinsel davranışla yaklaştığından büyük bir tartışma kopardı. Sonuçta birçok muhafazakâr politikacı ve dinsel önder Lindsey&#8217;i, gençliğin ahlakını bozmakla suçladı.</p>
<p>Onun Evans&#8217;la birlikte yazdığı, daha sonraki kitabı «Ortak Evlilik» (The Companionate Marriage 1927) daha büyük genel tartışma ve olaylara neden oldu. Bu kitabında Lindsey, herkese açık okullarda diğer derslerle birlikte seks eğitimi ve doğum kontrolü bilgisinin verilmesini savunuyordu. Gençliğin üzerinde devam etmekte olan cinsel baskı karşısında Lindsey aynı zamanda «Ortak Evlilik» adı verilen yeni bir evlilik biçimi önerdi. Bu, Doğum Kontrolü ve çocuksuz çiftlerin nafaka ödemeksizin karşılıklı rızalarıy-la birbirlerini boşama haklarının olduğu bir yasal evlilik türü olarak tanımlanıyordu.</p>
<p>Kitap, Lindsey&#8217;in dünyaca tanınmasına yol açtı. Ancak, onun oldukça ılımlı ve akla uygun önerileri Avrupa&#8217;da olduğu kadar ABD&#8217;de de yaygın olarak desteklenirken, aynı zamanda kendisini çeşitli muhafazakâr dinsel gruplarca ahlaksızlıkla suçlanır buldu. Politik karşıtları çabucak onu Colorado&#8217; daki yargıçlık mevkiinden sürme fırsatını yakaladılar. Ve Lindsey ölümüne değin yargıçlık yaptığı Los Angeles, California&#8217;ya hareket etti.</p>
<p>Bugün yargıç Lindsey büyük ölçüde unutuldu, ancak zamahında cinsel reform mücadelesinin en etkin konuşmacısı ve bu uğurda en yoğun çalışanlardan biri olarak tüm dünyada bilinmekteydi.</p>
<p>Margaret Sanger (1883 -1966)</p>
<p>New York City&#8217;nin yoksul semtlerinde hemşire olarak çalışan Margaret Sanger, bu çalışma süresinde büyük bir cinsel sefalet görüyordu. Sanger, bir süre sonra hastalarına etkin bir yardımda bulunmak için sonuca yaklaştı. Onların istenilmeyen gebeliklerden kaçınmaları gerekiyordu. Derhal bu alanda araştırmalara girişti, bir yandan da yazılar kaleme almaya başladı. («Doğum Kontrolü» terimini bulan odur.) Margaret Sanger, her kadının kendi bedenini kontrol etme hakkına sahip olması gerektiğini güçlü bir biçimde hissediyordu ve 1914&#8242;te The Woman Rebel (Kadının İsyanı) dergisinde görüşünü açıklamaya başladı. Çıkarılan 9 sayının yedisi Federal yetkililerce toplatıldı. Ve Bayan Sanger &#8216;Mektupla müstehcen yayın göndermek&#8217; suçundan sorguya çekildi. Bununla birlikte Sanger, çalışmasıyla hatırı sayılır bir destek kazandığından 1916&#8242;da dava düştü.</p>
<p>Aynı yıl Margaret Sanger ve kızkardeşi, Brooklyn&#8217;in Brownsville bölgesinde bir doğum kontrol kliniği açtılar. Bu klinik herkesin tepkisini çekiyor diyerek yetkililerce hemen kapatıldı. Kızkardeşler eyalet müstehcenlik yasasını çiğnemekle suçlanıp, ceza olarak 30 günlüğüne bir çalışma kampına gönderildi.   Sanger  mahkûmiyetini  tamamladıktan   sonra   çalışmalarına 1929&#8242;da, Sanger Kliniğine baskın düzenlenerek dosyalar müsadere edilip önlenene değin devam etti. Yine, büyük bir destek davanın nihai olarak düşmesini sağladı. Sonuçta, 1936&#8242;da bir Federal (Yargıtay) istinaf mahkemesi hastaların iyi olmalarını sağlamak ya da yaşamını kurtarmak amacıyla gebelik önleyiciler için reçete yazmanın hekimlerin hakkı olduğunu onayladı.</p>
<p>1921&#8242;de bayan Sanger, Amerikan Doğum Kontrol Birliğini kurdu. 1929&#8242;da da doğum kontrolü için Federal Yasama Ulusal Komitesini örgütle-di. On yıl sonra Birlik 1942&#8242;de Amerikan Aile Planlama Federasyonuna dönüşen çeşitli başka gruplarla birleşerek Amerika Doğum Kontrolü Federasyonunu oluşturdu. 1952&#8242;de, Margaret Sanger, Uluslararası Aile Planlama Federasyonunun ilk başkanı oldu ve kalan zamanının ve enerjisinin çoğunu Asya&#8217;da doğum kontrolü davasına adadı.</p>
<p>Margaret Sanger&#8217;in büyük kişisel başarısı ve kesin olarak onaylanmasına karşın, onun ölümünden sonra, ABD&#8217;nin pek çok bölgesinde doğum kontrol bilgisinin etkin bir yayılımı yasal engellerle karşılaştı. Federal yasa hâlâ mektupla gönderilen bu tür bilgileri önlüyordu ve birçok eyalet, gebelik önleyicilerin satışı ve kullanımına yasal olarak izin vermiyordu. Evlilikte bile gebelikten korunmayı yasaklayan Connecticut yasasının anayasadışı olduğu 1965&#8242;e değin açıklanmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı karşısında, 1966&#8242;da Massachusetts kendi yasasını, ancak bir doktor reçetesi ve yalnızca evli bir çift olmak, koşuluyla gebelikten korunmaya izin veren bir düzeltmeye tabi tuttu. Bu düzeltilen yasanın da anayasadışı ilan edip kaldırılması için bir 6 yıl daha geçmişti. Sonunda, 1970&#8242;de Kongre gebelikten korunmayla ilgili son kısıtlamayı da kaldırdı.</p>
<p>Bertrand Russell (1872 -1970)</p>
<p>Uzun yaşamı süresince İngiliz matematikçisi ve felsefecisi B. Russell, insan bilgisinin birçok farklı alanında değerli katkılarda bulundu ve bir takım insancıl davaların baş savunucusu oldu. Bunların hepsi aslında iyi biliniyor, bu yüzden burada yinelemeye gerek yok. Bununla birlikte, modern seks eğitimcileri Russell&#8217;in cinsel haklar ve cinsel sorunlara akılcı bir yaklaşım için sürdürdüğü cesaretli kavgasına özel bir şükran borçludur.</p>
<p>Russell, kendi çocuklarını yetiştirirken, karısıyla birlikte öğrencilere hatırı sayılır özgürlük veren karma bir okul kurdular. Bu okuldaki deneyimleri Russell&#8217;in eğitim üzerine görüşlerini büyük ölçüde etkiledi. 1929&#8242;da insanın</p>
<p>evlilik içi ve dışındaki cinsel ilişkilerine değinen Evlilik ve Ahlak (Russell&#8217;in bu kitabı Say Yayınları tarafından basılmıştır) kitabı yayınlandı. Bu kitapta, gençlerin çok daha iyi bir seks eğitimi için, evlilik öncesi cinsel ilişki ile evli çiftlerin evlilik dışı ilişki tercihleri ve çocuksuz çiftlerin karşılıklı rızayla boşanmaları tartışıldı. Russell, bu önerileri evliliğin sosyal bir kurum olduğuna inandığından getiriyor, aslında bilgisizlik, ikiyüzlülük ve cinsel sömürüye karşı savunup onu güçlendirmek istiyordu. Bazı bakımlardan Russell&#8217;in konumu kendinden 12 yıl önce bir kitap yazan Yargıç Ben Lindsey&#8217;in durumuna oldukça benziyordu. Lindsey gibi Russell&#8217;in de çabucak ahlaksız ilan edilmesi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD&#8217;ye geldiğinde, tutucu grupların kötü davranışı ve son derece şiddetli düşmanlığı ile karşılaşması şaşırtıcı sayılmaz.</p>
<p>1940&#8242;da Russell, New York City College&#8217;e felsefe profesörü olarak atandı. Bununla birlikte, City College&#8217;deki bazı öğrencilerin anababaları mahkemeye başvurup atamanın bozulması için bir dava açtılar. Anababaların avukatı, Russell&#8217;in kitaplarının «seks düşkünü, müstehcen, sefih, erotomanyak, afrodizyak, tanrı-tanımaz, dar kafalı, yalancı ve ahlaktan yoksun» olduğunu söylediler. Dahası, bir birey olarak, eşcinselliğe göz yuman ve İngiltere&#8217;de çıplak halde dolaşmaya ilgi duyan bir çevreye öncülük de etmişti. Russell&#8217;in felsefi yazıları ucuz, bayağı, işi bitmiş fetişler, halkı yanlış yola</p>
<p>sürüklemek için teşebbüsler ve hileler olarak değerlendirilip gözden düşürülmeye çalışıldı.</p>
<p>Olayı duyan yargıç, Russell&#8217;in kitaplarının «iğrenç», ahlaksızca ve «şehvani» öğretiler içerdiğini kabul edip doğruları öğretmediği için Russell&#8217;i suçladı. Mahkemenin kararına karşın atamanın yapılması, üniversitede bir «ahlaksızlık kürsüsü» kurma çabası olarak görüldüğünden bu yasadışı bir girişim olacaktı ve dolayısıyla üniversitede insanların genel sağlığı, güvenliği ve ahlakı çiğneniyor olacaktı. Russell, yargılamada bir taraf olmadığından bu suçlamaları yanıtlamak ya da eleştirmek hakkına sahip değildi. New York&#8217;taki Yüksek Öğretim Kurulu karara itiraz etmedi, çünkü olayın politik sonuçlarından korkuyordu.</p>
<p>Bertrant Russell konferanslarını Harvard&#8217;da sürdürdü ve daha sonra da Philadelphia yakınlarındaki Barnes kurumunda. Ancak, New York&#8217;daki deneyimleri Amerika&#8217;daki yasamı boyunca onu gölge gibi izledi.</p>
<p>SEKS EĞİTİMİNİN GELECEĞİ</p>
<p>1970&#8242;de ABD Federal Müstehcenlik ve Pronografi komisyonu Kong-re&#8217;ye ve Başbakana verdiği resmi raporunda şunu önerdi: Etkin bir seks eğitimi için ok yaydan çıkmıştır. Artık seksin insan yaşamının doğal ve normal bir parçası olduğunun ve insanın bizzat cinsel bir varlık olduğunun kabul edilmesi amaçlanmalıdır. Ortodoks bir tutum yerine eğitimde çoğulcu bir değerler sisteminin şekillenmesi sağlanmalıdır. Eğitim sadece biyolojik ve fizyolojik bilgilerle yetinmemeli, aynı zamanda toplumsal, ruhbilimsel ve dinsel bilgileri de içine almalıdır&#8230; toplumumuzun bütün kesimlerine, çocuklara olduğu kadar ergenlik çağındakilere ve yetişkinlere yönelmelidir.</p>
<p>Bu birkaç cümle çağdaş seks eğitimcilerinin yöntem ve hedeflerini yeterince açıklamakta ve gelecek için akılcı ilkeler ortaya koymaktadır. Bugün seks eğitiminin olumsuz bir rol oynayacağı fikrinin tersine seks alanında eğitimi olumlu olacağı inancı yaygınlaşmaktadır. İnsanlar kendi cinselliklerini yadsımamalı, tersine benimsemeyi öğrenmelidir. Kaldı ki bugünkü kültürümüzde artık bütün diğer eğitimsel alanlarda olduğu gibi seks eğitiminde de dogmatik olunmaması gerektiği açıklık kazanmıştır. Bu nedenle seks eğitimi biyolojik yaşam olgularının ya da jenital boşalım açıklamalarının da ötesinde daha çok bilgiyi içermelidir. Gerçekten de bugün seks eğitimi cinsel duygulanım ve fanteziler, mutluluklar, inanışlar, batıl inançlar konusundaki kısır tartışmaların yeniden gözden geçirilmesinin ötesine geçerek son derece olumlu bir çıkış yoluna girmiş bulunmaktadır. Bundan sonra tartışmalar, farklı toplumsal ve tarihsel dönemlerde cinsel davranışlar, erotizm, seks yasaları ve nihayet, «cinsel siyaset» konularında olacaktır. Son olarak çocuklara kısıtlayıcı olmaksızın, onların toplumun her kesiminde yerlerini bulmalarına yardımcı olmalıdır.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra, eğitimin bütün yaşam boyunca sürdürülmesinin önemi özellikle, anlaşılmış olmalıdır. İnsan denen yaratık yaşadığı sürece öğrenmeye açıktır. Ve sadece sıradan yurttaş olmayı öğrenmekle kalınmaz.</p>
<p>Aileler, topluluklar, uzman grupları, siyasi oluşumlar ve hatta uluslar, seks eğitimi sonucunda kişilerin cinsel tutumlarını da değiştirebilirler. Sağlıklı yaşam biçimini, daha mantıklı ahlak standartlarına ve daha fazla cinsel hoşgörüyü benimseyebilirler. Bu önce kişisel sonra kolektif mutluluğun artmasını sağlar.</p>
<p>Kuşkusuz bugünkü cinsel sorunlarımızın birçoğu eski bilgisizliğimizden kaynaklanır. Bazı cinsel ve toplumsal sorunlar bütünüyle yanlış bilgilenmeler sonucu ortaya çıkmışlardır. Bedensel işlevler ve sıradan insan davranışları konusunda yanlış bilgilerden dolayı insan sakat davranışlar ya da korkuların kurbanı olmuştur, ki bu insan ilişkilerini öldürücü bir zehirdir.</p>
<p>Önde gelen seks eğiticileri bunun her zaman ayrımındadırlar ve yine birçok hekim klinik deneyimlerinde hep bu nokta üzerinde durmuşlardır. Böylece, kitabın başlarında gördüğümüz, son yıllarda, cinsel sapkınlığın tıbbi modeli, öğrenme modelinin yerini almıştır. Fizyolog ve psikiyatristler terapinin eğitimin biçimleri olarak açıklanan yeni özel çeşitlerini geliştirmişlerdir. Örneğin bir özyaşam öyküsel yöntem olarak açıklanabilen psikanaliz, çözüme tabi tutulan kişiye analizin kurnazca kılavuzluğu altında, kendi yaşam öyküsünü anlattıran bir eğitim yöntemidir. (Ayrıntılar için «Uyumcu-luk ve Sapkınlık, Sağlıklı &#8211; Hasta» bölümüne bakınız.)</p>
<p>Elbette daha çağdaş ve özgün «seks terapileri» eğitimin şekillenmesini sağlayabilir. Örneğin Master ve Johnson cinsel işlevsizliklerle ilgili tedavilerinde, yardım ettikleri kadın ve erkeklerin cinsel davranışlarını öğrenmek için kılgısal (pratik) alıştırmayla doğru bilgileri birleştirmişlerdir. Benzer biçimde ABD Ulusal Cinsellik Komisyonu tarafından geliştirilen «Cinsel Tutumların Yeniden Oluşturulması» programına katılanlar kendi tutumları üzerine eğitilir ve böylece onlara daha geniş bir anlayış ve cinsel doygunluk yolu gösterilmiş olur. Bütün bunlar ve benzeri gelişmeler, yaklaşmakta olan kavganın habercileri.</p>
<p>Kısacası, seks eğitimi, cinsel organlar ve onların işlevlerinin ve kullanımlarının gözden geçirilmesi, sorgulanmasından öte bir şeydir. Hatta tersine bütün akılsal ve bedensel insan yetisini sonu gelmez yöntemlerle geliştiren kuram ve pratiklerin birleştirilmesidir.</p>
<p>Başka bir deyişle, seks eğitimi, insanın cinsel bir varlık olarak eğitimi demektir.</p>
<p>Aile Planlaması Federasyonu</p>
<p>Margaret Sanger&#8217;in çabalarına ve doğum kontrolü için mücadele eden diğerlerinin çabalarına şükran borçluyuz. Onların uğraşları boşa gitmedi ve daha mücadelelerinin yarı yolunda, 1942&#8242;de Amerikan Aile Planlaması Federasyonu kuruldu. Bu federasyon şimdi çok daha genişleyerek irili ufaklı şubeleriyle tüm eyaletlerde kuruluşunu tamamladı. Yıllar içinde hatırı sayılır bir gelişme gösteren Aile Planlaması, herkesin yararlanması amacıyla üremeyle ilgili bilgiler ve iradi doğum kontrol hizmetleri sağlıyor. Aynı zamanda uzman ve yarı-uzman kişilerin aile planlaması alanındaki çalışmalarına destek oluyor.</p>
<p>Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu, bugün yüzden fazla ülkeye, doğum kontrol servisleriyle hizmet veren ve yetmiş dokuz ulusun aile planlama gruplarının birleşmesiyle oluşan dünya çapında bir örgüt haline gelmiştir.</p>
<p>Bu gözlemlerden, bilinçli seks eğitiminin daha bebeklikten başlaması gerektiği görülüyor. Bebeklerin kendi bedensel tepkilerine aşina olması gerekir, onlar sevginin ne olduğunu anlamalı ve sevgisini ifade etmesini bilmelidirler. Onlara, uygun erkek ya da dişi kimliğini geliştirmeleri öğretilmelidir. Aynı zamanda onlar boş, anlamsız, dar bir cinsiyet rolüne zorlanmama-lıdır, bakımları sırasında. Çocuklar için bu türde bir basmakalıp rol iyi değildir ve böyle bir durum onların tam insani potansiyeli anlamasını önleyebilir. Çocukların ilgi gösterdiği herhangi bir konuda bilgisiz bırakılmaması gerektiğini söylemek bile gereksiz. Bu, aynı zamanda seks konusu için ele geçerlidir. Özel, kişisel konular gizli kalmalı, ama genel konuların gizlenmesine gerek duyulmamalıdır. Örneğin, elinizdeki kitapta bulunan her şey çocuklarla tartışılabilir, tabii doğru bir çizgi içinde ve dili de onların anlayabileceği düzeyde bir düzeltmeden geçirilerek.</p>
<p>Seks eğitimi esasen ahlaksal değerlerle ilgili olduğundan, kuşkusuz, anababaların himayesi ve sorumluluğu altındadır. Her şeye karşın, başka çalışma alanlarında olduğu gibi, okullarda biyolojik, psikolojik, yasal, tarihsel ve kültürel bilgileri biraz daha geniş vererek önemli bir katkıda bulunabilirler. Nitekim, onlar çocuklara başka tartışmalı konular gibi, tutkulara kapılmadan ve akademik bir yaklaşımla, avantajlarıyla birlikte seks konusunda bilgi verebilirler. Böyle bir uygulamanın ardından, konunun genelde daha düzenli bir şekilde ele alınmasının koşullan yaratılmış olmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, cinsel bilgi ev ve okullarla sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda, kiliseler, gençlik kuruluşları, Kızılhaç, Aile Planlama örgütleri, kütüphaneler, müzeler ve hayvanat bahçeleri, insan ve hayvan cinselliğine ilişkin çeşitli tablolara değinen özel programlar hazırlayabilirler. Yayıncılar, çocukların seks eğitimi için çok daha iyi kitaplar, broşürler, dergiler, karikatürler ve plak albümleri sağlayabilirler. Füm yapımcıları eğlendirici, ama her şeye karşın eğitsel seks filmleri yapabilirler, tüm aile ya da özellikle genç seyirciler için. Televizyon istasyonları çeşitli yaş gruplarından insanlar için özel seks eğitim programları yaratabilir. Olasılıklar sonsuz görünüyor ve şu anda tükemek şöyle dursun, ancak çok azı algılanmaktadır. Öğrenci gazeteleri kadar günlük basın da gençlerin cinsel sorunlarına ve hatta düzenli seks eğitimine daha fazla yer ayırabilirler. Belli gebelik önleyiciler herkesin kullanabileceği otomatik parayla çalışan makinelerle çok daha serbest bir şekilde temin edilebilir bir hale getirilebilir. Ayrıca gebelik önleyicilerin yanında gebelikten korunma ve zührevi hastalıklar hakkında ayrıntılı bir bilgi verilebilir. Böyle bir bilgi aynı zamanda âdet tamponlarının bulunduğu kutularda yer alabilir.</p>
<p>Bu sürekli eğitsel kampanyadaki bazı unsurların tüm görünümleriyle üreme üzerinde odaklanacağı açıktır, ancak başka şeylerde aynı zamanda seksin duygusal görünümü ve cinsel etkinliğin bir parçası olabilen haz duyma üzerine konuşmaları vurgulayacaktır. Gerçekte böyle bir haz yetisi dikkatlice desteklenmelidir. Ne yazık ki böyle bir şeyi gerçekleştirme büyük bir dirençle karşılaşıyor. Gençlerin cinsel deneyimlerini bu kitabın başka bir yerinde tartıştık ve toplumumuzda çok az yetişkinin bu tür deneyimleri teşvik ettiği ya da göz yumduğu gerçeğini de öğrendik. Şartlara göre, böyle bir cinsel eğitimin ilk pratik yanı uzun zamandır savsaklanmış bir halde kalıyor. Bununla birlikte, salt cinsel eğitimde değil, başka herhangi bir eğitsel konuda da pratik eksikliğin bulunduğunu herkes açık olarak görebiliyor. Aslında, hiç kimse kitap okuyarak ya da konferanslar dinleyerek bir öğrencinin dans etmeyi öğreneceğini ummaz. Yine hiç kimse sadece tarifle yetinerek otomobil sürmeyi öğrenemez. Kısacası, bugün varolan ve savunulan haliyle seks eğitimi başka bir eğitim disiplininde olmayan bazı kısıtlamalarla engelleniyor hâlâ. Öğrencilere yeterli bilginin verildiği durumda bile, onların bilgilerini yoğun bir uygulamayla bir şekle sokmalarına da izin verilmiyor. Onlar gerçek cinsel eşlerle kendilerini gerçek durumda gösteremez, kendi izlenimlerini toplayamaz ve çeşitlendiremez, ya da çeşitli yolları deneyerek öğrenemez. Hatta çoğu zaman eğiticinin içtenliksiz ya da kötü niyeti olmasa bile, seks eğitimindeki tüm resmi girişimler bu garip sınırlamalara gerçekdışı ve alışılmamış bir hava veriyor.</p>
<p>Kuşkusuz birçok genç insan resmi olmayan yollardan cinsel ilişkiyle meşgul oluyor ve böylece bazı pratik bilgiler kazanmaya çabalıyor. Ancak bu gençler eylemlerini yetişkinlerin onayı olmaksızın yapıldığından, deneyimleri başkalarında olabildiği gibi ödüllendirici, eğitici ve haz verici olamıyor her zaman.</p>
<p>Dahası, onların eşleri de aynı yaştan oluyor bu kez ve çoğu kez aynı deneyimsizliği ve güvensizliği birlikte yaşıyorlar. Geçmişte ve günümüzde birçok toplum oğlan ve kızlara ergenlikte deneyimli ve yaşça daha büyük eşlerin cinsel bakımdan yardım etmeleri gerektiğine inanmakta. Ne yazık ki ABD&#8217;nin birçok eyaletindeki seks yasaları gençler ve yetişkinler arasındaki cinsel temasa sınırlamalar getirmeye devam ediyor. (Bak «Uyumculuk ve Sapkınlık, Yasal &#8211; Yasadışı».)</p>
<p>Liseden ayrıldıkları zaman, birçok genç Amerikalı, bazı pratik deneyimler geçiriyorlar, ancak doyumsuz yaşıyorlar ve yüksekokullarda normal olarak çok daha geniş cinsel fırsatlar buluyorlar normal olarak. Büyük ölçüde yüksekokul öğrencisi insan cinselliği üzerine çeşitli kurslara girebiliyor ve aynı zamanda kampüste doğum kontrol hizmetleri de yapılıyor. Yüksekokula gitmeyen genç insanlar da Aile Planlaması, çeşitli başka genel ve özel cinsel bilgi ve danışma hizmetlerinden yararlanabiliyor. Son zamanlarda bu tür servislerde bir çoğalma görülmektedir ve bunlar da toplumun her düzeyinden kişilere yardım edebiliyorlar. Şimdi bazı hekimlerin kendi film ve video kasetlerini yaparak hastane ya da başka tedavi yerlerinde bunları kullanmaları buna çarpıcı bir örnek oluyor. Böyle bir olanak çocuk doğumu, çocuk bakımı, gebelikten korunma, gebelikte cinsel ilişki ya da benzer özel konuları kesin bir biçimde gösterme açısından çok yerinde görülüyor.</p>
<p>Yetişkinlerin seks eğitiminde başka bir kaynak her biçimde kitle iletişim araçlarıdır. Özellikle belli yönelimleri olan popüler dergiler genelde cinsel teknikler, erotik sanat, seksle ilgili yasal ve felsefi sorunlar, cinsel töreler tarihi konularında oldukça fazla eğitsel niteliklere sahiptir. Aslında bu tür dergiler çoğu kez «müstehcenlik» ve pornografi suçlamalarıyla karşılaşmakla birlikte, bazen oldukça değerli cinsel bilgileri basit bir dilde vererek pekâlâ yerinde bir görevi üstlenmiş oluyorlar. Birçok durumda da daha «saygın» yayınlarca açık bırakılan bir boşluğu dolduruyorlar. Bu, aynı zamanda pornografi sinemaları için de geçerlidir. Bu tür filmlerin bir kısmı insanların cinsel duygularını sömürücü ve yıkıcı olmalarına karşın, bir kısmı da gerçekten deneyimsiz seyircileri eğitme işlevini yerine getirebilecek düzeyde olabiliyor.</p>
<p>Öte yandan, bizim çağdaş pornolarımızın insan cinselliğini çoğu kez oldukça gerçekdışı bir şekilde resmettiği görülüyor ve böylece belli saf okuyucuyu ya da izleyiciyi yanlış yöne sevkedebiliyor. Gerçekte, bazı seks eğitimcileri sansür ya da yasaklamak için söz konusu bu tür materyalleri yeteri kadar ciddi tehlike saymakta. Bununla birlikte, bizim tıbbi ve psikiyatrik metinlerde, ansiklopedilerde, evlilik rehberlerinde, ilmihâllerde, edebi çalışmalarda çok daha fazla zararlı yanlış bilginin bulunduğunu hatırlamamız gerekir. İşin doğrusu, tüm dünyada kilise kapılarında milyonlarca satılan dinsel broşürlerde bugün bile belli tehlikeli yanlış kavramlar yayılmaya devam ediyor. Bu kitapçıkların bazıları bilgisiz genç bir insanın kafasında kötüleyici bir etki yapabilir pekâlâ. Ayrıca, bu kitapçıklar önyargı ve cinsel hoşgörüsüzlüğü besleyebilir çoğu kez. Tüm bu olgularla karşılaştırılırsa, bazı pornolar nispeten zararsız görünüyor.</p>
<p>Ne olursa olsun, sansür iyi bir çözüm değildir. Bizimki gibi çoğulcu toplumlarda, «en iyi» cinsel bilgi yalnızca engellenmemiş çok yönlü bir araştırma ve tüm görüşlerin yer aldığı herkesin katılabildiği istekli bir tartışmadan çıkan «kendine özgü» cinsel değerlerde bulunabilir.</p>
<p>Bunu, genellikle bugünkü durum ortaya koyuyor ve muhtemelen de gelecek onu karakterize edecek. Böylece, nihai olarak, biz seksin tehdit edici ve hisleri etkileyici bir sorun olmaktan çıkacağı bir noktaya varacağını ümit edebiliriz. Yerine, insan yaşamının ne aşırı fazla ne de aşırı az dikkat toplayan doğal bir görünümü gelir. Önceki daha az bastına yaşlarda seks eğitimi normal olarak herkesin genel eğitiminin bir parçası olur.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-egitim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Devrim</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:55:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Meydan Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinsel Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Yeni Ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[insel Ahlak Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmalarının Öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Araştırmasının Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[Sex Eğitimin Ölçüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşının sonunda, Wilhelm Reich, Amerikan okuyucularına ilk yazılarından bazılarını «Cinsel Devrim» adı altında sunmuş bulunuyordu (1945). Bu devrimin insanın duygusal, sosyal ve ekonomik varlığının köklerine uzanan açıklamasında Reich, kendisini bir radikal olarak gösteriyordu; yani bu kökleri gözden geçiren &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Dünya Savaşının sonunda, Wilhelm Reich, Amerikan okuyucularına ilk yazılarından bazılarını «Cinsel Devrim» adı altında sunmuş bulunuyordu (1945). Bu devrimin insanın duygusal, sosyal ve ekonomik varlığının köklerine uzanan açıklamasında Reich, kendisini bir radikal olarak gösteriyordu; yani bu kökleri gözden geçiren ve insanlığın özgürlüğünü oluşturan gerçekleri korkusuzca sergileyen bir adam.</p>
<p>Reich&#8217;a göre, gerçek, insanlara doğal olmayan yıkıcı cinsel ahlaklılığı empoze ederek Batı uygarlığının insanları hasta yapmasıydı. Bununla birlikte, doğal insan yaşamının işlevlerini binlerce yıllık bir uykudan uyandıran, çeşitli modern toplumsal ve bilimsel başkaldırılara teşekkürler. Gelecek cinsel sağlığı düzeltecek ve ilk olarak tam insan özerkliğini sağlayacaktır.</p>
<p>Reich, insan mutluluğunu ilgilendiren konularda iç kuşkuya yer bırakmadı. Derin politik değişimler bekledi ve nitekim, «devrim» üzerine konuştuğu zaman bütünüyle bunu kastediyordu. Bu bakımdan daha önceki yazarların geleneğini izledi. Aslında, ondan önce uzun zamandır cinsel özgürlük için mücadele edenler kendilerini isyancı ve devrimciler olarak tanıtmışlardı. Amerikan feminist hareketi de hiçbir zaman bu tür terimler kullanmada bir çekingenlik göstermedi. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Marga-ret Sanger, Kadın İsyanı adında bir dergi yayınladı. 1868&#8242;in başlarında da Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony de kadınların oy kullanma hakkı için mücadele eden Devrim adında bir gazete yayınlamışlardı. Gerçekte, 1776 Amerikan bağımsızlığının doğuşunda, Abigail Adams, ABD&#8217;nin ikinci cumhurbaşkanı olan kocası John Adams&#8217;ı, politik haklar verilmedikçe</p>
<p>kadınların isyan edebileceğini açıklayarak tehdit etmişti. (Ayrıntılar için «Erkeğin ve Kadının Toplumsal Rolleri», «Kadınların Özgürleşimi»ne bakınız.)</p>
<p>Bu kısa açıklama cinsel devrimin öyle ansızın ortaya çıkmadığı ayrı bir fenomen olmadığını, özellikle 18. yüzyılda İngiltere&#8217;de başgösteren Sanayi Devrimi ve Amerika ve Avrupa&#8217;da sonuçlanan politik devrimler gibi modern çağların başka birçok devrimleriyle ilişkili olduğunu bize hatırlatmak açısından yeterli olabilir. Gerçi Amerikan Devrimi cinsel özgürlükle henüz açık olarak ilgilenmiyor, hatta kadınların özgürleşiminin tartışılması başarılı olamıyorsa da, bunlara karşın, insan mutluluğunun sağlanması için doğal insan hakkını açıklayarak daha sonraki değişimler için yapılacak esas çalışmalara yol gösteriyordu.</p>
<p>1789 Fransız Devrimi, doğrudan birçok cinsel soruna hitap etti ve en iyi itkileri bir süre sonra boşa giderken, cezai seks yasalarının, kilisenin etkisinden kurtulmasını sağladı.</p>
<p>19. yüzyıl Fransa ve Almanyasında modernleşme sürecine hız kazandırmak ve kişi haklarını genişletmek için birkaç yeni «küçük» devrimin gerçekleşmesi için uğraşıldı, ancak bunlar başarılı olamadı. Bastına evlilikler, aile hukukları ve oy kullanma hakkının inkârı, beraberinde kadınların «yerinde» kalmalarına yol açtı. Edebi sansür, özgür fikirlerin akışına engel oldu ve herkesi cinsel bakımdan bilgisiz bıraktı. Her şeye karşın, prezervatif üretimi büyük ölçüde gerçekleştiği zaman, birçok erkek ve kadın, ailelerinin büyüklüğünü planlamaya başladı ve böylece «bir gebelikten korunma devrimi» yaşandı. Sonuç olarak, bunlar devlet tarafından tanınmadan kalmış olsa bile, en azından cinsel bakımdan kendi kendine karar verebilmek için bazı ölçüler kazandılar. Bununla birlikte, nihayet, geleneksel ideoloji ile pratik gerçek arasındaki uçurum o denli genişledi ki, artık çarpıcı bir yeniden düzenleme kaçınılmaz görünüyordu. Bu yenidene düzenlemeye eskinin katı politik düzeninin çöküşünü ilan eden Birinci Dünya Savaşı neden oldu. 1917&#8242;de, Rusya&#8217;da devrim başladığı zaman, devrim programında kadınların ve evrensel cinsel özgürlük için eşit haklardan söz ediliyordu. Böylece ilk olarak «cinsel bir devrim» bir devletin resmi politikası oluyordu.</p>
<p>Ne yazık ki, Reich kitabında tanımladığı gibi, birkaç yıl sonra Rus Devrimi, yapılan cinsel baskılarla, özgürlükçü amaçlarından sapıyordu. Tepkisel yasalar yeniden yerleştiriliyor ve bir süre sonra, birçok başka haklarla birlikte, serbest olan cinsel içerikli haklar ortadan kalkıyordu. Reich, bu gözleminden bir sosyal sınıftan başka bir sosyal sınıfa salt güç dönüşümünün yeterli olmadığını ve çok daha derin bir dönüşümün gerektiği sonucunu çıkardı. Gerçekte, Reich böyle bir dönüşümün daha şimdiden ABD&#8217;de ve başka aydınlanmış Batı demokrasilerinde pekâlâ yoluna girdiğini hissetti. Bu yüzden, zenginlik ya da yoksulluk, komünizm ya da kapitalizm artık bir sorun olmaktan çıkıyor, ancak basit olarak bir kişisel özerklik, bir «kendi kendini yönetme»nin karekter yapısı bir sorun olarak ortaya çıkıyordu. Bu tüm doğal bilimlerin yardımıyla varolan politik sistemlerin zorluklarını gözö-nüne alarak gerçekleştirilmesi gereken bir idealdi.</p>
<p>Kendi kendini yönetim, özerk kişiler, esasen bir burjuva idealidir. Bu ideal, modern Batı orta sınıflarının umutları ve ilgilerini yansıtan insan varlığının bir modelidir ve geçmişin orta-sınıf devrimleri için her zaman itici bir güç sağlamıştır. Bununla birlikte, artık toplumumuzda yaşanan politik devrimlerin bu örneği izlemediği görülüyor. Örneğin Rus, Çin ve Küba devrimleri burjuvazinin sonuna hizmet etmediği gibi bireyselliğe karşı da pek az sabır gösterdi.</p>
<p>Bu yüzden, onların aynı zamanda cinsel özgürlükte bir artış sağlamayı başaramamaları da pek şaşırtıcı gelmiyor. Üstelik, bu ülkeler kazanılmış bazı özgürlüklerin bile üstüne bir çizgi çektiler. (Çoğu başka Katolik ülkeler gibi iyi bir örnek oluşturan Küba, Fransız Devrimi ve onu izleyen Napolyon-cu reformların sonucu olarak oğlancılık yasalarını ortadan kaldırmıştır. Ancak sosyalist devrimden hemen sonra Küba bir kez daha homoseksüellere baskı yapmaya başladı.)</p>
<p>Aynı nedenle, kişi özgürlükleriyle ilgilenen Batının kapitalist, burjuva toplumunda, cinsel devrim devam ediyor. Cinsel bakımdan kendi-kendine karar verebilme hakkı her zamanki gibi önemli olarak değerlendiriliyor ve gerçekte, çeşitli cinsel özgürlük grupları bu durumun daha da genişlemesi için sıkı bir biçimde çalışıyorlar. ABD&#8217;de bir Eşit Haklar İçin Değişiklik, düşüğün resmen kabul edilmesi, oğlancılık, fahişelik ve müstehcenlik yasalarının kaldırılması ve homoseksüellere karşı ayrımcı tutumun sona ermesi mücadelesi belki de günümüzdeki en iyi örneklerdir. Aynı zamanda, giderek artan sayıda insan daha şimdiden kabul edilen cinsel haklarla belirli bir avantaj sağlamış bulunuyor. Böylece, cinsel özgürleşim hareketi hâlâ güç kazanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bununla birlikte, bazı çağdaş gözlemciler bu hareketin burjuva devriminin ya da herhangi bir devrimin bir parçası olduğuna inanmıyorlar. Yerine, onlar kesintiler ve çarpıcı değişimlerin görülmediği tedrici bir gelişmeden, bir doğal evrimden söz etmeyi tercih ediyorlar. Bu görüşü desteklemek için, onlar kur yapma ve evli eşlerin devam etmesi, birçok geleneksel ahlak değerlerinin kalımı ve oldukça muhafazakâr ortalama erkek ve kadınların varlığına dikkat çekiyorlar. Evrimciler bize daha başka, evlilik öncesi ve evli-likdışı seks, gebelikten korunma, düşük, homoseksüel davranış, fahişelik ve «pornografide hiçbir şeyin yeni olmadığını hatırlatıyorlar. Gerçekte, bu normların çiğnenmesi şimdi bizim aramızda görüldüğü kadar atalarımız arasında da yaygın olmuş olabilir. Geçmiş dönemle ilgili güvenilir istatistiki veriler sağlanamadığından, herhangi bir devrimci değişime sahip olduğumuzu, gerçekte böyle bir değişimin olup olmadığını öğrenecek bir yolumuz yok. Cinsel törelerin değişiminde hakim izlenim herhangi bir sınırlılığın yitimini göstermeyebilir, ancak sadece daha büyük bir içtenlik durumu değiştirebilir.</p>
<p>Bu varsayımda açık olarak bazı değerler yatar. Genel olarak konuşursak, insanlar cinsel gereksinimleri hakkında eskiden olduklarından daha az ikiyüzlüdür. Nitekim, eskiden üstü örtülü kalan ya da inkâr edilen davranışları da bugün daha açık bir biçimde tartışılabilmektedir. Bu, ardından, geçmişi idealize eden tabloda bir yanlış anlayışa yol açabilir. Bununla birlikte, geçmişte gerçek durumda atalarımızın da bizim gibi davrandıklarını varsaysak bile, yine bir önemli fark kalır: Onlar geleneksel cinsel standartları çiğnedikleri zaman, suçlanmaya katlanmak durumundaydılar çoğunlukla. Geleneği ihlal ettiklerini açıklamadılar ya da yaptıklarını bir hak olarak talep etmediler. Biz bugün kendimiz için «daha rahat» kuralları yerleştirmeye yetkili hissederken, atalarımızsa onları ortadan kaldırmaya yardım edemediler-se bile kuralları kabul ettiler.</p>
<p>Tutumdaki bu değişim bir devrime varmaktan başka bir şey değildir. Eskinin geleneklerini körcesine izlemek yerine, biz şimdi kendimiz için uygun olan cinsel etkinliğe karar veriyoruz. Bu yüzden, açık olan davranışlarımız aynı kalsa bile, bu davranışlar şimdi farklı bir anlam kazanmış bulunuyor. Cinsel ahlaklılığımız üzerine hiçbir şeyin edebi ve kutsal olmadığını, alternatiflerin varolduğunu öğrendik. Artık tabuların üstü örtülü kalmasına ya da yargılarımızın gözardı edilmesine boyun eğmiyoruz. Kısacası, geleneklerimizin meşruluğundan kuşkulanır olduk.</p>
<p>En azından bu anlamda, bir «cinsel devrim»den söz etmek tamamen yerinde olur. Anlamlı sosyal değişimlerin yalnızca insanların yaptıklarını değiştirdikleri zaman olmayacağını hatırlamamız gerekir. Onların sosyal değişim hakkında düşündükleri yolu değiştirmeleri de yeterli olabilir. Önceden varolmayan ahlaksal seçmeleri gelişmesi, farklı davranışların savunulabilir olması yeterli olabilir. Kabul ediliyormuş göründüğü sürece eski cinsel standartlar çürütülemez görünmektedir. Bununla birlikte, bugün her türde radikal değişimler önceleri eleştirici olmayan birçok erkek ve kadını ikna edici olabilir, hatta yeni şeyler akıllarına yatabilir. Böylece geçmiş ve günümüz geleceğe yol gösterecek güvenilir rehberler olmaktan çıkarlar. Kuşkularla kesinlikler, bilimsel hipotezlerle dinsel dogmalar yer değiştirmektedir. Aynı zamanda, tercihlerimiz ve sorumluluklarımız da artmaktadır. Büyük heyecan duyacak kadar büyük neşe içinde olmanın nedeni vardır. Seks alanında, yaşamın öteki alanlarında olduğu gibi, gerçekte bir şeylerin olması olasılığı beliriyor.</p>
<p>Açıktır ki, bunun gibi bir giriş metni Cinsel Devrimi tüm görünümleriyle kapsayamaz. Bu nedenle, aşağıdaki safyalar bugün özel bir dikkat çeken şu üç sorunu tartışacaktır yalnızca: Seks araştırması, seks eğitimi ve yaratılan yeni, duyarlı seks standartlarının zorluğu. Daha derin bir çalışma için, bu bölümün ve kitabın sonundaki bibliyografyaya başvurulması önerilir.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMALARI</p>
<p>Cinsel işlev ve davranış üzerine çalışmaların tarihi çok eski zamanlara değin uzanır, örneğin, Platon ve Aristo gibi Yunan filozofları, homoseksüelliğin yararları ve nedenlerini tartışmış ve Hipokrat gibi hekimler de insan üremesi üzerine önemli gerçekler ortaya koymuşlardır. Gebelikten korunma üzerine ilk tezi yazan Soranus ve ilk yerinde cinsel teoriyi geliştiren Galen gibi hekimler de Romalılar devrinde görülmüştür. Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra, galip kuzeyli barbarlar eski bilgilerin pek çoğunu kaybetmişler, ancak bu bilgilerin bazıları Ortadoğu ve Afrika&#8217;da İslâm hekimleri tarafından korunmuş, hatta bu hekimler sayesinde hekimlik bilgileri Ortaçağ İspanya ve kalyasında yeniden boy göstermeye başlamıştır. Sonuç olarak, Ortaçağların sonu birkaç Avrupa ülkesinde modern deneysel bilimin doğuşuna sahne olmuştur. Rönesans bilgin ve sanatçıları, insan vücuduna öncekinden daha büyük bir ilgi göstermiş ve onu daha ayrıntılı olarak incelemeye koyulmuşlardır. Bu dönemi yansıtmak amacıyla sadece Leonardo da Vinci&#8217;nin çeşitli kesin cinsel tepkileri, birleşme, dölütsel gelişim ve başka konuları defterinde çizdiğini belirtmek yeterli olur. Bu çizgiler artık Leonardo da Vinci&#8217;nin eski otoritelerin bilgilerine güvenmediğini, aynı zamanda kendi anatomik çalışmalarına dayanarak oluşturduğu yalnızca doğrudan gözlemleri yansıtabiliyordu. Bu çalışma sonraları Fallopius, Bartholin ve Graaf gibi kadavraları inceleyerek, iç cinsel organların daha iyi anlaşılmasına hizmet eden ünlü anatomistlerce daha ileri noktalara ulaştırıldı. (Bkz. «Kadın Cinsel Organları»)</p>
<p>Doğal olarak 16 ve 17. yüzyılda anatomik bilgideki bu gelişme, doktorların hastalarını daha etkin bir biçimde tedavi etmesini, hatta onların belli üreme sorunlarına yardım etmesini sağlayan büyük tıbbi değerden kaynaklanıyordu. Ne yazık ki, 18. yüzyılda, tıp mesleği büyük bir gerileme gösterdi ve mastürbasyonun sağlığı tehlikeye düşüreceği iddiaları gibi «keşifler» ileri sürülmeye başladı. Aslında, Galen gibi eski hekimler mastürbasyonun bazen zorunlu ve sağlık için iyi olduğuna inandırmışlar ve düşüncelerini de boşaltılmayan meninin zehirli olabildiği teziyle savunmuşlardı. Şimdi, «aydınlanmış» tıp düzenli meni yitiminin vücudu zayıflatacağını ve aslında öldürücü olabileceğini açıklayarak modern bir hastalığa eski bir tedavi uygulamasına geri dönüş yapıyordu. (Bkz. «Kendi Kendini Uyarım»)</p>
<p>Mastürbasyona karşı bu tıbbi kampanyanın, liberal filozofların Hıristiya-lığın seksle ilgili çileci görüşlerini çürütmeye başladığı ve çeşitli kâşiflerin, dünyanın uzak kesimlerinde yaşayan «Soylu Vahşilerin» cinsel bakımdan yasaklanmamış bir anlayış içinde bulundukları haberleriyle ülkelerine döndükleri zaman, meydana çıkması ilginçtir.</p>
<p>Fransız Kaptan Bougainville ve İngiliz Kaptan Cook, Tahiti ve öteki Pasifik adalarına yaptığı gezilerde duyarlı ve mutlu insanlarla karşılaştılar ve bu keşifleri Avrupa&#8217;da cinsel standartlar üzerine ciddi kuşkular getirdi. Volta-ire ve Diderot gibi yazarlar, eleştirilerinde bu standartların insancıl olmadığını belirttiler ve Fransız Devrimi sonuç olarak resmi reformlar ve daha büyük cinsel özgürlük taleplerini yükseltti. İngiltere&#8217;de sekste üremeye ağırlık veren geleneksel görüşte dindar, ancak her şeye karşın pragmatist Tho-mas R. Malthus&#8217;un Nüfus Teorisi adlı denemesi ciddi gedikler açtı. Malt-hus, nüfustaki artışın er ya da geç dünya gıda rezervlerini geçeceği kehanetinde bulunuyordu bu ünlü kitabında. Bu hastalığı tersine çevirmek için, Malthus, kendi-kendini sınırlama ve geç evliliği savundu. Bununla birlikte, bu tür ölçüler bir süre sonra gebelikten korunmanın yaygınlaşmasına yol açan daha cüretkâr ruhlar tarafından uygun görülmedi. Belki bu çabaların en önemlisi Felsefenin Ürünleri ya da Genç Evli, ya da Genç Evlilerin Gizli Arkadaşlığı adlı kitabında Amerikalı hekim Charles Knowlton tarafından gösterildi (1832). Üzünç ve hatta ahlakçı bir tonda yazılmış olmasına karşın, bu kitap, Soranus&#8217;un çağından bu yana, gebelikten korunma yön</p>
<p>İLK SEKS ARAŞTIRMASI</p>
<p>Ortaçağlarda eski tıbbi ve cinsel bilgilerin çoğu, aynı zamanda bazıları kendilerine ait yeni teorileriyle İslâm hekimleri tarafından korundu ve geliştirildi. Daha sonra Rönesans Avrupasın-da bu bilgilerden destek alan sanatçılar ve bilginler sistematik anatomik araştırmaya giriştiler.</p>
<p>Leonardo da Vinci&#8217;nin not defterinden alınan bu iki sayfadan (soldaki) birleşme ve (sağdaki) dölût gelişimi üzerine anatomik çalışmaları gösteriyor.</p>
<p>temlerinin en kapsamlı tanımını ortaya koyuyordu. Bungnla birlikte, onun bilime yakışır yararlarına karşın, otoriteler bundan hoşnut kalmadı ve Knowl-ton para cezasına çarptırılıp hapse atıldı.</p>
<p>Ötekiler arasında, bu örnek, kurulu güçlerin tavır almak için tetikte olduklarına iyi bir işaret oluyordu. Batı kiliseleri ve yönetimleri, seks araştırmalarının ilerlemesiyle ilgilenmiyor ve herhangi bir araştırmanın sonuçlarının halka duyurulmasını da istemiyorlardı. Sonraki birkaç on yıl bu işaretlerin anlaşılmakta olduğunu gösterdi. Birçok araştırmacı bizzat kendilerine karşı oldukça hoşgörüsüz davranıp statükoyu savunarak bir uyum içine girdiler. Ancak bu arada psikiyatri yeni bir tıbbi disiplin olarak meydana çıkıverdi. Psikiyatristler, kendini kötüye kullanmak tutumlarına karşı cephe alıp bunun nedenleri ve sonuçları hakkında daha fantastik teoriler geliştirdiler. Fransız psikiyatristleri, Morel, Magnan ve Charcot, «çürüme» dedikleri cinsel «sapıklıklar» üreten, uygun olmayan cinsel davranışa yüklenerek eski ahlaklılığı güçlendirdiler. Rus, Alman ve Avusturyalı doktorlar, cinsel normlardan tüm cinsel sapkınlıkların çıkmasından sorumlu olan «cinsel psikopatoloji» kavramını geliştirdiler. Sonuç olarak, 1886&#8242;da Viyanalı psikiyatrist Ric-hard von Krafft Ebing -Psychopathia Sexualis- adlı kitabında bu sapkınlıkları listeleyip sınıflandırdı. Kitabın adından da çıkarılacağı gibi, sıradan okuyucuya anlaşılmaz gelsin diye, metnin geniş bir parçasını Latince yazdı. (Ayrıntılar için, bkz. «Uyumculuk ve Sapkınlık», «Sağlık &#8211; Hastalık»)</p>
<p>Yüzyılımızın başına değin, daha eleştirel bir tutum yer edinemedi kendisine. Tam bu sırada Sigmund Freud ortaya çıkarak çürüme kavramını safdı-şı etti ve «anormal» cinsel davranışın travmatik çocukluk deneyimlerinin sonucu olarak ortaya çıktığını açıkladı. Aynı zamanda, modern uygarlığın keskin ve övücü olmayan bir çözümlemesinin yapılmasını önerdi. Daha pratik araştırmalar, cinsel davranış üzerine hacimli ve yeni bir akademik disipline zemin oluşturan «Sexualwissen-schaft» (seks bilim ya da seksoloji) çalışmaları, Havelock Ellis, lwan Bloch ve Magnus Hirschfeld tarafından yapıldı. Bu tür çalışma daha sonra Kinsey, Masters ve Johnson gibi Amerikalı bili-madamlarınca sürdürüldü. Başka bir önemli araştırma çabası zührevi hastalıklarla ilgiliydi. 1906&#8242;da Vasserman ünlü frengi testini geliştirdi ve 1919&#8242;da Ehrlich ve Hata, onun ilk başarılı tedavisini gerçekleştirdi. 1928&#8242;de penisilinin keşfi (Fleming tarafından) günümüzde de uygulanan etkin tedavinin yolunu hazırladı.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı varolan ahlaksal düzenin sarsılmasına yol açtı ve bu da cinsel özgürlükte büyük bir artışın görülmesine öncülük etti. Kadınlar daha özgür oldu ve aşırı sınırlayıcı geleneksel cinsel rollerini yadsıdılar. Onlar ve cinsel bakımdan ezilen gruplar, seks üzerine karşı-kültürel çalışmalar yapan antropologların çalışmalarında yeni tartışmalar buldular.</p>
<p>Pasifikliler ahlaksal bir ders için bir kez daha materyal sağlıyordu. 1920&#8242;ler ve 1930&#8242;larda Bronislaw Malinowski ve Margaret Mead, Trobrian-derler, Samoalılar ve başka «ilkeller» üzerine çalışmalar yapıp ne Batının cinsel davranış üzerine getirdikleri ideallerin, ne de bizim erkeksilik ve kadınsılık kavramlarımızın evrensel olduğunu doğruladılar. Bu çalışmalar daha büyük cinsel hoşgörü gereksiniminin ahlaksal çürümeye götürmediğini gösterdi. 1951&#8242;de Clellan S. Ford ve Frank A. Beach, Cinsel Davranış Örnekleri adlı kitabında çok geniş bir antropolojik bilgiyi özetlediler ve öncekilerle aynı sonuca vardılar.</p>
<p>Bugün, seks araştırmaları sayısız cephelerde devam ediyor ve giderek daha çok kabul de görüyor. Bazen aşırı ciddiye alındığı ya da aşırı beklentilerle üzerine çullanıldığı oluyor, örneğin, pek çok sade vatandaş, modern seks araştırmasının tümüyle yeni insan görüşleri ürettiğine inanıyor. Bununla birlikte bu kısmen doğrudur. Aslında, Freud&#8217;un büyük devrimci keşifleri (bebek cinselliği), Kinsey&#8217;in (gençlerin yüksek cinsel hevesliliği ve eşcinsel davranışların geniş bir biçimde görülmesi), Masters ve Johnson&#8217;un (kadınların üst orgazmsal potansiyeli) bulguları daha eski ve Ortaçağlarda da bilinmekteydi. Bu bilgi yalnızca son birkaç yüzyıl içinde bastırıldı, o da sadece sanayileşmiş Batıda. Nitekim, birçok durumlarda modern seks araştırmacılarımız sadece bazı çok eski gerçekleri gözden geçirdiler.</p>
<p>Bu açıklama, son yıllarda yapılan araştırmaların kendisini azaltmış olmuyor, tersine buradan bazı tarihsel perspektiflerin onları daha yararlı hale getirebileceği gerçeği belirtilmiş oluyor. Aşağıdaki sayfalar birkaç kalburüstü araştırmacının çalışmalarını kısaca tanıtarak böyle bir girişimde bulunuyor. Bölümün sonunda günümüzdeki ilgiye ve olası gelişmelere değiniliyor.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMASININ ÖNCÜLERİ</p>
<p>Modern dar anlamda özgün seks araştırmasının kökleri 19. yüzyıla inmektedir. Bu araştırma birkaç Batı ülkesinde çok farklı yöntemler kullanan, farklı zeminlerde bulunan erkek ve kadınlar tarafından başlatıldı. Bu öncülerin çoğunun araştırmayı herkesin kabul etmesi için uzun ve zor bir uğraş vermesi gerekti. Hatta bazıları yakın çevrelerindeki insanların uzaklaştıklarını, halkın kendileriyle ilişkilerini kestiklerini ya da hükümetleri tarafından dava konusu edildiklerini gördüler. Her şeye karşın, sonuçta, onların çalışmaları yararlılığını gösterdi ve bugün gelişmesini sürdüren bilimsel cinsel bilginin temeli, genel olarak tanınmış bulunuyor.</p>
<p>Kitabımızın konumu, bu alanda çalışma yapan bilimadamlarının yalnızca kalburüstü olanlarının tanıtılmasına izin veriyor. Kısa ve eksik olmakla birlikte, bu liste belki seks araştırmasının tarihine ve sorunlarına bir göz atmamızı sağlayabilir.</p>
<p>Sigmund Freud (1856-1939)</p>
<p>Avusturyalı hekim ve psikoanalitik teorinin kurucusu olan S. Freud, kariyerine, birçok isterik hastasını tedavi etmek zorunda kaldığı Viyana&#8217;da başladı. Bunlar bazı «imkânsız» bedensel işlevsizliklerden şikayetçi olan insanlardı. Yani, tüm standart testlere göre sağlıklıydılar ve işlevlerini normal olarak yapabilmekteydiler. Bu tür hastaları uzun zaman yakından inceleyen Freud, onların bilinçsiz cinsel çatışmaların neden olduğu gizemli yetersizliklerini bulguladı. Bu ve başka bulgular, Freud&#8217;u terapinin psikoana-liz olarak adlandırılan biçimine götürdü. (Psikoanaliz, Grekçe «ruh ya da aklın gözden geçirilmesi» anlamına geliyor.) Psikoanaliz, hastanın sorunlarının gizli kaynaklarını kendilerinin «özgür yardımıyla» analiste yavaş yavaş açıklamasından başka bir şey değildi. Bunların en önemli olanını hasta kendinde saklıyordu. Bir kez çatışma su yüzüne çıkıyordu ve hasta böylece bilinçlenmiş oluyordu, artık sorun akılcı bir biçimde ele alınabilirdi. Böylece, daha sonra hasta da tedavi ediliyordu.</p>
<p>Kitabımızın sınırları, burada büyük ölçüde yaygınlaşan ve yüzyıllardır gözden geçirilegelen psikoanalitik kuramının ayrıntılı tartışmasına girmemizi engelliyor. Freud&#8217;un yapıtlarının İngilizce basımı toplam 24 ciltten oluşmaktadır. Onun oldukça yüksek bilgili ve karmaşık düşüncesini yaygınlaştırmak bugüne herhangi bir girişim, kuşkulanılır ve bir iş olarak kalıyor. Her şeye karşın en azından Freud&#8217;un kuramından bazı görüşler, kitabımızın bir bölümünde kısaca özetleniyor (Bkz. «Cinsel Davranışa Giriş»).</p>
<p>Freud, gerçekten çok geniş alanlarda eğitim görmüş bir insan, önde gelen bir düzyazı ustası ve uzlaşmaz bir düşünürdü. Bu nitelikler hiç kuşkusuz onun başarılarını ve uluslararası ününü artırmıştır. Başlangıçta Freud&#8217;un kuramı hiç de iyi bir kabul görmedi. O genel önemi sekse ve özellikle bir tartışma fırtınasına neden olan ve onu meslektaşları arasında hemen hemen dışlanmış bir insan yapan, çocukların cinselliğini yeniden bulgula-masaydı, Viyana Üniversitesinde önce okutman, daha sonra da profesör oldu ama ona hiçbir zaman bir kürsü verilmedi. Bununla birlikte, onun tıbbi pratiği, konferansları ve büyük kitapları olan Rüyaların Yorumu (1900), Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme (1905) (Yaymevimizce bu kitap Cinsiyet Üzerine adı altında yayınlandı), Totem ve Tabu (1913) ve Zevk İlkesinin Ötesinde (1919), ona geniş bir okuyucu grubu sağladı. Dahası, çevresinde birkaç genç ve parlak taraftar toplayabiliyordu. Yıllar sonra Freud, eski öğrencilerinden bazılarının kendi psikoanalitik okullarını kurmasına karşın, psikoanalitik hareketin tüm Avrupa&#8217;da yayıldığını görmenin tadına vardı. Bununla birlikte, yaşamının sonuna doğru çalışmasının çoğunun boşa gittiğini görüyordu. Nazi Almanyasında psikoanaliz, Yahudi bilimi olarak yasadışı ilan ediliyor. Freud&#8217;un kitapları alanlarda yakılıyor, izdeşleri hakkında davalar açılıyordu. Sonuç olarak, 1938&#8242;de Hitler Avus-</p>
<p>turya&#8217;ya saldırdığı zaman, Freud da, sonraki yıllarda kanserden öldüğü İngiltere&#8217;ye sürgüne gitmekten başka bir çıkar yol bulamadı. Ölümünden sonra da, Freud&#8217;un etkisi özellikle Amerika&#8217;da gelişmeye devam etti.</p>
<p>Her ne kadar onun görüşlerine meydan okunup bazı savlarının gerçekte yanlış olduğu ileri sürülmüşse de, bir bütün olarak çalışması Batı entelektüel tarihinde görkemli bir başarı gibi ayakta duruyor. İffettik taslama ve ikiyüzlülüğün görüldüğü bir çağda, Freud cinsel konulara tümüyle bilimsel bir yaklaşım gösterdi. Cinsel davranışı açıkça ve ölçülü bir üslupla tartışarak, onun elverişli bir çalışma konusu olmasına yardım etti. Aynı zamanda cinsellik kavramını genişletti ve böylece daha sonraki önemli araştırmalar için bir temel kurmuş oldu.</p>
<p>Havelock Ellis (1859 &#8211; 1939)</p>
<p>Bir İngiliz bilgini ve denemecisi olan Henry Havelock Ellis, yaşamının başlarındayken cinsel sorunlara bilimsel bir yaklaşım içinde eğildi. Ellis, tıp öğrenimi gördü ve diploma aldı, ancak hiçbir zaman düzenli olarak bu alanda çalışma yapmadı. Kendini yazmaya verdi ve yıllarca insan cinselliğinin daha iyi anlaşılması üzerine önemli katkılarda bulundu. En ünlü çalışması, 1896 ile 1928 yılları arasında 7 cilt halinde basılan Seks Psikolojisi Üzerine Çalışmalaradır. İlk cildi yayımlandığı zaman müstehcenlikle suçlanıp, yasa önüne çıkarıldı. Suçlanan bir kitap satıcısı, çalışmanın bilimsel değerine dikkat çekti, ancak yargıç bunun bir bahane olmaktan öteye gitmediğini söyleyerek çalışmanın bilimselliğini reddetti ve «iğrenç bir yayını» satmak amacı taşıdığına karar verdi. Bu yargısal tutumun sonucu olarak çalışmanın tümü 1935&#8242;e değin kamuoyu önüne çıkarılmadı. Yalnızca tıp mesleğinden olanların okumasına izin verildi.</p>
<p>Her şeye karşın, yazarın ünü ve etkisi Avrupa&#8217;da ve Amerika&#8217;da hızla büyüdü. Havelock Ellis, bulduğu birkaç terim ve deyimi benimseyen Fre-ud&#8217;la yazıştı, bu arada cinsel devrim hareketinde etkin bir rol oynuyordu. Ellis, kadınların özgürleşiminin ve genel seks eğitiminin ilk öncülerinden biriydi.</p>
<p>lwan Bloch (1827-1922)</p>
<p>Berlin&#8217;de hekim olarak çalışan lwan Bloch&#8217;un özel ilgisi zührevi hastalıklar üzerine idi. Bu alandaki araştırması, bir süre sonra onun yaygın bir biçimde tanınmasını sağladı. Bloch, cinsel konular üzerine yoğun bir biçimde yazılar yazdı ve cinsel devrim hareketinde etkinlik gösterdi. İki büyük çalışmasından biri olan Günümüzde Cinsel Yaşam (Das Sexualleben UnsererZeit) 1907&#8242;de yayınlandı. Yarım kalan Cinsel Bilimler El Kitabı&#8217;nın yayımı, 1912&#8242;den 1925&#8242;e kadar sürdü. Block, kendi çapında bir bilim adamı olarak ilk kez seksoloji kavramını (sexualxissenschaft) önerdi ve geliştirdi.</p>
<p>Magnus Hirschfeld (1868 -1935)</p>
<p>Alman hekimi olan Magnus Hirschfeld, ilk olarak Berlin&#8217;de pratisyen hekimlik yaptı ve daha sonra da «Psikolojik Cinsel Düzensizlikler» üzerine yoğunlaştı. Tıbbi deneyimi ve kendi bilimsel araştırmasıyla eşcinsellerin psikolojik ve toplumsal sorunlarını yakından izlemeye başladı ve bir süre onların karşılaştığı resmi baskının haksız, akla aykırı ve insanlıkdışı olduğu sonucuna ulaştı.</p>
<p>Hirschfeld, 1877&#8242;de eşcinsellik üzerine bilimsel çalışmalar için Bilimsel &#8211; İnsancıl Komiteyi kurdu. Komite, bütün eşcinsellere tek tek yardım etmeye girişti. Hirschfeld, bilimsel ve insancıl çalışmalarının bir parçası olarak, eşcinsellik ve başka konularda herkesi olduğu kadar meslekten olanları da eğitmeye yönelik, bir «yıllık» hazırlamaya başladı. Bu bilimsel çalışmaya birçok önemli yazar yıllarca katkıda bulundu. Bütün ciltlerde işlenen sürekli bir konu, Almanya&#8217;da anti-homoseksüel yasaların kabul edilmesi mücadelesidir.</p>
<p>1908&#8242;de Hirschfeld seksoloji üzerine ilk günlüğünü yayınladı ve 1913&#8242;de de lwan Bloch ve başka bilimadamlarıyla birlikte ilk seksoloji derneğini kurdu. Birinci Dünya Savaşından sonra Hirschfeld, ilk Seks Bilimleri Enstitüsünü kurdu. Enstitü, 1919 yılında yeni Demokratik Alman yönetimine devredildi. Bu enstitü, laboratuvarları, cinsel materyallerden oluşan geniş koleksiyonlar ve bir araştırma kütüphanesini de kapsıyordu. Ek olarak bir danışma bürosu vardı ve genel konularda herkese açıktı. Yoksul hastalara da parasız hizmet veriliyordu.</p>
<p>1921&#8242;de Hirschfeld, Berlin&#8217;de Cinsel Reformlar için uluslararası bir kongre düzenledi. 7 yıl sonra bu, Dünya Cinsel Reformlar Birliği&#8217;ne dönüştü. Bu birliğin üyeleri ve destekleyicileri arasında Havelock Ellis, August Forel, Bertrand Russell, Yargıç Ben Lindsey ve daha birçok seks reformcusu yer alıyordu.</p>
<p>Hirschfeld&#8217;in yapıtları içinde en önemlisi Transvestitler&#8217;dir. (Bu terimi 1910da buldu.) Erkek ve Kadında Eşcinsellik (1914), Cinsel Patoloji, 3 cilt (1916 -1920) ve Cinsel Bilgi; 5 Cilt (1926 -1930). Ayrıca Hirschfeld cinsel reform ve eğitime değinen birkaç (sessiz) film yapmakla da ilgilendi. Bunlardan en iyi bilineni Alman cinsel sapıklık (sodomy-oğlancılık) yasalarında reformu konu alan «Başkalarından Farklar» adlı çarpıcı filmdi (1919). Filmde ünlü aktör Conrad Veidt&#8217;le birlikte Hirschfeld&#8217;in kendisi de görünüyordu. Bu filmden parçalar hâlâ çeşitli arşivlerde bulunabilir.</p>
<p>1933&#8242;te Almanya&#8217;da Hitler iktidara geldiği zaman, Berlin&#8217;de bulunan Hirschfeld&#8217;in enstitüsü saldırıya uğradı, koleksiyonları tahrip edildi ve kitapları yakıldı. O günlerde enstitüde bulunmayan Hirschfeld canını kurtardı ama bir süre sonra kendisini sürgünde buldu. İki yıl sonra da Fransa&#8217;da öldü. Nazi Almanyasında eşcinseller ve öteki «sapkınlar»a baskı devam etti, hızla ve eşitsiz oranda arttı. Çoğu da toplama kamplarında öldü. Hitler&#8217;in devrilmesinden sonra, çok azı hayatta kalmıştı, çektikleri acılar hiç soruşturma konusu olmadı ya da hakları aranmadı. Sonuç olarak, Hirschfeld&#8217;in ilk çalışması 1960&#8242;larda meyvesini verdi. Alman anti-eşcinsel yasaları feshedildi ve sonunda Alman eşcinsellerine bütün cinsel ve medeni haklar tanındı.</p>
<p>Wilhelm Reich (1897 -1957)</p>
<p>Reich, Viyana&#8217;da tıp eğitimi gördü ve Freud&#8217;un etkisi altında bir pratisyen psikoanalist oldu. Onun Viyana&#8217;da serbest psikoanalitik klinik çalışması birçok yoksul hastayla temasını sağladı ve onlar üzerine çalışarak tüm dikkatini onların toplumsal ve ekonomik koşullarına yöneltti. Bir süre sonra Freud ve izdeşlerinin bu sorunları tümüyle bir kenara ittiklerini ve gerekli cinsel sağlığı başarmak için bazı politik değişikliklere de gereksinim duyulduğunu sezmeye başladı. Bu nedenle Reich, Kari Marx&#8217;ın yapıtlarını inceledi ve 1930&#8242;da Berlin&#8217;e gittiği zaman, Komünist Partiye katıldı. Aynı zamanda komünist bir cinsel-politik kuruluşun örgütlenmesine yardım eden Reich, geniş ölçüde emekçi sınıftan dinleyicilere konferanslar verdi.</p>
<p>Bu dönem sırasında Reich, yoğun bir biçimde cinsel ve politik sorunlar üzerine yazılar kaleme aldı. En önemli çalışmaları İngilizceye çevrilen ve 1940&#8242;larda kısmen yeniden yazılan, Orgazmın İşlevi (1932), Kişilik Çözümlemesi (1933), Faşizmin Kitle Psikolojisi (1933) ve Cinsel Devrim&#8217;dir (1936).</p>
<p>(Bu yapıtların tümü Payel Yayınlan tarafından yayınlandı.)</p>
<p>Bu çalışmalarda Reich, cinsel ve öteki işlevsizliklere, cinsel baskının kökenine ve insanların faşizme sarılmasına neden olan psikolojik mekanizmalara ve Sovyetler Birliği&#8217;nde cinsel reformlar tarihine ve sonuçlarının kaldırılmasına değinir.</p>
<p>Radikal görüşlerinden dolayı Reich bir süre sonra üzerinde tartışılan bir adam haline geldi. Komünistler onun cinsel özgürlük üzerine düşüncelerinden giderek rahatsızlık duymaya başladılar ve 1933&#8242;te de resmen partiden çıkardılar. Bu arada meslekdaşları arasında da düşmanlar kazanan Reich, 1934&#8242;te Uluslararası Psikoanalitik Derneğinden de ihraç edildi. Artık onun için Nazi Almanyasında herhangi bir yer kalmadığını söylemeye gerek yok. Kitapları herkesin gözü önünde yakılmaya başladığında Danimarka&#8217;ya kaçtı ve sonra İsveç&#8217;e oradan da Norveç&#8217;e geçti. Sonunda 1939 yılında ABD&#8217;ye yerleşti.</p>
<p>Reich, 1930&#8242;ların sonuna doğru, politikayı bir kenara itip yavaş yavaş biyolojiyle uğraşmaya başladı. Kari Marx ve Freud&#8217;un kuramlarını birleştirmeye çabaladığında her ikisinden de uzaklaştı. Yerine &#8216;orgon&#8217;u, yani tera-patik amaçlar için özel olarak hazırlanmış kutularda toplanabilen, sağlığın restorasyonu ve korunması için gerekli olduğuna inandığı bir temel yaşam enerjisini keşfettiğini ilan etti.</p>
<p>Onun bu yeni kuramını işiten tüm bilimadamları bunu saçma buldular. Ne yazık ki Reich&#8217;in bilimsel savları hep daha fantastik olurken, günlük yaşamında da giderek daha usdışı davranmaya başladı. Bu nedenle onu ciddiye almaya devam etmek oldukça zordu. 1954&#8242;te tekeller ve çeşitli kurumlar Washington&#8217;da onun çalışmalarının tehlikeli bir şarlatanlıktan öteye gitmediği noktasından hareketle tüm «orgon toplayıcılarının» da imhasını öngören, gerçekte tüm yazılarını yokeden bir emir çıkmasını sağladılar. Bu emir, orgon kuramının her ne ad altında olursa olsun yasaklanmasını getiriyor ve aslında orgon sözcüğünün kullanılmasının da (en azından Reich ve yardımcıları için) suç oluşturduğuu belirtiyordu. Bununla birlikte, yakılan kitapları yalnızca en yeni biyolojik yazılarını içermekle kalmıyor, aynı zamanda Kişilik Çözümlemesi ve Faşizmin Kitle Psikolojisi&#8217;ni de (bunlarda orgon kuramından söz edilmemektedir) kapsıyordu. Reich, bilimsel soruların mahkemeye getirilemeyeceği ve getirilmemesi gerektiği iddiasıyla emre boyun eğmeyi reddetti. Sonuç olarak, bu girişimi iki yıl hapisle cezalandırıldı, tıpkı Nazi Almanyası öncesi olduğu gibi kitapları resmen yakıldı. Reich bir süre sonra Pennsylvania&#8217;da, Levisburg cezaevindeyken öldü.</p>
<p>Bugün Reich&#8217;in çalışması (Orgon kuramı dışında) yeniden etkili olmaya başladı. Onun özel masajlarla sözsel iletişimi birleştiren terapatik teknikleri birçok yeni terapist tarafından yararlı bulundu. Ayrıca politik kavramlarda cinsel sorunlar gördüğü için çalışmaları yeniden değer kazanmaya başlıyor. Reich, cinsel konularla uğraşmış en önemli yazarlardan biri olarak kabul ediliyor, günümüzde.</p>
<p>Alfred C. Kinsey (1894 -1956)</p>
<p>Alfred C. Kinsey 1938 yılında seks ve evliliğin biyolojik görünümleri üzerine bazı konferanslar vermesi istenildiğinde Bloomington İndiana Üniversitesi&#8217;nde zooloji profesörlüğü yapmaktaydı. Bu alandaki mesleki yayınları incelerken, çoğunun büyük ölçüde tartışma götürür olduğunu ve uygun olmayan örneklere dayandıklarını gördü. Aynı zamanda bu çalışmaların, öğrencilerinin kendisine yönelttiği en basit soruların bazılarına bile cevap veremediğine dikkat etti. Bu nedenle Kinsey insan cinselliği üzerine yeni bir çalışmanın gerekli olduğunu anladı. Üniversitede bazı gönüllü yardımcıların yardımıyla kişilerin seks istemi üzerine birkaç bin örneği listelemeye başladı. 1939&#8242;da Üniversite dışına çıkıp eyalet hapishanelerinde mahkûmlarla çevredeki küçük kasabalardaki insanları gözden geçirdi. Bununla birlikte, tamamlanması birkaç yıl sürecek olan tasarı kısa sürede iyice belirginleşti ve Kinsey, bunun için hatırı sayılır bir fon istedi. Bu fonlar Üniversiteden, çeşitli özel ve genel kuruluşlardan sağlandı. Böylece, Kinsey ve yardımcıları Wardell B. Pameroy, Clyde E. Martin ve Paul H. Gebhard çalışmalarına devam ettiler. 1947&#8242;de Seks Araştırma Enstitüsü çerçevesinde birleşildi ve 1959&#8242;a kadar tek tek 18.000&#8242;den çok olay belirlenip toplandı.</p>
<p>Kinsey&#8217;in sarsıcı materyali iki büyük kitabının temelini oluşturdu. Erkeklerde Cinsel Davranış (1948) ve Dişilerde Cinsel Davranış (1953). Bu anıtsal çalışmalar ülkenin dört bir yanından, yaşamın her kesitinden, her yaştan Amerikalının cinsel davranışları üzerine ayrıntılı istatistikler içeriyordu. Eldeki veriler bir dizi şaşırtıcı davranışı ortaya koyuyor ve Amerikan seks yasalarının çoğunun gerçekdışı olduğunu açığa çıkarıyordu. Örneğin eşcinsel davranışın hiç de istisnai olmadığı, hatta oldukça yaygınlaştığı görüldü ve kadınlar arasında da bir hayli yaygın olduğunun ortaya çıkması herkese (ve bizzat Kinsey&#8217;e de) büyük bir sürpriz gibi geldi. Kitapları aynı zamanda cinsel tepkilerin fizyolojisi için birçok yeni görüş içeriyor ve önceki çalışmaların eleştirel bir gözle incelenmesini öneriyordu.</p>
<p>Doğal olarak Kinsey&#8217;in çalışmalarının basımı bir sansasyon yarattı ve o kendini hem cesaretli bir bilimadamı olarak övülür, hem de yakın ilişkileri tahrip eden utanmaz ve akılsız bir adam olarak mahkûm edilir buldu. Bununla birlikte eleştirmenlerin hiçbiri metni tümden okumayı merak etmiyordu. Bugün bile Kinsey&#8217;in buluşlarının önemi henüz herkesçe kavranmış değil. Bu arada, Kinsey&#8217;in öncü çalışması hâlâ bilimsel ve kolay anlaşılır sağlam bir örnek olarak ayakta duruyor.</p>
<p>1956&#8242;da Kinsey&#8217;in ölümünden sonra, Seks Araştırma Enstitüsü Paul H.Gebhard&#8217;ın yönetiminde çalışmalarını sürdürdü. Gebelik, Doğum ve Düşük (1958), Seks Suçluları (1965), Eşcinseller (1978) ve Cinsel Tercih (1981) gibi birkaç kitabı yayınlandı ve öteki büyük çalışmalar da yolunda gidiyor. Enstitü, aynı zamanda geniş kitaplığını ve koleksiyonunu araştırmacılara da açtı. Bununla birlikte, tüm toplanılan bilgiler güvenlik altında olup Enstitü dışına çıkarılamaz.</p>
<p>William H. Masters (1915 &#8211;  ) ve Wirginia E. Johnson (1925-  )</p>
<p>William H. Masters, yaşamını Seks Araştırmasına adadığı zaman henüz genç bir adamdı. Tıp eğitimi gördü. Çocuk doğumu ve jinekoloji üzerine uzmanlaştı. Missouri, St. Louis&#8217;de Washington Tıp Üniversitesinde</p>
<p>profesör oldu. Bir tıp araştırmacısı olarak ilk kez hormonlar üzerindeki çalışmasıyla ün kazandı. Bununla birlikte, 1954&#8242;te, insanın cinsel tepkilerinin doğrudan gözlemine yöneldi. 1957&#8242;de bu projeye, daha sonra karısı olan psikolog Virginia E. Johnson da katıldı.</p>
<p>Bu türden seks araştırmasına önceleri çok az girişildiğinden, Masters ilk önce birçok güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Başlangıçta çalışmasına yardım etmeleri için fahişelerin güvenini sağlamak zorundaydı ve ancak bir süre sonra bulabildi erkek ve kadın denekleri. Bunlar da böyle bir çalışmada ilk kez görülecek öncüler oluyordu.</p>
<p>Bu öncüler çeşitli etkinlikler ve tepkileri sırasında Laboratuvar&#8217;da gözlemlendi. Bu gözlemler ölçüldü ve sonuçlar aletlerle kaydedildi. Birçok durumlar da filme alındı.</p>
<p>Bu araştırma 10 yıl kadar Üniversitenin desteğinde sürdürüldü. 1964&#8242;te Masters, Üniversite yanında kişilerin ve hayırsever kuruluşların mali desteğiyle kendi üretimsel Biyoloji Araştırma Kurumu&#8217;nu oluşturdu. İki yıl sonra Masters ve Johnson, ilk büyük çalışmaları olan İnsanın Cinsel Tepkileri&#8217;ni yayımladılar (1966). Yazarlar bu yapıtlarında seks hakkında birçok yaygın mit ve safsataları ve bazı geleneksel meslek inançlarını çürüterek genel geçer bilgilere meydan okuyorlardı.</p>
<p>Özellikle dişi cinselliği üzerine belli psikoanalitik varsayımla fizyolojik olgularla doğrudan tartışmaya sokulmuş oluyordu. Masters ve Johnson&#8217;un çalışması alışılmamış ilgileri ortaya koymaya devam ettiğinden, bu kitabın başka bir bölümünde daha ayrıntılı olarak yer alıyor. (Bkz. «Erkeğin Cinsel Tepkileri» ve «Dişinin Cinsel Tepkileri») Çalışmalarının sonucu olarak, Masters ve Johnson, insanın cinsel görevinin daha iyi anlaşılmasını sağladılar ve 1959&#8242;da cinsel sorunları olan evli çiftleri de tedavi ettiler ve bazı örneklerde «vekil eşler» sağladılar. Program sürpriz bir biçimde etkili olmaya başladı ve terapistler bu nedenle buluşlarının yer aldığı ikinci büyük bir çalışma olan İnsanın Cinsel Yetersizlikleri&#8217;ni yayımladılar (1970). (Masters ve Johnson&#8217;un bu çalışması da bir süre sonra Yayınevimizce okuyuculara sunulacaktır.)</p>
<p>Öneminden dolayı bu çalışma kitabımızın özel bir bölümünde kısmen özetleniyor. (Bkz. «Cinsel İşlevsizlik») Masters ve Johnson&#8217;un tedavi programları devam ediyor. Ek olarak, birkaç başka dizi araştırma projesiyle de uğraşmaktadırlar.</p>
<p>SEKS ARAŞTIRMASININ GELECEĞİ</p>
<p>Modern seks araştırması yalnızca seks ve üremenin büyük ölçüde daha iyi bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olmakla kalmıyor, genelde insan davranışı üzerinde de yardımda bulunuyor. Her şeye karşın, öğrenilmesi gereken çok şey var daha. Aslında, şimdiye değin, birçok bilimadamı geniş, yeni, keşfedilmemiş bir bölgede ancak ilk birkaç adımın atıldığını kabul ediyor. Bu adımların sonuna dek bize öncülük edeceğini hiç kimse söyleyemez.</p>
<p>Biz cinsel tepkilerin fizyolojisi ve biyokimyası hakkında daha fazla şeyler bilmek istiyoruz. Bu nedenle yeni araştırmada hormonlar ve öteki salgı bezlerinin rolü üzerinde duruluyor. (Örneğin, bulboüretral ya da büyük kanalsal bezler tarafından üretilenler gibi.) Aynı zamanda üreme süreci üzerine devam eden çalışmanın kısırlıktan üremeye, doğuma, kısırların daha iyi bir biçimde kontrolüne ve daha etkili gebelik önleyicilerin bulunması yolunda bazı umutlar var. Ek olarak, bilimadamları sonuçta zührevi hastalık salgınına son verebilecek aşı ya da başka önleyici yöntemler de arıyorlar. Bazı araştırmacılar tüm dikkatlerini insanın çeşitli özürleriyle cinsel kapasitesine çevirmiş bulunuyor. Yaşlı ve kalbinden rahatsız kişiler üzerinde de cinsel etkinliğin sonuçlarını araştırıyorlar. Ayrıca seks terapistleri, cinsel bakımdan işlev yapamayan gençlerle aynı sorunları olan yaşlıları (ama sorunlarını yenmiş olanları) sistematik olarak karşılaştırarak daha başarılı olabilirler. Dahası, cinsel yetersizliği nasıl önleyeceklerini de keşfedebilirler.</p>
<p>Cinsel davranış üzerine daha geniş anlamda çalışma da önemlidir. Örneğin, eğer Kinsey&#8217;in özgün çalışması bugün yinelenebilse ve benzer istatistiksel ölçümler başka ülkelerde de yapılabilseydi çok yararlı olacaktı. Bu türden araştırmalar cinsel uyumculuk ve cinsel sapkınlık sorunlarını büyük ölçüde aydınlatabilir. Biz herkesin daha akılcı tutumlar alması ve uygulanabilir seks yasaları istiyorsak (seks suçlularını da içeren) çeşitli cinsel azınlıklar hakkında çok daha fazla şey öğrenmek zorundayız. Aynı zamanda transvestizm ve transseksüalizm gibi cinsel kimlik sorunlarının daha iyi anlaşılması gereğini duyuyoruz. Dişi eşcinseller üzerine de çok az çalışma yapılmakta. Gerçekte eşcinsellik konusu tümüyle gizemli ve kargaşa içinde kalıyor. Şimdiye değin, hep yanlış sorular sorulmakta olduğu görülüyor. Antropologlar, toplumbilimciler, iktisatçılar, hatta siyaset bilimciler, bu tür konulara yeni yaklaşım yolları bulabilirler. Bununla birlikte, çalışmak ve açıklanmak gereği duyulanlar yalnızca cinsel azınlıklar değildir.</p>
<p>SEKSÜEL BİLGİNİN KISITLANMASI</p>
<p>Avrupa ve Kuzey Amerika&#8217;da orta sınıfların kalkınması ile seksüel bilgilerin yaygınlaşması giderek kısıtlanmıştır. Yüzyılımıza kadar uzanan bu gelişme, bu üç adamın etkinliklerinde açıklık kazanmaktadır.</p>
<p>(Yukarıda) Erasmus von Rotterdam (1466 &#8211; 1536) Çocuk kitabı «Colloquıa Familia-ria» da açıkça seks konularını işlemiştir.</p>
<p>Çoğunluk da gizemle örtülüdür. Bu yüzden pek masum bildiğimiz varsayımlardan bile kuşkulanmaya başlamamız gerekir. Böyle bir eleştirici ruh, hakkımızda daha başka şeyler öğretmekle kalmaz, kendimizi üstün görme ve hoşgörüsüzlükten uzak durmamızı sağlar. Seks, özneyi büyülerken; onun çok büyük bir tablonun hiçbir zaman daha küçük bir parçası olmaktan öteye gitmediğini de hatırlarız. Bu nedenle, sonuç olarak üzerinde çalışılması gereken insan ırkı ve insanın durumudur. Gerektiği biçimde anlaşılırsa seks araştırması tek bir dar disiplinin sınırlarını aşmaya yöneltilebilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-devrim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukluk ve yetişme çağında</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Hastanelerindeki Kişiler üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklukta ve Yetişme Çağında]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinseller Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Kusurlular ve Sakatlar Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Cinsel İlgileri Olan Kişiler Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tutuklular Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılıkla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar, doğuştan cinsel özelliklere sahiptir. Her iki cinsten bebekler, belli temel cinsel tepkiler gösterebilir ve birazcık cinsel haz duyabilirler. Başlangıçta, onların cinselliği oldukça yayılmış olmakla birlikte, yaşları ilerledikçe cinsellikleri de daha belirli bir yerde toplanır. Çocuklar, ilk yaşlarda mastürbasyon yapmaya &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar, doğuştan cinsel özelliklere sahiptir. Her iki cinsten bebekler, belli temel cinsel tepkiler gösterebilir ve birazcık cinsel haz duyabilirler. Başlangıçta, onların cinselliği oldukça yayılmış olmakla birlikte, yaşları ilerledikçe cinsellikleri de daha belirli bir yerde toplanır. Çocuklar, ilk yaşlarda mastürbasyon yapmaya başlar ve çeşitli eşlerle cinsel temas kurmaktan hoşlanmayı öğrenirler. Çocukluk cinsel duygularının yasaklandığı durumlarda, ergenliğe değin devam ederse bu uygulama cinsel ilgilerin çarpıcı ve oldukça ani güçlenmesini beraberinde getirir. Gençler, cinsel bakımdan cevap vermeye hazır ve heveslidir. Öte yandan, bizim kültürümüzde bu heveslilik oğlanlarda kızlardan daha önce ve daha belirgin bir biçimde olabilir. (Aynı zamanda «Cinsel Davranışların Gelişimi»ne bakınız.)</p>
<p>Bununla birlikte, Batı kültürü, genç insanlara cinsel doyum hakkını kullanmada rahat vermez. Son birkaç yüzyıldır, ilk çocukluk ve gençlik, ya «doğal olmayan» ya da tehlikeli varsayılan cinsel etkinlikten yaşamın önlem alınan özel dönemleri olarak değerlendirilmektedir. Böylece, Avrupa ve Amerika&#8217;da çoğu erkek ve dişi evlenene değin, yani çoğu durumlarda pekâlâ 20 yaşın üzerine değin, cinsel bakımdan engellenmiş olarak kalıyorlar. Hatta daha da kötüsü, sistematik olarak kendi bedenlerinden uzaklaştırılıyor ve duygusal gelişimini engellemek için katı püritan tutumlar aşılanıyorlar. Sonuç olarak çoğu duyarsız, hoşgörüsüz ve cinsel konularda uyumcu oluyorlar. Erotik potansiyelleri gelişmemiş ve belirmemiş, saflığa ulaşmamış bir durumda kalıyorlar. Bu olumsuz koşullanma daha bebeklikte, anneler onları biberonla büyüterek bebekleriyle çok yakın iletişimini reddettiği zaman ya da onları kendi sütüyle beslerken, tüm şehvani duyumlarını bastırdığı zaman başlıyor. Yoksun bırakma, bebeklerin tam deriyle temas kurmaktan ve arasıra çıplak bırakılmaktan hoşlanması yerine, onların çocuk bezi, giysiler ve battaniyelerle sarılması, sürecinde de devam ediyor. Sonuç olarak, tahribat esnek olmayan günlük işlerle, zorla tuvalete oturtma, cinsel bilgiden uzak tutma, mastürbasyon yapmasını cezalandırma ve başka çocuklarla seks oyunları oynayarak çocuğun keşiflerini önlemeyle birleştiriliyor. Bu ve benzeri dolaylı ya da dolaysız baskıları sık sık tüm cinsel ilgilerin sınırlanıp engellenmesi ve çocukların kafalarından çıkarılması çabaları izliyor. Bu ilkin önemli bir bellek yitimine götürüyor ve «kuweden eylem haline dönüşmeyen» uzun bir döneme yol açıyor (Psikoanalistler bu gelişmeleri «Odipal çatışmaya» atfediyorlar.) Ergenlik sonrasında beklenilmeyen ve hoş olmayan bir muhakeme, deneme zamanına ulaşıyor. Kızlarda ani âdet kesilmeleri, oğlanlarda daha sık ereksiyonlar ve ilk boşalmalar, bir hastalık belirtisi olarak yanlış anlaşılabilir. Böylece cinsel bilgi eksikliği heyecan ve karmaşıklığa neden olabilir. Uygun bilgilerin verildiği durumlarda bile, kişinin bir sorunu kalır: Gençlerin büyük ölçüde artan cinsel kapasitesi pratikte gösterilemez. Çağdaş gençlere «yaşamın gerçeklerinden» bazıları pekâlâ anlatılabilir, ancak bu gençler sorunun dışında düzenli cinsel ilişki konusunda da bilgilendirilmelidir. İşte bu yüzden, yani düzenli cinsel ilişkiler konusunda bilgi verilmediğinden, gençler kendilerini mastürbasyon yapmak ve çeşitli sevişme biçimlerini uygulamada sınırlı bulurlar ve bu davranışlar arzu edilmez şeyler olarak görülür ve gerçekte günah, sağlıksız ve olgun olmayan şeyler olarak gösterilebilir.</p>
<p>Toplumumuzda ahlaksal ve duygusal hava açısından bunların hepsi son derece ciddi sonuçlardır. Aslında, nüfusun aşağı yukarı %40&#8242;ı (evlenmemişler dışında) cinsel bakımdan olgundur. Bizim resmi ahlakçılığımız cinsel gereksinimlere müsamaha vermediğinden, içimizde büyük bir kızgınlık, düşmanlık ve gerçekte şiddet yaratır. Birçok genç insan açıkça isyan eder ya da kurulu düzeni çiğner. Bu ahlakçılığa uyum gösterenler, yaşamları süresince duygusal bakımdan pek çok sakatlıklara uğrar. Böyleleri evlenmeden önce mutlu olamazlar, evlendiklerinde de hoşnut kalmazlar. Bunun nedeni; onların erotik bakımdan yetersiz oldukları biçiminde açıklanır. Çocuklarımız ve gençlerimiz, basit olarak nasıl aşık olacağını, nasıl nazik ve seven biri olacağını, nasıl bedensel haz duyum vereceğini, cinsel ilişkileri karşılıklı ödüllendirmeyi nasıl sağlayıp bunun için çabalıyacağını hiçbir zaman öğrenemez. Tersine, nedense tutkulu, duyarlı ve doyuma ulaşmış karı-kocalar haline dönüştüren sihirli evlilik törenlerine varıncaya değin, katı bir cinsel utanma ve suçluluk perhiziyle yetiştirilirler. Bununla birlikte, gerçek yaşamda bu tür mucizeler pek seyrek görülür. Gençler için cinsel kurallarımız bu nedenle yalnızca saçma değil, insancıl olmadığı gibi yıkıcıdır da.</p>
<p>Birçok Batılı olmayan kültür, bu tür cinsel baskının gerekli olmadığını göstermiştir. Örneğin, bazı Amerikan yerlileri ve Polinezya toplumları, çocukların ilk cinsel deneyimlerine izin vermiş, hatta onları bu konuda özendirmiştir. Orta Hindistan&#8217;da Murialar, her iki cinsiyetten çocukların gecelerini birlikte geçirdikleri «Ghotul» adı verilen binalar yapmışlardır. (Benzer âdetler Afrika&#8217;da Masailer ve Trobriandlılar arasında da görülmüştür.) Çoğunlukla 6-7 yaşlarından sonra oğlan ve kızlar anababalarının girmediği «ghotul»larda uyumaya başlarlar. Ghotullar içinde yönetim, pratik olarak çocuklar taraf ından sağlanır. Yoksa daha büyük çocuklar, daha küçük olanları cinsel bakımdan etkin olmaya özendirirler ve onlara tüm cinsel teknikleri öğretirlerdi. Düzenli ve sık sık cinsel ilişkiden çocukluğun ayrılmaz bir parçası olarak hoşlanılır ve yaşamın en büyük alımlılıklarından biri ghotullarda oluşturulurdu. Murialı çocukların da birbirlerine saygılı, iyi davranışlı, arkadaş canlısı, nazik, kendine güvenen ve birbirleriyle işbirliği anlayışı içinde yetişmeleri pek şaşırtıcı gelmez. Onlar, yetişkinler olarak da mutlu ve uzun süreli evliliklerle ev yaşamlarını sürdürürdü. Ancak yönetimin getirdiği okullarda zorunlu eğitimin başlamasıyla bu örnek de karışıklık içine girdi.</p>
<p>«Yeni» Muhali çocuklar dünyanın geri kalmış yerlerindeki akranları gibi kaygılı ve baskı altında görünüyorlar. Gerçekte, açık görülebilen ilerlemelerle birlikte, dünyanın Batılılaşması eskinin doyuma ulaşmış insanlarına aynı zamanda cinsel dertler de getirdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Üçüncü Dünya&#8217;nın birçok ülkesi, eski Hıristiyan sömürgecilerden daha püriten bir anlayış ve uygulama içindedir. Nitekim, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, cinsel haklar üzerine herhangi bir şey getirmiyor. Bu hakların hiçbiri Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinde de belirtilmiyor. (1959&#8242;da kabul edilmişti.) Bildirgenin on ilkesi, bir kişiye, bir ulusa, gıda, ev, tıbbi bakım ve zorunlu eğitim hakkından söz ederken, cinsel eğitim, cinsel etkinlik ve cinsel basmakalıpçılıktan kurtulma hakkı üzerine sessiz kalıyor. Belgeler yalnızca çocuğun sevgi&#8230; anlayışa ihtiyaç duyduğunu ve onun her nerede olursa olsun, anababaları tarafından, olası bakım gösterilerek yetiştirilmesi gerektiğini (madde 6) ifade ediyor. Ne yazık ki, günümüz koşullarına göre, yakın bir zamanda bu kararın düzeltileceği konusundaki umut çok az.</p>
<p>Her şeye karşın, yine de kişi özgürlükleri idealini kabul eden Batı ülkelerinde biz bu özgürlüğün çoğunun çocuklara değin genişletilmesi üzerine artan bir isteklilik bulabiliriz. Nitekim, yakın zamanlarda çeşitli Avrupa ve Amerika ülkelerinde yazarlar daha olumlu bir cinsel eğitim ve gerçekte çocuklar için cinsel haklarını da içeren yeni bir «insan hakları bildirgesi» talep etmektedirler. Ayrıntılarda farklı olmakla birlikte, bu öneriler, şu temel noktaları paylaşıyor: Çocukların yetişkinler gibi cinsel bilgi ve cinsel etkinlik üzerine aynı haklara sahip olmaları gerekir ve onlar cinsel rolleri için klişeleşmiş bir tipe zorlanmamalıdır. Bu, çocuklara yalnızca gebelikten korunma, düşük ve zührevi hastalıkların anlatılması gerektiği anlamına gelmiyor, aynı zamanda onlara tüm yetişkin kulüplerine, pornografiyi de içeren gösterilere girmesine, kitap, dergi vb. şeyleri almalarına da izin verilmesi gerektiğine değinmiyor. Daha derin olarak, herkese olduğu gibi, edebe uygun şeyleri gözlemledikleri sürece, (yetişkinleri de içeren) onların cinsel eşlerini özgürce seçebilmeleri anlamına geliyor. Sübyancılık ve ensest, bu nedenle çocukların isteği dışında olmadığı sürece artık suç olarak değerlendirilmeyecektir. (Cinsel askıntıları reddetmenin çocukların yeteneği içinde olduğu ve bunun onun hakkı olarak güçlendirilmesinden söz etmek bile gereksiz.)</p>
<p>Sonuç olarak, çocuklar arasındaki tüm cinsel ayrımlara bir son verilmesi gerekecektir. Oğlanlar ve kızlar, tüm oyuncaklarda, oyunlar, spor okulları, eğitim programları ve tüm uğraşlarda eşit haklara sahip olacaktır.</p>
<p>Günümüzde, ahlaksal bakımdan serbest fikirli birçok anababa bile bu önerileri çok aşırı bulacaklardır, bundan hiç kimse kuşku duymasın. Hâlâ çoğu çocukların cinsel özgürlüğü kötüye kullanmasından ya da onların vicdansız büyükleri tarafından kötüye kullanılacağından korkuluyor. Bu korku basit olarak defedilemez, çünkü toplumumuzda birçok yetişkin bile istismar ediliyor, üstelik sınırlı güç ve deneyimleriyle çocuklar böyle bir duruma daha açık bir mevzii oluşturuyorlar. Bununla birlikte, çocukların herhangi bir biçimde istismar edilmediği ya da başka herhangi bir zarara uğramadığı yerlerde bile çocuklarda cinsel etkinliği mahkûm etmek makul oluyorsa, belki kendi kendimize sormamız gerekir. Bu, aynı zamanda çocuklarla yetişkinler arasındaki cinsel teması da ilgilendirir. Bu tür temasların hepsi elbette zararlı değildir ve hepsini aynı kefeye koyup cezalandırmak akılsızca görünüyor.</p>
<p>Öte yandan, gençlerin cinsel özgürlüğü sorunu daha az tartışma yaratabilir. En azından ergenlik çağından itibaren, oğlanlar ve kızların cinsel anatomi ve fizyolojisi, üreme, gebelikten korunma, düşük ve zührevi hastalıklar konusunda kesin bilgi sahibi olması kabul ediliyor. Aynı zamanda, yaşına bakılmaksızın cinsel bakımdan olgun tüm kişiler için geçerli olan zührevi hastalıkların tedavisi, düşükler, gebelik önleyiciler için salt bu türden teorik bir bilginin yeterli olmayacağı da apaçık ortadadır. (Onlu yaşlarda olanların gebelikten korunma ve düşüğü reddetmelerinin onların hakkı olması gerekir, kuşkusuz.) Gebe kalan kızlarla gebeliğe neden olan oğlanların kendi bedenleri üzerinde nihai kontrolü gerçekleştirmelerinin sağlanmış olması yerinde bir durum olur. Her durumda, onların cinsel kararları, anaba-balarının ellerine bırakılamaz. Üreme yapabilecek kadar yeterli yaşta olan gençler, isterlerse, istedikleri zaman cinsel etkinliklerinin nasıl olması gerektiğine de karar verecek yaştadır. Bu kararları sorumluluk duyarak alabilmelerini sağlayacak biçimde gençleri eğitmek de toplumun görevidir.</p>
<p>Bu ilkeler kabul edilirse -bu doğrultuda belirli bir eğilim vardır- tüm okullarda seks eğitiminin zorunlu olmasının ve güvenli gebelik önleyicilerin her yerde parayla çalışan makinelerden sağlanmasının önünde yalnızca bir zaman sorunu var. Dahası, gençlerin tıbbi özellikleri korunmuş olur ve anababaları, kızlarının düşüklerine karşı çıkamaz. Onların ne denli genç olabilecekleri önemli değildir. Özel ve tarafların isteği çerçevesinde olan cinsel hareketlere karşı uygulanan tüm cezai yasalar, reşit olmayan bir kızla cinsel ilişki kurmak gibi dile düşmüş olanlar da dahil olmak üzere, ortadan kaldırılır. Genç erkekler ve kızlar, herhangi bir yaşta ve herhangi bir cinsiyette, cinsel eşini seçmekte özgür olur. Onlar artık sadece cinsel huyları nedeniyle kabahatli gösterilemezler.</p>
<p>Doğal olarak burada belirttiğimiz cinsel özgürlüklerin gerçekleşmesi için önümüzde hâlâ uzun bir yol bulunduğunu görmemiz gerekir. İşin gerçeği, toplumumuzdaki yetişkinlerin çoğu muhtemelen durumu korumaya çalışacak ve herhangi bir ilerlemeye karşı direnme gösterecektir. Onların ilgileri doğrudur, gerçektir ve birçoğu kızları ve oğlanları için yüreğinde en iyi duygular beslemektedir. Bu yüzden onların muhafazakârlıklarına uygun bir duyarlık verilirse, bu konumları çocuklarına gerçekten yardım edici bir duruma dönüşebilir. Cinsel özgürlük, duygusal ihmali suistimale dönüştürülebilir. Çocukların ne yaptığına bakmayan anababalar, çocuklarına da basitçe dikkat etmezler. Cinsel özgürlük, anarşi ve ilkelere dikkatsizliği değil, cinsel sorumluluğu kasteder. Oğlanlar ve kızlar yetişirlerken sağlam rehberlik ister, gerçekten buna ihtiyaç duyarlar. Aslında, kendi merkezli bir bebekten modern vatandaşa, bir insanın gelişimi kısaltılmış biçimde, tüm insan ırkının uzun ve çetin uygarlaşma sürecini yineler. Bu süreç otomatik değildir. Ken-diliğidenlik artık tek başına yeterli değildir. Bazı yasaklamalar, zorlamalar, yoksun bırakılmalar her zaman gerekli olur.</p>
<p>Bunlar herkesçe bilinen gerçekler olabilir, ancak bazen aşırı şevkli liberaller tarafından unutulur. Henüz, genç insanlarımızı kendi başlarına bırakırsak, aslında onlara bir iyilik yapmış olmayız. Yalnızca bu temel gerçek bile anlaşılabilse, onlara cinsel özgürlük vermeye başlayabiliriz. Bununla birlikte, öte yandan, bu özgürlüğü onlara tanımamak hakkına sahip değiliz, günümüz cinsel standartlarının baskıcı olduğunu bilen insanlar olarak çocuklarımızı ve gençlerimizi reformlarla zaten uzun zamandır aşınan bir ahlakı körü körüne kabul etmeye zorlamak bir suç olacaktır.</p>
<p>YAŞLILIK</p>
<p>Daha önceki bölümde de gördüğümüz gibi, erkek olsun kadın olsun, her iki cinsiyet de gerçekte yaşamlarını sürdürdükleri sürece çok ileri yaşlara değin cinsel bakımdan etkin kalabilirler. Kuşkusuz, ciddi hastalıklar ve yaralar cinsel işlevi bozabilir, hatta sekse duyulan tüm cinsel ilgileri öldürebilir,</p>
<p>ancak bu, herhangi bir yaştaki insanlar için de geçerlidir. Daha yaşlı insanlarda cinsel etkinliğin her nasılsa daha az gayretli olduğu olgusu, onların bir şeyden hoşlanamayacakları anlamına gelmez. Normal koşullar altında, bir kişinin cinsel yaşamı yalnızca ölümle sona erer. (Ayrıntılar için «Erkeğin Cinsel Tepkileri ve Kadının Cinsel Tepkilerine» bakınız).</p>
<p>Bununla birlikte, Batı dünyasında yaşlı, hatta orta yaşlı insanların sık sık cinsel etkinlik açısından cesaretleri kırılır. Onlar yaşlı insanlarda seksin anormal, edebe aykırı ve nefret verici olduğu biçiminde bir genel önyargıyla, cinsel ilgilerinden dolayı azarlanır ve alay konusu olurlar. Dul erkek ya da bayanlar, yeniden evlenmek istedikleri zaman kendi yetişkin çocukları tarafından azarlanır, huzurevleri ya da bakımevlerinde cinsel bakımdan ayrım yapılır, herhangi bir özel durumu personel tarafından inkâr edilir, yaşlı hastalara, doktor ya da hemşireler tarafından artık cinsel doyumda gerilemeyi kabul etmesi ve bunun böyle olacağını beklemesi anlatılır. Yaşlı homoseksüeller bar ya da herkese açık banyolara &#8216;homo&#8217; oldukları gerekçesiyle sokulmazlar. Yaygın önyargı özellikle büyük ölçüde farklı yaşlardaki eşler arasında görülen cinsel ilişkiye karşı daha güçlüdür.</p>
<p>Çok daha genç bir kocası ya da aşığı olan kadına çoğu kez kötü gözle bakılır ve kendinden çok daha genç bir karısı ya da kız arkadaşı olan adam «pis» olarak adlandırılır. Daha genç olan bu insanların bizzat kendileri de «sinir hastası» ya da «gerontofili» oldukları söylenebilir. Her şeye karşın, bu genel baskıcı tutumlar dışında, bu tür ilişkiler her iki eş için de oldukça tatmin edici olabilir.</p>
<p>Tüm insanlara ya vaktinden önce ölme ya da yaşlılığa kadar gelişme nasip olduğundan ve onların hepsi yaşadıkları sürece sevgi ve muhabbete gereksinim duyduğundan, yaşlılığa karşı cinsel fark gözetme barbarca olup insancıl değildir. Böyle bir ayrım ya da ageizm içinde bulunan bir kimsenin uygar olduğu söylenemez. Bereket versin, tüm toplumlarda bu biçimde bir önyargı yoktur, hatta bizim toplumumuzda daha iyiye doğru gidişin belirtileri görülmektedir. Batılı olmayan toplumlarda genç erkek ve kadınlar, çoğu kez gençlik ve dinçlikleriyle daha az meşgul oluyorlar ve bu yüzden daha yaşlı bir cinsel eşin duygusal kalıcılığı ve yaşantısına daha fazla değer veriyorlar. Aynı zamanda onlar yaşın cinsel doyum kapasitesine etki etmesinin gerekmediği olgusundan daha fazla haberdar olabilirler.</p>
<p>Birleşik Amerika bir göçmenler ülkesi olduğu ve büyük çeşitlilikler gösteren etnik grupları ve alt kültürleri içerdiğinden, bu tür açık fikirli, akla uygun ve gerçekçi cinsel tutumlar, ülkenin farklı bölgelerinde hâlâ görülebiliyor. Aynı nedenle, daha yaşlılar arasında etkin bir seks yaşamının himaye altına alındığı birçok sosyo-kültürel semtler vardır. Bundan başka, yakın zamanlarda seks araştırmacıları, yaşlılığın cinsel ilgilerini yeniden keşfedip onayladılar ve bugün bu sorun üzerine halkı eğitmeye çalışan profesyonellerin sayısında da artış var. Onların çabaları daha çok doktorlar, hemşireler, sağlık alanında çalışanlar ve daha çok yaşlılarla ilgilenen hizmet sektöründe çalışanlara yöneliyor, ancak onlar daha geniş bir alanda seslerini duyurmaya çabalıyorlar. Ayrıca yeniden çevre koşullarına alışmaya açık bir gereksinim duyuluyor.</p>
<p>Cinsel etkinlik, yaşlılıkta iyi bir sağlık çabasına da büyük ölçüde yardım edebilir ve bu nedenle teşvik edilmeye gereksinim duyar. Evlerde bakıcılar, huzurevleri gibi, dinlenme köyleri ve yaşlı kimseler için oteller, barındırdıkları yaşlıların cinsel gereksinimlerini dikkate almalı ve onların doyuma ulaşmalarına izin vermelidir. Gerçi, çok sık yapılan hormon ve çeşitli bedensel tedaviler cinsel ilgileri canlı tutabilir. Aynı zamanda, kuşkusuz her bireye yaklaşımda büyük bir incelik ve basiret duygusu gereklidir. Yaşlı bir insanın cinsel gereksinimlerini önemsememek doğru olmazken, ayrıca bu işlevini yerine getirmek için herhangi bir baskı kullanmak ya da yaşlılık için ortaya yeni bir cinsel başarı ölçüsü koymak aynı şekilde yanlış olacaktır. Aslında, herkes gibi, yaşlılar da cinsel eğitimlerini ve kendini en iyi yargı ve yeteneğine göre yaşamak için onları muhafaza eder.</p>
<p>EŞCİNSELLER ÜZERİNDE</p>
<p>Birçok insan, karşı cinsten kişilerle ya arasıra ya da sık sık, bazı durumlarda da yalnız kendi cinsinden olanlarla cinsel ilişki kurmaktan hoşlanır. Oysa bizim özel kültürümüz bu tür davranışı genel olarak kötü sayar ve şiddetlice cezalandırabilir. Sonuç olarak, aynı cinse karşı erotik bir cazibe duyanlar (bunlar nüfusun büyük bir oranını temsil ederler), kendilerini sınırlanmış, engellenmiş, alıkoyulmuş, ihbar edilmiş ve dava edilmiş, kısacası baskı altına alınmış bulurlar.</p>
<p>Bu baskı şimdiden kendi dilimizle başlayıverir, yani bu tür insanları «homoseksüel» diye adlandırarak. Bu sözcüğün herhangi bir insan için kullanılmasından ve günümüz kitaplarında yalnızca belli özgün alanlarda o şekilde kullanılmasından büyük ölçüde kuşku duyulabileceğini daha önce de belirtmiştik. (Aynı zamanda «Homoseksüel İlişkilere Giriş» bakınız.) Sorun, gerçek terimin çok temel biçimlere önyargıyla yaklaşmasıdır. Eski ve Ortaçağda aynı -cinsiyetten davranış için kullanılan terim her zaman duruma değil, temasın bir biçimine yönelikti- (Kulamparalık, Yunan aşkı, oğlancılık, vb.) Bu terimler, herhangi bir kimse tarafından işlenilen hareketleri tanımlıyor ve kişinin özel bir tipinin varlığını belirtmiyordu. Eş deyişle, bazı kimseler kulampara, Yunan aşkı, oğlancı olarak adlandırıldığı zaman, bazı yoldan çıkmış özelliklere katlanan bir adam gibi değil, belli şeyleri yapan bir adam gibi karakterize ediliyordu.</p>
<p>O, aynı cinste erotik bir çekicilik görmenin belli küçük bir insan grubunun tipik, gizemli bir durumu olduğuna ve bu insanların işte bu yüzden ayrı bir soydan geldiğine inanıyordu. Onların durumuna ad koymaya çalışırke-ne, rastgele yarı Yunanca, yarı Latince «bilimsel homosexualitaet terimini buldu, sonra da geri kalan «normal» çoğunluğun durumu da kendiliğinden, önceki sözcüğün karşıt-anlamlısı heterosexualitaet terimiyle ifade edildi. Her iki sözcük de öteki dillere kolayca uyarlandığından, kısa bir süre sonra tüm Avrupa&#8217;da yaygınlaştı.</p>
<p>Bununla birlikte, bugün bu iki kategorinin arkasındaki temel varsayımın hatalı olduğunu anlıyoruz. Eşcinsel ve karşı cinsel tercihler bir ölçü sorunudur ve karşılıklı olarak özel durumları yoktur. «Eşcinsellik» yaradılıştan gelen bir duruma dayanmamaktadır, ancak özel bir sosyal rol oynar. Ne var ki, tüm toplumlar böyle bir rolü tanımazlar, hatta toplumumuzda aynı cinsiyetin davranışını göstermek eşcinsellerle sınırlanmış değildir. Başka bir deyişle, gerçek yaşamda çok değişik bölünmeler vardır. Uç noktalar arasında sayısız dereceler vardır ve bu uçlar içerisinde birçok insana her iki cinsiyet de cazip gelir. «Eşcinsel» olarak gösterilen bu etiket dışında çok az ortak yanları olabilir. Nitekim, onlara başkaları tarafından yöneltilen oldukça sapkın bir statü dışında, «eşcinselliği» belli kişilerin nesnel bir karekteri değildir. Sapkınlığın bu türünün yalnızca onu sorunsal olarak ele alan kültürlerde olası olduğu açıktır.</p>
<p>Ne yazık ki, biz böyle bir kültürde yaşamaya devam ediyor ve bir yandan da modası geçmiş Victoria döneminden kalma tıbbi terimleri birlikte taşıyoruz. Aslında bazı yazarlar onlara yeni bir anlam vermeye ya da onları modern, daha az önyargısız bir biçimde kullanmaya çabalıyorlar, ancak yanlış anlayış ısrarla etkisini gösteriyor. Bu gerçek karşısında, aynı cinsel davranışların toplumsal olarak benimsenmesini isteyen meslekten olmayan liberaller şimdi sık sık «homo kişiler» ya da «homoluk»tan söz etmeyi tercih ediyorlar. Oysa bu oldukça belirsiz bir ilerlemedir. Kuşkusuz «homo» (gay) sözcüğü «renkli kişi», «neşeli» anlamlarına geldiği ortaçağlara değin uzanan bir tarihe sahip olduğundan, «homoseksüel» teriminden daha eskidir. Tarihsel kullanımı içinde bu sözcük, 17. yüzyılın başında, ahlak bakımından gevşek olanları belirtmek için ve 19. yüzyılda dişi fahişeliğini karşılamak amacıyla kullanılırdı. Bununla birlikte, sözcük Amerika&#8217;da başka bir çağrışım yapıyordu. Bertrant Russel&#8217;in özyaşam öyküsünde anlattığı gibi (1872-1914 yıllarında), 19. yüzyıl sonları Philadelphia&#8217;da Ouakerler, ûuaker olmayanlar tarafından yapılan herhangi bir anlamsız dinsel adeti adlandırmak için «gay» (ibn, sefih) sözcüğünü kullandılar. Sonraları bu «gay» sözcüğü tüm dinsel dogmaları kapsadı.</p>
<p>Bu nedenle, Tanrının duaları ve On Emri onlar için «gay» oluyordu. Şimdiki yüzyıla değin «gay» sözcüğü homoseksüelle eşanlamda kullanılmadı, ancak başlangıçta bu kullanış «gay» alt kültürüyle sınırlıydı. Daha geniş bir çevrede kullanımı yakın zamanlarda oldu. Bununla birlikte, olabildiği kadar kısa ve basit bir biçimde, terim hâlâ bu iki kamp «ibn» ve ibn olmayanlar (şimdiki dürüstler olarak adlandırılıyor) arasında yapay bir ayrım çiziyor. Böylece polarizasyona karşı eski baskılar etkinliğini gösteriyor.</p>
<p>Gerçekte, yakın birkaç on yılda «ibn» erkek ve kadınlar arasında bir polarizasyon olmaktadır. Modern çağlara değin kadınların aynı cinsiyet davranışları hiçbir zaman pek dinsel, resmi ya da tıbbi dikkat çekmezdi ve «tri-badism» sözcüğü dışında bu tür davranışlar için özel bir terim yoktu. Yunanca «tribein»den gelen bu sözcük, kadınlar arasında karşılıklı bedensel sürtünme ya da elle ilişkiyi (mastürbasyon) karşılamak için kullanıldı. Sonraları 19. yüzyılda kadınlar arasında ağız yoluyla ilişki (cunnilingus) iki özel terimle tanımlandı: «Safizm» ve «lezbienizm». (Eski Yunanlı kadın ozan Saphho ve onun yaşadığı Lesbos adasından). Bununla birlikte, yavaş yavaş bu üç terimin de anlamları genişledi ve kadınlar arasındaki tüm cinsel davranışı ya «tribadizm» ya «safrizm» ya da «lezbien» olarak adlandırmak bir alışkanlık haline geldi. Sonuç olarak kendi kültürümüzde, Lezbien</p>
<p>sözcüğü öteki iki anlamın yerini aldı ve bugün aynı zamanda «dişi homo-seksüel»lere bir ad vermek anlamında kullanılır. Böylece «Lezbienler» genel homoseksüel kategorisinin dişi alt grubu olarak, yani bir azınlık içinde azınlık olarak ortaya çıkıverdiler. Antik Yunan&#8217;da ve Roma&#8217;da Lezbienist ve Lez-biyen terimi gayet iyi bilinmekte, ancak özel olarak penisin emilmesine yönelik kullanılmaktaydı (etkin ve edilgin fellatio). Böylece, bu terimler daha çok erkeklere yöneltilmiş oldu.</p>
<p>Birkaç nedenle, modern anlambilimsel gelişme kaçınılmaz ve hatta arzu edilir bir şeydi, ancak onları tartışmadan önce, günümüzde kullanılan tüm terimlerin modası geçmiş, dar kavramlar olduğunu ve bu nedenle esasen baskı verici olduğunu bir kez daha anımsamamız gerekir. Erkekler hakkında ayrı ve farklı bir grup olarak asıl «homoseksüeller» diye konuşmak yanlışsa, kadınları da ayrı ve farklı bir grup olarak lesbien diye adlandırmamız aynı ölçüde yanlıştır. (Bereket versin, hiç kimse kendi erkek akranlarını «Spartalılar» ya da «Atinalılar» diye etiketlemeye girişmedi.) Ancak sosyal ayrımın belli kurbanlarıyla özdeşleşmiş olan, herhangi bir etiket doğru olabilir. Bir kere bu ayrım sona ermiş ve etiketler onunla birlikte görünmez olacak.</p>
<p>Bu arada kuşkusuz «homoseksüel» kadınların kendi özel sorunları var, çünkü cinsel sapkın olmanın yanısıra, erkek hakim kültürü gözünde dişilerdir. Eğer, genelde onların cinsel davranışına cezai yasa tarafından daha hoşgörülü yaklaşılırsa, her şeye karşın resmi tacizin başka biçimlerine bir bahane uydurulur. Lesbienlik için sadece bir örneğin kanıt olarak gösterilmesi birçok Amerikan mahkemesinde annenin kendi çocuklarının bakımından kurtulması için yeterli temel sayılırdı. Evlerde, işyerlerinde, askeri hizmetlere vs. onların tüm «homoseksüeller» gibi aynı adaletsizliğe maruz kaldıklarını söylemeye bile gerek yok. Bununla birlikte bu durumların hepsinde onların kötü durumları dişi oldukları gerçeğiyle daha da ağırlaştırılır. Kısacası, onlar çifte bir ayrıma katlanır ve böylece bir çoğu cinsel özgürlük için mücadelenin erkek olan «homo»lardan farklı olduğunu hisseder.</p>
<p>Batı dünyasının dinsel inançları, resmi doktrinleri ve psikiyatri kuramlarının uzun zamandır birçok zararsız cinsel sapkını, özellikle homoseksüelleri nasıl kurbanlaştırdığını başka bir bölümde açıklamıştık. (Bkz. «Uyumcu-luk ve Sapkınlık») Bu kurbanlaştırmanın burada yeniden ayrıntılarına inmek gerekmez. Günümüz ABD&#8217;sinde homoseksüellerin hâlâ çeşitli baskılar altında bulunan azınlıkların en geniş gruplarından biri olduğunu söylemek yeterli. Bir kişi için kullanılan «homoseksüel» terimi doğru olmadığı, yanlış anlamaya yol açtığı ve uygun olmadığı için, homoseksüellerin işe yarar bir sayısını çıkarmak mümkün değildir. Bununla birlikte, Kinsey&#8217;in çalışmaları en dar ve çok muhafazakâr geleneksel tanımlamalarda bile bizim nefretlerimize ve aynı cinsiyet davranışının korkusuna katlanan milyonlarca Amerikalı hakkında konuştuğumuzu gösterdi.</p>
<p>Yansız gözlemciler sık sık bu korkuyu kültürümüzde bedensel aşkın yaygın, irrasyonel korkusunun bir bildirgesi olarak, yani «erotobia»nın bir biçimi olarak tanımladılar. Aslında, son zamanlarda bazı yazarlar kısaca özellikle aynı cinsiyetten eşler arasındaki irrasyonel aşk korkusunu ifade etmek için «homoerotophabia» ya da «homophobia» terimini kullanıyor. Birçok insanın bu korkuyla zihninin meşgul olduğundan kuşku duyulmaz. Tipik olarak, onlar herhangi bir homoseksüeli tanımıyor, onlarla karşılaşmak, onları görmek, onlar hakkında herhangi bir şey işitmek istemiyorlar, aynı zamanda onların kontrol altına alınmasını, uzaklaştırılmasını, kilit altında tutulmasını ya da yok edilmesini istiyorlar. Eğer onlar kendi ailelerinde bir homoseksüel bulursa, onu hemen kapı dışarı atıyorlar. Bununla birlikte, onlar pek sık olarak evde, okulda, işte ya da onları tanımaksızın yıllarca homoseksüellerle birlikte yaşıyorlar. Pekâlâ böyle bir durum olabilir, çünkü homophobia ilkönce tamamen gerçekdışı olan klişeleşmiş ürkütücü bir düşman yaratır, sonra da onu büyütür. Örneğin, bugün Amerika&#8217;da tipik erke-ke homoseksüelin efemine, zayıf, artistik ve olgun olmadığına inanılır. Bununla birlikte, gerçek durumda bu insan tipine homoseksüellere arasında nadiren rastlanır. Çoğunluğu basit olarak ortalama, yani herkese benzeyen ve onlar gibi davranan insanlardır ve onlar isterlerse farkedilmeden kalabilirler, bir çoğu, aslında bu seçmeyi yapar. Onlar ya kendi gizliliği içinde kalır ya da ince işlenmiş çifte yaşama doğru yol alır. Sonuç olarak, hiçbir zaman yaygın yanlış kavramlara meydan okumak için ortaya çıkamazlar.</p>
<p>Bununla birlikte, bu «dürüst» olanların sahte tavır almaya ve ikiyüzlülüğe zorlanmasıyla ezilenler ile ezenleri her ikisinin de kayba uğradığını anlamamız gerekir. Öncekiler, yani baskı altına alınanlar gizlenmek için harcadıkları büyük bir enerji sonucu harap, endişeli olur, sonrakilerde aptalca fanteziler ve gereksiz endişelerle usandırılır. Bu sırasıyla herkesi boğucu, baskıcı ve cinsel sertliğe zorlar. Sorunun bu biçiminde ifadesi, herkesin tanımlarıyla ahlaki ve sağlıklı sayılamaz.</p>
<p>ÜNLÜ «EŞCİNSELLER»</p>
<p>Alfred Kinsey&#8217;in belirttiği gibi bir kişiyi tanımlamak için «Eşcinsel» sözcüğünü kullanmak sorunsaldır. Böyle bir etiket çoğu kez keyfi ve abartılmış bir tutumu dile getirir. Bugün, özellikle ABD&#8217;de birçok insan «Eşcinsellerin» ne olduğu ya da nasıl davrandığı hakkında gerçekdışı düşüncelere sahiptir. Bununla birlikte, tarih boyunca birtakım erkek ve kadın (Çoğu oldukça ünlüdür), kendi cinsiyetlerinden olanlarda ya arasıra ya da özel olarak bir cinsel çekicilik bulmuşlardır. Bazıları bunu hayata geçirmişler ve yaptıklarından gurur duymuşlar; bazıları bu duygularını bastırıp oldukça mutsuz bir yaşam sürmüşlerdir. Birçoğu da çağdaşları tarafından dava konusu edilmiş ve böylece onların bu konumları trajik biçimde sona ermiştir. Aşağıda görülen portreler, güçlü eşcinsel eğilimlere sahip olmalarıyla bilinen tarihsel kişileri gösteriyor. Açıktır ki, bu liste böyle eğilimlerin insanları üstün kıldığını göstermek anlamına gelmiyor.</p>
<p>Nitekim düşünceleriyle etkili olmuş birçok gözlemci bu yüzden uzun zaman homoseksüellerin özgürleşimini savundu. Gerçekte, bu arada bazı gayretli «homoseksüel» sivil haklar örgütü ve grupları oluştu, bu amacı daha ileri götürmeye çabalamak için. Ek olarak, gelişen bir homo basını, topluma ve onun özel izleyicilerine, homoların gerçek yaşamı hakkında bilgi veriyor. Ülkenin bazı kısımlarında homoseksüeller kendilerine artık önem verilmediği durumlarda blok oy kullanarak, belli bir politik güç geliştirdiler. Bunların ve başka çabaların sonucu olarak, şimdiden bir hayli ilerleme sağlandı. ABD&#8217;de dikkate değer bir sayıda eyalet oğlancılık yasalarını kaldırdı, homoseksüellerin Sivil Hizmetleri federal yetkililerince artık engellenmiyor ve bazı yerel yönetimler evlerle, işyerlerinde, sigorta ve başka alanlarda ayrıma karşı homoseksüelleri koruma altına alan sivil haklarla ilgili kurallar kabul etmiş bulunuyor. Homoseksüellerin sivil haklar mücadelesini önemli ölçüde destekleyen bir unsur Amerikan Psikiyatri Derneğinin homoseksüelliği akli rahatsızlıklar listesinden kaldıran 1973 tarihli kararı olmuştur. Bu karar yalnızca yaygın homophobianın rasyonalizasyonunu önemli ölçüde engellemiştir.</p>
<p>Gelecekte de homoseksüellere karşı tüm ayırımların sona ermesi umu-labilir. Seks, ırk, dinsel inanç, ulusal köken gibi cinsel yöneliminde herhangi bir kimsenin onu reddetmemesi için eşit haklara sahip olduğu bir zemin olmalıdır. Bu nedenle, homoseksüellerin sivil haklar mücadelesi, öteki ezilen insanların mücadelesi gibi, başarılmak zorundadır. Bununla birlikte, bu mücadele içinde bir homo azınlığın daha açık olarak tanınması ve ayrı bir sosyal grup olarak süreklilik kazanması talihsizlik olacaktır. Sürekli bir cinsel ayrım, hatta tam eşitlik temelinde bile olsa, kendi içinde baskıcı olacaktır, çünkü o yapay bölünme çizgileri yaratır ve insanları hatalı alternatifleri seçmeye zorlar. Homoseksüel olsun heteroseksüel olsun, her iki kesimin nihai özgürlüğü yalnızca tüm etiketlerin ortadan kalkmasıyla ve herkesin olabildiği her yerde kendi cinsel potansiyelini keşfetmesinin, herkesin özgürlüğü içinde olmasıyla sağlanabilir.</p>
<p>KUSURLULAR VE SAKATLAR ÜZERİNDE</p>
<p>Önceki iki bölümde gördüğümüz gibi, insanın cinsel ve üretimsel işlevleri bedensel ve psikolojik olarak bozulabilir. (Bkz. «Bazı Bedensel Sorunlar» ve «Cinsel Uyumsuzluklar»). Aynı zamanda bu işlevlerin dolaylı olarak birtakım cinsel olmayan yaralanmalar, düzensizlikler, yetersizlikler ve hastalıkları etkileyebileceği açıktır. Gerçekte bunların zararı cahillik ve olumsuz sosyal tutumlarla birleşmiş olabilir. Nitekim bir kural olarak, bedensel ve akılsal bakımdan özürlü kişiler kendilerini kendi özel cinsel sorunlarıyla karşı karşıya bulabilirler.</p>
<p>Toplumumuzda özürlü ve yetersiz, yani bir uzvu olmayan, belden aşağısı tutmayan, dört bir yanı tutmayan ve beyin felcine uğrayan kişilere cinsel ilgilerini birazcık güçlendirmek dışında, çok değerli tıbbi yardımlar sağlanabilir. Tersine, koruma bahanesi altında, onların aileleri, arkadaşları, doktorlar, hemşireler ve öğretmenler artık onların cinsel bakımdan etkin olmaları için herhangi bir fırsatı olmadığını söylerler ve hatta onların açık bir biçimde cesaretini kırarlar. Birçok insan basit olarak ciddi bedensel ve akılsal özürü bulunanların zaten bu durumlarından dolayı bir ödüllendirici unsur olarak seks yaşamı için herhangi bir umut beslemelerinin engelleri bulunduğunu varsayarlar. Oysa bu varsayım hatalıdır. Son derece ciddi durumlar dışında, cinsel bazı biçimlerinin gerekli enerjinin ortaya koyulmasıyla gerçekleşmesinin her zaman olası olduğu görülür. Bu basit gerçeğin geniş bir biçimde bilinmemesi olgusu, yalnızca toplumumuzun duyusal yoksulluğunu yansıtır.</p>
<p>Durum özellikle hastanelerde, bakımevlerinde ya da benzer kurumlarda yaşayan özürlü ve yetersiz olanlar için zordur. Bu tür yerlerde hastaların çoğunlukla çok az özel yaşamları ve dışarıdan bir insanla buluşmak için çok az fırsatları vardır. Oturma bölümleri cinsiyetlere göre ayrılır çoğunlukla. Ek olarak, görevli sık sık iffetlilik taslamanın yanı sıra, hoşgörüsüz davranır. Gerçi, birçok doktor, hastalarının cinsel zevk alabileceklerini asla bilmiyor ve böylece bunu tartışma konusu yapmayı da düşünmüyorlar. Sonuçta erkekler ve kadınlar kendi bakımlarında rehbersiz kalıyorlar ve birçok olası cinsel alternatifler de keşfedilmemiş halde bırakılıyor. Bundan başka, birçok hastane yönetimi kendi binalarında herhangi bir cinsel etkinliğe izin verilemeyeceğini hissediyorlar. Çünkü bu onların yasayla başlarını belaya sokacaktır ve ne yazıktır ki bu durum haklı olabilir. Evlilikdışı cinsel ilişkiden hoşlanmayan muhafazakâr personel ya da hastanın akrabaları kuruma karşı dava açabilir. Sonuç olarak birçok hasta cinsel birleşme gerçekleştiremediğinden, cinsel ilişkinin başka biçimlerini uygular, ancak bunlar birçok eyalet ceza yasalarında belirlendiği gibi doğaya karşı suç işlemek ya da oğlancılıkla suçlanabilir. Bu da hastalarının zorunlu cinsel deneyimlerine yardım etmekte doktorların niçin isteksiz olabileceğinin başka bir nedenidir. Tüm bu olup bitenlerin yalnızca uzun zamandır yatan hastaları değil, aynı zamanda kısa dönemler için getirilmiş olanlar için de geçerli olduğunu söylemek bile gereksiz. Birçok insan yalnızca birkaç ay ya da birkaç hafta için hastaneye yatırılır ve bu süre içinde cinsel ilişkiden gereksiz yere yoksun bırakılır. Her hastalığın cinsel perhiz gerektirmeyeceği açıktır ama, gerçekte hastaneler hastalarına onları ziyaretlerine gelen eşleri ya da sevgilileriyle yakınlaşmalarına bir fırsat tanımaz. Öte yandan, ciddi bir hastalık olduğu takdirde, sevgililerin zaten ziyarete gelmelerine izin verilmez, çünkü onlar resmen «aile üyeleri» olarak tanınmazlar. Böyle bir düzenleme özellikle homoseksüel hastalar için oldukça duyarsız bir tutumdur.</p>
<p>Bereket versin, son yıllarda daha insancıl ve bilgili yaklaşım belli bir temel kazanmaktadır. Klinik seks araştırması önemli özürleri bulunan kişilerin bile eğer cinsel bilinçlerini geliştirmek ve klasik örneklerden kurtulmak isterlerse seksten hoşlanabileceklerini göstermiştir. Tabii onların eşleri de birlikte çıkmaktan mutlu olurlar. Bu arada özürlü kişilerin cinsel seçmelerini işlek tutabilmek için özel açık kitap ve film gösterileri de sağlanabilir. Bu materyaller bir hastanede gösterildiği zaman, bunlar yalnız hastaya ve hastanın ailesine yardım etmekle kalmaz, aynı zamanda hastane personelini de eğitir. Sonuç olarak bazı kurumlar, aslında, politikalarını değiştirip şimdi hastalarının cinsel doyum bulmak için ya öteki hastalarla ya da dışarıdan gelen ziyaretçilerle çıkmasına izin veriyorlar.</p>
<p>Özellikle kurumlaşmamış düşkünlerevine yerleştirilmemiş, aklen özürlü olanlar, alışılmamış sorunlarla karşılaşıyorlar. Bununla birlikte, ilke olarak, yukarıda söylenilen her şey onlara da yöneltiliyor. Geçmişte onlar, hiç cinsel ilgileri ve hakları yokmuş gibi düşünülür ve bu anlayışla tedavi ediliyor-</p>
<p>du. Çocukken aklen kusurlu olan ya da normal gelişimi gecikenlere seks eğitiminin herhangi bir türü üzerine eğitim verilmezdi. Gençler ya da yetişkinler, olarak onlar, herhangi bir cinsel meşguliyetten zoraki olarak engellendi ve hatta isteklerine karşı sanki doğalmış gibi bir kısırlaştırma uygulandı. Evlenmek isterlerse, yasa buna izin vermeyecekti. Bununla birlikte, artık giderek böyle bir duyarsızlığın adı bile anılmıyor. Tüm öteki çocuklar gibi aklen özürlü çocuklar da gebelik, gebelikten korunma ve zührevi hastalıkları öğrenme ihtiyacı duyuyorlar. Aynı zamanda onlar sevgi muhabbete ve bu yüzden, kendi rızaları ve özel dünyaları olduğu sürece cinsel etkinliğin herhangi bir türünü seçme hakkına sahip olmaya gereksinim duyuyorlar. Bu kişilerin zorunlu gizli dünyaları, aileleri ya da bulundukları kurumlarca sağlanmalıdır. Öte yandan, aklen özürlü olanlar, cinsel istismara karşı da korunmalıdır. Bu kişisel dikkat, uygun kurumsal düzenlemeler ve duyarlı cezai yasalarla yapılabilir. Kısırlaştırmanın istendiği yerlerde, bu işlem onlara bilgi verilerek kendi rızalarıyla yerine getirilmelidir. Aslında, bir politika sorunu olarak, her zaman en az kısıtlı alternatifler yeğlenmelidir. Hiçbir kimseye zarar vermedikleri sürece, tüm özürlü ve yetersiz kişiler yeteneklerine göre tam cinsel işlerini yerine getirmek olanağına kavuşmalıdır.</p>
<p>ÖZEL CİNSEL İLGİLERİ OLAN KİŞİLER</p>
<p>İnsanın cinsel davranışı içgüdüsel değil, çeşitli sosyal etkilerle biçimlendiğinden, farklı insanlar farklı cinsel ilgiler geliştirir ve cinsel bakımdan da farklı biçimlerde davranır. Bu olgu kendisinde sorun yaratmaya gerek duymaz, ancak çoğu toplumlar cinsel davranış için belli standartlar ve normlar yerleştirir ve eğer bu normlar sert ve sınırlıysa, birtakım insanlar «cinsel sapkın» olarak değerlendirilebilir. (Bkz. «Cinsel Davranışa Giriş» ve «Uyumcu-luk ve Sapkınlık»)</p>
<p>Toplumumuzda cinsel normlar geleneksel olarak son derece kısıtlı ve gerçekdışıdır, bu nedenle çoğu insanlar cinsel sorunlarla ya da daha kesin olarak, cinsel ifadeleri için gereksindiklerinden yayılan toplumsal sorunlarla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Kuşkusuz onların davranışı sınırları belirlenmiş olan örneğe uymamakta ve böylece onlar kendilerini zoraki bir sınırlama, engelleme, iftira ya da dava edilme durumuyla karşı karşıya bulmaktadır.</p>
<p>«SEKS İLANLARI»</p>
<p>Avrupa&#8217;da olsun Amerika&#8217;da olsun, son zamanlarda gazetelerde kişisel «seks ilanlarının yayınlanmaya başladığı görülmektedir. Bunların çoğu, özel cinsel ilgileri olan kişilere yönelik ve bazıları az da olsa gizli erkek ve dişi fahişelerce teklif ediliyor. (Yukandaki küpurlar böyle ilanlar içeren bir gazeteden alınmıştır).</p>
<p>Kuşkusuz isteği dışında bir cinsel olayla karşılaşanlara yönelik cinsel hareketleri zorlaştıran bazı sosyal sınırlamaların bulunması zorunludur. Cinsel saldırının tüm biçimleri ve ırza geçme bu kategoriye girer. Bununla birlikte, cinsel davranışın tarafların rızası ve kendi gizlilikleri içinde yapıldığı durumlarda gerçekte, toplumsal müdahaleye gerek yoktur ve doğru da değildir. Tersine, resmi olsun, psikiyatrik olsun, herhangi bir müdahale, hangi niyetle hareket edildiği önemli değil, bizzat kendinde baskıcıdır, yani müdahale tarafların eylemlerini engellemeye yöneliktir. Bazı uyumsuz ya da ayrıksı olanlar için bazı terapi biçimlerinin yararlı olabileceği doğrudur, ancak bu zorla empoze edilmemelidir. Herhangi bir ilaçtan önce onlardan cinsel perhiz yapmaları istenmemelidir. Başka hiç kimseye zarar vermedikleri sürece, kendi değerlerine göre yaşama haklarına sahiptirler. Hatta biz onların cinsel bakımdan sakat olduklarını sezinlersek (ve bu sezinleme pekâlâ yanlış olabilir) onların desteğini alıp götürme hakkına sahip değiliz. Aslında, ilk önce, olumsuz seks doktrinleri, duygusal ihmal ya da yaşama koşullarının yozlaşması gibi sakatlıklar yaratıp sonra onları hâlâ gerçekleştirebilecekleri cinsel doyumlarını reddederek bir kez daha cezalandırmak toplum için çifte adaletsizlik olacaktır.</p>
<p>Bir şeyden kuşku duyulamaz: Toplumumuzdaki birçok insan, herhangi bir hata yapmadan kendilerini bizim resmi normlarımızdan öteye götüren cinsel ilgiler geliştirdiler. Geçmişte, bu tür kişiler günahkâr ya da yoldan çıkmış olarak adlandırılırdı ve bugün onlar çoğu kez «sapık» ya da «cinsel psikopat» olarak değerlendiriliyor, ancak bu etikete bakmaksızın, onlar bir kural olarak, cinsel işleri yerine getirme haklarından yoksun kaldı, üstelik başka bir kimsenin hakkına bile karışmadan. Örneğin, bazıları, cinsel ilişki sırasında incitmek ya da utandırmaktan hoşlandı, bazıları eşlerine hakim olmak, sidik ya da dışkıyla oynamak «kötü» konuşmak, ya da insanları mastürbasyon yaparkan seyretmekten hoşlandı. Bazıları da karşı cinsin elbiselerini giymekten, cinsel bakımdan iç çamaşırlarına tutkun olmaktan, bir bebek, bir motosiklet ya da başka cansız bir nesneden hoşlandı. Örnekler sonsuzdur ve tüm bunları açıp dökmeye gerek yoktur. Temel nokta, bu kişilerin hepsinin oldukça özel cinsel ilgilerinin toplumlarından az bir destek aldığı uygun eşler bulmakta zorluk çektikleri ve çok sık doyumsuz kaldıklarıdır. Onların çoğu evlilik için uygun değildir ve bu nedenle korkunç bir boşluk içinde yalnız başlarına yaşarlar. Aynı zamanda başkalarına açamadıkları arzuları karşısında sıkıntı duyar ve kendilerini suçlu hissederler. Kısacası, onlar yasalarla doğrudan karşı karşıya gelmeseler bile, yaşamları muhtemelen çok mutsuz biçimdedir.</p>
<p>Ancak, daha hoşgörülü bir toplumsal tutumla bunların hiçbiri gerekli olmayacaktır. Aslında isteyen eşler için, insanlara açık olarak bir şans tanınırsa bu durumda, son derece alışılmamış cinsel nazların tatmin edici olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bazı durumlarda, bu tür eşlere onların hizmetleri için bir ödeme yapılması gerekebilir ancak, (tümüyle acı veren ve yıkıcı arzular dışında), zevk veren şeyde eksiklik olmamalıdır. Dahası, toplumumuz uygun tutum alarak bir destek verebilir. Örneğin, 1964&#8242;te İsveçli hekim Lars Ullerstam, tüm erotik azınlıklar için temas büroları kurulmasına izin veren resmi reformlar yapılmasını önermiştir. Ullerstam, aynı zamanda gazetelerde özel kişisel seks reklamları önermiş ve cinsel eksantriklerin ortaya koyduğu sosyal kulüpleri uygun görmüştür. Belli sinemalar özel seyircilerine «seks filmi» göstermeyi üstlenebilir ve özel isteklere hizmet veren genelevler inşa edilebilirdi. Gerçekte, Ullerstam, komşularından, hastanelerden ve bakımevlerinden ayrılmış, banliyoları dolaşacak seyyar bir genelev kurulmasını da talep etti. Bu genelevlerin personelleri «erotik Sama-ritanlar-erotik gönüllüler» olarak adlandırılmalı ve büyük bir saygı görmeliydiler.</p>
<p>Bu önerilerin gündeme geldiği sıralarda kamuoyunda önemsiz bir destek bulabildiğini söylemek bile gereksiz. Bununla birlikte, bu arada, önerilerin bazıları sessizce birçok Batı ülkesinde kabul edildi. Bazı Avrupa ülkeleri, pornografik filmler, kitaplar ve dergilerin yanı sıra, hem erkek hem de kadın fahişeliğini yasallaştırdı. Hatta ABD&#8217;nin birçok kentinde sakatlar için «yetişkin» tiyatroları, «röntgencilik gösterileri», kitabevleri ve «oyuncakçılar var. Ayrıca artan sayıda gazete ve periyodikler kişisel seks ilanları basıyorlar. Özel «banyoevleri» homoseksüellere, hatta yakın zamanlarda heteroseksü-el müşterilerine cinsel fırsatlar sunuyor. Belli «masaj salonları» yorgun ve yalnız olanlara cinsel rahatlık veriyor ve «seks klinikleri» cinsel uygunsuzlukları tedavi etmek için «cinsel vekillere» iş veriyor. Özel kulüpler «eşini paylaşanlar için partiler» ya da çılgınca cinsel törenler, cinsel hafta sonu kaçamakları, kamping turları, ya da vapur seyahatleri düzenliyorlar. Sonuç olarak, özel cinsel eğlencelerin yapıldığı oteller ve gidilecek yerler var.</p>
<p>Bu gelişmelerin yalnızca milyonlarca ortalama insana değil, aynı zamanda cinsel azınlık gruplarına da yardım ettiğine hiç kuşku yok. Uygarlığımızın herhangi bir biçimde bozulmasını göstermekten uzak, onlar, tersine, daha aydınlanmış ve insancıl olduğunu gösteriyor. Yeni kuruluşların bazıları bir zevksizlik ve istismar havası veriyorsa, bu da çoğunlukla onları yeraltına vicdansız reklamcıların kollarına ya da örgütlenmiş suça zorlayan bizim modası geçmiş yasalarımızın kusurudur. Avrupa&#8217;da oldukça güzel ve düzenli organize edilmiş seks mağazaları, porno tiyatrolar ve seks kulüpleri saygın insanlar tarafından işletiliyor ve onlar en iyi iş merkezlerinde modaevlerinin ya da önemli mücevhercilerin yanıbaşlarında bulunabiliyor. Fahişeler iyi çevrelerde muhabbet tellalı olmaksızın çalışabilir. Özetle, seksi «kirli» işlerde tutacak zorlayıcı bir şey yok artık. Açıktır ki, eğer herkes isterse, aynı ilerlemeler Amerika&#8217;da da gerçekleştirilebilir.</p>
<p>AKIL HASTANELERİNDEKİ KİŞİLER ÜZERİNDE</p>
<p>ABD&#8217;de bugün her yıl eyalet ya da federal hapishanelere gönderilenlerden üç kat daha fazla insan akıl hastanelerine teslim edilmektedir. Bu tür teslim ve teslim için gereken uygulamanın zemini eyaletten eyalete değişir, ancak akıl hastanelerinin irade dışı hastaları arasında, kişi yalnızca akıl hastası olarak bilinenleri değil, aynı zamanda «aklen kusurlular, saralı, alkolik, ilaç müptelâları, çeşitli sapkınlar ya da sosyal uyumsuzlarda bulabilir. Gerçekte, «akıl hastanesi» terimi harfi harfine dikkate alınmalıdır. Gerçek durumda burası çoğu kez çok amaçlı bir kurum olarak işler: bir hastane, bir hapishane, bir yoksulevi ve bir yaşlılar evi.</p>
<p>Bu durum, akıl hastanelerinin tarihini bilenlerce daha kolay anlaşılır. Modern çağlara değin, Batı toplumu deli, serseri, parasızlar arasında bir ayrım yapmıyor ve bunların hepsi de aynı tedaviyle karşı karşıya kalıyordu. Yüzyıllardır, bu kişiler idam edildi, bir yerleri sakat bırakıldı, sürgüne gönderildi ya da kölelik altında tutuldu, çoğunlukla da hapse atıldı. Böylece, ilk önce farklı sınıflardan mahkûmları biraraya toplamak için «düzeltme evleri» inşa edildi. ABD&#8217;de ilk kez böyle bir kurum 1727&#8242;de Connecticut&#8217;ta açıldı. Biraz önce belirtildiği gibi bu kurumlar her türden insanı barındıran bir yapıya sahipti&#8230; Sonraları şifa yurtları ve akıl hastaneleri kurulduğu zaman, yoksul olanları ayrı bölümlere koymaya başlandı, ancak diğer tüm uygun olmayanlar yöneticinin iddiasına göre akıl hastası oldukları biçimdeki işleme tabi tutulabilirlerdi. İşin doğrusu, bazen hiç delilik belirtisi istenmiyordu. 19. yüzyılda lllinois&#8217;deki bir örneğe göre, evli kadınların itaatsizlik gösterdiği durumlarda onlar kocalarının saçma arzularına göre işlem görebilirlerdi. Bu denli kaba kötüye kullanmalar sonuç olarak daha ikna edici teslim yasalarının yürürlüğe girmesine yol açtı, ancak 1930&#8242;lar ve 1940&#8242;larda birtakım eyalet yasalarının psikopatların, özellikle, cinsel psikopatların isteği dışında teslim edilmelerine izin vermesinden sonra, görevlilerin keyfi tutumlar içine girdikleri görüldü. 18. yüzyılın «zevk ve şehvet düşkünü kimseleri» gibi, bu psikopatlar tek psikiyatrik teşhis yapılmayan çeşitli zararlı ve zararsız cinsel sapkınların oluşturduğu karışık grup olarak kötü bir biçimde tanımlanırlar. Aslında, onların çoğu tıbbi anlamda hasta olarak değerlendirilemezler. Onların hastaneye yatırılıp tedavi edilmesi onları bazı yerlerde kilit altında tutmanın bir özüründen başka bir şey değildir. Çünkü onlar suçlular gibi tedavi edilseydi, ya hiç mahkûm edilemez ya da nispeten kısa bir süre için cezalandırılırdı. (Aynı zamanda «Günümüz ABD&#8217;sinde Seks Yasaları»na bakınız.)</p>
<p>Bir akıl hastanesi teslim, cezai değil, bir sivil uygulamadır ve bu nedenle yaygın cezai durumlarda gereken koruma işlemlerine bu durumda ihtiyaç duyulmaz. Aslında tüm insanlar yalnızca «kendi iyilikleri için» teslim edilir; onlar cezalandırılmaz, tedavi edilirler. Sonuç olarak, onların bu konularda haklarını aramak son derece zordur ve gerçekte, onlar haklarının tümünü hastane görevlilerinin karşısında yitiriverirler. Onlar yalnızca bu görevliler «tedavi»de ya da «emniyet»te olmalarını açıkladığı zaman serbest kalırlar. Dahası, hastanedeyken, elektroşoktan psikocerrahiye ve «kimyasal hadım»a kadar çeşitli gaddarca «terapilere» maruz kalabilirler. Bu özellikle sosyal bakımdan zararsız cinsel eksantrikler ve başka şiddet göstermeyen «psikopatlar» olduğu takdirde tedirgin edici oluyor.</p>
<p>Cinsel haklara gelince, hastanelere yerleştirilmiş tüm akıl hastaları eşittir kuşkusuz: Onlar hiçbir cinsel hakka sahip değildir. Nitekim, yalnızca cinsel sapkınlar değil, aynı zamanda normal hasta ya da mahkûmlar da kendilerini engellenmiş bulurlar. Tıpkı alışılagelmiş hastanelerde, bakımevlerinde ve bu tür yerlerde olduğu gibi cinsel ilişki için ne bir gizlilik ne de fırsat tanınmaz. Yaşlılar için söylenilenlerin çoğu, bu nedenle, aynı zamanda özürlüler ve yetersiz olanlar için de geçerlidir. İlke olarak, bu tür cinsel mahrumiyetlerin tümü için hiç geçerii bir neden yok. Tersine, hastaların daha sağlıklı olması ve onların dış dünyaya yeniden alışmasına yardım için cinsel işlerin pekâlâ çok yardımı olabilirdi. Örneğin, kendilerini ziyarete gelen eşleri ya da sevgilileriyle cinsel ilişkilerine devam ederlerse, bu olanağın onların çoğu için yararlı olacağından emin olunabilir. Hatta gebelikten kaçınılabildi-ği ölçüde, kurumun içinde bile cinsel ilişki gerçekleştirilebilir. Kuşkusuz homoseksüel hastalar da perhiz yapıp bekleyecek değiller, istekli eş bulurlarsa. (Hastalar ve personel arasındaki seksin gizli olarak kalması gerekeceğini söylemeye gerek yok. Çünkü, sonrakiler öncekiler üzerinde tam hakim bir pozisyon kurmaktan hoşlanırlar. Bu da kolayca cinsel istismara götürebilir.) Bununla birlikte, bu tür kurumlarda, başta kurumların psikiyatristleri, insanın çeşitli cinsel istekleri konusunda daha hoşgörülü olur ve aklen hasta gibi her sapkına etiket vurmayı durdururlarsa anlamlı reformların başarılabileceği açıktır. Bu da halen uygulanan çoğu gereksiz «terapileri» ortadan kaldıracak ve gerçekte ilk önce çoğunlukla herhangi bir zorla teslimi önleyecektir.</p>
<p>TUTUKLULAR ÜZERİNDE</p>
<p>Bir kural olarak Amerika cezaevlerinde mahkûmlar herhangi bir hetero-seksüel etkinlikten yoksun bırakılırlar. Genelde de, bu tutum mahkûmların cezalarının bir parçası olarak değerlendirilir ve şimdiye dek reformlar için de önemsiz bir çaba gösterilmiştir. Sonuç olarak cezaevlerinde görülen tek tip cinsel davranış, mastürbasyon ve homoseksüel ilişkilerdir. Bu, hem erkek hem de kadın mahkûmlar için bir gerçektir.</p>
<p>Bazı durumlarda, kişi en azından hapishanelerde homoseksüellerin cinsel bakımdan tatmin olduklarını sanabilir, ancak gerçekte durum bu değildir. Aslında mahkûmlar arasında, nüfusun diğer kesimlerinde olduğu gibi heteroseksüeller çoğunluktadır ve onların cinsel bakımdan engellenmeleri de sınırsızdır. Birçoğu bu engellenimlerini daha genç mahkûmlara ya da zayıf mahkûmlara saldırarak yansıtır, yani homoseksüel tecavüz ve kötü, yıkıcı homoseksüel temasın başka biçimlerini uygulayarak. Böylece, hapishanelerdeki yaygın homoseksüel etkinlik, gerçek doyumu sağlamaktan uzak, esas olarak olumsuz ve baskıcıdır. Çoğunlukla şiddete dayanır ve aslında çoğu kez kurbanlarından nefret eder ve onları hor görür. Böylece, paradoks olarak, toplumumuzun tipik bir özelliği olan homofobiyi kuwetlendirir. Kısacası, yönelimlerine bakılmaksızın, çoğu mahkûmlar içerdeyken seks yaşamında kendine yabancılaşmaya ve çürümeye doğru gider ve bu, onların özgürlüğe kavuşmasından sonra da kesinlikle bir iz bırakır. Bundan başka, birçok durumlarda, cinsellikten yoksun kalanlar yalnızca mahkûmlar değil, aynı zamanda onların eşleri ve sevgilileridir de. Karılar ve kocalar, mahkûm eşlerinin hapisten kurtulmalarını beklerken evliliklerinin dokunulmazlıklarını korumakta büyük zorluklar çekerler. Bununla birlikte, hapisten çıkan tüm mahkûmlar, önceki cinsel eşlerine uyum gösteremeyebilir ve böylece onların evlilikleri ya da aşk ilişkileri bozulabilir.</p>
<p>Bütün bunlar cinsel mahrumiyet ve mahkûmların vafışileştirilmesi sonucunun iyi biçimde toplumun ilgisini çekemeyebileceğini ortaya koymuş görünüyor. Gerçekte, bu arada Meksika ve Kanada gibi bazı ülkeler, mahkûmların «karı-koca ziyaretleri» ya da «tatil çıkışları»na müsaade ederek onların cinsel bakımdan birazcık olsun rahatlamasını sağlamaya çabaladılar. Bu tür programlar Avrupa&#8217;da ve ABD&#8217;nin birkaç eyaletinde de (Missis-sippi ve California) denendi. «Karı-koca ziyaretleri» programı altında, mahkûmlar nispi bir gizlilikte karıları tarafından geceyarısı ziyaret edilebilir; tatil çıkışları ya da gece çıkışları hapishaneye döndükten sonra topluluk içinde cinsel ilgilerini, kovalayabilen seçilmiş mahkûmlara tanınabilir. Bu reformlar yalnızca evlilikleri korumakla kalmaz, aynı zamanda cinsel gerilimi ve mahkûmlar arasındaki homoseksüel hücumları azaltmaya yardım eder.</p>
<p>Bununla birlikte, bu reformlar hapishane nüfusunun yalnızca belli bir kesimini ilgilendirdiğinden, geri kalan çoğunluğun da böyle bir beklenti içinde olabileceğini düşünmek hiç de zor değildir. Sıla izinleri belirlemelerle istisnaidir ve «aile ziyaretleri» doğal olarak evlenmemiş olanları ve homoseksüelleri dışlar. Aynı zamanda aile ziyaret programlarının kadın mahkûmlara hiçbir zaman uygulanmadığının da belirtilmesi gerekir. Eldeki olgulara göre varolan, cinsel rahatlama programları bu nedenle yetersizdir. İşin en iyi yanı, bu programların doğru yönde atılmış ilk adım olmasıdır. Mahkûm olanlar üzerindeki genel cinsel baskı yalnızca bizim tüm ceza sistemimizin kapsamlı bir reformuyla ortadan kaldırılabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cocukluk-ve-yetisme-caginda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Baskı</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:52:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Hastanelerindeki Kişiler üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklukta ve Yetişme Çağında]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinseller Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Kusurlular ve Sakatlar Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Cinsel İlgileri Olan Kişiler Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tutuklular Üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılıkla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[18. yüzyılda bir filozof, karşıtlarından birine şöyle diyordu: «Düşüncelerine inanmıyorum, ama onları açıklama özgürlüğüne kavuşabilmen için ölümüne savaşabilirim.» Bu soylu özdeyiş, insanlık tarihinde ilk kez ilan edilen evrensel özgürlük, eşitlik ve kardeşliği, entelektüel ve ahlaksal kölelikten kurtulmak için mücadele veren &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18. yüzyılda bir filozof, karşıtlarından birine şöyle diyordu: «Düşüncelerine inanmıyorum, ama onları açıklama özgürlüğüne kavuşabilmen için ölümüne savaşabilirim.» Bu soylu özdeyiş, insanlık tarihinde ilk kez ilan edilen evrensel özgürlük, eşitlik ve kardeşliği, entelektüel ve ahlaksal kölelikten kurtulmak için mücadele veren aydınlanma çağının ruhunu çok güzel bir biçimde özetler. Bu ruh, aynı zamanda, Birleşmiş Devletler Anayasasında, her yurttaşın konuşma, din ve basın özgürlüğünü güvence altına aldığı zaman, Amerika&#8217;nın kurucularına da kılavuzluk ediyordu.</p>
<p>Bu arada, bu özgürlükler dünyanın birçok yerinde savunucular buldu. Son iki yüzyıl boyunca, hoşgörü, bireysellik, kendi kaderini tayin ve kişisel dokunulmazlık idealleri, çoğu modern ulusların yasalarına girdi. Gerçekte, yüzyılımız bu idealleri, tüm üyeleriyle destekleme yemini veren Birleşmiş Milletler&#8217;de Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi olarak görmüştür. Böylece, en azından kuramda, insan ırkının özgürlüğü hemen hemen tamamlanmış görünüyor. Yazık ki, hepimizin bildiği gibi, yaşanan gerçekler çok daha az teşvik edicidir. Resmi olarak, hükümetler pekâlâ aydınlanma felsefesinin ünlü özdeyişine imza atmış görünebilirler, ancak yapılan muhalefete gayri-resmi yollardan, her hükümet kendi bildiğini okumaktadır. İşin doğrusu, hükümetlerin özgürlükçü sözlerine karşın, bazı modern devletler en kötü ortaçağ krallığından daha baskıcıdır. Bütün bunlar kuşkusuz oldukça açıktır, bu nedenle daha derin bir tartışmaya girmeye gerek yok. Bununla birlikte, çoğu hoşgörülü Batı ülkelerinde, hoşgörünün insan yaşamının tüm yanlarına niçin eşit ölçüde dağıtılmadığı bir türlü anlaşılmıyor. Çok rastlanan dikkate değer iki davranış türü, akılsızca tutumları desteklemeye ve sınırlamaları şiddetlendirmeye devam ediyor: İlaçların kullanımı ve cinsel etkinlik. Henüz hiçbir resmi ağız, «senin kullandığın ilaçları beğenmiyorum ama, onları kullanmanın senin hakkın olduğunu ölümüm pahasına savunurum», ya da «senin cinsel ilgilerini beğenmiyorum ama, onları özgürce ortaya koyabilmen için ölümüne savaşırım» diyemiyor. Üstelik, bu tür açıklamalar çoğu yurttaş tarafından da skandal ve sorumsuzluk olarak kabul edilecektir.</p>
<p>Gerçekte, yakın zamanlarda ilaçlar ve seks, önceleri oldukça hoşgörülü, ancak Batı etkisiyle bu olumlu tutumundan vazgeçmeye başlayan toplumların da korktuğu olgular haline geldi. Bu yüzden insanın kendi bedenini kontrol etmesinin kendi hakkı olduğunu belirten Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi&#8217;nin kutlanması pek şaşırtıcı gelmiyor. Dokümanlar yalnızca evlenip bir «aile» kurmanın ve kişinin evleneceği eşi özgürce seçmenin «hakkı» olduğundan söz ediyor (madde 16.) Seks eğitiminin, seks uygulamalarının, cinsel etkinlik tipinin ya da cinsel bir eşin özgürce seçilmesinin, gebelikten korunma ve düşüğün bir hak olduğundan söz edilmiyor. Bütün bunlar da yanlış olmaktan öteye gitmez. Ne yazık ki, bugün Birleşmiş Milletler Genel Assemblesi bile bu hakları ortaya koymaya cesaret eden herhangi bir resmi bildirgeyi karşı konulamaz bir biçimde yadsıyacaktır. Birleşmiş Milletlere üye çoğu devletler, hâlâ sadece evlilikle ve döllenmeye yönelik seksi yasal sayıyor.</p>
<p>Bununla birlikte, toplumların, seksin tek kabul edilebilir işlevinin üreme olduğu ve bu nedenle gerçekte çoğu insanın cinsel davranışlarının anormal ya da sapkın olarak değerlendirip bunları kesinlikle mahkûm etmelerini iyi anlamalı. Nitekim, tek başına mastürbasyon, çocuklar arasında seks oyunları, gençlerin cinsel deneyimleri, evlilik öncesi ve evlilikte birleşme dışı ilişkiler, eşcinsel etkinlik, hayvanlarla cinsel temas ve menopozdan sonra seks -bunlar ve cinsel davranışı başka birçok zararsız biçimlerinin hepsi, bastırılan doktrinlere karşı pratikler olarak görülüyor. Bu bastırma, ardından, evrensel bir suçluluk ve heyecan duygusu yaratır. Üstelik, bastırma hiçbir zaman tamamlanamadığından, bir cinsel çift standardın gelişimi ve ikiyüzlülüğün yayılması gerçekte kaçınılmazdır. Kısacası, dar cinsel dogmatizm her zaman toplumsal çatışmalara ve birtakım insansal dertlere yol açar.</p>
<p>Kitabımızın önceki bölümlerinde de gördüğümüz gibi, Batı, Yahudi -Hıristiyan kültürü, seks sorununda uzun zamandır son derece katı olmakta ve Batıda, dünyanın öteki bölgelerine göre daha fazla cinsel ikiyüzlülük ve cinsel dertler görülmektedir.</p>
<p>Dindar atalarımız önem verilmesi zor ve zehirini bugünkü yaşamımıza akıtan hoşgörüsüz bir miras bıraktılar bize. Döllemenin faziletini övücü şeyler ortaya koymadılar, aynı zamanda üremeyle sonuçlanmayan kusurları çok vahşi ve dehşete düşürücü biçimlerde cezalandırdılar. Başka toplumlarda cinsel bakımdan uyum göstermeyen insanlara karşı hoşgörüyle yaklaşılır ve saygılı davranılırken, eski İsrail&#8217;de böyle insanlar taşlanıp işkence edildiler, sakat bırakıldılar, yakıldılar, asıldılar ya da Hıristiyan Avrupasında diri diri gömüldüler.</p>
<p>Örneğin, pagan Yunanistan&#8217;ında erkek eşcinsellere örnek yurttaş gibi saygı gösterilirken, Yahova ve İsa&#8217;ya inananlar için onlar, her zaman dünyanın tortusu olarak kaldılar. Eski Ahit, erkekler arasındaki seksin ölümle cezalandırılmasını öngördü ve böylece, babtist Roma imparatorları, İspanyol engizisyoncuları, İngiliz Monarşistleri ve Amerikan sömürgecileri bu yolu izlediler. Daha sonra, din genel etkisini yitirmeye başladığı zaman bu kez, psikiyatristler, eşcinsellerin hasta olduklarını ve öncelikle tedavi edilmeleri gerektiğini açıkladılar. Onların isteklerine karşı sık sık şok ya da iğrenme terapileri, «psikocerrahi» ve hadımlaştırma uygulandı. Sonunda, Nazi Almanyasında «halkın sağlıklı duyarlılığı» üzerinde pembe üçgenler bulunan üniformalar giydirilen eşcinsellerin toplama kamplarına gönderilmelerine izin verdi. Orada eşcinsellerin binlercesi öldürüldü, çok azı kurtulabildi. Bununla birlikte, Nazizmin öteki kurbanları dışında, onların hiçbir zaman hakları aranmadı. Tam tersine, ya toplumdışına sürüldüler ya da yine hapishanelere atıldılar. Gerçekte, günümüzde eşcinsel davranış, ABD&#8217;nin çoğu eyaletinde ağır bir suç gibi değerlendirilir ve eşcinseller de uzun bir süre hapishanelere atılır ya da «cinsel psikopat» olarak akıl hastanelerine yerleştirilmeleri uygun görülür. Eşcinseller herhangi bir suçtan hüküm giymese bile bir yerden başka bir yere göçemez, oranın yurttaşı olamaz, ya da Silahlı Kuwetlerde görev alamazlar. Bundan başka, eşcinsel sivil hakların yasalaşmasını hezimete uğratmak için etkin olarak çalışan ve herhangi bir reforma karşı gelen Hıristiyan kiliseleri de vardır.</p>
<p>Bu barbarlıkların her zaman olduğunu ve şimdi de «terbiyeli» insanlarca en yumuşak motiflerle iyi bir bilinçle işlendiğini söylemeye gerek yok.</p>
<p>CİNSEL BASKI SİMGELERİ</p>
<p>Cinsel baskı, çoğunlukla insanlar üzerinde dış bir sınırlama empoze etmesine karşın, sık sık iç korkular ve yasaklar da üretir. Böylece, erkek ve kadınların kendi kendilerinin baskıcıları olmaları bütünüyle olasıdır.</p>
<p>(BENZERİ YOKTUR)</p>
<p>15. yüzyılın bir elyazmasında, dişi bekâret kemerini gösteren bir şekil. Bu tür kemerler, cinsel perhiz sırasında kadını zinadan korumak amacıyla koca tarafından takılır, anahtarı da kocada bulunurdu. Bu âdet aynı zamanda karıların, kocalarının özel malı ve onları kilit ve anahtar altında bulundurmanın, kocalann hakkı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>19. yüzyılda bir erkek bekâret kemeri. Bu tür kemerler ve benzer tertibatlar, genç erkeklere ana-babaları tarafından onların mastürbasyon yapmalarını engellemek amacıyla takılırdı. Aynı zamanda bazı sıkıntılı yetişkin erkeklerde bu kemeri giyerdi, çünkü psikiyatristler, mastürbasyonun insanı cinnete götüreceğini anlatırdı. Bu ve başka saçma psikiyatrik doktrinler cinsel baskıyı haklı göstermek için uzun zaman kullanıldı.</p>
<p>M. McCormick.</p>
<p>Erkek Bekâret Kemeri            10 Ağustos 1897&#8242;de patenti alındı.</p>
<p>No. 587994</p>
<p>Cinsel baskının bahaneler! hiçbir zaman eksik olmamıştır. Bunlar en basit dinsel dogmalardan bilgiç geçinen yalancı bilimsel kuramlara değin sıralanabilir, ancak onların özel biçimlerine dikkat edilmemesi koşuluyla. Onların hepsi bir temel özelliği paylaşır: Mantıksal platformda açık değillerdir. Anlamı olmasa ya da birçok kez çürütülse bile, her şeye karşın, bir kez daha tekrarlanırlar. Aslında, onların gerçek işlevi taraftarlarının vicdanını rahatlatacak kuşku uyandırıcı şeyler konusunda ikna etmek değildir. Kaldı ki, bu görevi her zaman dikkate değer bir biçimde yerine getirirler. Kutsal Kitaptan yapılan aktarmalar bir yana, örneğimize dayanan bir kişi, şimdi profesyonel «uzmamlar»dan nedense eşcinsellerin «türlerin kalımı»nı tehdit ettiğini ya da «evlilik ve aile kurumlarının kuyusunu kazdığı»nı işitebilir. Bu iddiaların açıkça anlamsız olduğu olgusu bile, onları kendi haklarında ileri sürülenlerden zerre kadar önlemez. Çoğu kez eşcinselliğe karşı hoşgörü-lükleriyle bilinen Afrika ve Asya&#8217;nın Müslüman ve Budist toplumlarının, aynı zamanda yüksek doğum oranları, kalıcı evlilikler ve güçlü ailelere sahip oldukları belirtilmektedir. Şimdi herkes dünyanın aşırı nüfuslanma tehdidi altında bulunduğunu biliyor. Açıktır ki, kendisinin çalışması için, herhangi bir ilgisi olmayan eşcinsellik üzerine empoze edilenlerden evlilik kurumunun kazanacağı bir şey yoktur. Öte yandan, eşcinsellerin niçin akrabalarıyla yakın bağlar kurmaması ve aile yaşamına değerli yardımlar yapmaması gerektiği üzerine getirilenler hiçbir zaman geçerli temellere dayanmaz. Bununla birlikte, bunların hiçbir hoşgörüsüzlükte herhangi bir değişikliğe yol açmıyor. Onların inançları akla dayanmadığından, onlar bu mantıksızlıkla sarsılamazlar. Kısacası, iş bu tür cinsel baskıya geldiği zaman biz ölçülü ve iyi düşünülmüş yargılara değil, sadece önyargılara değiniyoruz.</p>
<p>Eşcinsellere yapılan baskı belki de en çarpıcı ve öğretici örnektir, ancak bu, birçok baskılardan yalnızca biridir kuşkusuz. Cinsel ahlaklılığının «üretim eğitimi» her zaman başka birçok baskıya uğramış azınlıklar ortaya çıkarmıştır. Özel cinsel ilgileri olan kişiler, adet haline getirenler, düşkünler, özürlü ve yetersiz olanlar, yaşlılar, çocuklar ve gençler, hatta birleşme dışı cinsel ilişki kuran ya da gebelikten korunma yöntemlerine başvuran evli çiftler, farklı zamanlarda ve farklı ölçülerde bu baskının kurbanı olmaktadırlar. Dahası, dişi cinse karşı bir bütün olarak binlerce yıldır uygulanan bir çift standart farklılaşmaya yol açmaktadır. Bu nedenle, bütün bu saydıklarımızı birlikte ele alırsak, toplumumuzda cinsel bakımdan baskı altına alınan grupların, nüfusumuzun ezici bir çoğunluğunu oluşturduğunu görürüz.</p>
<p>Bu bakış bize sadece önemli bir tablo vermelidir. Gerçekte, bu tablo, bazı temel ve çok karmaşık sorular ortaya çıkarır. Örneğin, bir toplum kendisini oluşturan bireylerin çoğu tarafından ihlâl edildiğinden emin olduğu cinsel standartları ilk önce niçin yaratır ve sonra da onu korur? Başka bir deyişle, niçin bir nüfusun çoğunluğu bizzat kendine baskı yapmayı seçer? Somut bir dille söylersek, uymak zorunda kaldıkları halde herkesin önünde bir engel olarak görülen seks yasalarına Amerikan halkı niçin bağlanır?</p>
<p>Niçin bir ulus kendini seks suçlularından oluşan bir ulus olarak tanımlamak ister? Niçin bu umutsuz suçluluk duygusuna kapılmak zorundayız? Cezalandırılan bu genel itinin ardında yatan nedir?</p>
<p>Bu ve benzeri sorular sorulduğu zaman, bilinen «uzmanlar» hazır, yanıtları yerine kondurmak için beklerler kuşkusuz. Dinsel dogmalar basit olarak «esas günah» ya da «Ademin günahı» üzerine konuşurlar ve bu tamamen bir inanç sorunu olduğundan, bu görüş üzerine tartışılacak bir nokta da kalmaz. Bununla birlikte, aynı bakış, yerleşik fikirlerden sapan, yıkıcı ya da saldırgan «insan doğası»ndan söz eden insanlar tarafından da dünyevi bir kılıf içinde ifade edilir bazen. Bu nedenle, Amerika&#8217;da cinsel baskı ve kendi kendine baskı, insanın belki kaçınılması zor esef verici evrensel eğilimlerinin tezahüründen başka bir şey olmayacaktır. Bu hipotez, birçok başka toplumların niçin böyle hoşgörülü olduklarını henüz açıklaya-maz. Ancak bu noktada, cinsel sorunlarımızın hepsinin politik ve ekonomik kötülüklerden geldiğine dikkat çeken bir üçüncü açıklama sunulur çoğu kez. Kapitalizm, sürüp giden kanıtlarıyla, bir kuraklığın toz yaratması gibi cinsel baskı yaratır; ortadan kaldırılır. Kapitalizm ve siz de böylece cinsel baskılardan kurtulmuş olursunuz. Ne yazık ki, bu saf varsayım komünist ülkeler olarak bilinen Arnavutluk, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetinde, devamedegelen, hatta artış gösteren cinsel hoşgörüsüzlükle çürütülür. Kısacası, yönetimlerin sadece üreme anlamında denetim yapması olgusu, cinsel özgürlüğü sağlamak için bir güvence vermez. «Çalışan sınıfın» toplumsal özgürlüğü ve onun cinsel baskıları pekâlâ el ele yürüyebilir.</p>
<p>Son örnek bir kez daha göstermektedir ki, cinsel hoşgörüsüzlüğün tanrısal açıklamalar üzerine temellendirilmesi gerekmez. Cinsel baskıların bir nedeni olarak dinsel inancı göstererek bu yüzden hiçbir şey açıklanmış olmaz. Bununla birlikte, bazı dinlerin sekse karşı yaklaşımının niçin olumsuz, bazı dinlerin de böyle olmadığının açıklanması gerekir. Aslında, Kutsal Kitap bir hoşgörülü tutumu destekleyecek kadar materyal içerir ve zaten birçok liberal Yahudi ve Hıristiyan bu materyalleri dinsel inançlarının güçlülüğünü göstermek için sık sık aktarırlar. Her şeye karşın, genellikle, olumsuz olanlar bastırıcı rollerini sürdürürken, cinsel bakımdan olumlu dinsel ifadelere pek önem verilmez. Aynı nedenle, Musa&#8217;nın dinsel yemek kurallarına şimdi modası geçmiş diye pek dönüp bakılmaz ve cinsel yasalarına karşı da aynı tutum takınılır. Ancak belli başka şeyler, arkaik olmalarına karşın şiddetli bir biçimde savunulur. Bu seçmeciliğin nereden geldiği, daha derin nedenlerinin ne olduğu her zamanki gibi gizemli kalır.</p>
<p>Koşullara göre, bu alanda daha kapsamlı araştırmalar beklerken, yine de küçük bir seçme yapmış görünüyoruz. Bununla birlikte, arada, cinsel baskıdan hoşlanmamak ve ona karşı döğüşmek için gerçekten onun nedenlerini anlamamız gerekmez. Onun öldürücü sonuçları çok uzun zamandır açıktır. Gerçekte, o aydınlanmış insanı her zaman daha büyük cinsel hoşgörüde bulunmaya telkin etmek için girişilen herhangi bir radikal yaratılıştan çok bu sonuçların düşüncesidir. Bu bölümün başlangıcında biz, 18. yüzyılın bir düşüncesini aktarmış ve Amerikanın kurucu önderlerini zikretmiştik. Onlar, topluca bizim özgürleşimimiz anlamında hâlâ büyüyüp serpilen liberal geleneğini temsil ediyorlar.</p>
<p>Birleşik Devletler Anayasası&#8217;nı hazırlayanlar, din tehlikesini ve politik zorbalığı elbette biliyorlardı ve bu yüzden muhalif ve uyum göstermeyenlerin haklarını korumaya özen gösterdiler. O zamandan beri, bu haklar Anayasa Mahkemesi&#8217;nin sayısız kararlarıyla daha kapsamlı bir biçimde genişleyerek güçlendirildi. Gerçekte, son birkaç on yılda muhaliflik ve uyumsuzluğun korunması giderek kendisini cinsel dünyada da göstermeye başladı. Böylece, şimdi Amerikalılar evlilikle kazanılan özelliğe (Connecticut, 1965), gebelikten korunmaya (Baird, 1972) ve düşük (Wade, 1973) yapmaya anayasal bir hak olarak sahip bulunuyorlar. Onlar, aynı zamanda kendi evlerinde cinsel bakımdan açık saçık materyaller bulundurabilir ve onları istedikleri kadar kullanabilir, sevebilirler. (Georgia 1969). Bu haklar hâlâ sınırlı olmakla birlikte, kazanılabilecek yeni hakların üzerine inşa edilebileceği bir temel görevini de yerine getirmiş oluyorlar. Aslında bir yandan da daha büyük cinsel özgürlük talebi giderek kendisini daha çok gösteriyor ve bu arada gelişiyor da. Anayasa Mahkemesi, Kongre ve çeşitli eyaletler meclisleri daha ileri programların uygulanmasından kaçınsalar bile, varlıklarına borçlu oldukları ilkeleri korumak istiyorlarsa, sonunda bunları vermeleri gerekecek. Demokratik yönetim özerk yurttaşlar istiyor, eğer bu tür yurttaşların kendi görüşünü belirtmelerinin onların hakkı olduğunu inkâr etmek saçmalıksa, kendi bedenleri üzerindeki hakkını inkâr etmek de aynı ölçüde saçmalık olacaktır.</p>
<p>Son birkaç yıl içinde, küçük de olsa bazı cinsel gruplar, çoğunluğun önyargılarını sarsmak amacıyla meydan okuyucu nitelikte kendi «insan hakları bildirgelerini» formüle ettiler. Bu belgelerde birçok ayrıntılı talep yer alıyordu. Aynı zamanda, onlar böyle yaparak toplumumuzdaki cinsel baskının büyüklüğünü de gösterdiler. Sonuç olarak, oldukça uygun biçimde, profesyonel bir yolda cinsel sorunlarına değinenler, sorunlarını daha genel ifadelerle özetlemeye yükümlü hissettiler. Böylece, seksolog Lester A. Kir-kendall&#8217;in öncülüğünde, birtakım önde gelen seks araştırmacıları, şimdi yeni bir Cinsel Haklar ve Sorumluluklar Bildirgesi imzaladılar (Hümanist&#8217;in 1976 Ocak-Şubat sayısında yer aldı.) Bu bildirge, bizim «üremeci eğilimlerimizi» sarsıcı bir çağrı oluşturuyor ve başkalarına zarar vermediği ya da onların haklarına karışmadığı sürece cinsel ifadelerini serbestçe göstermenin insanların hakkı olduğu belirtiliyordu. Kısacası, bizim söz, din ve basına tanıdığımız özgürlüğün, seks alanına da tanınması talep ediliyor.</p>
<p>Cinsel liberalleşmeye karşı büyük bir direniş var, kuşkusuz. Otoriter politikacılar, katı yargıçlar, Ortodoks psikiyatristler, muhafazakâr sivil gruplar ve püriten kiliseler, cinsel normlarımızda herhangi bir gevşemenin toplumumuzu ahlaksal çürümeye ve nihai olarak yıkıma götüreceğini ileri sürüyorlar. Bu savı desteklemek için de çoğunlukla Roma İmparatorluğu&#8217;nun ve bazı başka ulusların gerileyip çöküşünü örnek gösteriyorlar. Bununla birlikte, uzman tarihçiler prova edilemeyeceğinden dolayı bu tartışma türünü ciddiye almıyorlar. Üstelik, o Roma İmparatorluğu&#8217;nun başlarından sonlarına cinsel davranıştaki herhangi bir değişikliği gösterecek hiçbir istatistiksel veri de yok. Bildiğimiz önemsiz şeyler de Neron (İs. I) ile Constantie&#8217;in (İ.S. 4) imparatorluğu arasında herhangi bir anlamlı değişimi pek göstermiyor. Ne de olsa Roma, (İ.S. 5.) yüzyılda, Romulus Augustulus&#8217;un Hıristiyanlığı ve onun çileci cinsel doktrinlerini kabul etmesinden sonra düştü. Öte yandan, fetihçi putperest barbarlar, cinsel bakımdan çok daha az yasaklayıcıydılar.</p>
<p>Açıktır ki, klasik Yunanistan, Rönesans İtalyası ve Elizabeth İngilteresi, daha az görkemli uygarlıklarla karşılaştırıldığında, oldukça «serbest bırakıcı» sayılırdı. Bu nedenle, cinsel baskının herhangi bir kimseye her zaman yararlı olduğu oldukça kuşkuludur. Gerçekte, çok sıkı Stalin Rusyası ve Nazi Almanyası gibi suçlayıcı ve kısır kültürlerin alâmeti farikası olmaktadır cinsel baskı. Gücünü kişisel özgürlük ideallerine veren ülkeler, bu tutumlarının ilerleyebilmesi için uygun bir yol bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir. Er ya da geç cinsel dünyaya yayılmadıkça bu özgürlüğün anlamsızlığını göreceklerdir. Aşağıdaki sayfalarda, toplumumuzda görülen değişik cinsel baskı altında kalmış grupların sorunları işlenecektir. Kişi, kuşkusuz, haklı bir nedenle, cinsel baskı altında kalmış gruplar arasında kadınların da bir grup olarak yer almasını ister. Oysa, kadınlar insan ırkının yarısından biraz daha fazladır ve onların baskıları daha ayrıntılı bir çözümleme gerektirdiğinden, sorunlarını da bu kitabın daha geniş, özel bir bölümünde tartışacağız. (Kadının ve Erkeğin Cinsel Rolü). Aynı zamanda, özürlü kalmış gençler, özel ilgilerinden dolayı mahkûm olanlar ya da bir akıl hastanesine yatırılan yaşlılar gibi birden fazla gruba giren birçok insanın bulunduğuna dikkat edilmelidir. Bu durumlarda, cinsel baskının hepsinden daha şiddetli olduğunu söylemek bile gereksiz.<br />
<strong><br />
Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsel-baski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tıbbi Cinsel Sapkınlık Modeli</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/tibbi-cinsel-sapkinlik-modeli/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/tibbi-cinsel-sapkinlik-modeli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 11:53:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ABD'de Yürürlükteki Sex Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik ve Türk Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal ve Doğaldışı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Yasa ve Doğanın Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı - Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbi Cinsel Sapkınlık Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Yasal - Yasadışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce belirttiğimiz gibi, bir toplum, cinsel uyumculuğu gerçekleştirmek ya da sürdürmekle ciddi bir biçimde ilgilenirse, cinsel sapkınlara zararsız bireyler olarak davranmayı bir yana bırakır. Bunun yerine onları günahkâr, suçlu ya da hasta olarak kabul eder. Bir başka deyişle, bir &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/tibbi-cinsel-sapkinlik-modeli/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce belirttiğimiz gibi, bir toplum, cinsel uyumculuğu gerçekleştirmek ya da sürdürmekle ciddi bir biçimde ilgilenirse, cinsel sapkınlara zararsız bireyler olarak davranmayı bir yana bırakır. Bunun yerine onları günahkâr, suçlu ya da hasta olarak kabul eder. Bir başka deyişle, bir toplumsal sorun olarak görülen sapkın cinsel davranış, dinsel, resmi, ya da tıbbi terimlerle tartışılma eğilimi taşır.</p>
<p>Önceki iki bölümde, dinsel ve resmi başvuru çerçevesini, onları kullananların algılayışını nasıl biçimlendirdiğini göstermiştik.  (Bkz. «Doğal &#8211; Doğal Olmayan» ve «Yasal &#8211; Yasaldışı») Aynı zamanda modern çağda soruna bu geleneksel yaklaşımın tıbbi ya da psikiyatrik bir yaklaşımla giderek düzeltildiğini ya da bütünüyle onların yerini aldığını görmüştük. Aşağıdaki sayfalar bu gelişmeyi daha iyi açıklayabilir ve dile getirilmek istenenlere dikkat çekebilir.</p>
<p><strong>Modellerin İşlevi</strong></p>
<p>İnsanlar, bilinmeyen ya da umulmayanla karşı karşıya kaldıkları zaman genellikle bildik bir şeye benzetme yoluyla onun hakkında en azından bir kavrayış elde etmeye çalışırlar. Örneğin, beyin çalışması karşısında şaşkınlığa düşen bir adam, beynin çalışmasını açıklayabilmek için bunu bir bilgisayara benzetebilir. Bu kıyaslamayı yaparak insanın, beyninin aslında elektronik devre, teyp, daktilo vs. içeren bir bilgisayar olduğunu kastetmediğini söylemek bile gereksiz. Bunun yerine, o, bilgisayarı yalnızca bir model ya da kıyaslama aracı anlamında kullanılır. Beynin sanki bir bilgisayar olduğunu dikkate alarak onun nasıl çalıştığını biraz daha yakından araştırmaya koyulur.</p>
<p>Benzer biçimde, bazı garip insan davranışlarıyla karşılanan biri, onu kendisi için belli kavramsal model ya da başvuru çerçevesi içinde yapılandırarak anlamayı deneyebilir. Örneğin, bunları kötü ruhun «delice» davranışına yorabilir; ya da yaşamın bir günahı olarak Tanrının verdiği bir ceza gibi görebilir. Bu şu demektir: O insan, deliliğin doğaüstü bir nedeni olduğunu varsaymaya karar verebilir. Sonra bu varsayım ışığında delilik ve şimdiye değin kavranmayan etkinlikleri birdenbire anlam kazanır ve açıklanabilir bir hale gelebilir. Kısacası, bu noktada <strong>deliliğin dinsel modelini </strong>kullanarak başka yolla elde edilemez bir görüşe ulaşır.</p>
<p>Bununla birlikte, başka bir gözlemci, Tanrıya ya da şeytanlara inanmayabilir ve böylece deliyi talihsiz kişisel deneyimlerin sıradan kurbanları olarak ve yaşam süreçleri boyunca başlarına gelenlerle «deliliğe itildiklerini» varsaymayı yeğleyebilir. Böyle bir gözlemci, deliliği sanki öğrenilmiş bir davranışmış gibi dikkate alır böylece o, <strong>deliliğin «öğrenme modeli»ni </strong>kullanmaktadır.</p>
<p>Üçüncü bir gözlemci, bu modellerin her ikisini de yadsıyabilir ve deli davranışına sağlık yitimi ya da eksikliğin neden olduğuna inanmayı yeğleyebilir. Böylece o, deliliği sanki bir hastalıkmış gibi değerlendirir. Bu, onun deliliği bir <strong>tıbbi model </strong>olarak kullanması anlamına gelir.</p>
<p>Kuşkusuz daha birçok olası delilik modelleri vardır. İlerde bunların bir kısmını tartışacağız. Burada belirtilen üç model bile, ayrıntıya girildiğinde çok daha fazla alt modellere bölünebilir.</p>
<p>Örneğin, Hıristiyanlar, Hindular, Budistler ve çok tanrıcı «ilkeller», deliliğin doğaüstü kaynağı konusunda aynı görüşte olsalar dahi farklı dinsel delilik modellerini kabul edebilirler. Aynı nedenle, farklı modern bilimadamları, psikanalitik kuramdan uyarımsız koşullanmaya değin, deliliğin çok farklı öğrenim modellerini kullanabilirler. Sonuç olarak, tarih boyunca hekimler, en azından fiziksel ya da psikolojik durumuna bağlı olup olmadığına göre, deliliğin iki ana tıbbi modelini kullanmışlardır. Duruma göre, onlar bazen deliliği hastalıklı bir bedene, bazen de hastalıklı bir zihne bağladılar.</p>
<p>İnsanlar kendi önyargıları, gereksinimleri ve amaçlarına uygun olması için özel bir model seçerler ve genellikle kendilerine işe yarar açıklamalar sunduğu sürece ona sıkı sıkıya sarılırlar. Bununla birlikte, daha yakından bakılacak olursa, belli bir görüngü (fenomen) öyle çok yeni sorunlar çıkarır ki önceleri, yararlı bir modelin yetersizliği ve bunun değiştirilmesi gerektiği görülebilir. Örneğin, insanlar deli davranışa beyindeki fiziksel hasarın yol açtığını keşfedip doğaüstü güçlere inanmamaya başladıklarında, dinsel delilik modelini terkeder ve tıbbi modele yönelirler.</p>
<p>Şunu da belirtelim ki, modelin bir başkasıyla yer değiştirmesi, onun başlangıçtaki asıl amacını ortadan kaldırmaz. Ancak bu yer değiştirme, tüm model yaratımlarının temel ilkesini pekiştirir. Modeller zorunludur. Ancak tanıma göre, onlar hiçbir zaman geçici yapılar olmakta ileri gidemezler. Bir model, bilinmezi bildik, anlamsız görüneni «anlamlı» kılmalıdır. Bu işlevi yerine getirmekte başarı sağlanmadığı sürece, artık kullanabildiği kalmamıştır. O nedenle biz daha başka, kapsamlı ya da daha yetkin, daha iyi sonuçlar çıkarabilen modeli aramakta özgür oluruz. Bu yüzden, modellerin yalnızca sınanmak için yaratıldığı pekâlâ söylenebilir.</p>
<p>Modeller, başka modellerle karşılaştırma yapmak için de ortaya konur. Bu model her zaman başka kavramlar, fikirlere, kuramlar ve bakış açılarıyla karşılaştırmayı gündeme getiren bir biçimde belli kavramlar, fikirler, kuramlar ve bakış açıları düzenler. Örneğin, deliliğin hem dinsel hem tıbbi modeli, deli davranışa neyin neden olduğunu, kim tarafından ve ne yapılması gerektiğini, bir delinin davranışlarından ötürü hangi ölçülere kadar sorumlu tutulabileceğini ayrıntılarıyla açıklar. Dinsel modele göre, deli davranışa kötü ruhlar neden olur. Kötü ruhların kovulması için uğraşılmalıdır ve onların kovulması bir rahip ya da başka bir dinsel yetkili tarafından yapılmalıdır. Deli, muhtemelen Tanrı tarafından suçlanarak kendi durumunun suçlusu olur. Ancak bir kez tövbe etti mi, kötü ruh onu terkeder ve ruhu kurtulur.</p>
<p>Tıbbi modele göre, deli davranışa bir hastalık neden olur. Tıbbi tedavi yoluyla mücadele gereklidir ve bu tedavi bir hekim tarafından yönetilmelidir. Deli, hemen hemen hiçbir zaman talihsizlik dışında, durumundan sorumlu değildir. Bununla birlikte, bir kez ilaçlar, elektroşok, psikocerrahi başarıyla yanıtladı mı, tedavi edilmiş sayılır.</p>
<p>Doğal olarak, herhangi biri eğer isterse bu karşılaştırmayı daha ileri noktalara götürebilir. Çünkü her iki model de birçok ek ayrıntıda karşılıklı bağlantı ve iletişim içindedir. Nitekim dinsel modelin taraftarlarının kötü ruhlar, insan ruhu, ilahi buyruklar, günaha teşvik, günah, ceza, bağışlama, inan ve kurtulmadan söz ettiği durumda, tıbbi modelin savunucuları mikroplar, virüsler, parazitler, insan vücudu ya da insan aklı, sağlık bilgisi kuralları, bulaşım, yaralanma, sarsıntı, pataloji, terapi, sağlık ve rehabilitasyondan söz eder.</p>
<p>Her noktada karşılaştırma yapabileceğimiz olgusu kuşkusuz tüm modellerin eşit olduğunu ya da ısrar ettiğimiz sürece istediğimiz herhangi bir modeli seçmede haklı olduğumuzu göstermez.</p>
<p>Tersine, farklı modelleri birbirleriyle karşılaştırdığımızda, onların görece değerlerini keşfedeceğimiz açıktır.</p>
<p>Şunu akıldan çıkarmamalıyız ki, tarih, pek çok durumlarda belli bir modelin tam «doğru» olduğunu, modası geçmiş öteki modellerin geçerliğini yitirdiğini kaydeder.</p>
<p>Örneğin, deliliğin belli biçimleri dikkate alarak eski bir tıbbi model, daha sonraki bilimsel buluşlarla öyle güçlü bir biçimde pekiştirilir ki, gerçekte o bir model özelliğini yitirir ve kabul edilen olgusal gerçek haline gelir. (Bu durumların en iyi bilineni, belki frenginin neden olduğu cinnettir.) Öte yandan, deliliğin tıbbi modeli, sadece doğrulanmamış olmakla kalmaz, olumlu bir biçimde bilimsel olarak çürütülür de. (Bu durumların en iyi örneği, belki de sözde mastürbasyonun neden olduğu cinnettir.)</p>
<p>Modellerin ayrıntılı bir karşılaştırması, aynı zamanda bizim ayrı bir kavram olarak her modeli tanımamıza ve onu bulandırmamamıza yardımcı olur. Yani çeşitli modeller arasındaki ayrımları netleştirerek kendimizi bazı bilimadamlarının «model bulanıklığı» diye nitelendirdikleri bazı kavramsal</p>
<p>karışıklıklardan koruyabiliriz. Modeller birbirine karıştırılmamalıdır. Parçaları mantıken birbirine uygun değilse, olasılıkla işlemezler. İlgisiz varsayımların aşuresi ya da heterojen modellerin bir amalgaması hiçbir zaman anlamlı bir görüş üretemez.</p>
<p>Bu, basit ve apaçık bir gerçek olarak görünüyorsa da, pratikte her zaman böyle olmaz. Yine, «mastürbasyon cinnet durumu» belki en iyi illüstrasyonu burada ortaya koyar. 18. ve 19. yüzyılda birçok Avrupalı ve Amerikalı hekim, mastürbasyonun beynin sulanmasına ve zihinsel bozukluğa yol açtığını ileri sürmüşlerdi. Bazıları da zararlı alışkanlıkların bedensel anormalliklerden ya da zihinsel yapıdan miras kaldığını kabul ederler. Böylece mastürbasyon, deliliğin hem nedeni, hem de sonucu sayılıyordu. Ne de olsa mastürbasyon yapanlar hastaydı ve hastalıkları, cinsel organlarının bağlanması (infibulation), klitoris sünneti (clitoridectomy) ve hadım etme gibi kesin terapatik önlemler gerektirirdi.</p>
<p>Açıktır ki, bu görüşte bir hayli yol alanlar, bu yüzden modern «aydınlanmış» tıbbi bir model yarattıklarına inandılar. Ne var ki, bu modele daha yakından baktığımızda, hâlâ birtakım «aydınlanmamış» dinsel öğeler içerdiğini görürüz. Örneğin, hekimlerin tıbbi olduğunu ileri sürdüğü pek çok terim (onanizm, mastürbasyon yapma) ya doğrudan Kutsal Kitaptan ya da benzer bir hükmî kaynaktan alınmadır. Ayrıca bu hastalık durumunun tedavisi de yararsız ve zalimce, üstelik iyileştirmeye yönelik değil, cezalandırma özelliğindedir. Sonuç olarak, gerçek tıbbi hastalar dışında, mastürbasyon yapanlar hâlâ ahlaksal bakımdan mahkûm edilir. Böyle bir hastalığa yakalanmasının nedeni de kendinde aranır. Bundan dolayı, &#8216;mastürbasyon cinneti&#8217; diye ele alınan tıbbi model, aslında tıbbi kılıf altında dinsel ya da ahlaksal bir modeldi.</p>
<p>Modellerdeki bu karışıklığın geçmişte kaldığı da sanılmamalıdır. Bütün zamanlarda güçlü (ve çoğunlukla bilinmeden) süregiden bir günaha teşvik unsuru görülür. Bu, çağdaş psikiyatri alanında, herhangi bir gözlemci için bilinen bir şeydir. Bugün bile aynı hastanede çalışan psikiyatristler farklı varsayımlara dayalı bir uygulamaya girebilirler. Böylece, ameliyattan ilaçla tedaviye, elektroşoktan davranış düzenleme, grup tartışması, karşılıklı seanslar ve ruh çözümlemesine değin, aynı «hastalığa» farklı «tedavi» tipleri uygulamaya kalkışabilirler. Dahası, aynı hastanın hasta olup olmadığına dikkat etmeksizin, psikiyatristlerin farklı teşhislerde bulunması da oldukça yaygındır. Doğal olarak bu tutumlar bir karışıklık yaratır. Karışıklık, sadece genelde değil, psikiyatri mesleğinin kendisinde de ortaya çıkar. Sonuç olarak, bu arada bir kısım öfkeli psikiyatrist, geleneklerde köktenci bir değişim yapmaya ve psikiyatrinin ölümünü ilan etmeye başladı.</p>
<p>Ölüm ilanları her ne kadar abartılırsa da, gerçek olan bir şey var: o da modern psikiyatrinin başının yeter ölçüde dertte olması. Uygun bir benzetme yaparsak; &#8216;kimlik sorununun&#8217; (identiy crisis) her derinleştirilmesinde bir sıkıntıya giriyor. Hatta uzun vadede, tıbbi bir disiplin olarak kalamayabilece-ği olasılığı da görünüyor. Bunun nedeni de modellerin süregiden karışıklığında bulunabilir. Aslında temel sorun kolayca belirtilebilir: Anormal davranışa değindiği zaman, psikiyatristler bazı tıp biçimlerini uyguladıklarını sanıyorlar. Oysa, onların mesleki etkinliklerinin gerçekte artan ölçüde tıbbi bir modele uymadığı açıkça görülüyor. Bunlar başka modeller bağlamında çok daha anlamlıdır. Örneğin, yukarıda belirtilen davranış düzenleme teknikleri, grup karşılaşmaları, kişisel konuşma seansları, terimin dar anlamıyla tıbbi tedavi yöntemi değildir. Ve bu yollarla tedavi olmak isteyen insanların bir hekime niçin gitmesi gerektiğinin mantıksal nedeni de yoktur. İşin doğrusu bugün pek çok insan psikologa gider, psikanalistin önüne uzanır ve aile, evlilik, seks, ya da başka alanlardaki tüm ilgileri için danışmanların kapısını çalar. Bunlarla uğraşan «uzmanların» birçoğunun tıbbi bir eğitimi bile yoktur ve yaptıklarında herhangi bir tıbbi nesnellik de izlemezler. Aynı nedenle, onlardan yardım isteyenler hasta sayılmaz ve bu yüzden hasta diye değil, müşteri diye adlandırılır. Onların zorlukları bir hastalık belirtileri olarak değil, sorunu, &#8216;duygusal bozukluk&#8217;, &#8216;geri kalmış toplumsal beceriler&#8217;, &#8216;kusurlu öğrenim&#8217; ya da &#8216;yaşam sorunları&#8217; diye tanımlanır.</p>
<p>Günümüzde en iyi bilinen ve tıbbi olmayan, çok önemli psikiyatri tekniği, kuşkusuz ruhçözümlemedir. Gerçi kurucusu Sigmund Freud bir hekimdir ve bu kavramı hastalarını tedavi ederken bulmuştur ama, oldukça kapsamlı olan kuramı tıp pratiğine bağlanamazdı. Bunun yerine, her zaman bütünüyle yeni, eleştirel bir eğitim ve araştırma sistemi yarattığını görmüştü. Bu yüzden de psikiyatristlerin hekimlik mesleğine girme zorunluluklarının olmadığı kararına vardı. Ancak tam tersine, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, uygarlık tarihi, mitoloji, edebiyat ve edebi bilimlerde başka konuların öğelerini birleştiren içdisiplinli çalışmalarda bulunmalarını bekledi. Tıbbi olmayanın daha iyi tanınması için, artistler, yazarlar vb. gibi hasta olmayan çeşitli insanların analizlerinin yapılmasını önerdi. Ne yazık ki, belli tarihsel koşullardan ötürü, Freud&#8217;un amaçları, izdeşlerince sürdürülmedi. Ölümünden son-</p>
<p>ra, ruhçözümleme tıbbi bir alan olarak yeniden belirlendi ve de geniş modern psikiyatri dünyasının parçası oldu. Gelişme, buna karşılık artan genel karışıklıktan başka bir şey getiremedi. (Ayrıntılı bir tartışma için bkz. «Yeni Modeller.»)</p>
<p>Burada, genelde «delilik» ya da «akıl hastalığı» üzerine söylenilegelen-ler aynı zamanda cinsel sapkınlık psikiyatrik bir sorun olarak tanımlandığında uygulanır. Modern psikiyatristler çok farklı cinsel sapkınlık modelleri kabul edebilir ve bu yüzden de mesleki çalışmalarında büyük ölçüde farklı uygulamalar içinde olabilirler. Bir kısmı ise, her cinsel sapkını hasta bir insan gibi değerlendirebilir ve ona çeşitli geleneksel tıbbi terapiler önerebilir. Bazıları da cinsel sapkınların çoğunu sapasağlam kabul edebilir ve onları tedavi etmeyi her zaman reddederler. Bununla birlikte, bir başka grup psikiyatrist, üçüncü bir yolu benimseyebilir ve bir sonuca ulaşmak için hasta olmayan sapkını bile herhangi bir yöntemle düzeltmeyi deneyebilir. Kısacası, psikiyatrinin açıkça görülen tıbbi özelliği, psikiyatristlerin hekimler gibi davranacağını ve hastalara uygulanan yolun cinsel sapkınlara da aynı biçimde uygulanacağının garantisi değildir.</p>
<p>Bu koşullar altında, belki tıbbi model ve onun ne olduğuna daha yakından göz atmak gerekebilir.</p>
<p><strong>Tıbbi Modelin Çağrıştırdıkları</strong></p>
<p>Tıbbi cinsel sapkınlık modeli, en iyi bir hastalık gibi açıklanabileceği varsayımına dayandırılır. Ya da daha çok, çeşitli sapkın cinsel davranış biçimleri kendi neden ve belirtileri olan ve tıbbi olarak tedavi edilebilir birçok farklı hastalıklar gibidir. Varsayımı biraz daha açarsak, cinsel sapkınların tıbbi hastalar olduğu, davranışlarının sınıflandırılmasının tıbbi teşhise girdiği, bu davranışın bir hekim tarafından düzeltilmesi gerektiği ve bu girişimlerin böyle bir terapi oluşturduğu kastedilir. Sonuç olarak, cinsel uyumculuğun sağlıklılığa eşit olduğu ve uyum göstermek için de bir tedavi gerektiği varsayılır.</p>
<p>Bu varsayımlarda bulunan insanlar aslında bir cinsel sapkının «aklen hasta» olduğunu ya da «akıl hastalığı» gibi bir şeyin varolduğunu kabul etmezler. Tersine, onlar tüm cinsel sapkınların bedenen hasta ve dünyadaki her hastalığın da bedensel olduğuna inanırlar. Kısacası, tıbbi sapkın dav-</p>
<p>ranış modeli&#8217;nin bizzat kendisi «akıl tedavisi» ya da psikiyatriye gerek duymaz. Birkaç kısa örnek bu noktayı biraz daha iyi açıklayabilir:</p>
<p>Bedensel hastalıklar nedenlerine göre geleneksel olarak üç ana kategoride ele alınabilir:</p>
<p>1  &#8211; Bulaşıcı Hastalıklar, yani bazı mikrop ya da virüslerin neden olduğu hastalıklardır. Örneğin belsoğukluğu, frengi, tüberküloz, yaygın soğuk algınlığı.</p>
<p>2  &#8211; Vücut Oluşumuyla İlgili Hastalıklar (Sistemsel): Bazı bedensel tıkanıklıkların neden olduğu hastalıklar. Örneğin damar sertliği, prostat büyümesi, ya da şeker hastalığı.</p>
<p>3  &#8211; Travmatik Hastalıklar: Vücut üzerinde bazı dış unsurların etkisiyle ortaya çıkan hastalıklar. Örneğin gıda zehirlenmesi, kırık, çıkık, kesik ya da yanma.</p>
<p>Bu kategorilerin üçü de şu ya da bu zamanda sapkın davranışı sınıflandırmakta ve açıklamaktadır. Örneğin:</p>
<p>•  İnsan, frengisel bir bulaşımın beyne ulaşıp acı veren temaslara yol açacağını keşfettiği zaman, belli, benzer anormal davranışların böyle bir nedeni olduğu kuşkusuna kapılır (Bu bakışa göre, sapkınlık bir bulaşımlı hastalığı göstermektedir.)</p>
<p>•  İnsanlar yozlaşmaya inandıkları zaman, sapkın davranışı kendisini «bozuk sinirlerle» gösteren ve aşırı uyarılmış ve yanlış yönlendirilmiş cinsel iştahın genetik maddesinin kalıtsal bir zayıflığına, ileri düzeyde bozulmasına atfettiler. (Bu bakışla sapkınlık, bir sistemsel hastalık göstermektedir.)</p>
<p>•  İnsanlar, «mastürbasyon cinnetine» inandıkları zaman sapkın davranışı tahrip edici «kötüye kullanım» alışkanlığı takip eder ki, beyni aşırı şehvet ateşleri içinde bırakır ve belli gerekli sıvılardan vücut yoksun kalır. (Bu bakışa göre sapkın, travmatik bir hastalık göstermektedir.)</p>
<p>Üç örnekte de sapkın davranışın yalnızca bedensel nedenlere atfedildiğine dikkat etmek çok önemlidir. Başka bir deyişle, bu kişinin davranışı «yanlış»sa, bunun nedeni bedeninin hasta olmasıdır. Bedeni sağlıklı olsaydı davranışı da «doğru» olacaktı ve tedavi edilir edilmez yeniden «doğru» hale gelecekti. (Öte yandan, bedeni tedaviye olumlu yanıt vermezse davranışları «yanlış» olarak sürer.) «Akıl», «ruh», «akıl hastalığı» ya da «psikiyatrinin sözü bile edilmiyordu. Bütün sorun kesinlikle bedensel hastalık ve bedensel tedavi terimleriyle ifadesini buluyordu. Hastanın yalnızca sıradan bir doktora gereksinimi olabilirdi.</p>
<p>Bununla birlikte bu ilk dönemlere ait kısa öykümüzden şunu hatırlamalıyız ki, bugün artık modern çağlarda sapkın davranış bedensel değil, salt akıl hastalıklarına giderek artan bir biçimde yorulmaktadır. Buna göre, sapkının vücudunda kötü herhangi bir şey yoktur, ama aklında bozuk bir taraf vardır.</p>
<p>Bildiğimiz hekimin bunu tedavi edemeyeceği ve yerine onun bir akıl iyileştirici ya da psikiyatriste gereksinim duyduğu anlayışı yerleşir. Her şeye karşın, tüm psikiyatristler tıp eğitimi aldıkları sürece hekimle belli varsayımları paylaşır ve böylece bulaşıcı, sistemsel ve travmatik akıl hastalıklarının da ayırt edebilirler.</p>
<p>Ne yazık ki, pratikte bu yaklaşımın çok yararlı olduğu kanıtlanamamış-tır. Özellikle cinsel sapkınlığa ilişkin geleneksel tıbbi kategoriler çoğunlukla karışıklığa ve karşıt önerilere yol açmıştır. Örneğin, yıllar içinde, tek başına «eşcinsellik» akıl hastalığı sayılmış, bu nedenle farklı üç türün üçünü de yaşamıştır. Özel olarak bu konuda aşağıdaki görüşler öne sürülmüştür.</p>
<p>•  İnsanlar çoğunlukla yaşlı eşcinseller tarafından ayartıldığı için eşcinseldir. Bu nedenle, eşcinseller, genç insanlardan uzak tutulmalıdır. (Bu bakışa göre, eşcinsellik bir bulaşıcı hastalıktır.)</p>
<p>•  İnsanlar belli «zayıf kişilikle» doğdukları için eşcinseldir. Çünkü onlar zamanla yaşlanmış oluyor ya da hareketleri organizasyon yitimine uğruyor, (Bu bakışa göre, eşcinsellik sistemsel bir hastalıktır.)</p>
<p>•  İnsanlar nevrotik ana-babalı ya da ilk cinsel karşılaşmaları travmatik olduğundan eşcinsel olurlar. Çünkü bu, onların normal cinsel girişimlerini önler (Bu görüşe göre eşcinsellik, travmatik bir hastalıktır.)</p>
<p>Kuşkusuz bu psikiyatristler ortaya attıkları bu savları netleştiremediler, hatta birçok durumda onlardan habersiz kaldılar. Üstelik, bir kısım psikiyat-rist de, bu varsayımlar bazı eleştirel gözlemciler tarafından ele a&#8217;ındığs zaman, açıkça mahcup oldular. Aslında akılsal ve bedensel hastalıkların herhangi bir biçimde doğrudan eşitlenmesinde bazı kaba ve beceriksizce bir yan vardır. Aklın bulaşıma uğrayan, bozulan ya da yaralanan somut, elle tutulabilir bir şey, bir organizma olduğunun ima edilmesi basit düşüncelilikmiş gibi görünüyor. Bütün çağrışımlar psikoloji dünyasında bulunursa da, bunlar gerçek değil, ancak mecazi olarak dikkate alınmalıdır. Bulaşım, sistemsel işlevsizlik ve travma kavramları, akıl hastalığına ancak şiirsel ya da benzetme anlamında atfedilebilir. «Akıl mikropları» ya da yaralanabilir «ruhsal organlar» yoktur. Bu yüzden birisi akıl hastalıklarını bedensel hastalıklar gibi aynı doğrultuda sınıflandırmak isterse, başka birinin sığınacak yeri benzetmelerde araması gerekir.</p>
<p>Gerçekte, daha yakın bir incelemenin ortaya koyduğu gibi, «akıl hastalığı» terimi bir benzetmeye dayanmaktadır, mecazidir. Yani sözcüğün dar anlamıyla konuşursak bir akıl, herhangi bir zihnin şişman olmasından ya da bir içgüdünün kanser olmasından daha çok hastalıklı olamaz. Bir insan, «hasta akıl» üzerine, yalnızca bir insanın «kötü şakası» ya da «hastalıklı ekonomisi anlamında konuşabilir. Gerçekten de, «şaka» ve «ekonomi» sözcükleri gibi «akıl» sözcüğü de bir soyutlamaya ilişkindir. «Fikir, akıl» bir kavramdır, sanıdır ya da insan beyninin etkinliği ve işlevini özetleyen bir düşüncedir (idea). Beynin bizatihi kendisi olmadığı açıktır. (Bir beyin hastalığı bedensel hastalıktır.) Bu yüzden bir insan akıl hastasıdır dediğimiz zaman, gerçekte «beyninin işlevinin» kötü, hastalıklı olduğunu söylemiş oluyoruz. İşin doğrusu, duruma göre, beynin kendisi sağlıklıyken, işlevinin hasta olduğunu da söylüyor olabiliriz. Olayın itibari değeri alınırsa, böyle bir ifadenin anlamsız olduğunu görmek için kişinin mantık profesörü olması gerekmez. Bu, motorda her şey yolundayken, bir otomobil motorunun performansının (başarımının) düşüklüğünü söylemek gibidir. Umutsuz bir karşıtlık&#8230; Ne var ki, insan soyut bir kavrama somut bir koşul atfetmekte diretirse, başka bir deyişle, insan «aklın da beden gibi hasta olabileceğini» ve «öteki hastalıklar gibidir» fikrini ciddi olarak ileri sürerse, bu karşıtlık kaçınılmazdır. Bu iddia, eğer akıl gerçekten bir varlık olsaydı ve böylece beden gibi mantıksal bir kategoriye sokulabilseydi, ancak o zaman anlamlı olurdu. Bununla birlikte, gördüğümüz gibi, hiçbir modern bilimadamı bu varsayımda bulunamaz.</p>
<p>Durum, insanların, yalnız bedenin değil, aynı zamanda aklın da somut olduğuna inandığı eski zamanlardan farklıydı. Örneğin, Grekçe akıl için kullanılan «psyche» sözcüğü (modern «psikiyatri» sözcüğünün bir kısmını oluşturur) esasen «nefes» ve daha sonra da «can» anlamına gelmekteydi ve bu can&#8217;ın vücudun belli bir özgün noktasında konumlandığı varsayılıyordu. (Yürek, diyafram, ciğer ya da beyinde). Aynı zamanda can&#8217;ın göksel bir yaratık ya da bir tür ruh olduğu ve bu yüzden etkilenebileceği, hatta başka ruhlara geçebileceği kabul edilirdi. Bugün hiçbir hekim, hatta hiçbir psikiyat-rist ne ruha ne de can&#8217;a inanıyor. «Psyche» sözcüğü de, şimdi soyut, salt teknik bir terim oldu ve artık canlı ve nefes alabilen, görülebilir varlığa ait değil. Kısacası, modern psikiyatristler «bir akıl hastalığı hakkında» konuştukları zaman, aslında gerçek bir organizmanın hastalığı hakkında değil, kuramsal olarak önerilen bir mecazi hastalıktan söz etmiş oluyorlar.</p>
<p>Deneyimlerin gösterdiği gibi, bu basit nokta çok kolaylıkla unutulduğu içindir ki, bunu döne döne vurgulamak gerekir. Dahası, psikiyatristler tarafından kullanılan meslek dili, çoğunlukla yeni arkaiktir, kesin değildir ve yanıltıcıdır. Örneğin, yalnızca «psikiyatri» (aklın iyileştirmesi), «psikoterapi» (akıl tedavisi) ve «psikopatoloji» (akıl hastalığı) den değil, aynı zamanda «psikoaktif ilaçlar» (aklı etkileyen ilaçlar) ve «psikocerrahi» (akıl üzerinde yapılan ameliyat)den söz edildiğini sık sık duyarız. Bununla birlikte, bunlar ve benzeri terimler, gerçekte söylemek istediğimizden farklı şeyler içerir. Bunların mecazi karekterini kavramakta başarısız olan kişi, onları anlamakta da sınırlanmıştır. Başka bir deyişle, mecazi anlamın dışında hasta olamayacağına göre, o zaman ancak mecazi anlamda iyileştirilebilir ya da tedavi edilebilir. Gerçekte, psiko aktif ilaçlar, akıl üzerinde bir etki yapmaz. Ancak belki beyne ya da vücudun bir başka parçasına etki yapıyorlardır. Psikocerrahi ise her zaman bir beyin ameliyatıdır.</p>
<p>İnsan, kuşkusuz, sorunu çok daha iyi bilmesi gereken uzmanların, rast-gele bir terminoloji kullanmalarına şaşıp kalıyor doğrusu. Böylece, birisi «eğer bir psikocerrah gerçekte bir beyin ameliyatı yapıyorsa, niçin öyle söylemiyor? Niçin işinden bir beyin ameliyatı olarak söz etmiyor?» diye pekâlâ sorabilir. Yanıtı, onun doğrudan beynin kendisiyle ilgilenmediği, sadece bazı şeyler üzerinde dolaylı etkisini sağlamak için ameliyat ettiği biçiminde olacaktır. Psikocerrahın amacı hiç de beyni değiştirmek değil, yalnızca beynin belirlendiği bir davranışı değiştirmektir. Gerçekte o, beynin kendisinin sağlıklı ve sadece davranışının hastalıklı olduğunu kabul eder. Bir anlamda, ele alınan yalnızca beynin davranışıdır. Bu yüzden kendi kendisini bir beyin cerrahından çok, bir davranış cerrahı olarak düşünür. Beyin cerrahları yalnızca hastalıklı beyinleri ameliyat eder ve hiçbir zaman sağlıklı bir beynin ameliyatını kabul etmezler. Sağlıklı bir beynin ameliyatı bu nedenle «psikocerrahi» terimiyle adlandırılmalıdır, yani akılda ameliyat. Deyim yerindeyse, vekaletle ameliyat&#8230; Bu mantıksal temel kabul edildi mi, bütün işlem birdenbire bir anlam kazanmaya başlar: Sağlıklı bir beyin, cerrahi olarak yarılabilir, yani ameliyat edilebilir, çünkü bu yara, hasta bir aklın iyileşmesiyle sonuçlanır.</p>
<p>Psikocerrahinin Batı dünyasında yaygınlaştığı bir sırada ruhi cerrahi ameliyatı için, çeşitli bedensel hastalıkları bulunan Batılı hastaların belli geri kalmış ülkelere koşturması hayret verici bir rastlantıdır. Amerika ve Avrupa&#8217;da yasadışı olan bu tipte ameliyatla bir «ruhi iyileştirici» kısmen bazı büyülü ayinler yoluyla hayali ameliyatını icra eder. Burada cerrahi aletler kullanılmaz, yarma işlemi yapılmaz ve nihayet iyileştirici tıpkı bir bıçak kullanmış gibi emin bir şekilde sadece akılsal güçlerinin yardımıyla hastalıklı organı kesip attığını iddia eder. Üstelik işinin tamamladığının bir kanıtı olarak da çoğunlukla hastaya, güya vücuttan kesilip atılan bir kısım kanlı organ parçaları gösterir.</p>
<p>Modern Batılı hekimlerin böyle herhangi bir büyüsel ayini cezai bir şarlatan hekimlik ve zalim, alaycı bir hileden başka bir şey saymayacağını söylemek bile gereksiz. Her şeye karşın, onun kuramsal nedeninden söz edilirse, bir kimse yalnızca bedensel ve akıl hastalığı kavramlarını tartıştığında, bu hilenin ardındaki ideoloji dikkate alınmaya değer. Aynı zamanda bu yaklaşım, fiziksel ve akılsal terapi biçimleri arasındaki farklılık üzerine dramatik ve çarpıcı bir ışık saçar. İşin doğrusu, bu aydınlatılan bakış açısıyla, aşağıdaki biçimde terminolojimizi netleştirebiliriz.</p>
<p>Kültürümüzde savunulan davranışın cerrahi düzeltimi, aslında her zaman beyin cerrahlığından geçer. Yani gerçek bir organda icra edilen cerrahlık. «Psikocerrahi» terimi böyle bir ameliyatı açıklamakta yanlış bir noktaya götürüyor. Çünkü o, bir kişinin bütünüyle bir imgesel organ ya da organizmada, akılda cerrahlık uygulayabileceğimizi ortaya koyuyor. «Ruhi cerrahlık» (psychic surgery) terimi, öte yandan, beyin, mide, ciğer, ya da yürek gibi gerçek bir organ üzerinde imgesel bir cerrahlığa ilişkindir. Sonuçta, dördüncü bir mantıksal olasılıkla, kişi, akıl gibi imgesel bir organ üzerinde icra edilen imgesel cerrahlığı anlayabilir. Bu belki en iyi «ruhi psikocer-rahlık» diye tanımlanabilir.</p>
<p>Belki de sorun şöyle özetlenebilir: Bir kişi, beyin gibi gerçek bir organ ve akıl gibi imgesel bir organın her ikisinden ameliyat edilebilir bir hastalığa yakalanabileceği fikrine inanırsa, o kişi aynı zamanda pekâlâ gerçek ve imgesel cerrahlık biçimleri önerebilir. Böylece, kişi tamamen mantıksal olarak dört farklı olası bileşime (kombinezon) varacaktır.</p>
<p>1  &#8211; Alışılmış cerrahlık, yani beyin gibi gerçek bir organ üzerinde yapılan gerçek cerrahlık.</p>
<p>2  &#8211; Psikocerrahlık, yani akıl gibi imgesel bir organ üzerinde yapılan gerçek cerrahlık.</p>
<p>3  &#8211; Ruhi cerrahlık, yani beyin gibi gerçek bir organ üzerinde yapılan imgesel cerrahlık.</p>
<p>4  &#8211; Ruhi psikocerrahlık, yani akıl gibi imgesel bir organ üzerinde yapılan imgesel cerrahlık.</p>
<p>Bu terapilerin ilki ve sonuncusu «saftır», yani teori ve pratiğin uyumlu kavramlarına ve böylece mantıksal tutarlılığa dayandırılır. «Ruhi psikocerrahi» kuşkusuz, salt büyüsel bir ayin ve bilimsel bir uygarlıkta kapı dışarı edilen bir törenden başka bir şey değildir. Onun şu ya da biçimi eski ya da «ilkel» halklar arasında pekâlâ varolabilir; ancak artık günümüzde pratik bir anlam taşımaktan yoksundur.</p>
<p>Alışılmış, yani bildiğimiz cerrahlık -ki, binlerce yıl gerilere gider,- hâlâ bilinmekte ve bu arada hayret verici ölçülerde gelişme göstermektedir. Herkesin bildiği ve kavramsal sorunları olmayan bir türdür. Gerçekte sorunsal-lık, yalnızca yukarıda sıralanan kategorilerin ikinci ve üçüncüsündedir, çünkü onlar mantıken «saf değildir». Bereket versin, günümüz kültüründe «ruhi cerrahi» hileli ve yasadışı olduğundan kolayca atılır, ancak «psikocerrahi» başka bir konudur. Örneğin biz, taş devri (trepaning) cerrah testeresi aletini biliriz. (Yani bazı insanların beyninde delik açma ve açılan delikten beynin içine yuvarlanmış kötü ruhların kovalanması pratiği.) Aynı zamanda ucu sivriltilmiş en ilkel taşların imgesel güçleri etkileyeceği umuduyla, bunların gerçek cerrahide kullanıldığını da biliyoruz. Aslında bu eski umutlar kendilerini korumuş ve bugün cerrahi alet ve tekniklerin süregelen gelişimiyle kuwetlendirilmiştir. Ruhlara inanç azalabilir, ancak bazı modern cerrahlar doğru bıçak ya da elektrodun, hastanın kafatasının içinde doğru bir yere konulduğunda «ruhunu» kontrol edeceği konusunda ikna olmuş görünüyorlar.</p>
<p>Gerçekte, «psikocerrahi»nin sonuçları çoğu kez yeteri kadar dramatiktir: Önceleri saldırgan hastalar uysallaşıyor, cinsel bakımdan saldırgan hastalar ise sekse karşı tüm ilgilerinde bir gevşeme içine giriyorlar&#8230; Bununla birlikte, henüz hiç kimsenin psikocerrahi alanına koymak istemediği hadım etme gibi başka bedensel kötürüm bırakma biçimleri için de doğrudur. Bu yüzden, birçok eleştirel gözlemci etkilenmedi ve sistemde daha dürüstçe ve daha iyi kuramsal doğrulamalar olmasını istedi. Bununla birlikte, pratiğe ciddi karşı çıkışlar, mahkûmlar ve akıl hastaları gibi isteksiz ve savunmasız durumda ve üstelik bir kısmı ilk anda suçlu ya da hasta olmayan kişilere dayandırılmış olması olgusu üzerinde kuruldu. Özellikle son birkaç yılda psi-kocerrahiye karşı kamuoyunun tepkisi o denli güçlü oldu ki, uygulayıcıları daha çok dikkat etmek zorunda kaldılar, en azından ABD&#8217;de bunların yaptığı ameliyatların sayısında çarpıcı bir düşüş ortaya çıktı.</p>
<p>Bu değişimin başka önemli bir nedeni, şimdi hızla, şiddetli, bastırılmış, dinlenemeyen ve şizofrenik hastaların tedavisinde kullanılan yeni «psikoak-tif ilaçlar»ın gelişmekte olmasıdır. Cinsel sorunları olan insanlar, aynı zamanda, vücudun testosteron üretimini azaltan «ilaçlarla» «kimyasal hadımlaş-ma»ya uğrayabilir ve böylece kişinin cinsel arzusu da bir azalma gösterebilir. Bununla birlikte, cerrahi bir hadımlaştırmanın tersine, bu kimyasal hadımlaştırma kalıcı değildir, ilaç almadan vazgeçilerek kolayca cinsel potansiyel eski haline getirilebilir. Kısacası, bugün çeşitli insan davranışı sadece içitimler (enjeksiyon) ve haplar yoluyla kışkırtılabilir, durdurulabilir, değiştirilebilir ve yeniden canlandırılabilir. Bununla birlikte, «psikocerrahi» durumunda olduğu gibi, bu müdahalenin, açıkça vücut üzerinde etkileme yoluyla, akıl üzerinde de etkilerde bulunacağını söylemek bilimsel olarak doğru değildir. Bedensel değişimler sonucunda, davranışta da değişimler ortaya çıkar. İşin doğrusu, psikoaktif ilaçlar ve psikocerrahinin her ikisi de birçok psikiyatristi önceki uğraşları olan akıl kavramından uzaklaştırıp dikkatlerini yeniden vücut üzerinde odaklaştırdı. Aslında bir hasta cerrahi ve ilaç alma gibi fiziksel tedaviyle iyileştirilebiliyorsa, bu pekâlâ bedensel hastalıktan başka bir şey değildir. Akıl gibi anlaşılması güç bir kavram için ona doğru sürüklenir? Akıl hastalığının salt bedensel nedenlerine duyulan eski inanış yeniden su yüzüne çıktı ve gelecekte de pekâlâ pekiştirilebilir. Ne de olsa, çoğu eleştirel modern psikiyatristlerin bazıları tam anlamıyla, tıbbi, ya da daha çok biyolojik araştırmanın üzerinde durulmasını savundu. Ahlaksal ve toplumsal sorunlara gelince, yapabilecekleri hakkında çok alçakgönüllü davrandılar.</p>
<p>Bu yeni oluşan alçakgönüllülük, hastalığın yakın zamanlarda kullanılmaya başlanan genel kavramlarında da görüldü. Artık aynı derecede kesin ve değişmez bir hastalık durumuyla bazen yer değiştirebilen, yine kesin ve değişmez bir sağlık durumu gibi bir şeyin varolduğu düşünülmüyor. Yerine, şimdi insanların bütün yaşamını uyarlaması ve değiştirmesi gerektiği ve açık olarak bu uyarlama ve değişimlerin normal işlevi bozmadıkları sürece kaygılanmaya yol açmayacağı düşünülüyor. Aynı nedenle, bedensel ve ruhsal işlevlerin bozulduğu, yani normal süregiden değişimlerin kötü uyumlu hale geldiği noktada artık tıbbi bir müdahale sözkonusudur. Bu açıdan, sağlık ve hastalık, bıçakla kesilmiş gibi iki ayrı alternatif ya da uzlaşmaz karşıtlık değildir, ancak onlar yaşam sürecinin parçalarıdır ve bir sürekliliğin içinde yer alırlar.</p>
<p>Bütün bunlar, bilimsel temellere dayanan öteki girişimlerde olduğu gibi, tıpta da dogmatizme yer yoktur anlamına gelir. Özellikle psikoloji dünyasında neyin kötü uyumlu olup olmadığını belirlemek, kendi bütünlüğü içerisinde dikkate alınması gereken önemli ölçüde bireysel ve toplumsal etmenlere bağlıdır. Dahası, başkasına kendi teşhis ve tedavisini önermekte hırslı görünenler, kendi değer yargılarını hesaba katmayı unutmamalıdırlar. Sonuçta, geçmiş tıbbi bir psikiyatrik kötü kullanımlar, sıradan insanın bile, şu noktayı açık seçik anlamasını sağlamıştır: Tedaviye yöneldiğinde kişinin kendi yargılarını dikkate almamazlık etmesi olası değildir. Kişi, geçmişte abartılan belirli iddialara karşın, bütün sorunlarının tıbbi bir çözümü olmayacağının bilincindedir.</p>
<p><strong>Tıbbi Modelin Eleştirisi</strong></p>
<p>Daha önce görüldüğü gibi, «akıl hastalığı» kavramının gelişmeleri tıp biliminin dört olası teşhis koymasını sağlamıştır. Bir insan:</p>
<p>1.     Kafaca ve vücutça sağlamdır;</p>
<p>2.     Vücut hasta, kafaca sağlamdır;</p>
<p>3.     Vücutça ve kafaca hastadır;</p>
<p>4.     Vücutça sağlam, kafaca hastadır.</p>
<p>Birinci örnekte hiçbir tıbbi tedavi gerekli değildir. İkinci örnekte «doktor» gerekmektedir. Üçüncü örnekte ise bir «doktor»a, bir de «ruh doktoruna gereksinim duyulmaktadır. Sonuncu örnekte ise sadece bir «ruh doktoru tedavide bulunabilir.</p>
<p>Bu durum, tıbbın gelişen uzmanlaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Her ne kadar uygulamacıları hâlâ klasik tıp eğitimi alıyorlarsa da, psikiyatri ya da «ruh tedavisi» ayrı bir dal olarak ortaya çıkmıştır. Böylece onlar yalnızca bedensel rahatsızlıkları değil, aynı zamanda ruhi rahatsızlıkları da tedavi etmesini öğreniyorlardı. Gerçekte öteki geleneksel meslektaşlarından daha yetkili ve daha hünerli «süper doktor» haline geliyorlardı. Öte yandan, vücut tedavisinde yetkin olmayan, ama ruh tedavisinde yetenekli tıpdışı «psikoterapistler» ortaya çıktı. Hastalıkların hem bedensel hem de ruhsal yönleri olduğunu varsayan «psikosomatik tıb»bın (Grekçe <strong>psyche: </strong>ruh ya da akıl, <strong>soma: </strong>beden) izdeşlerince uğraşı alanı haline gelen bir ortak nokta doğdu.</p>
<p>Buna bağlı anlaşmazlık Amerikan Psikiyatri Derneği&#8217;nin <strong>Tanısal ve İstatistiksel El Kitabi </strong>(Diagnostic and Statistical Manual DSM)&#8217;nda ortaya çıktı. Birkaç kez çağdaşlaştırmasına karşın, temelde Kraepel&#8217;in ruhsal bozukluklar sistemine dayalı el kitabı, hâlâ eski izlerini taşımaktadır. 1968 baskısı (DSM II) örneğin, anormal davranışları altı ana başlık altında toplamaktadır. Bunların ilk ikisi («Zeka Gerilikleri» ve «Organik Sendromu») bedensel sorunlara değinmektedir. Daha sonraki üç bölüm («Bedensel Koşullara Bağlı Olmayan Psikozlar», «Nevrozlar» ve «Kişilik Bozuklukları») salt ruhsal sorunları tanımlamaktadır. Son bölüm ise (Psikofizyolojik bozukluklar) Hem ruhsal hem bedensel yönleri olan «karışık» durumları içermektedir.</p>
<p>Şurası da vurgulanmalıdır ki, bu sınıflandırma sistemi psikiyatristlerin kendileri tarafından da gelişigüzel, heterojen, güvenilmez ve geçersiz diye sık sık eleştirilmiştir. Örneğin, «psikoz» yalnızca kendi başına bir kategori oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda «Organik Beyin Sendromlarının» bir alt kategorisi olarak da ortaya çıkar. «Nevroz» gibi bozukluklar geniş ölçüde psikanalitik varsayımlar temelinde açıklanır ve böylece öteki kategorilerin farklı kuramsal çerçevelerine dahildir. Sonuçta, «Kişilik Bozuklukları» kategorisinde «Cinsel Sapkınlık» «Alkolizm» ve «Uyuşturucu Bağımlılığı» gibi acayip alt kategoriler sayılmıştır. Alkolizmin kendisinin uyuşturucu bağımlılığı olup olmadığı sorusunu bir yana bırakalım, bu terimlerin hangi bilimsel bilgiyi gerçekten içerdiğini insan kendisine sormalıdır. Herhangi bir kimse cinsel sapkınlık ve uyuşturucu bağımlılığının bir hastalığa işaret olduğunu varsaysa bile, (bu oldukça su götürür bir varsayımdır) sınıflandırmaların kendileri hastalık hakkında pek fazla bir şey ortaya koymaz. Bu, bir doktorun hastalığa «zayıflık», «bitkinlik», «ateş», «öksürük» ya da «başağrısı» gibi teşhisler koyması gibi bir şeydir. Bütün bu şikayetlerin binlerce farklı nedenleri olabildiği gibi, kişilik bozuklukları diye nitelendirilen rahatsızlıkların da binlerce nedeni olabilir. Ayrıca bunların nevrozlardan hangi noktalarda ayrıldıklarını belirlemek de oldukça güçtür.</p>
<p>Tanısal elkitabına yapılabilecek en ciddi eleştiri, sınıflandırma sisteminin bazılarının hiç de bilimsel olmayışında yatar. Yani, bu kategoriler «nesnellik» kılığına bürünmüş ahlaki önyargılardan başka bir şey değildir. Bu tür kuşkular, eski dönemlerde bütün psikiyatri tarihi boyunca «mastürbasyonal çılgınlık», «patolojik yalancılık» ve «serserilik» gibi hastalık iddialarıyla beslendi. Gerçekten de, 1973 yılına gelinceye değin eşcinsellik, Amerikan psiki-yatristlerince resmen hastalık kabul ediliyordu. Bu yaftayı, eşcinsellere özgürlük verilmesi için mücadele eden grupların artan baskıları karşısında en sonunda kaldırdılar. Böylelikle bazılarının da gururla gözlemlediği gibi; basit bir kalem darbesi bütün dünyada yüz milyonlarca «hasta»yı aniden ve mucizevi bir biçimde tedavi etmiş oldu. Bu, tıp tarihinde herhangi bir büyük kitle tedavisi olsa gerek.</p>
<p>Çeşitli eleştiriler karşısında <strong>Tanrısal ve İstatistiksel El Kitabı </strong>1980 yılında bir kez daha çark etti. DSM III diye bilinen yeni baskı, tanımsal olmaya çalışır ve böylece önceki geniş kategorilerden vazgeçer. Bunun yerine birbiri ardı sıra «öz kullanım bozukluğu»ndan «kuruntu bozukluğu», «uyum bozukluğu» ve «kişilik bozulmasına kadar birçok heterojen «bozukluklar» sıralar. Yine bu sınıflandırma bir tür gelişigüzellikler ve pek fazla şey açıklamaz, ancak bu kez daha ılımlı davrandıkları gözlemlenir. Ne yazık ki «psiko-seksüel bozukluklar» diye nitelenen yeni bir tür, tıbbi kılıkta değer yargıları, karşımızda tartışılması gereken bir karmaşa olarak durmaktadır. «Eşcinsellik» listeden çıkarılmıştır ama «menedilmiş cinsel arzular», «menedilmiş erkek orgazmı»nda boşalma ile erkek orgazmının doğrulanmamış eşitliği ve açıkça ideolojik bir kavram olan «sapkın aşk» (paraphilias) gibi pek az kavrayabildikleri kategoriler bütün işleri altüst etmeye devam eder. Psikiyatrinin cinsellikle gerçekten bilimsel bir tavırla ilgilenip ilgilenmeyeceğini anlamak için ciddi cinselbilimciler (seksolojistler) galiba DSM IV&#8217;ün basılmasını beklemek zorunda kalacaklar. (Daha ayrıntılı bir eleştiri için bkz. «Cinsellik Tedavisinde Temel Dokular.»)</p>
<p>Deneyimler psikiyatrik teşhislerin «tarafsız» tıbbi açıklamadan daha başka bir şey olduğunu göstermiştir. Bunların çoğunlukla dolaysız, bazen de kapsamlı toplumsal sonuçları vardır. «Ruhen hasta» diye etiketlenen insanlar, herhangi bir kuruma teslime, tedavi ve başka zorba müdahalelerin her türlüsüne zorlanmaya konu edilebilir. Cinsel davranışlarından dolayı böyle damgalanmışlar için bu, özellikle bir vakıadır. «Hastalık»ları onları tercih etmek, kısıtlamak, çamur atmak ve cezalandırmak için bir bahane olarak pekâlâ kullanılabilir. Bu yüzden gerçekten hasta olup olmadıkları konunun</p>
<p>dışında kalır. Burada yalnızca önemli olan gösterdikleri belirtilere ne gibi toplumsal ve ahlaksal anlamlar yüklediğimizdir. Topal, astımlı, şaşı ya da miyop bir insan kuşkusuz ki normal değildir, hastadır; onu rahat bırakır ve bir kişi olarak haklarına saygı gösterirsiniz. Ölümcül hasta olsa bile insanın isteklerine karşın onu tedavi etmeye kalkışmazsınız. Ancak tam tersine, zararsız bir «cinsel sapkın»ı hasta ya da olmayabilir, davranışlarını değiştirmeye zorluyor ve ona bayağı bir yaratık gibi davranıyoruz. Bu nedenle cinsel sapkınlık öteki «akıl hastalıkları» örneklerinde de olduğu gibi özünde tıbbi olmaktan çok ahlaksal bir sorundur.</p>
<p>Anormal davranışların tıbbi modeline karşı bazı son dönem eleştirmenlerin aldıkları tavır en azından budur. Amerika&#8217;da düşüncelerini özgürce açıklayan eleştirmenlerin başında Sosyolog Erving Goffman ve Thomas J. Scheff, psikiyatrist Thomas S. Szasz gelmektedir.</p>
<p>Goffman, 1959 yılında, hastaneye yatırılıp «akıl hastalığı» tedavisi gören insanların deneylerini inceledi, daha sonra <strong>Mülteciler </strong>adlı kitabında da yer vereceği «Akıl Hastasının Ahlak Kariyeri» başlıklı etkili bir deneme yayınladı. Bu deney, aşağılama ve yoldan çıkarmanın bir örneğini ters yüz eder. Tedavi edici dedikleri önlemler, aslında toplumun kendi mensuplarının bir kısmını karaladığı ahlak ayinlerinin bir parçası olarak kendini açığa vurur.</p>
<p>Aynı görüş, birkaç yıl sonra Scheff&#8217;in <strong>Akıl Hastası Olmak </strong>(1966) adlı kitabında özenle işlenir. Kronik akıl hastalıklarını, günahlardan arınma ve kurban arama çabasının sonucu olan toplumsal bir fol olarak tanımlar. Gerçekte akıl hastalığı, bazı sapkınları özel bir etiketle yaftalamaktan ve bununla onları esas olarak toplum dışına itmekten ya da onları yurttaşlık haklarından yoksun bırakmaktan başka bir şey değildir. Bütün uygulama, «kuralları çiğneyen tortular»ın kontrol altında tutulması amacına hizmet etmektedir. Tıp dili ve psikiyatri donanımı, topluluğun vicdanını huzura kavuşturmaya yarayan aldatmacanın araçlarıdır.</p>
<p>Bununla&#8217;birlikte, belki de sapkınlığın tıbbi modeline en şiddetli saldırı bizzat psikiyatri mesleğinin içinden geldi. Szasz, <strong>Akıl Hastalığı Miti </strong>(1961) ve <strong>Delilik Üretimi </strong>(1970) adlı kitaplarında akıl hastalığını mit diye niteler ve kurumsal psikiyatride akıl hastalarının tedavisini engizisyonda büyücülerin tedavisine benzetir. Ona göre akıl hastalığının varlığına inanmak büyücülüğe inanmak kadar yanlış ve zararlıdır; kişiyi aynı aşırılıklara sürükler. Psiki-yatristler, aslında, akıl hastalığı ve tedavisi ile değil, «yaşamın kişisel, toplumsal ve ahlaksal sorunları» ile ilgilenmektedirler. Bu sorunları hastalık</p>
<p>diye yanlış ele alıp böylece kişinin kendi dışındaki güçlere karşı antisosyal davranışlarının kınanmasına yardımcı olmaktayız. Bu ise kişisel sorumluluklar prensibini zayıflatmakta ve toplumsal çatışmaların tıp bilimi ile çözümlenebileceği hayalini güçlendirmektedir.</p>
<p>Bunlar ve öteki eleştirel yeniden değerlendirme çağrıları, bu arada yalnızca kamuoyunda değil, aynı zamanda tedavi edici ve yardımcı işkollarında da dikkate değer yankılar yarattı. Eleştirinin esas hücumunu reddeden bir çok tutucu psikiyatrist bile onları rahatsız etmeye yetecek gerçeklikler taşıdığını itiraf etmek zorunda kaldı. Görüş alanlarını genişletmeye ve belki de ilk kez mesleki etkinliklerinin toplumsal boyutlarını tanımaya zorladılar. Yalnızca «hasta» ve «hastalık» üzerinde yoğunlaşmak yerine, toplumsal kontrolün temsilcileri olarak kendi rollerini de gözden geçirmek zorundaydılar. Sonuç olarak, bildirimlerinde daha dikkatli ve sapkın davranışlara karşı daha hoşgörülü hale geldiler.</p>
<p>Özellikle şimdi, cinsel sapkın davranışlar, psikiyatri çevrelerinde birkaç on yıl öncesine oranla çok daha ılımlı biçimde ele alınıyor. Bundan başka, Kinsey İstatistikleri ve son yıllarda yapılan sayısız araştırmanın da gösterdiği gibi, bu tip davranışlar önceleri düşünüldüğünden çok daha yaygındı. Gerçekten sözde cinsel sapkınlığın birçok biçimi hiç de sapıkça değildi ve «normal» bir davranış olarak kabul edildi. Eğer ceza kanunumuz bu anlayışı her an yansıtmıyorsa, bu, cinsel reformların en ateşli savunucuları arasında olan psikiyatristlerimizin bir kusuru değildir.</p>
<p>Toparlarsak, bugün hâlâ sapkınlığın tıbbi modelini kullananlar artık bu işi çok daha incelikle yapıyorlar diyebiliriz. Bununla birlikte, bazıları da (bazı yetkili psikiyatristler dahil) yeniye, kendi deneyimlerinden çıkardıkları tıbbi olmayan modellere yöneldiler.</p>
<p><strong>Yeni Modeller</strong></p>
<p>Bu bölümün başlarında psikanalizin tıbbi olmayan karakterini tartışmış ve Freud&#8217;un yalnızca tıp pratiğine bağlanamayacağı şeklindeki umudundan söz etmiştik. Gerçekten de, psikanalitik yöntemin herhangi bir tarafsız tanımlaması, davranışı öğrenilen modelde yattığını ortaya koyar. Çözümlenecek olan kişi uzak geçmişte unutulmuş olan deneyimlerini serbest çağrışımlar ve halihazırdaki rüyalarının yardımıyla hatırlamaya çalışır. Sözel bilgiler analist tarafında dikkatle gözden geçirilir. Analist, bastırılmış bazı eski deneyimleri ima edebilecek belirli ipuçları, tekrarlayan temalar ya da şablonlar aramaktadır. Bu deneyim ya da deneyimler dizisinin kimliği belirlenir ve bilincine varılır varılmaz, çözümlenen kişi, deneyimlerine bu kez akılcı ve uygun tarzda yaklaşma şansını yeniden kazanmış demektir. Kısacası, psika-nalitik yöntem esas olarak tarihsel ya da çok daha özgül deyimle, otobiyografik bir yöntemdir. Sorunlu kişi, bir zaman «yanlış» dersler çıkardığı özgeçmişinden doğruyu öğrenir. Yaşamın belki de onun için sakladığı gelecek derslerden yarar sağlamadaki bu anlayış, onu o zaman özgür kılar.</p>
<p>Psikanaliz, Birleşik Devletler ve Avrupa&#8217;da uzun zamandan beri yaygındır ve ünlü taraftarlar kazanmıştır. Örneğin Marie Bonaparte ve Erik Erikson gibi bazıları psikanaliz tekniklerini tanınmış tarihi kişilikleri, Edgar Allan Poe, Martin Luther gibi, incelemekte kullanmışlardır. (Freud, Leonardo Da Vinci üzerine bir inceleme yazmıştı.) Bu nedenle psikanalizin tıp dışı kullanımı iyi tanınmıştır. Aynı anlamda psikanalistlerin yardımına başvurmuş olan pek çok kadın ve erkek şimdi artık yoga, meditasyon, biyolojik geri itilim (biofe-edback) vs. gibi tıbbi olmayan tedaviler aramaktadır. Farklılıklarına karşı bütün bu tedavilerin ortak bir noktası vardır. Herhangi bir «hastalık» varsayımında bulunmazlar ve acı çeken bazılarına yardımda bulunabildikleri gibi aynı zamanda sadece kişisel gizilgüçlerini artırmak isteyenlere de uygulanabilmektedir.</p>
<p>Bir başka gelişmekte olan yaygın tedavi ise «davranış düzenlemesi» diye bilinir. O da insan davranışım öğrenim modelini temel almaktadır ve kabul edilebilir davranışları güçlendirmek için ödül kabul edilemez davranış biçimlerini azaltmak için cezalandırma gibi değişik teknikler kullanır. Yine bu da hiçbir hastalık varsayımında bulunmaz. Buna karşılık süreç bütünüyle faydacıdır:</p>
<p>Kapsamlı metafizik spekülasyonlara başvurulmaksızın «hatalı öğrenim» düzeltilir. Buna karşılık, bu yöntemde kullanılan cezalandırma tekniklerini oldukça tiksinti verici bulan pek çok özgürlükçünün kafasını bu eleştirel olmayan yöntemin karıştırdığını söylemek hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Dahası, başlangıç yıllarında «davranış düzenlemesi» aslında rahat bırakılsa daha iyi olacak durumlarda bile davranışları değiştirmek için kullanıldı. Örneğin, eşcinseller, karşı-cinsel hale getirmek niyetiyle bazı acayip ve korkunç tedavilere konu edildi. (Şimdiye kadar aksi hiç denenmedi.) Böylesine kötü kullanımlar, bu arada aklanmış açık zulümlere ve daha büyük mesleki önlemler alınmasına yol açtı. Bununla birlikte, hiç kuşku yok ki, sıkı bir önderlik altında ve hassas uygulamacıların ellerinde davranış düzenlemesi hâlâ pek çok iyi şeyler yapabilir.</p>
<p>Son yıllarda bile tıbbi olmayan sapkınlık modelleri önerilmektedir. Örneğin, akıl hastalığını bir mit olarak niteleyen Thomas S. Szasz, insan davranışlarına ya da kötü davranışlarına «kural izleyici model» ya da «oyun modeli» önermektedir. Bu öneriye göre insanlar, yaşamın pek çok değişik oyunlarının kurallarını yavaş yavaş öğrenir ve hangi durumlarda hangi oyunların önceliğe sahip olduğunu anlamaya başlar. Çatışmalar, insanlar belirli kuralları kabul etmediklerinde, oyunun ortasında kurallar değiştirildiğinde ya da yeni oyunlar için yeni kuralları öğrenmeyi reddettiklerinde ortaya çıkar. Bu çatışmaların bazıları dışsaldır ve kendilerini toplumsal tartışmalarda, mücadelelerde ya da devrimlerde gösterir; bazıları ise içseldir ve «normal» birey davranışlarını çarpıtır. Bu çarpıtmalar, «akıl hastalığı» diye yanlış ele alınırken aslında bunlar sadece yaşamın getirdiği sorunlardır: Güç bir durumdan başarıyla sıyrılmakta karşılaşılan tükeniş&#8230; Başka durumlarda, başkalarına çirkin göründüğü bir toplumsal oyundan çıkarmak için insanlara akıl hastası sıfatı yakıştırılır.</p>
<p>Söylemeye gerek bile yok ki, Szasz&#8217;ın modeli Goffman ve Scheff&#8217;in kullandığı «etiket modeli» ile kolayca uyuşur. Döne döne belirttiğimiz gibi herhangi bir tür sapkınlık, en iyi kurallara uyan büyük çoğunluğun kuralları ihlal edenlere taktığı bir etiket ile anlaşılabilir. Herhangi bir sapkınlık incelemesi ya da sapkın tedavisi bu nedenle olayın içinde cereyan ettiği bütün toplumsal içeriği dikkate almak zorundadır. Sapkınlığı (akıl hastalığı dahil) bireysel bir sorun gibi ele alanlar burunlarının ucunu bile göremezler. Bu modele göre sapkınlık kuşkusuz ki, tıbbi bir sorun değildir. Bereket versin, en yaygın sapkınlık modelleri, psikiyatrinin iki savunucusu olan Miriam Sieg-ler ve Humphry Osmond&#8217;ın parlak bir çalışma ürünü olan <strong>Delilik Modelleri, Tıbbın Modelleri </strong>(1974) adlı kitaplarında derinlemesine incelenmiştir. Delilik, uyuşturucu bağımlılığı ve alkolizme ait farklı modelleri birbirleriyle kıyaslayarak her modelin bir diğerine göre üstünlüğünü, sınırlarını ve kapsamlarını gösterebilmekte ve böylece mevcut bazı mesleki karşılıkları sona erdirmektedir. Bununla birlikte, çalışmalarının önemi sadece bununla kalmaz. Kendileri bu doğrultuda hiçbir girişimde bulunmamalarına karşın, yöntemleri cinsel sapkınlık sorununa da kolayca uygulanabilir. Bu nedenle metnimize onların tablolarından basitleştirilmiş bir uyarlamasını almak pek uygun olacaktır. Tablo, kendini yeteri kadar açıkladığı için fazladan bir yoruma gerek kalmamaktadır. (576 ve 577 sayfadaki tabloya bakınız.)</p>
<p>Daha önce de söz edildiği üzere, Siegler ve Osmond, tıbbi modeli epey terketmiş gibidirler. Buna karşılık eşsiz üstünlükleri ve geleceğe yönelik büyük bir gizligücü olduğuna inanırlar. Kuşkusuz meslektaşlarından da tedavi kısıtlamaları yanında yüksek düzeyde bir eleştirel bilinçlilik de beklerler. Psikiyatristler şurasını iyi anlamalılar ki, onların yardımını isteyen her bir kimse ya da onlara her başvuran ruhen hasta değildir. Gerçekten de böyle sözde «hasta»ları «elekten geçirmek» meselesi görevlerinin bir parçasıdır. Pek çok durumlarda kesinlikle tıbbi olmayan tedavi önerileri en iyi çaredir ve bunu unutmamak gerekir. Buna karşılık tıp kaynaklı psikiyatrinin yardımlarıyla çözülebilecek yeter sayıda bireysel ve toplumsal sorun hâlâ vardır. İşin aslına bakılırsa, geçmişte pek çok psikiyatrist tıbbi modele yeterince güven duymadıkları ve ona sıkı sıkıya sarılmadıklarından başarısızlığa uğradılar. Yine cinsel sapkınlık bu noktada ilginç bir durum oluşturur.</p>
<p>Kraliçe Viktorya döneminde «mastürbasyonal delilik», «nimfomanıa» ya da «eşcinsellik» gibi bozukluklardan muzdarip sözde akıl hastalarına, kendi doktorları tarafından bile çoğunlukla hem hasta hem de ahlaken düşkün gibi davranıldıklarını daha önceki bölümlerde görmüştük. Bununla birlikte iyi kavranılırsa tıbbi modelde ahlaksal suçlamalara hiç yer yoktur. Bir de tam tersi var: Birisini hasta ilan etmek ve onu bulunduğu koşullarda bütün sorumluluklarından affetmek doktorun biricik yetkisi arasındadır. Bu nedenle tanımlamanın katı anlamıyla, hasta kişi sapkın değildir. Hasta, kabul edilmiş standartlardan sapma gösterebilir; o, resmi bir izinle böyle davranmaktadır, çünkü hasta bir kişi olarak öyle yapmamak onun «elinde değildir.» Bu demektir ki, bir psikiyatrist, bir doktor olarak cinsel uyum gösteremeyenleri törel olarak olumsuz sapkın rollerinden kurtarmak ve onları törel olarak olumlu ya da olumsuz bir niteliği olmayan hasta rolüne geçirme gücüne sahiptir. Bu karar bile başlıbaşına onları eza ve tedirginlikten kurtaracaktır. Aynı anlamda kesin bir karara varmakta başarısızlığa düşen bir psikiyatrist, kendi mesleğinin kuyusunu kazmaktadır. Herhangi bir kararsızlık ya da tıbbi yaklaşımların ahlaksal yaklaşımlarla karıştırılması yalnızca hastalara değil, psikiyatri pratiğinin kendisine de zararlıdır. Gerçekten de «akıl hastaları» birer sapkın olarak görüldükçe, bu, gerçek psikiyatrinin tarihsel bir başarısızlığı olarak ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Öte yandan, «anormal» cinsel davranışlar karşısında insanların kendi ahlak yargılarını bir kenara bırakmayı neden güç buldukları anlaşılır bir tutumdur. Her şeyden önce, bizim kültürümüzde ahlak ve cinsel uyumluluk neredeyse eş anlamlı hale gelmiştir. En önemlisi de, kamuoyu pekâlâ bilir ki, psikiyatrik tanı çoğunlukla bir «mızıkçılıktır. Yani öyle profesyonel bir manevra ki, ahlaksal sorunlarla yüz yüze gelmemekte hem doktora hem de «hasta»ya yardımcı olur. Son olarak, cinsel önyargılı doktorların getirip dayattıkları hasta rolü oynamayı reddederek aklandıklarını da hatırlamalıyız. Böylece örneklerimize dönerek, mastürbasyon yapanlar, «nimfomanyaklar» ve «eşcinseller» sadece mahvedici günah ve suç yaftalarına karşı değil, aynı zamanda pek merhametli hastalık etiketine karşı da başarıyla mücadele etmişlerdir.</p>
<p>Bu gibi gözlemler her ne kadar kendi ahlakları pekâlâ geleneksel anlayışlardan farklı olabilirse de sorunu ahlaksal terimlerle değerlendirmekte ısrar eden tıbbi modelin eleştiricilerini desteklemeye vesile olmaktadır. Sonuçta, insan cinselliği üzerine açık görüşlü yeni çalışmalar, bütün ilgili kesimler arasında süregiden tartışmalar ve bütün taraflar arasında ortak çalışma için ümitlenmeliyiz. Zor olmakla birlikte, usavurma için genel bir kararlılık, uyum gösterememeyle ilgilenmek için hâlâ en iyi umuttur.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/tibbi-cinsel-sapkinlik-modeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seks ve Psikiyatri</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/seks-ve-psikiyatri/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/seks-ve-psikiyatri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 11:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ABD'de Yürürlükteki Sex Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik ve Türk Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal ve Doğaldışı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Yasa ve Doğanın Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı - Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbi Cinsel Sapkınlık Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Yasal - Yasadışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Bozuk ya da kusurlu akılın çeşitleri üzerine bilgiler oldukça eski tarihlere uzanmakla birlikte Yunanca akıl ve ruhun iyileştirilmesi anlamına gelen psikiyatri sözcüğünün ancak yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Bununla birlikte, önceki çağlarda sömürü, soğuma, cinnet ve delilik gibi öyle çok &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/seks-ve-psikiyatri/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bozuk ya da kusurlu akılın çeşitleri üzerine bilgiler oldukça eski tarihlere uzanmakla birlikte Yunanca akıl ve ruhun iyileştirilmesi anlamına gelen psikiyatri sözcüğünün ancak yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Bununla birlikte, önceki çağlarda sömürü, soğuma, cinnet ve delilik gibi öyle çok akıl hastalığından söz edilmezdi. Aslında bunlar tıbbi terimler olmayıp, izleyenlere korku veren ve şaşırtan herhangi bir anormal insan davranışı türü olarak tanımlanabilir. Sömürülen ya da deliren insanlar bu nedenle sadece «akıl doktorlarının çabalarıyla karşılaşmıyor, aynı zamanda engizisyonun, mahkemelerin, hapishanelerin ve bazen de idam fermanının uygulamalarına maruz kalıyordu. Hatta bunların yatırıldığı ya da bulundurulduğu zindanlar, tımarhaneler vb. yerlerin akıl hastanelerine dönüşmesi ancak Modern Çağların başlangıçlarında gerçekleşti. Tabii bunların içinde yaşıyanlar da &#8216;akıl hastası&#8217; oldu ve onlarla özel tıbbi psikologlar ya da psikiyatristler ilgilenmeye başladı.</p>
<p>Bu, Eskiçağ ve Ortaçağlarda hekimlerin delilerle uğraşmadıklarını söylememek anlamına gelmez. Tersine, onlar olayın fiziksel nedenlerini ve deliliğin tedavisini bulmak için çok uğraştılar, çünkü onlar deliliğin bazı bedensel hastalıklardan ileri geldiğinden kuşkulanıyorlardı. Nitekim bu hekimler birçok durumda bedensel tedavinin akıl sağlığını yerine getireceğine inandılar. Bununla birlikte, tedavinin başarısızlıkla sonuçlandığı durumda, çoğunlukla başarısızlığın, hastanın içindeki kötü ruhlar, şeytan ya da kötü kişilerden ileri geldiğini kabul ettiler ve buna da dinsel bir tepki gösterilmesi istendi.</p>
<p>Pagan Avrupasında bu tür şeytani durumlara dinsel tepki dua etmekti, ancak bazen de büyü ve hatta açık saçık şeylerin bağırılmasının yararlı olduğu varsayıldı. Mecnun olanların bazıları aynı zamanda pis kokulu zehirler içmeye zorlandı, ya da dövüldü, baskı uygulandı, aç bırakıldı. Bunlar ve diğer çarpıcı ölçülerle kötü şeylerin kurbanın bedeninden çıkarılacağı varsayılıyordu.</p>
<p>Ne yazık ki, Hıristiyanlığın gelmesi bu zalimce ve yararsız tedavilere bir son vermedi. Hatta Ortaçağların sonlarının başlarında bu kötü ruhlardan kaynaklanan delilik ya da cinnet anlayışı, teologlar tarafından daha da güçlendirildi ve delilik durumunda bulunan insan sayısı öncekinden çok daha büyük boyutlara ulaştı. Artık artan sayıda genç, yaşlı, kötürüm, basit düşünceli ya da başka yardıma muhtaç insanlar, kötü ruhların etkisiyle delilik geçiren «büyücü», «efsuncu» olarak duyurulmaya başlandı. Bu insanlar profesyonel büyücü avcıları tarafından yakalanıp resmen teşhis edildiler, sonra da öldürüldüler. Bununla birlikte, yıllar boyunca, bazı hekimler bu kutsal katliam yerine tıbbi tedavinin yeni biçimlerinin uygulanmasını isteyerek karşı çıkmaya başladılar. Onlara göre, bir büyücü aklen hasta olan bir kişiden başka bir şey değildi ve tıbbi tedavinin artışıyla birlikte bunlar iyileştirilebilir-di belki de. Sonunda, ideolojik mücadeleyle dolu birkaç yüzyıldan sonra, yeni görüş egemen oldu. Kilise, gücünü devlete bıraktı ve büyücülüğe değin eski moda görüşler yerine akıl hastalığı üzerine modern görüşler yerleşti.</p>
<p>Bugün, çok uzun zamandan beri bilimin din üzerindeki bu zaferini gerçekten çok daha açık bir biçimde görebiliriz. Psikiyatristler artık kötü ruha inanmıyor, ancak «doğru» insan davranışı için onların standardı kiliseninkin-den de çok farklı değil. Gerçekte öncenin tüm günahları tıbbi terimlerde yeniden tanımlanıyor ve bunlar akıl hastalığı olarak duyuruluyor. Böylece, cinsel etkinliğin birleşme dışı çeşitli biçimleri dinsel «sapmadan» tıbbi «saldırganlığa» dönüşüyor. Gerçekte, psikiyatrik metinler Ortaçağ dinsel metinleriyle garip bir benzeşme içerisindeler. Tek gerçek farklılıkları ise, cinsel sapkınların ruhların yitirmesi değil de, sadece akıllarını yitirmesidir.</p>
<p><strong>Tarihsel Çerçeve</strong></p>
<p>Cinsel sapkınlıklara karşı bugünkü tutumları tarih bilgisi olmaksızın anlamak olası değildir. Ne yazık ki birçok psikiyatrist böylesine bir bilgiden yoksundur ve bu nedenle kendi mesleki faaliyetlerinin gereği doğru çağrışımları bulmakta zaafa düşerler. Bu nedenle «tedavi edici» bazı müdahalelerinin, yalnızca hastalarına değil, daha büyük ölçekte topluma zarar verdikleri akıllarına bile gelmez. Aynı anlamda muhtemel yararlı olabilecek psikiyatrik bilgi kullanımları da keşfedilmeden kalır. Psikiyatristlerin bulundukları zaman ve zeminin ötesine bakabilecek biçimde yetiştirilmeleri bu nedenle pek yararlı olacaktır.</p>
<p>Kuşkusuz bu kitabın sınırları içersinde bütün psikiyatri tarihini tartışmanın olanaksızlığını söylemeye bile gerek yok. Bunun yerine kendimizi onun belirli bir yönüyle sınırlandırmak gerektir. Seçilmiş birkaç örnek bize, «düzene bağlı» hekimlerin ve psikiyatristlerin cinsel sapkınlıklar hakkında çağlar boyunca ne düşündüklerini ve ne yaptıklarını gösterecektir.</p>
<p><em>Antik Çağda</em></p>
<p>Antik çağlarda insanlar, fiziksel ve zihinsel hastalıkları ya da vücut için bir doktor ve zihin faaliyetleri için ayrı bir doktor diye birbirinden ayırmıyorlardı. Gerçekten de, tıp, büyü ve din arasında bir ayrım yoktu. İnsanın her türden acısı ruhlara, Tanrı ya da Tanrılara atfedilir ve insanüstü güçlere yönelmediği sürece hiçbir tedavi başarılı olamazdı. Birisi hastalandığında ya da garip davranışlar göstermeye başladığında kutsal ayinler yapan bir din adamına, şamana, büyücü kadınlara, sihirbazlara ya da büyücülere götürülürdü. Bu ayinler sıklıkla ilaç tatbikini içerirdi. Şurası da açıktı ki, tek başına insan müdahalesi bir tedavi için yeterli değildi. Hastalık ya da sıhhat takdiri ilahiye bağlıydı. Örneğin, Yahova antik İsraillilere şöyle diyordu: «Ben, size şifa dağıtan Tanrıyım» (Eski Ahit, İkinci kitap 15, 26) ve «Ben yok ederim ve hayat veririm; ben yaralarım ve şifa dağıtırım» (Deuteronomy 32, 39).</p>
<p>Bu bakış açısını destekler biçimde İncil&#8217;de Yahova&#8217;nın Mısırlılar üzerine nasıl musibetler gönderdiği; emirlerine uymayan İsrailoğullarına hastalıkların nasıl musallat edildiği anlatılır. O, aynı zamanda Kral Saul&#8217;a eziyet etmek üzere bir «kötü ruh» gönderir ve Kral Saul, üzerine çöken karamsarlık sonucu intihar eder (1. Samuel). Aynı yazgı, Yahova&#8217;yı sevmeyen herhangi birini de beklemektedir. Tıpkı İncil&#8217;in uyardığı gibi: «Tanrı senin başına çılgınlığı bela edecektir» ve «Tanrı senin başına çılgınlığı, körlüğü ve yürek şaşkınlığnı bela edecektir» (Deuteronomy 28, 28). İlginçtir ki, cinsel sapık davranışlar İncil&#8217;in bakış açısında birer delilik belirtisi sayılmamıştır. Bununla birlikte, sapıklık bazı zihinsel ya da fiziksel melekelerin yok edilmesiyle cezalandırılabilir. Bazı cinsel sapıklık biçimlerinin en uygun tedavisi ise ölümdü. (Daha geniş bilgi için bkz. «Doğal &#8211; Doğal Olmayan»).</p>
<p>Klasik çağ öncesi Yunanlılar da insan hastalıklarına doğaüstü güçlerin neden olduğuna inanırlar ve tedavisi için tapınaklarına giderlerdi. En önemli ilk «sağlık kült»leri tıp Tanrısı Aesculapius&#8217;tu. Buna karşılık, Antik Yunan&#8217;in Altın Çağı ile birlikte çözümleyici bir anlayış yükselmeye ve eski dinsel inançlar değişmeye, yerini sistematik gözlemler almaya başladı. En büyük Yunan hekimi Hipokrat (İ.Ö. 460-377) her türden bedensel ve zihinsel derdin kökenini doğal nedenlerde araştırmaya koyuldu. Örneğin, önceleri «kutsal» ya da «onulmaz illet» diye bilinen sara hastalığını, gerçekte hastalıklı bir beynin yarattığı ileri sürüldü. Bu nedenle tedavide büyünün hiçbir yararı yoktur. Hipokrat ve izdeşleri, beynin normal çalışmasının bedensel dört temel salgı arasındaki mükemmel dengeye bağlı olduğunu kabul ediyorlardı: Kan, siyah salgı, sarı salgı ve tükürük. (Bunlar hava, toprak, ateş ve suya ilişkin «dört temel eleman» ve aynı şekilde bunlara ilişkin «dört temel mizacı» neşeli, hüzünlü, asabi ve soğukkanlılığı oluşturuyordu.) Bu dört salgı arasındaki herhangi bir dengesizlik, çeşitli hastalıkları ya da davranış bozukluklarını yaratırdı. Tedavi, uygun bir diyeti, istirahati ve bazı durumlarda cinsel perhizi gerektirirdi. Öte yandan, güya «devingen dölyatağının» neden olduğu «isteri»den muzdarip kadınlara ise, cinsel etkinlikte bulunmaları salık verilirdi.</p>
<p>Bir başka büyük antik hekim de, bugün Galen adıyla bilinen Cladius Galenus&#8217;tur (İ.S. 131-200). Galen Bergama&#8217;da doğdu, ancak yaşamının önemli bir bölümünü tıbbi konularda yazılarıyla ün kazandığı Roma&#8217;da sürdürdü. Kendisine özgü buluşları olmasına karşın Hipokrat&#8217;ın öğretilerini yakından izledi. Bir yandan Tanrısal bir yaratıcıya inanırken, aynı zamanda her türden bedensel ve zihinsel bozukluğun akılcı bir yolla açıklanabileceğinden emindi. Beyin faaliyetinin ve temel bedensel ve zihinsel bozukluğun akılcı bir yolla açıklanabileceğinden emindi. Beyin faaliyetinin ve temel bedensel salgılar dengesinin önemini bir kez daha vurguladı. Galen, aynı zamanda üreme ve cinsel sağlık üzerine çarpıcı kuramlar geliştirdi. Örneğin, Galen&#8217;e göre her iki cins de tohum sıvısı üretir ve hem erkek hem kadın uyku sırasında boşalabilirdi. Galen, bu tür tepkileri doğal ve gerekli varsayıyordu. Uzayan cinsel perhizler bu nedenle isteri, kuduz, titreme, kasılma ve çılgınlık gibi ciddi rahatsızlıklara yolaçardı. Bu tehlikeler karşısında Galen, kararlı ve düzenli bir cinsel yaşam öneriyordu. Cinsel birleşmenin olanaksız olduğu yerde mastürbasyon aynı ölçüde yararlı idi. Galen, gerçekten de sağlık için sık sık mastürbasyona başvurmasıyla tanınan Diyo-jen örneğini açıkça övüyordu. (Şu gündüzleri feneriyle dolaşan tanınmış Yunan filozofu).</p>
<p>Söylemek gereksizdir ki, ne Galen ne de Hipokrat, çiftleşmeye yönelik olmayan cinsel birleşme biçimlerini hiçbir zaman bir hastalık belirtisi olarak kabul etmemiştir. Antik Yunan ve Romalılar cinsel bakımdan hoşgörü sahibiydiler ve bu geniş hoşgörüleri tıbbi inançlarına da yansıyordu. Çok ilginçtir ki, bu inançların çoğu Ortaçağa, hatta daha sonralarına kadar yaşadı. Sözün doğrusu Galen, Batı dünyasında 1500 yılı aşkın bir süre en büyük tıp otoritesi olarak kaldı. Bununla birlikte, «şehvet»e Hıristiyanca bir lanetleme atfedilmesiyle Galen&#8217;in cinsel kuramları büyük ölçüde kenara itildi, sonraları reddedildi ve sonunda unutuldu.</p>
<p><em>Ortaçağda</em></p>
<p>Roma İmparatorluğunun çöküşü ve Karanlık Çağ diye adlandırılan dönemin başlamasıyla antik tıp bilgileri yok oldu. Avrupa, büyüler ve şey-tancıl inançların etkisi altına girdi. Hıristiyan Kilisesi hastalık ve sağlık hakkında İncil&#8217;e dayalı vaazlar verdi. Anormal davranışlar, insanın ruhuna şeytanın girmesi ile açıklanıyordu. Cinleri kovma, ibadet, günah çıkarma ve tövbe biricik çare olarak görülüyordu. Cinsel davranış, ancak üremeye yönelik olduğu sürece normal sayılıyordu. Kendi kendini tatmin, eşcinsel birleşmeler ve hayvanlarla cinsel temas gibi «sapık» türden cinsel etkinlikler tıbbi deyimlerle değil, dinsel deyimlerle açıklanıp, büyük günah olarak kabul edilirdi.</p>
<p>Yedinci yüzyılın başlarında İslâm inancı bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika&#8217;ya, nihayet İspanya&#8217;ya kadar yayıldı. Müslümanların öğrenmeye büyük saygıları vardı ve bu nedenle Yunanlı ve Romalı seleflerin eserlerini koruyup incelediler. Tıpla da özellikle ilgilendiklerinden, bütün antik elyazması tıp bilgilerini gözden geçirerek kısa sürede büyük hekimler yetiştirdiler. Bunların en önemlilerinden birisi «İranlı Galen» diye bilinen, ilk «akıl hastalıkları koğuşunu» Bağdat Hastanesinde açan Razı (860 &#8211; 930), öbürü de bugün Latinceleştirilmiş (Avicenna) adıyla daha iyi tanınan Ebu Ali el-Hüseyin bin Abdullah İbni Sina&#8217;dır. İbni Sina da Galen gibi sağlığın korunması için bir cinsel etkinliğin gerekliliğine ve boşalmayan tohumların zehirli hale geleceğine inanıyordu. Sonraları İbni Sina düzenli bir kullanımla güçlendirilmedik-çe insan penisinin kuruyup gideceğini ileri sürdü. Aynı zamanda da aşırı cinsel birleşme gözleri zayıflatır ve işitme güçlüklerine yol açabilirdi. Titreme, uykusuzluk, kellik ve sara gibi hastalıklara neden olabilirdi. «Aşırı» deyiminin tam bir tanımı insandan insana değişirdi; çünkü bazı insanlar başkalarından çok daha güçlü olabilirdi. İbni Sina, cinsel işlevi zayıflatan hastalıkların da kısa bir listesini yaptı. Bunlar arasında hermafroditizm (çift cinsiyetli-lik), priapizm (acılı ve sürekli sertleşme hali) ve edilgen erkek eşcinselliği sayılabilir. Normal bir cinsel birleşmeyi olanaksız kılan belirli bir bedensel zayıflık, sözü edilenlerden sonuncusuna neden olur. Bu, ya doğuştan gelir ya da sonradan kazanılır. Bu eşcinseller kindar, kötü ruhlu ve kadınsı olur ve sağlıklı bir erkek gücüne sahip olmaları ya da kazanmaları olası değildir. Bu nedenle bunları tedavi etmeye yönelik her girişim başarısızlığa mahkûmdur.</p>
<p>Bunun gibi kınayıcı kuramlar İslâm tıp araştırmalarının da dinsel önyargılardan tümüyle bağımsız olmadığını gösterir. Bunun da ötesinde, İslâm hekimleri için Kur&#8217;an, bütün önemli konularda tek otoriteydi. İslâm hekimleri, insan vücudunu kesme ya da otopsi yasağı ile engellendi ve çıplak</p>
<p>kadın vücuduna bakmaları da yasaklandı. Bu koşullar altında bilimsel gelişmeleri sınırlı kalmak zorundaydı. Bununla birlikte, genelde ve Hıristiyan meslektaşlarına oranla dikkate değer ölçüde nesnel ve açık fikirliydiler. «Delilere» uyguladıkları tedavi kesinlikle daha insancıldı; çünkü delilik cin ya da şeytan işi olmaktan çok, Allah&#8217;ın takdiriydi. İslâm bilimi ve tıp pratiğinin yüksek niteliği Hıristiyan Avrupa&#8217;da bile kabul edildi. Özellikle 13. yüzyılda, Hohenstaufen hanedanından aydın imparator II. Frederik&#8217;in çeşitli ülkelerden pek çok bilgini sarayında toplayıp Müslümanların çalışmalarıyla ilgilendi. Salerno Üniversitesi&#8217;ni etkin biçimde destekledi ve Kutsal Roma İmparatorluğu toprakları içerisinde tıp unvanlarını tek başına verme hakkını bağışladı. Salerno&#8217;dan yetişen hekimler, Müslümanların korunması altındaki Hipok-rat prensiplerinden yararlandılar ve büyüklere ya da dinsel ayinlere gerek duymadılar. Antik yazarların yeniden keşfi ve bilgiye karşı artan saygı kısa sürede Avrupa&#8217;da yeni üniversitelerin temellerini attı. Bunu izleyen iki yüzyıl içinde öbürlerinin yanı sıra Padua, Paris, Viyana, Oxford, Cambridge, Prag ve Heidelberg Üniversiteleri kuruldu. Sözün kısası, insan sorunlarına karşı akılcı bir tutum temel kazanır gibi görünüyordu.</p>
<p>Bununla birlikte, gerçekte ilerleme güç ve yavaş sürüyordu. Var olan cin ve şeytan inançlarına karşı Yunan, Roma ve Arap klinik gözlemlerine dayalı inançlarla meydan okuyan bazı seçkin Hıristiyan hekimler, engizisyon tarafından dinden sapmakla suçlandı, hatta ölüme mahkûm edildi. Ruhban sınıfından olan &#8211; olmayan büyük çoğunluk boş inançlara sahip cahiller olarak kaldı. Aynı dönemde garip kitle hareketleri de ortaya çıktı. Bütün Avrupa&#8217;da geniş halk yığınları caddelerde kendinden geçercesine dansedi-yor (tarantizm), ya da açık ayinlerde, kibirlerini yok etmek için kendilerini kanlar içinde kalıncaya kadar kırbaçlıyordu (Flagellantizm). Yaşamın bütün alanlarını suçluluk ve günah duygusu sarmaya başladı ve zaman zaman da Yahudilere, Çingenelere, toplum inançlarına ters düşenlere ya da günahlarını yükleyebileceklerine inandıkları toplum kesimlerine karşı şiddet eylemlerine giriştiler. Ortaçağın sonlarında kadınlara karşı garip bir korku ve nefret dalgası yaratılmış gibi görünüyordu. Kadınlar, pespaye, ahlaksız, büyücü, şehvet düşkünü erkekleri sürekli ayartan ve yıkıma sürükleyen yaratıklar diye karalanır oldular. Çoğunlukla da şeytanın aletleri olarak görülüyorlardı ve süreç içinde bu tutum, öteki korku dolu fantezilerle birleşerek yeni ve evrensel bir büyücülük sanrısı yarattı.</p>
<p><em>Modern Çağ</em></p>
<p>Bugün, büyücülük sanrısı bir Ortaçağ fenomeni olarak görülür. Ancak, en yoğun ve sistematik büyücü avı Rönesansın en görkemli dönemlerinde başladı ve 18. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Büyücülük inancının Ortaçağlara, dahası antik dönemlere kadar uzandığı doğrudur; fakat kapsamlı ve tutarlı bir öğreti olarak biçimlenmesi ancak 15. yüzyıl sonlarında ortaya çıkar. 1486&#8242;da, Kolomb&#8217;un Amerika&#8217;yı keşfinden sadece birkaç yıl önce, Domini-kan Mezhebine bağlı iki Alman, Jakop Sprenger ve Heinrich Kramer, <strong>Malleus Maleficarum </strong>(Büyücülerin Çekici) adlı tanıtıcı bir el kitabı yayımladılar. Bu çalışma kısa zamada kilise, devlet ve bilgin topluluklarınca desteklendi. Her Avrupa devietinde okundu ve benimsendi, sonraki 250 yıl boyunca 30&#8242;dan fazla baskısı yapıldı.</p>
<p>Söz konusu kitabı burada ayrıntılarıyla tartışmaya gerek yok. Şu kadarını söylemek yeter: Kitap insanlık tarihinde bağnazlık, insafsızlık, cehalet ve fanatizmin rastlanabilecek en aşağılık belgesidir. Metin öncelikle büyücülerin varlığını kendince «kanıtlıyor». (Kanıları reddedenlerin kendileri birer büyücüdür.) Sonra nasıl anlaşılabilecekleri tanımlanmakta ve sonunda yargılama ve infaz kuralları ortaya konmaktadır. Cinsel konulara hastalıklı yaklaşımları bir yana, yazarlar kadınlara karşı sabit fikirlidir ve kinle doludur. Kadınların büyücü olma olasılıkları, erkeklere oranla daha yüksektir. «Her türlü büyücülük kadınların doymak bilmez şehvetli isteklerinden kaynaklanmaktadır. İğrenç cinsel isteklerini doyurmak için daha da şehvetli hale gelen hırslı kadınlar bu hastalığa daha da derinden tutulmuşlardır.»</p>
<p>Büyücüler, şeytan tarafından ele geçirilmişlerdir ve çoğunlukla da onunla cinsel ilişkide bulunurlar. Ürünlerde verimsizliğe, sürülerde hastalığa, çocuklarda ölüme, kadınlarda kısırlığa, erkeklerde cinsel güçsüzlüğe ve her türlü karışıklık, felâket ve afetlere neden olurlar. Bu nedenle büyücülerin ortaya çıkarılması ve yokedilmesi toplum güvenliği ve sağlığı için gereklidir. Dahası, İncil bu konuda şaşmaz bir şekilde açıklık getirir: «Bir büyücünün yaşamasına izin veremezsin.» (Exodus 22; 18) Birkaç yıl içinde profesyonel büyücü avcıları, özel bir «şeytan damgasını» büyücülerin vücutlarında araştırmak üzere yerleştirilmiş hekimlerin yardımlarıyla da cadı kazanları kaynatmaya, düzinelerle, yüzlerce ve giderek binlerce masum kadın, erkek ve çocuğu, büyücü diye tutuklamaya başladılar. Bu talihsizler, suçlarını itiraf edinceye kadar işkence gördüler ve ölüme mahkûm edilerek yakıldılar.</p>
<p>Bu itiraflar akraba, komşu ve arkadaşları da kapsıyordu ve bu dehşetli hareket kendini bunlarla besliyordu. Bu hareketlerin hem Katolik hem de Protestan ülkelerde aynı şiddetle yürütüldüğünü hatırdan çıkarmamak gerekir. Büyücülük sanrısı kiliseler çapında, uluslararası bir duruma geldi ve hiçbir yerde ne bir kuşku uç veriyor, ne de bir protesto sesi duyuluyordu. Ancak birkaç yürekli kişi, bu yeni tür barbarlık dalgasına, çoğunlukla da tıbbi tartışmalarla göğüs germeye çabaladı. Örneğin, Johann Weyer adında bir Alman hekim, 1563 yılında <strong>De Praestiquiis Daemonum </strong>(Şeytan Aldatmacası Üzerine) adlı bilimsel bir yapıt yayınladı. Weyer kitabında, büyücülüğe atfedilen hastalıkların gerçekte doğal nedenlerden kaynaklandığını, büyücü diye nitelenen «zavallı, şaşkın kadınların» pek çoğunun ruhen hasta olduklarını ileri sürüyordu. Bunların öldürülmekten çok, tedaviye ihtiyaçları vardı. Bununla birlikte bu görüş Weyer&#8217;in çağdaşlarının çoğu tarafından reddedildi ve kilise, eserini yasak kitaplar listesine aldı. Sadece İspanyol Engizisyonu -ki bu sırada din yolundan sapmışlar, Yahudiler ve sapıkların koğuştur-ması ile yeteri kadar meşguldü. &#8211; Büyücülerin kovuşturulması ve idamı ile ilgilenmekte isteksiz kaldı. İspanya&#8217;da İslâm mirası hâlâ yaşıyor ve deliler tedavi ediliyordu. Büyücülükten zanlı olanlar çoğunlukla deli diye kabul edildi ve manastıra ya da tımarhanelere kapatıldı.</p>
<p>Bu son yaklaşım 18. yüzyılda geniş ilgi gördü ve en sonunda yükselmekte ola psikiyatri mesleğince onandı. Yeni «akıl hekimleri» ipuçlarını Weyer&#8217;den aldılar ve büyücülük sanrısını tıbbi terimlerle ele almaya başladılar. Bundan başka itiraflarında büyücüler, havada uçmak, çeşitli hayvanların kılıklarına bürünmek «nazarla» ya da ilenme yoluyla ölüme sebebiyet verme gibi akıl almaz işler başardıklarını iddia ediyorlardı. Bu gerçek ve bunun yanında tanık oldukları olayların çoğunun açık cinsel karakteri, gerçekte henüz teşhis konmamış «ruhsal vaka» ile karşı karşıya olduklarını ve büyücülüğün yanlış anlaşılmış ve yanlış ele alınmış bir «ruh sağlığı» sorunundan başka bir şey olmadığını yeteri kadar kanıtlıyordu.</p>
<p>Ancak, ruhbilimcilerin dışındakiler, bütün itirafların işkence ya da işkence tehdidi altında alındığına ve mahkeme kayıtlarının da kurbanlar tarafından değil de engizisyoncular tarafından tutulduğunu belirterek, büyücülere atfedilen acayip cinsel fantezileri ya da «kuruntuları» (kurbanları) değil de suçlayıcıları daha çok sergilediler. Bu kez bazı tıp tarihi yazarları tarafından</p>
<p>da benimsendi ve daha sonra büyücü mahkemelerinde yer alanlar -büyücü avcıları, büyücüler ve uygulayıcılar- akıl hastası olarak ilan edildi.</p>
<p>İlk «akliyecilerin» ya da «psikiyatristlerin» toplumun uygunsuzluklarına karşı gerçek bir acıma duygusu ile yönlendirildiklerinden kuşku duyulmamaktadır. Onlar, birçok «büyülü» engizisyonun pençelerinden sadece kurtulmakla ve tıp bilimine göre onları hasta ilan etmekle kalmadılar, aynı zamanda bu hastalara da o güne kadar alışılmışın ötesinde nazik davrandılar. Fransa&#8217;da Pinel, İtalya&#8217;da Ciharugi, Almanya&#8217;da Langermann ve Amerika&#8217;da Rush gibi aydın insanlar tımarhanelerde reformlar yaptılar, tecrittekile-ri zincir ve prangalardan kurtardılar ve daha insancıl tedavi biçimlerini savundular. Buna karşın yeni psikiyatrik «aydınlanma»nın, cinsel sapkın davranışlar açısından ne yazık ki, pek az yararlı olduğunu ortaya koyduk. 18. yüzyıl sürecinden hekimler, mastürbasyonun o zamana kadar-öne sürülen zararlarını bulguladılar; Amerikan ve Fransız devrimleri sırasında bu tehlikelerin son derece ciddi görüldüğü belirlendi. Bir zamanlar Galen&#8217;in bir sağlık gereği olarak önerdiği periyodik boşalım, artık bu noktada hemen her türlü bedensel ve ruhsal rahatsızlığın nedeni olarak suçlanır oldu. Mastürbasyon; bedeni zayıf düşürür, beyni eritir, cinsel yetersizliğe, genel bir uyuşukluk, delilik ve nihayet ölüme neden olurdu. Birkaç on yıl içinde «mastürbasyon deliliği»nin, insanlığın ruh sağlığına karşı temel bir tehdit haline geldiği düşünüldü ve bununla birlikte de korunmacı psikiyatrik tedavi için, zorunlu bir başka neden ortaya çıktı. Sonuç olarak; psikiyatristler, geçmişte olduklarından çok daha fazla etki ve önem kazandılar. (Anti-mastürbas-yon kampanyası hakkında geniş bilgi için Bkz. «Cinsel Etkinlik Tipleri» -«Cinsel Öz uyarım») İffet budalası 19. yüzyıl; mastürbasyon ve cinsel sapkınlık biçimlerinin tehlikeleri hakkında yepyeni psikiyatri kuramlarının yükselişini getirdi. Örneğin, «kendi ırzına tecavüz»ün (mastürbasyon) kalıtımla geçen psikolojik zayıflığın bir sonucu olduğuna inanılmaya başlandı. Başka bir deyişle; mastürbasyon yapanlar zaten hasta doğmuşlardır ve üzücü durumlarının giderek ağırlaşmasına engel olamazlar. 1843 yılında Kaan adlı Rusyalı bir hekim, mastürbasyonun bu ikili tehlikelerini açıkladığı <strong>Psycho-pathia Sexualis </strong>(Cinsel Akıl Hastalığı) adlı bir kitap yayımladı. (Kitap, her ne kadar Moskova&#8217;da yazılmış ve Çarın özel hekimine ithaf edilmişse de, psikiyatri düşüncesini büyük ölçüde etkilediği Almanya&#8217;da basılmıştır. Gerçekten de Avusturyalı hekim Von Krafft-Ebing, yeni ve cinsel sapkın davranışlar alanında çok daha ünlü kitabına 40 yıldan fazla bir zaman sonra Kaan&#8217;ın kitabının adını vermiştir.)</p>
<p>Kaan&#8217;a göre, hemen hemen bütün insanların kendilerini duyusal aşırılıklara doğru iten belirli bir «sağlıksız hayaMeri vardır. Yanlış bir besin, yumuşak bir yatak, dar giysiler ya da yalnızca biraz çapkınlık kaçınılmaz olaylar zincirini başlatır. Bu karamsar görüşe ek olarak, Kaan, erkek çocuklarına âşık olmak, karşılıklı eşcinsel mastürbasyon, cesetlere tecavüz, hayvanlarla cinsel ilişki ve heykellerle cinsel temas gibi nispeten ikincil cinsel «yarı-delilikler» listesini ortaya koydu. Kuşkusuz öteki psikiyatristler bu kısa cinsel «psikopatoloji» listesini genişletmekte gecikmediler. Daha sonra bu her an artan yeni sapıklıklar, sonuçta bir zamanlar pek fazla önemsenen mastürbasyonu ikinci sınıf hastalıklar kategorisine attı. Bununla birlikte, Kaan&#8217;ın cinsel sapkınlıklarda soyaçekim inancı uzun yıllar çekiciliğini korudu ve gerçekten de sonraki yıllarda daha da güçlendi.</p>
<p>Bu daha ileri «bilimsel» gelişmelere girişmeden önce, «cinsel psikopatoloji» kavramını kısaca ele almak pek yararlı olacaktır. Oldukça açıktır ki, başlangıçta bu deyim eski dinsel dogmaların dindışı uyarlamasından başka bir şey değildi. Kaan&#8217;ın cinsel «yarı-delilikler» dediği şeyin, İncil&#8217;de belirtilen «iğrençliklerle neredeyse özdeş olması pek rastlantı olmasa gerek. Dahası, onun kalıtımsal «sağlıksız hayaMeri ile Agustine&#8217;nin «şehvet»i arasındaki koşutluk da çarpıcıdır. Kısacası, Kaan&#8217;ın uğraşlarının açıkça ortaya koyduğu gibi, «yeni bir din» olarak bilim, hâlâ eski cinsel tabuları barındırmakla ve kovmakla uğraşıyordu. (Ayrıntılı bilgi için «Cinsellik ve Din» &#8211; «Tarihsel Çerçeve» bölümlerine bakınız.)</p>
<p>Fransız psikiyatristlerinden Morel, 1857 yılında deliliğin açıklanması için, yozlaşmaya yöneldiğinde psikiyatrinin doğrulanmayan dinsel eğilimleri daha da belirginleşti. İlk dönemlerinde teoloji çalışmaları sürdürmüş olan Morel, sonunda ilerlemekte olan yozlaşmanın pek çok bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olduğuna inandı. İlk insan (İncil&#8217;de Adem diye nitelenir) sağlıklı bir «ilkel örnek»ti. İlkel çağlarda insan doğası bozulmaya başladığında, insanlar zayıflatıcı içsel ve dışsal etkilerle karşılaştılar. Sonuç olarak, bugün özgün ve yetkin «ilkel örnek»le karşılaşanlayız, ama birçok «yozlaş-mış»ın yanı sıra, yetkinlikten uzak çeşitli ırkları görürüz. Bu «yozlaşmış»lar çoğunlukla kalıtsal cinsel sapıklıktan muzdariptirler ve yok olmaya mahkûmdurlar.</p>
<p>Morel&#8217;in  kuramı,  zamanla  pek çok meslektaşı tarafından «Kitab-ı Mukaddes»e aşırı bağlı bulunduğu ve böylelikle çok daha moda «nesnel» deyimlerle yeniden açıklandı. Yozlaşmanın, evrim sürecinin herhangi bir aşamasında ortaya çıkabileceği kabul edilmeye başlandı. Ancak temel karakterleri aynı kaldığı halde, evlatlarıyla beraber yozlaşmış, kaçınılmaz kötü kaderlerine mahkûm olmuşlardır. Bu anlayışlar; daha sonraları en çarpıcı ayrıntılarıyla yozlaşmanın etkilerini tanımlayan İbsen ve Hauptmann gibi 19. yüzyıl büyük tiyatro yazarları tarafından daha da yaygınlaştırıldı. Gerçekten de, romancı Emile Zola, kalıtsal çürümeye örnek olarak, bir ailenin, Rougon-macquartların, «doğal ve sosyal tarihini» anlatır. Deliliğe ve cinsel sapıklığa karşı doğuştan gelen patolojik eğilim anlayışı; sonraları Sig-mund Freud tarafından sarsıntılı (büyük ölçüde de bilinçsiz) birey yaşamı, tarihi kavramı ile yer değiştirinceye kadar, egemen psikiyatrik düşünce olarak kaldı.</p>
<p>19. yüzyılın, modern ırkçılığın «bilimsel» temellerini attığını akıldan çıkarmamak gerekir. «Yozlaşmış» deyimi; bazı nedenlerden dolayı, sevilmeyen ve biyolojik olarak aşağı tabakadan yaftası asılmış bütün sosyal ve etnik gruplara kolaylıkla uygulandı. Söylemek gereksizdir ki; bu tür yaftalama tutumu, her zaman cinsel «sapık» ithamını da çağrıştırmıştır. Irkçılığın mantıksal çağrışımları, karşılığında «üstün ırk yaratma» politikalarına yol açar. Örneğin; yozlaşmış olanların üremesinin engellenmesi yoluyla nüfusun biyolojik sağlık düzeyinin yükseltilmesine yönelik resmi girişimlerde bulunmak gibi. Öte yandan, üstün ırkların yeteri kadar üremediği keşfedilirdi. Bugün ya da daha sonra, bütün insanlığın yozlaşabileceği ve yok olabileceğine ilişkin yaygın bir korku vardı. (1800 ve 1900 yılları arasındaki nüfus eğrisine bugün bir göz atılırsa, bu korku özellikle daha da garip görünür.) Her nasılsa, artan ırkçı gurur, milliyetçilik ve hızla büyüyen endüstri hükümetleri nüfus artışını teşvik etmeye zorladı. Çocuk doğurma, cinsel birleşmenin «doğru» amacı olarak tekrar belirlendi.</p>
<p>Alman psikiyatristi Kraepelin, 1883 yılında akıl hastalarının ilk sistematik sınıflamasını ortaya koyan bir kitap yayınladığında psikiyatri, ileri doğru önemli bir sıçrama yaptı. Kraepelin, bütün hastalıkların bedensel bir nedeni olduğuna inandığından, her hastalığı kendine özgü belirtiler sistemi ve olası tedavileri ile birlikte tanımlamaya çok özen gösteriyordu. Kraepelin&#8217;in çalışması, kendinden sonraki bütün psikiyatrik sınıflamaların temeli oldu. Bu örnekten esinlenen psikiyatristler, kısa sürede her zamankinden daha da kılı kırk yarar oldular. Böylelikle, başka şeylerin yanında yeni ve ayrıntılı bir</p>
<p>cinsel «anormallikler» ve «sapıklıklar» listesi yaptılar. Bu listeler bazen öylesine olağanüstü boyutlara ulaştı ki, buram buram Ortaçağ iskolastiğinin ruhu tütüyordu. Her ne olursa olsun, geleneksel Hıristiyan ahlakçılarının temel varsayımlarını paylaşıyorlardı. Yalnızca «uygun» çiftler arasında cinsel birleşme doğrudur; bunun dışındaki her türlü cinsellik dışavurumu yanlıştır. Bununla birlikte, modern ve laik dünyamızda bir ayrıcalık olarak bu gibi önyargılar bugün artık dini deyimlerden çok tıbbi terimlerle ifade edilmektedir. («Cinsel Uyumsuzluk» bölümünün girişine bakınız.)</p>
<p>İlginçtir ki, mastürbasyon yapanlara karşı açılan Haçlı seferi, 19. yüzyılın sonlarına doğru hızını yitirmeye başladı. Bunun yerine dikkatler, yeni bir sapkınlar grubuna, kendi cinsinden insanlara yönelen kişilere yöneldi. Eşcinsel davranışlar, kuşkusuz, uzun bir süreden beri hem Yahudi hem de Hıristiyan inancında lanetlenmişti, ancak hiçbir zaman bir akıl hastalığının belirtisi olarak değerlendirilmemişti. (Ortaçağın Müslüman İbni Sina&#8217;sı onu bedensel bir bozukluk sayıyordu.) Bununla birlikte, bu davranışın, bazı insanların tutuldukları belirli bir psikolojik «durum»un sonucu olarak ortaya çıktığı keşfedildi ve bu durum için «eşcinsel (homoseksüel)» terimi yaratıldı. Bir dönem eşcinselliğin, bütün bütün «sapıklık», «yozlaşma» işareti ya da yalnızca basit bir «kişilik bozulması» olup olmadığı tartışıldı kaldı. Sigmund Freud, eşcinselliği bir «hastalık» değil, çok daha katı bir tutum takınıp eşcinselliği, «olgunlaşmamışlığın» bir göstergesi ya da karşı cinse duyulan sinirsel korku diye adlandırdılar. Her ne hal ise, «durum» Amerikan Psikiyatri Derneği eşcinselliği listeden çıkarmaya karar verinceye kadar «Psikiyatrik Bozukluklar Üzerine Tanısal ve İstatistiksel Elkitabı» (DSM) listelerinde 1973 yılına kadar yer almadı. O günden bu yana Amerikan eşcinselleri sağlıklarını resmen kazandılar. Şimdi yalnızca cinsel yönelimlerinde rahatsız olanların «Ben&#8217;e yönelik eşcinselliğin gücünü kırma» psikiyatrik tedavi ihtiyacı duydukları söylenmektedir. (Bkz. «Eşcinsel Birleşme» ve «Cinsel Baskı Altındakiler &#8211; Eşcinseller»).</p>
<p><strong>(Not: </strong>Aşağıdaki bölüm yalnızca Alexander/Salesnick ve Zilboorg/-Henry&#8217;nin <strong>Amerikan Psikiyatri Tarihi </strong>(bkz. «Kaynakça») çalışmalarına dayalı olmayıp, İngilizceye henüz çevrilmemiş olan <strong>Formen des Eros </strong>(Cinsellik Biçimleri, 2 cilt, Annemarie ve Werner Leibbrand, Freiburg, Br., Münih, 1972) adlı Almanca yapıtın tarihsel bilgilerini de kapsamaktadır.)</p>
<p><strong>Karşı Kültürel Perspektifler</strong></p>
<p>Öteki ülkelerin psikiyatristlerinin, Amerikalı meslektaşlarının bütün varsayımlarını paylaşmaları gerekmez. Özellikle cinsel sapkın davranışlar hakkında psikiyatrik düşünceler ve uygulamalar bir kültürden bir başkasına geniş farklılıklar gösterir. Ama Amerika Birleşik Devletleri ile ortak bir kültürel mirasa ve siyasal düşüne sahip olan vee Kapitalist diye adlandırılan Batı ülkelerinde ayrılıkların en az olması şaşırtıcı değildir. Öte yandan, Komünist diye adlandırılan ülkelerde psikiyatriye yüklenen işlevi ise Batıdaki uygulayıcıların çoğu reddedecektir. Cinsel sapkınlara uygulanan tedavi yine en çarpıcı örneği oluşturur. Batılı bir gözlemciye göre bugünün komünist toplumları ekonomik ve siyasal iddiaları ne olursa olsun, Kraliçe Viktorya dönemi kapitalist burjuvazisinin cinsel standartlarına sıkı sıkı sarılmışlardır. Ne yazık ki, bu kitabın kapsamı sözkonusu olgu üzerine geniş bir tartışma yürütmeye elvermiyor. Bununla birlikte, aşağıdaki kısa notlar sorunun boyutlarını toparlamaya yardım edecektir.</p>
<p><em>Batı Avrupa</em></p>
<p>Batı Avrupa&#8217;da her ne kadar daha az psikiyatrist varsa ve bu nedenle ağırlıklı sosyal etkileri o derece büyük değilse de, psikiyatri pratiği Birleşik Devletler&#8217;deki uygulamanın aşağı yukarı benzeridir. Her şeyden önce, şurası akıldan çıkarılmamalıdır ki, 1930-40&#8242;larda ırkçılığın yükselişi ile pek çok önde gelen Avrupalı psikiyatrist sürgüne gönderildi. Özellikle psikoanalitik okula bağlı olanlar Nazi istilasına uğrayan ülkelerde koğuşturmaya uğradılar. Psikoanalitik kuram, «Yahudi bilimi» diye lanetlendi ve bütün psikoanalitik eserler yasaklandı, hatta alanlarda yakıldı. Dahası, cinsel reformlar talep eden çeşitli Avrupalı hareketler acımasızca yok edildi.</p>
<p>Avrupalı psikiyatristlerin savaştan önceki öncü durumlarını kazanabilmeleri, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesinden önce gerçekleşmedi. Buna karşın, önce kendi geçmişlerini yeniden keşfetmeleri gerekiyordu. Böylece, 1950 ve 60&#8242;lı yıllar psikoanalizde, en azından cinsel sapkınlıklar açısından, günümüzde de Avrupa psikiyatri düşününe hâlâ egemen olan bir Rönesans anlayışı getirdi. Bu anlayış, bugün tam anlamıyla Freudçu bir bakış açısıyla kavranabilen resmi ve yarı resmi cinsel eğitim kitap ve programlarında özellikle belirgin hale gelir. Şu ilginç noktayı da belirtelim ki, bugün en çağdaş psikanalistler, yaşlı Freud&#8217;un eleştirel yaklaşımlarına saygı duyar ve cinsel sapkın davranışlara «hastalık» yaftası .vurmakta nispeten isteksiz davranırlar. (Genelde, Freud&#8217;u bir tedavi uzmanından çok bir filozof ve toplumsal eleştirmen olarak değerlendirirler.) Aynı zamanda geçerli bir cinsel standart «normali» soruşturmaya kendilerini zorunlu hissederler.</p>
<p>Kuşkusuz ki, bu özgür düşünce, belirli bir ölçüye kadar cinselliğe Avrupa resmi yaklaşımının daha hoşgörülü olduğunu yansıtır. Genel olarak mağdurları olmayan cinsel suçların koğuşturması pek az görülür ve bunun sonucu olarak da resmi sistemde psikiyatrik ilgi asgari düzeyde tutulabil-miştir. Ancak, cinsel suçların mağdurları olduğu yerlerde suçlunun psikiyatrik tedavisi mahkeme tarafından tavsiye edilebilir. Böyle bir tedavi pek seyrek olarak psikanalitik kavramlara dayandırılır.</p>
<p>Normal olarak ilaç tedavisi, davranış düzeltme teknikleri, hatta hadım etme ve yeni tip beyin ameliyatları (psikoşirururji) uygulanırdı. Bu arada «radikal» Amerikan psikiyatristlerinin kuramları etkin olmaya başlayınca bu tedavi biçimlerinden derin bir kuşku duyulmaya başlandı. Geleneksel psikiyatrik varsayımlara karşı çıkış yine Avrupalıların kendilerinden gelmiştir. Bunların en tanınmışı, İngiliz psikiyatristi Ronald D. Laing&#8217;dir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. «Tıbbi Modelin Eleştirisi»)</p>
<p><em>Sovyetler Birliği</em></p>
<p>Bugün artık iyi biliyoruz ki, psikiyatri Sovyetler Birliğinde siyasi muhalefetin baskı altına alınmasında bir araç, akıl hastaneleri ise çoğu Batı ülkesinde «hasta» sayılmayacak olan düzen karşıtlarının barındırıldığı yerlerdir. Şunu da biliyoruz ki, bugünkü Sovyet yöneticileri çok katı bir cinsel ahlak anlayışını benimsemiştir.</p>
<p>Durum başından beri böyle süregelmiş değildi. Tam tersine, Devrimin ilk yıllarında Sovyetler Birliği dünyanın en özgürlükçü, en ilerici cinsel politikasını izlemişti. Böylece, ötekilerin yanında Çarlığın baskısı cinsellik ve evlilik yasalarının yerini Batıdaki cinsel araştırmaları mevcut bulgularına dayanan bütünüyle çağdaş yasalar almıştı. Dahası Komünist Parti cinsel önyargıların üstesinden gelebilmek için çok yoğun bir çaba gösteriyordu. Örneğin, Büyük Sovyet Ansiklopedisinin «Cinsel Sapkınlık» maddeleri Freud ve Hirschfeld&#8217;in çalışmaları temel alınarak yazılmıştı. Aynı zamanda Sovyet bilim adamları da yeni araştırmalara giriştiler ve baskısız bir eğitim sisteminin deneylerine önderlik ettiler. Bu deneyler arasında en çok bilineni Moskova&#8217;da özel bir çocukevi açan Vera Schmidt&#8217;in deneyimidir. Burada çocuklar, doğal cinsel meraklarını gidermek ya da canları istediğinde mastürbasyon yapmak için serbest bırakılıyorlardı. Sonuç olarak, hiçbir cinsel suçluluk duygusuna kapılmaksızın ve birbirlerine karşı arkadaşça ve sorumluluk tavrını geliştirerek yetiştiriyorlardı.</p>
<p>Pek doğaldır ki, başlangıçta Sovyet örneği Batılı cinsel reformcular için kendi hükümetlerine model olarak gösterdikleri bir gurur ve esin kaynağı oluşturuyordu. Ne yazık ki kısa zamanda her şey sona erdi. 1930&#8242;lu yılların başında Çarlık döneminin erkek eşcinselliğine karşı iğrenç yasaları yeniden hayat buldu ve eski burjuva cinsel değerleri resmen eski saygınlığını kazandı. Bekaret göklere çıkarıldı ve geleneksel cinsel rolleri ile çekirdek aile tekrar bir ideal olarak öne sürüldü. Stalin etkileri bugün bile duyulagelen genel bir siyasal baskı dalgasını başlattı.</p>
<p>Günümüzde bile Sovyetler Birliği yurttaşlarına fazla cinsef özgürlük tanımaktan kaçınılmaktadır. Sovyet Psikiyatrisi, Freud&#8217;u açıkça dıştalar ve «normal» çocuklarda cinsel ilginin varlığını yadsır. Çocukluk mastürbasyonu, cinsel oyunlar ve «erken gelişme», normlardan sapma sayılır. Delikanlılar ve yetişkinlerde mastürbasyon hâlâ «onanizm» diye niteleniyor. Mastürbasyona, akıl üzerinde yıkıcı etkisi olduğundan ve vücudu zayıflattığından, düzeltilmesi gereken bir «ayıp» olarak bakılıyor. Erkek eşcinselliği hem hastalık hem de suç sayılıyor. Bununla birlikte, daha önceleri olduğu gibi kadın eşcinsel davranışlarına daha az önem veriliyor. (Bkz. «Seks ve Hukuk &#8211; Karşı Kültürel Perspektifler»).</p>
<p><em>Küba</em></p>
<p>Küba sosyalist devriminin açıklanan amaçları arasında bütün alanlarda kadın ve erkeğin tam eşitliği ve cinsel sorunlara akılcı ve insancıl yaklaşım da vardı. Bununla birlikte, uygulamada, cinsel konularda çifte standart ve aşırı erkeklik kibiri şeklinde toparlayabileceğimiz İspanyol kültür mirası bu alanda başarılar sağlanmasını büyük ölçüde engelledi. Dahası, zararsız sapkınlık biçimlerine bile pek az resmi hoşgörü gösteriliyordu. Fahişelik,«pornografi», karşı cins giysi fetişizmi ve eşcinsel davranışlar, hükümetin baskı altına almayı öngördüğü özel hedefler arasında yer alıyordu. Gerçekten de o dönem çok sayıda eşcinsel, «yeniden şekillenme» adına insanlıkdşı muameleler görerek hapishanelere atıldı ya da çalışma kamplarına gitmeye zorlandı. Amerikalı ve Avrupalı ziyaretçiler, Küba&#8217;nın bu tutumunu öğrenip ülkelerine döndüklerinde kınayınca, Küba hükümeti, tutumunu yumuşatmak için pek utanmış göründü. Buna karşın, bu yaklaşım prensip olarak bugün dahi değişmiş değildir. Eşcinsellik, hâlâ düzeltilmesi gereken mikrop saçıcı bir «sapıklık» olarak görülür. «Eşcinsel sapkınlıklar» Küba Eğitim ve Kültür Ulusal Kongresi&#8217;ne göre «toplumsal olarak patolojik»tir ve «yaygınlaşmasından sakınılmalıdır». Eşcinseller «anti-sosyal karakter» gösterirler ve bu nedenle sanatsal ve kültürel etkinlikler yoluyla gençlik üzerinde yaratabilecekleri her türlü etkiden kaçınılmalıdır. «Çürüme derecelerine» göre «kontrol altında tutulmalı», «nakledilmeli» ve «yeniden yerleştirilmelidirler. Kısacası, Küba yöneticileri, Kübalı eşcinselleri ikinci sınıf yurttaş düzeyine indirgemek ve onları en temel yurttaşlık yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak için sözde tıbbi tartışmaları hâlâ sürdürmektedirler.</p>
<p><em>Çin Halk Cumhuriyeti</em></p>
<p>Çin Halk Cumhuriyetine «akıl hastalarının» tedavisi geleneksel Çin tıbbı, Batı tıbbı ve yeni siyasal tekniklerin öğelerinden oluşmaktadır. Akıl hastaneleri yalnızca doktorlar ve hastanenin öteki personeli tarafından değil aynı zamanda ordu mensupları ve profesyonel politikacı işçilerin oluşturduğu Devrim Komiteleri tarafından da yöneltilmektedir. Hastalara yalnızca ilaç ve akupunktur tedavisi uygulanmaz aynı zamanda ideolojik öğütler de verilir. «Üretici çalışma»da bulunmaları ve Mao Zedung düşüncesini kavramaları istenir. Dahası, grup etkinliklerine katılmalarına, «kolektif yardımlaşmada» bulunmalarına büyük önem verilir. Gerçekten de akıl hastalığının toplumsal ve siyasal yönü, tıbbi yönünden önemli sayılır ve bu nedenle psikiyatristler «siyasetin emrine girmekte» sakınca görmezlerdi.</p>
<p>Bugün, Çinlilerin cinsel sapkınlıkla akıl hastalığını ne ölçüde eşit gördüklerini belirlemek güçtür. Bununla birlikte, Freud ve psikanalitik kuramın Çin&#8217;de kabul görmediğini biliyoruz. Her ne kadar eşcinsellik tıbbi bir sorun olmaktan çok ahlaksal bir sorun sayılsa da, hoşgörüyle karşılanmadığını da görüyoruz. (Sonraları Halk Cumhuriyeti döneminde sıradan bir yurttaş statüsünde yaşamını sürdüren son Çin imparatoru bir eşcinseldi. Belki de bu nedenle eşcinsellik feodalizmle özdeşleştiriliyordur.) Dahası, mastürbasyonun ezilmesi için resmi bir kampanya yürütülmektedir. Bu kampanya, bütün göstergelere göre yüz yıl önce Batı ülkelerinde sürdürülen kampanyalarla oldukça benzer özellikler taşımaktadır. Viktorya Dönemi Burjuva Avrupasında olduğu gibi, mastürbasyonun, «beynin aşırı uyarımı, başdön-mesi, müzmin uykusuzluk ve genel bitkinlik» ile sonuçlandığı inancı yayılmaktadır. Şimdilerde, eski bir masalın yeni tefsirinde mastürbasyonun «devrimci şevki azalttığı» da söylenmektedir. Bu gibi tehlikelerden sakınmak için Çin gençliğine yeteri kadar cimnastik yapmaları, bol iç çamaşırı giymeleri, Marx, Lenin ve Başkan Mao&#8217;nun yapıtlarını incelemeleri salık verilmektedir. Aynı püriten ruhla yeni evli genç çiftler fazla cinsel ilişkide bulunmamak için uyarılmaktadır. Örneğin, resmi bir Çin gazetesinin danışma sütununda, genç bir kadına, kocasıyla yapacağı cinsel ilişkinin haftada 1-3&#8242;den fazla olmaması gerektiği, çünkü düşkünlüğün sağlığa zarar verdiği açıklanıyordu.</p>
<p><strong>(Not: </strong>Sovyet, Küba ve Çin psikiyatrisi hakkında kapsamlı ve sistematik çalışmalar bulmak güçtür. Bu konuda Batıda öğrenilebileceklerin çoğu sayısız kitap ve mesleki dergilerdeki makalelere yayılmıştır. Bununla birlikte, cinsel sorunlar üzerine resmi Sovyet ve Çin açıklamalarının bazıları Stewart E. Fraser&#8217;in <strong>Cinsellik, Okullar ve Toplum, Uluslararası Bakış Açıları </strong>(Sex, Schools, and Society, International Perspectives Nashville, Tenen., 1972) adlı kitabında yer almaktadır. Sovyetler Birliği&#8217;nde burjuva cinsel değerlere geri dönüş Wilhelm Reich&#8217;in <strong>Cinsel Devrim </strong>(Türkçe basımı Payel Yayınla-rınca yapılmıştır.) adlı kitabında tartışılmaktadır. Bugünkü Çin Psikiyatrik tedavi yöntemleri ise Ruth Sidel&#8217;in <strong>Labeling Mental llness </strong>adlı kitabında tanıtılmaktadır. Küba&#8217;da eşcinsellerin yurttaşlık hakları üzerine tartışmalar K. Jay ve A. Young&#8217;un <strong>Out of the Closets, Voices of Gay Liberation </strong>adlı yapıtında ve yine A. Young&#8217;ın <strong>Under the Cuban Revolution </strong>adlı kitabında bulunabilir.)</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/seks-ve-psikiyatri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı &#8211; Hasta</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/saglikli-hasta/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/saglikli-hasta/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 11:47:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ABD'de Yürürlükteki Sex Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik ve Türk Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal ve Doğaldışı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Yasa ve Doğanın Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı - Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbi Cinsel Sapkınlık Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Yasal - Yasadışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel normların çiğnenmesinin bir tıbbi ve psikiyatrik sorun olarak belirlendiği durumlarda, cinsel uyumculuk ve cinsel sapıklık, akıl sağlığı ve akıl hastalığı olarak görülür. Uyumcu cinsel davranış «olgun», «üretimsel» ve «sağlıklı» olarak tanımlanırken, sapkın davranış «olgun olmayan», «yıkıcı» ve «hasta» olarak &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/saglikli-hasta/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel normların çiğnenmesinin bir tıbbi ve psikiyatrik sorun olarak belirlendiği durumlarda, cinsel uyumculuk ve cinsel sapıklık, akıl sağlığı ve akıl hastalığı olarak görülür. Uyumcu cinsel davranış «olgun», «üretimsel» ve «sağlıklı» olarak tanımlanırken, sapkın davranış «olgun olmayan», «yıkıcı» ve «hasta» olarak adlandırılır.</p>
<p>Tarihsel olarak yaklaşırsak, bu nispeten daha yakın zamana ait olan bir bakıştır. Kökeni «aydınlanma çağına» uzanır ve ilk taraftarları da sapkınların daha iyi tedavi edilmesiyle ilgilenenlerdi. Daha önceleri, cinsel sapkınlar çoğu kez yoldan sapanlar ya da suçlular gibi değerlendirilmiş ve böylece nefret edilmiş, zulme uğramış, hatta vicdani nedenlerden dolayı öldürülmüşlerdir. Aslında, onların davranışlarının isteyerek yapılan kötü girişimler olmadığından hiç kimse kuşku duymamıştır. Öte yandan, sapkın oldukları iddiası birden hastalığa dönüşmüş ve bu gelişme, onları hareketlerinden sorumlu olmak sıkıntısından kurtarmıştır. Ancak bugün cezalandırma yerine tıbbi terapiye gereksinim duyulmaya başlanmıştır.</p>
<p>Şimdi yeni «aydınlanmış» doktorlar engizisyoncular ya da gardiyanlardan en azından başlangıçta, daha saygın ve sempatiktir kuşkusuz. Onlara sopa ya da benzer baskı yöntemleri yerine artık özel diyetler, temiz hava, soğuk banyo ve yatıştırıcı alıştırmalar salık veriliyor. Karanlık ve kirli zindanlar yerine temiz, pırıl pırıl ve havadar hastaneler sağlanıyor. Daha da önemlisi, yakın zamanlarda bu tür hastalarla ilgili tıpta özel dallar belirdi: Akıl iyileştirme ya da «psikiyatri». Kısacası, önceki durumlarıyla karşılaştırıldığında, sapkınlar daha iyi bir konum kazanmış görünüyorlar.</p>
<p>Bununla birikte, yıllar geçtikçe sapkınlığın tıbbi yorumunun aynı zamanda bir dezavantajı da içinde taşıdığı daha açık olarak ortaya çıktı. Her şeyden önce, psikiyatrik gelişmenin etkisiyle, çok daha kişi önceki, cinsel yoldan sapma ya da cinsel yönden suçlanmadan çok, cinsel «psikopatolojiye katlandığı söyleniyordu. Psikiyatristler sadece oğlancılık «sodomy», «irza geçme» ve ensesti değil, aynı zamanda engizisyonun ya da mahkemenin önemsediği çok daha başka biçimleri de tedavi ediyordu. Örneğin, cinsel eşlerini sık sık değiştiren çiftler, şehvetlilikle cinsel ilişkiden hoşlanan kadınlar nymphomania (dişide aşırı cinsel arzu) ile açıklanıyor, «kendi kendilerine kötülük yapan» çocuklar ya da gençlerin «mastürbasyon illetinden» kurtulması gerekiyor ve kendi cinsiyetinden olanlara erotik ilgi duyan kişiler, hatta onlar bu duygularını hiçbir zaman gerçekleştirmeseler bile, patolojik bir duruma girmiş «eşcinseller» olarak tanımlanıyordu.</p>
<p>Bu insanların hepsi ve genel geçer cinsel uygulamalara karşı çıkanlar, psikiyatrik tedaviye kendiliğinden aday oluyor ve iyileşmek için böyle bir tedavi istemeleri, onların ahlaksal görevi oluyordu. Artık cinsel davranışlarından sorumlu olmazken, bu tutumlarını «düzeltmeye» çabalayan psikiyatris-tiyle işbirliğine yükümlü oluyorlardı açıkça. Eğer bunu reddederlerse «kendi iyilikleri» için bu kez zorunlu olarak tedavi edilmeleri gerekiyordu.</p>
<p>Cinsel hastalıklar listesi genişletil irken, bir yandan da terapatik donanım artıyordu. Örneğin, 18. yüzyılda mastürbatörler serin odalarda, sıkı gözetim ve ahlaksal ayarımlarla tedavi edilirdi. Sonraları, cerrahi ustalığın gelişmesi, yetkinleşmesine sünnet edilir ya da cinsel organı bağlanır hale geldiler, 19. yüzyılda ise cinsel organları yakıldı ya da yanma sonucu kabarcıklar oluştu. Penisin sinirleri ayrıldı, ya da klitorisleri kesildi. (Bu sonraki durum aynı zamanda «aşırı» orgazm olan ve «aşırı erotik» olan (nymphona-niac) kadınlar için de salık veriliyordu. Ameliyat teknikleri ilerledikçe, erbez-leri ve yumurtalıklar da cerrahi yöntemlerle kaldırılmaya başlandı. Özetle, sonunda mastürbasyonun «tıbbi tedavisi» Ortaçağda uygulanan yöntemler gibi acı veren baskıcı uygulamalara dönüşürken öncelerin ileri doktorları, cinsel baskı uygulayıcılar haline geldi. (Ayrıntılar için bkz. «Cinsel Etkinlik Tipleri-Cinsel Kendi Kendini Uyarım»).</p>
<p>Bugün biz bu barbarlıklar karşısında hafifçe ürperebilir ve onları tıbbın karanlık çağından gelen korkunç hikâyeler ya da talihsiz sapmalar olarak yorumlayıp bir kenara atabiliriz. Aslında, artık mastürbasyon deliliğine inanmıyor ve «aşırı» mastürbasyonun sağlık için tehdit olmadığını biliyoruz. Hatta, bugün mastürbasyon cinsel yetersizliği tedavi edici olarak görüp tavsiye eden psikiyatristler var. Bununla birlikte, geçmişe dönüp de baktığımızda, sorunun çok daha geniş boyutlar içerdiğini görüyoruz. Örneğin, böylece, biz mastürbasyonun Eski Roma döneminde bile tedavi yolu olarak önerildiğini ve bu görüşün Ortaçağ İslâm doktorları tarafından da korunduğunu öğreniyoruz. Başka bir deyişle, sınırlı Batı dünyasına mastürbasyona karşı haçlı tutumu, tam olarak modern bir fenomen olarak giriyor.</p>
<p>Benzer bir gözlem, eşcinsel davranış için de yapılabilir. Kuşkusuz biz eski Yunan ve Roma&#8217;da bu türden bir davranışın sağlıklı ve ahlaksal olduğunu, onun mahkumiyetinin daha sonraki Yahudi &#8211; Hıristiyan kültürünün etkisiyle ortaya çıktığını biliyoruz. Bununla birlikte, belki Hıristiyan Avrupasında arasıra Ortaçağ tıbbi tedavi yöntemlerinin uygulandığı da oluyordu. Örneğin, Orange&#8217;li William (daha sonra İngiltere Kralı III. William) 17. yüzyılda çiçek hastalığına yakalandığı zaman, onun hekimleri genç ve sağlıklı bir bedenden bazı «hayvan ruhlarının» alınması için oğlanlardan biriyle uyumasını önerdiler. Hastanın genç içoğlanıyla uyumaktan hoşlanacağı bilindiğinden, öneri kolayca yerine getirildi. Doğal olarak genç adam efendisinden hastalık kapıyordu, ancak eninde sonunda her ikisi de eski haline dönüyordu. (William içoğlanına verdiği değeri göstererek onu Portland Dükü yaptı.) İki yüzyıla yakın bir süre eşcinsellik bir akıl hastalığı olarak açıklandı ve eşcinseller bunun için psikiyatristlerce tedavi edildiler. &#8216;Kür yapılması&#8217; için hastaların artık herhangi bir eşcinsel etkinlikte bulunmayacakları üzerine tövbe etmeleri gerektiğini söylemeye bile gerek yok. Bununla birlikte, yüzyılımızda bazı radikal psikiyatristler tekrar «hastalıklılık kuramını» reddettiler ve eşcinsellere «homo aktivizmi» ve doyurucu cinsel ilişkilerdeki duygusal sorunlardan özgür kalmanın yolları anlatıldı. Böylece herhangi bir hastalıkla ilgisi olmayan eşcinsel ilişkilere bir kez daha terapatik bir ölçüye tabi oldular. (Amerikan Psikiyatri Derneğinin yakın zamanlarda yaptığı çoğu değerlendirmelere göre, eşcinsellik bizatihi bir hastalık olarak ele alınmamaktadır.)</p>
<p>Bu örneklerin de gösterdiği gibi, yıllar boyunca, cinsel sağlık ve hastalık kavramı bazı alışılmamış değişimlere sahne oldu. Bir zaman sağlıklı olarak değerlendirilen davranış başka bir zamanda hastalık olarak ele alındı ve onunla uğraşan tıbbi otoriteler kendilerini ya övülür ya da mahkûm edilir buldular. Gerçekte, insan, «patolojik» cinsel hareketlerin hiçbir zaman bir moda konusu olmadığı ve tarih boyunca doktorların yaygın bir önyargı dışında, temelde bunu hiçbir zaman özendirmedikleri izlenimi edinebilir.</p>
<p>Her şeye karşın bu alaycı bakış yanlış olacaktır. Tıp mesleğinin yaygın ahlaksal standardın genel çatısı dışında bir işleme girişemeyeceği açıktır. Tıp kendi standartlarını yeleştirebilir ve genelde, herkes tarafından kabul edilen standartlara sahip olabilir. Başka bir deyişle, hekimlerin önderlik etti-</p>
<p>ği ve genel görüşün onu izlediği zamanlar da vardır. Tıp yıllıkları böyle durumları belgelemektedir. Aydınlanmışlığın cinsel yoldan çıkmaya ve suçlarını tıbbi hastalara değişiminin belki de kendisi en çarpıcı örnektir ve cinsel yollardan çıkma ve suçların tıbbi hastalara «aydınlanmış» dönüşümünün belki bizzat kendisi en çarpıcı örnektir.</p>
<p>Bununla birlikte, cinsel sapkınlıkla uğraşan çoğu ileri hekim ya da psiki-yatrist insan yaşamında «uygun» cinsel rol üzerine bazı değer yargılarında bulunmaksızın ilerleme gösteremez.</p>
<p>Onun değer yargıları pekâlâ resmi cinsel ahlaktan farklı olabilir, ancak onlar onun hareketlerinden her birini kesin olarak etkiler. Hatta o herhangi bir harekette bulunmamaya karar verse bile bir gerçek olarak kalır. Dahası, herhangi bir tıbbi ya da psikiyatrik tedavi bazı temellere dayanır, bazen bilinmez mesleki varsayımlar içerir. Bunların sağlık ve hastalık ölçütüyle, çeşitli hastalık modelleri arasındaki seçimle, terapi seçimleriyle bir tür kaçınılmazlığı ve olasılığıyla ele alınması gerekir. Eğer kişi cinsel sapkınlığa karşı bu tıbbi ve psikiyatrik yaklaşımları değerlendirmek isterse incelenmesi, alıştırılması gereken bu bir dizi varsayımdır. İşin doğrusu, böyle bir eleştirel inceleme hasta ve doktor için zorunludur. Her ikisi de açlık fikirli olursa, birçok durumda herhangi bir tıbbi müdahalenin uygun olmayacağını ve bu şekilde herhangi bir tıbbi soruna değinilmeyeceğini keşfedebilirler. Öte yandan, onlar aynı zamanda, belli zor durumlarda tıp ve psikiyatrinin en iyi umutlar getirebileceğini de görebilirler.</p>
<p>Aşağıdaki sayfalarda cinsel sapıklık üzerine bazı tıbbi ve psikiyatrik varsayımların nereden kaynaklandığını, Avrupa ve Amerika&#8217;da nasıl geliştiğini ve bunların başka ülkelerde de nasıl geniş bir kabul gördüğünü tanımlamaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/saglikli-hasta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsellik ve Türk Hukuku</title>
		<link>http://www.cinseldanisma.net/cinsellik-ve-turk-hukuku/</link>
		<comments>http://www.cinseldanisma.net/cinsellik-ve-turk-hukuku/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 11:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cinsel Danışma</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ABD'de Yürürlükteki Sex Yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik ve Türk Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal ve Doğaldışı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Yasa ve Doğanın Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı - Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Din]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sex ve Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbi Cinsel Sapkınlık Modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Yasal - Yasadışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cinseldanisma.net/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Cinsellik, sahip olduğu özellikler nedeniyle Türk hukukunda da önemli bir yeri işgal etmiş bir kavramdır. Gerçekten cinsellik, kişinin yaşayışını, iç dünyasını, tutum ve davranışlarını, bilinçüstü ve bilinçaltı hayatını kuwetle etkilediği gibi, toplum hayatını da etkileyen ve hatta biçimlendiren bir kavramdır. &#8230; <a href="http://www.cinseldanisma.net/cinsellik-ve-turk-hukuku/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsellik, sahip olduğu özellikler nedeniyle Türk hukukunda da önemli bir yeri işgal etmiş bir kavramdır. Gerçekten cinsellik, kişinin yaşayışını, iç dünyasını, tutum ve davranışlarını, bilinçüstü ve bilinçaltı hayatını kuwetle etkilediği gibi, toplum hayatını da etkileyen ve hatta biçimlendiren bir kavramdır. İnsanın erginlikten önceki ve erginlikten sonraki hayatı, davranışları, karakteri cinsellikle biçimlendiği gibi toplumdaki yaşayış, insanlararası ilişkiler, toplumdaki anlayış, gelenek, görenek, ahlak ve inanışlar da cinselliğin yorumlanmasına, değerlendirilmesine göre değişebilmektedir. Hukukta bu belirlemeye tabidir. Toplumdaki kişilerin davranışlarına, ilişkilerine inanışlarına, tarihsel değerlere göre biçim alan hukuk, bir üst yapı kurumu olarak cinsellik olayından da kuwetle etkilenebilmektedir.</p>
<p>Türk Hukuk sistemi cinsellik açısından incelendiğinde konunun üç bölüme ayrılabildiği saptanabilmektedir. Başka bir deyişle, özellikle üç bölüme ayrılabildiği saptanabilmektedir. Başka bir deyişle, özellikle üç hukuk dalı içinde cinsellik konusunun özel düzenlemelere bağlı tutulduğu görülmektedir. Bu bölümlerden ilkini Medeni Hukuk alanı oluşturmaktadır. Cinsellik olayı, toplumun en önemli birimlerinden birisinin, ailenin temellerinden biridir. Ailede anne ve baba arasındaki cinsel hayat, gelecek nesillerin dünyaya gelmesinin kaynağını teşkil etmektedir. Dolayısıyla Medeni Hukuk bu olaya yakın ilgi duymuş, evliliği hazırlayan nişanlanma safhasını ayrıntılı biçimde kanunda düzenlemiş ve evlilik birliğinin kurulması ve devam etmesi olaylarını aynı şekilde ayrıntılı hükümlere bağlamış ve nihayet bu birliğin sona ermesinde cinsellik olgusunu dikkate almıştır. İkinci bölüm İdare Hukuku ile ilgilidir. Cinselliğin toplum hayatını kuwetle etkilemesi, bunun konu edildiği yerler, hastalıklar, belirli bir düzenleme içerisinde tesbit edilmeğe ve kontrol altında tutulmağa çalışılmaktadır. Toplumdaki çeşitli yerler, mevkiler, cinselliğin icrası ve ticareti ile ilgilendiğinde, toplum, idare «zabıta» ile buna müdahale zaruretini hissetmekte ve bu amaçla pek çok hükümleri mevzuatına sokmaktadır. Nihayet cinsellik olayı toplumun yaşantısını kuwetle etkilediği, pek çok hukuka aykırı eylemin kaynağını da oluşturabilmektedir. Böylece üçüncü bölüm olan ceza hukuku alanı ortaya çıkmaktadır. Cinsellik olayı ile yakından bağlı olan hukuka aykırı davranışlar, fiiller, suçlar bu hukuk dalının sahası içine girmektedir.</p>
<p>1 &#8211; Medeni Hukuk Alanı</p>
<p>Cinsel hayatın, evlilik hayatının vazgeçilmez, ayrılmaz parçası olduğu hususu, pek çok yargı kararında ortaya konulmuştur. Aslında cinsellik olgusu Medeni Kanunda açık ve seçik biçimde tanımlanmamasına, cinsellikle ilgili hükümler yer almamasına rağmen yargı kararlarında, birçok olayın temelinde ve çözümünde cinselliğin belirlendiği görülebilmektedir. Medeni Kanunun 134. maddesinde boşanma sebepleri gösterilirken «zina ve aşırı imtizaçsızlık-geçimçimsizlik» sayılmış ve bunlardan özellikle aşırı imtizaçsız-lık-geçimsizlikte birçok cinsel olayın belirlendiği saptanmıştır. Bu sebepler içerisinde yer alan zina cinsellikle doğrudan doğruya bağlı ve sarih olarak cinsel bir olaydır ve pek çok kararda boşanma sebebi sayılmaktadır. Aşırı geçimsizlik kavramı içerisinde çok çeşitli-değişik cinsel olayın tasrih edildiği görülebilmektedir.</p>
<p>Türk Yargıtayının bazı kararlarında cinsel hayattaki bazı aksaklıkların, psişik rahatsızlıkların, anomalilerin çok şiddetli ve aşırı olmadıkça boşanma sebebi olarak kabul edilemeyeceği ilkesi ortaya konulmuştur. Bu açıdan, «kadının zifaf gecesinde genç kızlığının verdiği utançla kocasıyla birleşmekten kaçınmasının başlı başına boşanma sebebi sayılamayacağı» (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.10.1979, E. 111/K. 1305 &#8211; Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1980, sh. 7644), «kadının cinsel birleşmeye yanaşmamasının erkek tarafından dövülmeyi haklı gösteremeyeceği» (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 3.5.1982, E. 3427/K. 3948 &#8211; Bkz. Yargıtay Kararlar Dergisi, 1983, sy. 4, sh. 512), ilke şeklinde açıklanmıştır.</p>
<p>Cinsel birleşmenin kadın ya da erkek tarafından yerine getirilemeyişi pek çok Yargıtay kararında boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir. Yüksek Mahkemenin bir kararında bu husus bir kural değerinde belirtilmiştir. Bu kararın bir bölümü aynen şöyledir: «&#8230;Evlenmenin sosyal amacı yanında nesli devam ettirme ve cinsi arzuları tatmin etme gayesi de vardır. Kocanın tenasül organı normal yapıda olsa bile psikolojik sebeple dahi olsa 1-2 aylık evlilik süresince kadının kızlığının bozulmamış olması şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma sebebidir» (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.5.1976, E. 2600/K. 4110 &#8211; Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1976, sh. 4808). Aynı şekilde diğer kararlarda, karısı ile yedi ay içerisinde cinsel ilişkiye yanaşmamış kocanın davranışı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 7.5.1979, E. 2441/K. 3748 &#8211; Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1979, sh. 7117 &#8211; 7118), kocanın iktidarsız oluşu ve eşinin kızlık zarını bozamamış oluşu (Yargıtay Hukuk</p>
<p>Genel Kurulu, 14.5.1975, 362/627 &#8211; Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1975, sh. 3852 &#8211; 3854), cinsel iktidarsızlığın kocalık ödevlerini yerine getirmede tam bir aciz hali olarak kabul edilişi (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.2.1969, E. 614/K. 783 &#8211; Bkz. Nihat İnal, Uygulamada Nafaka ve Boşanma Davaları, Ankara 1975, s bs., sh. 518 &#8211; 519), kadındaki ya da erkekteki cinsel organın cinsel birleşme yapamayacak şekilde noksanlıkla sakat olması (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.12.1966, E. 7213/K. 6966, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 8.6.1968, E. 1487/K. 415) (Bkz. İnal, adı geçen eser, sh. 519, 548 &#8211; 549) boşanma sebebi sayılmıştır.</p>
<p>Bu kararların ilginç yönü, cinsellik olayının evlilik için öneminin ortaya konulması ve cinsel birleşmenin evlilik içerisinde kadın ya da kocanın karşılıklı görevleri olarak nitelenmesidir. Bu yönden iktidarsızlık bu görevin yerine getirilmeyişi ve mutlak olarak da yerine hiçbir zaman getirilemeyeceğinin kesin kanıtı olarak belirtilmekte ve böylece boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık kısırlık, Yargıtayımızın kararlarına göre boşanma sebebi olarak benimsenmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.2.1968, E. 508/K. 119 &#8211; Bkz. İnal, age, sh. 807).</p>
<p>Yargıtayımızın bazı kararlarında cinsel hayatı tehdit eden ve insan sağlığı yönünden son derece önem taşıyan bazı rahatsızlıkların, hastalıkların da evlilik birliğini ortadan kaldırma sebebi sayıldığı görülebilmektedir. Kocanın zührevi hastalığa tutulmuş olması (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.11.1979, E. 735/K. 1385, Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1980, sh. 7570 &#8211; 7571), eşlerden birinin frengi hastalığına yakalanmış olması (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.3.1962, E. 692/K. 1544 &#8211; Bkz. İnal, age. sh. 524) boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir. Eşlerden birinin felç olması ve bu nedenle cinsel birleşmede bulunamayacak duruma gelmesi bazı kararlarda boşanma sebebi sayılırken bunun aksine de rastlanılabilmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.12.1978 tarih ve E. 245/K. 1227 sayılı kararında (Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi 27.12.1978, E. 245/K. 1227) «&#8230; yıllardan beri felç olup cinsel görevlerini yerine getiremeyen koca aleyhine açılan boşanma davasının kabulü gerekirken olayda kadın için çekilmesi çok güç bir yük teşkil eden, eşlerin birbirine yardım mükellefiyetinden bah-solunarak davanın reddi isabetsizdir&#8230;» denilerek felç olma ve dolayısıyla cinsel birleşmede bulunamama boşanma için bir sebep olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık Yargıtayımızın daha yeni bir kararında «Evlilik birliği devam ederken davalının felç olup cinsel ilişkide bulunamayacak ve hizmeti yapamayacak duruma gelmesi boşanma sebebi sayılamaz&#8230;» denilmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18.4.1983, E. 3313/K. 3372 &#8211; Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1983, sh. 1813 -1814).</p>
<p>Cinsel hayatla, cinsel ilişki olayı ile yakından bağlı bu gibi aksaklıklar ve varsayımlar dışında cinsellik olayının gene pek çok Yargıtay kararında konu edildiği görülebilmektedir. Cinselliğin çeşitli yönleri ile ilgili bu durumlarda yaşanan hayat olaylarının irdelendiğini tesbit edebilmek mümkündür. Evli erkeğin yabancı bir kadınla kol kola dolaşıp sinemaya gitmesinin kusurlu bir eylem olduğu (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 4.11.1981, E. 2081/K. 713, Bkz. İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, 1982, sh. 1043 &#8211; 1044), evlendiği kızla evlilikten önce aylarca metres hayatı yaşayan kişinin evlilikten sonra kız olmadığından bahisle boşanma isteyemeyeceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 9.12.1966, E. 737/K. 34 &#8211; Bkz. İnal. age., sh. 542), evli kadının bir erkekle aşikane hayat kurmasının haysiyetsiz bir hayat sürdüğü biçiminde yorumlanacağı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 23.12.1959, E. 50/K. 57) -İnal, age., sh. 599), evli kadının evine geceleri erkeklerin girip çıkması ve bulunduğu apartmanda oturan bir şahısla içki âleminde bulunması haysiyetsiz bir hayat olarak değerlendirileceği (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2.12.1969, E. 3154/K. 5494 &#8211; İnal, age., sh. 602), evli erkeğin başka bir kadınla metres hayatı yaşamasının büyük bir kusur olacağı ve böyle kabul edileceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.9.1950, E. 125/K. 27 &#8211; İnal, age., sh. 756), evli kadının bekar erkeklerle birlikte gazino, plaj gibi mesire yerlerinde birlikte görülmesi (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.3.1956, E. 1926/K. 1748, İnal, age., sh. 763), nihayet kocanın karısını pavyonda çalışması için zorlaması ağır kusur telakki edilmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.11.1970, E. 5548/K. 6007-İnal, age., sh. 835).</p>
<p>Bu kararlar, cinselliği geniş boyutları ile ele almakta ve ailedeki birlik -beraberlik ve dirliğin ancak cinsel hayatın düzenli, ahlaklı ve gerektiği gibi yerine getirilmesine bağlı oluşunu vurgulamaktadır.</p>
<p>2 &#8211; İdare Hukuku Alanı</p>
<p>Cinsellik pek çok olayları, mekanları, toplumun sağlığını yakından ilgilendiren bir konu olması bakımından idari mercilerin müdahalesini gerektiren bir olay olarak ortaya çıkmaktadır. İdari mercilerin bu tür katılımları ve yaklaşımları bazı kanunlar tarafından düzenlenmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Nitekim fuhuşun bir olay olduğunu kabul eden kanun koyucu bunun belirli bir ölçüde denetleme altında tutulabilmesi için hukuk sistemimizde Umumi Hıfzısıhha Kanunu&#8217;nun 128 &#8211; 132. maddelerini yürürlüğe soktuğu gibi, Genel Kadınların ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğünde konuyu ayrıntıları ile düzenlemiştir. Ayrıca Polis ve Vazife Selahiyetleri Hakkındaki Kanununda da konu ile ilgili hükümleri bulmak mümkündür.</p>
<p>Bu kanun ve tüzüklerle genelevlerin açılışları, sağlık ve idari yönden denetlenmeleri, genel kadınların özellikle sağlık yönünden sürekli denetim altında bulunmaları hususu nizamlanmıştır.</p>
<p>3 &#8211; Ceza Hukuku Alanı</p>
<p>Ceza Hukuku cinsellik olayına bütünü ile müdahale etmektedir. Cinsellik kişinin özel hayatına giren bir olaydır. Kişi, cinsel istekleri, arzuları, sorunları ve olayları, ilişkileri ile hayatını sürdürüp gitmektedir. Bu tür özel, gizli dünyaya kimsenin karışmaması ya da kişinin isteği dışında bu iç aleme girilmemesi gerekmektedir. Bu açıdan ceza hukukunun, kanunların bu dünyaya girmesi bir çeşit kanuni bir saldırı olarak düşünülebilir. Fakat ceza kanununun bu gibi müdahaleleri kişinin cinsel hayatını düzenlemek amacından çok, bu hayata karışan, bu hayatı tehdit eden ve tecavüz eden eylemleri cezalandırma amacını taşımaktadır.</p>
<p>Ceza Kanununun yapısında cinselliğe karşı eylemlerin, cürüm ve kabahat (istisnaen) şeklinde düzenlendiği görülebilmektedir. Bunlardan cürümler çok geniş bir yer tutmaktadır. Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 414. maddesinden 448. maddesine kadar uzanan sekizinci babı «Adabı Umumiye ve Nizamı Aile aleyhine cürümler» başlığını taşımaktadır. Bu bölüm içerisinde ırza saldırı, kız ve erkek kaçırma, fuhşiyata tahrik, zina ve nesep aleyhine fiiller yer almaktadır. Kabahatlar içinde de bir madde halinde, TCK. 576. maddede edebe aykırı hareketler düzenlenmiştir.</p>
<p>Cinselliğin ana konu olarak yer aldığı genel adap ve aile düzeni aleyhindeki suçlar incelendiğinde bunların hem kişinin cinsel yaşamı ve hem de toplumun bu eylem karşısındaki değerlerinin ahlak anlayışının dikkate alındığı görülebilmektedir. Belirtmek gerekir ki, kanunumuzda kişinin erginliğine (rüşt yaşına) kadar geçen dönemde istemine, rızasına hiç önem vermeden mağduriyet kabul edilmiş, rüşt yaşından sonra razı olma hallerinde suç kabul edilmemiş, rızanın yokluğu suçu meydana getiren unsur olarak benimsenmiştir.</p>
<p>Türk hukuk uygulamasında, cinsel suçlar ve en çok işlenen suçlardan birisini oluşturmaktadır. Irza geçme, kız ve kadın kaçırma, ırza tasaddide bulunma suçları, diğer suçlar içerisinde çok rastlanan suçlardan birisi olduğu gibi, aynı zamanda başka suçları yaratıcı, sebep olucu bir niteliğe de sahip bulunmaktadır. Adam öldürme ve müessir fiil gibi suçların temelinde cinsel arzu, istek, kıskançlık gibi faktörler yer almaktadır. Böylece cinsellik bir yandan kendi özel suçlarını yaratmakta, bir yandan da diğer suçların sebebi olarak ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Ülkemizdeki istatistikler incelendiğinde, cinsel suçların genellikle genç ve orta yaştaki kişiler tarafından işlendiği ve bu suçların mağdurlarının da aynı yaş grubu içerisinde bulunduğu görülebilmektedir:</p>
<p>Cinsel suçlarla ilgili bazı istatistikler vermek gerektiğinde, son yıllarda bu suçlardan bazılarının işlenişi yönünden şu durum tesbit edilebilmektedir:</p>
<p>Bu rakamlar, belirli bir fikir verebilmekte ise de istatistiklerin bütün yanıltıcı özelliklerine sahiptir. Adalet istatistiklerinde alınan bu sayılar, yıl içerisinde bu suçlardan kesin olarak mahkum olan kişileri göstermektedir. Suçun işlenişi hüküm tarihinden önce olduğuna ve yargılama da uzun süre devam ettiğine göre bu rakamlar görünümü tam olarak aksettirmekten uzak bir nitelik taşımaktadır. Başka bir istatistik, cinsel suçlardan bir bölümüne, ırza geçme, küçükleri baştan çıkarma ve iffete taarruz suçlarından yargılanmakta bulunan sanık sayısını göstermekte ve konu ile ilgili daha geniş kapsamlı bir görünüm çizmektedir. Buna göre:</p>
<p>Bu çerçeve içerisinde şu hususu söylemek mümkündür ki, cinsel suçlar ülkemizde en çok işlenen suç gruplarından birisini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu suçlarla ilgili olarak Türk hukuku ile yabancı ülkelerin ceza kanunları ve ceza hukukları eğilimleri karşılaştırıldığında ilginç birtakım saptamalara rastlanılabilmektedir. Öncelikle Türk Ceza Kanununda, bazı yabancı kanunlarda bulunan suç tiplerinin düzenlenmediği saptanabilmektedir. Ayrıca yabancı ülkelerde mevcut olan ve hukuk sistemlerini derin şekilde etkilemekte olan suç olmaktan ve cezalandırmadan çıkarma (dekiminalizasyon ve depenalizasyon) eğilimlerinin Türk hukukunu henüz yeterince etkilemediği ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>a) Türk Ceza Kanununda bulunmayan bazı cinsel suç tipleri:</p>
<p>Türk Ceza Kanunu sistemi incelendiğinde, bazı suç tiplerinin kanunun içerisinde, özel bir düzenleme ile, yer almadığı görülmektedir. Tabiata aykırı fiiller yani aynı cinse mensup kişiler arasındaki cinsel ilişkiler, insanlarla hayvanlar arasındaki cinsel ilişkiler, fuhuş için aracılık, fahişe dostluğu, evlenmeleri yasak olan yakın akrabalar arasındaki cinsel ilişkiler, Türk hukukunda suç olarak düzenlenmiş değildir. Oysa bu tür anormal, tabiat dışı ilişkilerin bazı yabancı ülke kanunlarında suç olarak düzenlendikleri görülmektedir. Nitekim, Alman Ceza Kanunu&#8217;nun 175. paragrafında erkekler arasındaki cinsel ilişkiler (pederasti) cezalandırılmış, 175/b paragrafında da hayvanlarla ilişkiler ceza tehdidi ile karşılanmıştır. Aynı durumu İngiliz kanunlarında ve Fransız Ceza Kanunu&#8217;nun 331/2 fıkrasında da görmek mümkündür.</p>
<p>b) Karşılaştırmalı hukuktaki yeni eğilimler:</p>
<p>Cinsel suçlarla ilişkin olarak yabancı hukuk sistemlerinde son yirmi yılda derin değişikliklerin oluştuğu tesbit edilebilmektedir. Bu değişiklikler belirli düşünce akımlarına dayanmakta ve cinsellik -kişisel özgürlük- toplumsal yaşayış hakkında yeni görüşler ortaya atılmaktadır. Buna göre kişinin cinsel hayatı ve cinsel özgürlüğü vardır ve bu özgürlük hukuk tarafından korunmaya değer bir özgürlüktür. Toplumun gelenek ve görenekleri ile kişinin cinsel hayatı zaman zaman çatışmaya girebilmektedir. Bu noktada kanun koyucuya düşen görev, ahlak &#8211; gelenek &#8211; toplumun düzeni kavramlarının sınırları ile kişisel cinsel özgürlük sınırını çok iyi bir şekilde tesbit edebilmektir. Kanun koyucular, toplumu koruma iddiası ile cinsel özgürlüğü bütünü ile yokederlerse kişinin ezilmesi olayı ortaya çıkar. Bu sonuçtan kaçınmak gerekir. Dolayısıyla bugün cinsel suçlar alanını daraltmak ve kişiyi ve toplumu ağır zararlara uğratabilecek fiilleri suç olarak nitelendirmek gerekmektedir. Bu yönden, bugün genel bir belirleme ile, genel adaba aykırı bir fiilin cezalandırılabilmesi için üç nitelikten birini taşıması gerekliliği kabul edilmektedir. 1) Cinsel özgürlüğün kullanılmasına saldırının aracı olması, başka bir deyişle saldırgan cinsel davranışlar&#8230; 2) Başkasının fuhşunun, cinsel eylemlerinin sömürülmesi&#8230; 3) Kamunun edep ve iffet duygusuna tecavüz eden, ihlal eden hareketler&#8230;</p>
<p>Bu eğilim, belirtildiği gibi yabancı ülkelerin mevzuatında akisleri bulmakta ve bazı fiiller suç olmaktan çıkarılmakta ya da daha hafif cezalarla karşılanmaktadır.</p>
<p>4) Türk Ceza Kanunu sistemi içindeki cinsel suçlar:</p>
<p>a) Irza tecavüz suçları.</p>
<p>Irza tecavüz, kısaca, bir kişinin cebir ve şiddete ya da tehdit kullanarak başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması biçiminde tanımlanabilir. Suçun oluşabilmesi için tam ya da yarıda kalmış bir cinsel ilişkinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Kızlık zarının cinsel ilişki olmaksızın, parmak, sopa, diğer herhangi bir vasıta ile yırtılmasında bu suç meydana gelmemektedir.</p>
<p>Suçta kullanılan cebir ve şiddet ya da tehdit, eylemlerle, sözlerle, çeşitli hareketlerle gerçekleşebilir. Fakat mağdurun 15 yaşından küçük olması ya da böyle bir ilişkiye, içinde bulunduğu ruhi rahatsızlık nedeniyle direne-miyecek durumda bulunan kişiye karşı fiilin yapılması halinde cebir, şiddet ve tehdidin varolduğu kabul edilir. Başka bir deyişle bu gibi kişiler üzerinde cebir, şiddet gösterilmese dahi bunların varoldukları kural olarak kabul olunur.</p>
<p>Suçun faili, kural olarak, ancak erkekler olabilir. Suçun mağduru ise, hem kız ve kadınlar hem de erkekler olabilir. Bir cinsel anomali türü olan ölülerle cinsel ilişkide bulunma durumunda bu suç meydana gelmemektedir.</p>
<p>Cinsel ilişkide iki kişi arasında evlilik bağı bulunması halinde, erkeğin cebir, şiddet ve tehdit kullanarak cinsel ilişkiyi gerçekleştirmesi ırza tecavüz suçuna meydan vermez. Evlilik bağı bu gibi olaylarda hukuka uygunluk sebebi teşkil ederek suçun ortaya çıkmasına engel olur. Buna karşılık nişanlılar arasında, ayrılık kararı verilmiş eski eşler arasında cebirle cinsel ilişkinin varlığı ırza geçme suçuna sebebiyet verir. Evli erkeğin başka kimseleri karısı ile cinsel ilişkide bulunmaya sevketmesi durumunda suç meydana geldiği gibi koca hakkında aynı suç iştirak nedeniyle sözkonusu olur. (Yargıtay 5. CD., 27.1.1982, E. 83/K. 179 &#8211; Bkz. Yargıtay Kararlar Dergisi, 1982, sy. 5, sh. 729).</p>
<p>Cinsel ilişkinin gerçekleşebilmesi için kullanılan cebir ve şiddet, dövmek, boğazını sıkmak, tokatlamak, mağdurun el ve kollarını, bacaklarını tutmak, yiyecek, içecek veya ilaç vermemek şeklinde olabilir. Failin kullandığı araç, tehdit şeklinde de ortaya çıkabilir. Bu takdirde failin mağduru, hayatı ya da maddi varlığı itibariyle büyük bir zarar altında bırakacağı korkusunu yaratması ve bu korkunun etkisi ile mağdurun eyleme razı olması gerekmektedir. Tabiidir ki, suçun oluşması için cebir, şiddet ya da tehdidin cinsel ilişkiden önce olması gerekmektedir. Rıza ile gerçekleşen cinsel ilişkiden sonra ırza geçme suçu meydana gelmemektedir. Mağdurun cinsel birleşmeden haz duyması, cebir ve şiddetin varlığı halinde, suçun oluşmasını engellememektedir.</p>
<p>Mağdurun 15 yaşından küçük olması ya da akıl hastalığı altında bulunması ya da herhangi bir şekilde fiile direnemeyecek durumda bulunması durumlarında cebir ve şiddet var kabul edilir.</p>
<p>Cinsel birleşmenin gerçekleştiği haller ırza geçme suçuna meydan vermektedir. Cebir, şiddet veya tehdit ile gerçekleştirilen ve fakat cinsel ilişkiye, birleşmeye kadar varmayan hareketler ırza geçmekten başka bir suça, ırza tasaddi suçuna sebebiyet vermektedir. Bir kadının ya da erkeğin şehvet tahrik edici yerlerini tutmak, tutturmak, kucağa oturtmak, tenasül aletiyle sürtüşmelerde bulunmak, mağdura istimna yapmak, ağza men&#8217;i akıtmak, mağdurun çeşitli yerlerine tenasül aletini sürmek suretiyle meni akıtmak, kız çocuklarını karyolaya yatırıp tenasül yerlerini okşamak, bir çocuğu bir çukur kenarında kucağına oturtmak, çocuğun cinsiyet organlarını okşamak ve parmağını sokup çıkarmak gibi hareketler (Bkz. Sulhi Dönmezer, Ceza Hukuku, Özel Kısım &#8211; Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı cürümler, 5. bs., İstanbul, 1983, sh. 103), bu suçun maddi unsurunu teşkil eden tipik ve yaşamış olayları teşkil etmektedir.</p>
<p>Sözkonusu suçun faili erkek ya da kadın olabilir, aynı şekilde mağdur da hem erkek ve hem de kadın olabilir.</p>
<p>Belirtilmekte olan suçların birden fazla kişi tarafından işlenmesi, mağdurun bakımı, gözetimi, eğitimi ile yükümlü kılınan kişilerce işlenmesi, ırza tecavüz ya da ırza tasaddi sonucunda mağdurun ölümünün meydana gelmesi ve nihayet bu eylem sonucunda mağdurda bir hastalığın, ya da sıhhi bir sakatlığın ortaya çıkması hallerinde suça ilişkin ceza ağırlaştırılarak verilir.</p>
<p>Irza geçme ve ırza tasaddi ile ilgili ilginç bir belirleme koğuşturma yönünden yapılmıştır. Fail ile mağdurenin yargılama sırasında evlenmeleri halinde dava, hükümden sonra evlenmelerinde ise cezanın infazı ertelen-mekttdir.</p>
<p>TCK. 423. maddesinde de özel bir ırza tecavüz suçu düzenlenmiştir. Alacağım diye kandırıp kızlık bozma suçu adı verilen bu suç tipinde on beş yaşını bitirmiş bir kız üzerinde, evlenme vaadi ile kandırıcı hareketlerle cinsel ilişkide bulunulması ve bu ilişkide kızlığın bozulması gerekmektedir.</p>
<p>b) Edep ve iffete alenen tecavüz ve edebe aykırı hareketler:</p>
<p>Türk Ceza Kanunu&#8217;nun çeşitli maddelerinde cinsellik olayının alenen yerine getirilmesi ceza müeyyidesi ile karşılanmıştır. Cinselliğin, kişinin gizli, özel hayatı ile yakından bağlı bir kavram olması dolayısıyla bunun belirli ölçüler içerisinde, estetik kuralları çerçevesinde cereyanı kanun koyucu tarafından öngörülmüştür. Toplumun ahlaki anlayışı, gelenek ve görenekleri cinsellikle yakından ilgilidir. Bu geleneklerin, ahlakın, toplumsal yaşayışın düzenliliğinin korunması böylece amaçlanmıştır.</p>
<p>Bu nitelikteki suçların ilkini alenen hayasızca hareketlerde ya da cinsel ilişkide bulunma teşkil etmektedir. TCK. 419. maddesinde yer alan bu suçun oluşabilmesi için utanma, hicap yaratan hareketleri herkesin görebileceği şekilde yerine getirmek gerekmektedir. Çıplak olarak dolaşmak, çırılçıplak denize girmek, cinsel organları teşhir etmek, gibi hareketlere hayasız hareketler olarak nitelendirilmektedir. Aynı şekilde toplumun rahatça görebileceği yerlerde ve herkesin farkedebileceği şekilde açıkça cinsel ilişkide bulunmak bu suçun hareketleri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Belirtilen suça benzer bir hareket TCK. 576. maddesinde düzenlenmiştir. Halkın edep ve nezahetine tecavüz olarak isimlendirilen bu hareket, kabahat niteliğindedir ve çirkin sözleri ve hareketlerin yapılması, küfür ve benzetmelerin alenen, toplumun utanmasını sonuçlayacak biçimde sergilenmesi ile meydana gelmektedir.</p>
<p>Fuhuş maksadı ile kadın oynatma ve kadınların bulunduğu yerlere girme, gene halkın edep ve iffetine tecavüz hallerinin özel suçları olarak kanunla düzenlenmiştir. Sözatma ve sarkıntılık fiilleri, aynı nitelikteki suçları teşkil etmektedirler. Yolda giden bir kadına müstehcen bir lakırdı söylemek, beraberce gezmeyi belirtmek, güzelliğini ortaya koymak gibi hareketler sözatma olarak kabul edildiği gibi, bir kimseye şehvet maksadiyle çimdik atmak, vücudunun çeşitli yerlerini okşamak, kalabalık yerlerde kadını sıkıştırmak, sürekli olarak müstehcen sözler söylemek ya da müstehcen şeyler yazmak, para karşılığında cinsel birleşme teklifinde bulunmak gibi haller sarkıntılık olarak nitelendirilmektedir (Bkz. Dönmezer, age., sh. 187 -190 191).</p>
<p>c) Müstehcen yayınlarda bulunmak</p>
<p>TCK. 426. maddesinde belirlenen bu suç, son yıllarda Türk hukuk uygulaması ve içtihatlarında en çok tartışılan suç tiplerinden birisini oluşturmuştur. Açık saçık yayınların, filmlerin, basılı eserlerin cezalandırılıp cezalandırılmaması konusu ve sorunu olumlu ve olumsuz görüşlerle birlikte hukuk dünyasının başlıca konularından birisini teşkil etmiştir. Müstehcenlik kısaca, sefahat ve şehvet eğilimlerini tahrik eden, ar, haya ve adabı rencide edebilecek yayın olarak tanımlanabilmektedir. Bu tanıma toplumdaki ortak hicap, utanma duygusuna aykırı olan, ahlaksızca nitelik taşıyan yayınlar şeklinde bir nitelemede eklenebilmektedir. Türk Yargıtayının kararlarına göre de müstehcenlik ar ve haya duygularını inciten, çıplak, tahrik edici, cinsel birleşme ya da buna hazırlığı belirleyen resimlerdeki nitelik olarak tanımlanabilmektedir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 6.4.1976, E. 982/K. 1096). Ar ve haya duygusunun ne olduğu konusunda da Yargıtay, aşırı ve fazla tutucu edep ve ahlak duygularının esas olarak alınmaması gerektiğini ortaya koymaktadır (Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 18.2.1975, E. 413/K. 427).</p>
<p>Herhangi bir yayındaki belirlemenin, görüntülerin müstehcen sayılıp sayılmaması hususunda bazı unsurların varlığının gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu açıdan bir esere müstehcen nitelik nedeniyle ceza verilebilmesi için eserin tümünün dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür. Amerika Birleşik Devletlerinde Federal Yüksek Mahkeme&#8217;nin 21 Haziran 1973 tarihli kararı bu yönden çok ilgi çekicidir: «&#8230; Eğer eser tümü ile ciddi bir değer taşıyorsa burada yer alan bir ya da birkaç cinsi hareket ya da eylemin her zaman için esere hukuk yönünden müstehcen sıfatının verilmesi için yeterli olamaz&#8230;» (Bkz. Dönmezer, age., sh. 238). Müstehcenlik kavramındaki bu öemli unsurun bazı Yargıtay kararlarında da dikkate alındığı görülebilmektedir (Bkz. Yar. 4. CD., 12.11.1935, E. 8570/K. 6248).</p>
<p>Bir eserin müstehcen olmasında aranması gereken ikinci unsuru, yazarın amacı teşkil etmektedir. Yazar ya da eser yaratıcısı müstehcen harekette bulunduğunu, toplum yönünden ayıp ve utanma ile karşılanacak bir eser yaratmakta olduğunu bilecek, bu bilinç ile hareket edecektir. Bu amaç ve bilinç yargılamada ortaya çıkarılmalıdır.</p>
<p>Müstehcenlikte üçüncü unsur en önemli unsurdur. Buna göre, ancak şehveti tahrik eden nitelikteki yayınlar ve eylemler müstehcen olarak nitelendirilebilir.</p>
<p>Bu üçüncüye bağlı dördüncü unsur da, yayın ile, ya da müstehcen hareket ile toplumdaki kişilerin, mutlaka utanma, ar ve haya duygularının rencide olması gibi hallerle rahatsız olacaklarının sabit olmasıdır.</p>
<p>Müstehcenlikte önemle gözönünde tutulması gereken beşinci unsuru bu yayının, müstehcen eserin hiçbir edebi, artistik yönünün olmayışı teşkil etmektedir. Ayrıca gene yayın ile basının haber verme fonksiyonunun sınırları dışına çıkılmış olması gerekmektedir. Dolayısıyla şayet bir yayın sanat özgürlüğü içerisinde düşünülebiliyor ve kabul ediliyorsa, eserin yapısı içerisinde edebi ve artistik öğeler yer alıyorsa bu resim açık saçık da olsa müstehcen sayılmayacaktır. Bu husus Yargıtayımızın bazı kararları ile belirlenmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.3.1974, E. 575/K. 170, Yar. 5. Ceza</p>
<p>Dairesi, 18.2.1975, E. 413/K. 427, Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 3.3.1975, E. 714/K. 597, Bkz. Dönmezer, age., sh. 238 &#8211; 244; Çetin Özek Türk Basın Hukuku, İstanbul, 1978, sh. 293 &#8211; 313).</p>
<p>d)  Kız &#8211; kadın ve erkek kaçırma</p>
<p>TCK. 429 ve 430. maddelerinde yer alan bu suçların meydana gelebilmesi için şehvet hissi ya da evlenmek maksadiyle bir kimsenin bulunduğu yerden başka bir yere zorla, cebir ve şiddetle ya da tehdit ile götürülmesi veya belirli bir yerde tutulması, alıkonulması gerekmektedir.</p>
<p>Suçun sonucu olarak faile verilecek cezanın miktarı mağdurun, kaçırılan kimsenin yaşına göre tesbit edilmektedir. Mağdurun reşit, ergin olması halinde, küçük olmaya nisbetle daha hafif bir cezalandırma öngörülmüştür.</p>
<p>Kız ve kadın ya da erkek kaçırma suçunun en önemli unsuru failde şehvet hissinin, ya da evlenme maksadının bulunmasıdır. Açıkça söylemek ve eklemek gerekir ki, ülkemizin belirli yörelerinde geçerli olan başlık parası verme geleneği, bu paraya sahip olmayanların sevdikleri kişileri kaçırmaları sonucunu meydana getirebilmektedir.</p>
<p>Suç failinin kaçırdığı kimse üzerinde hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın emin bir yere kendiliğinden bırakması hali cezayı hafifletici bir hal olarak öngörülmüştür. Aynı zamanda kaçırılan kimsenin fuhşu meslek edinmiş bir kadın olması hali de cezayı hafifletici bir hal olarak öngörülmüştür.</p>
<p>Kaçırılan kimsenin, bu eylem nedeniyle yaralanması ya da ölmesi halinde suça ilişkin ceza arttırılmaktadır.</p>
<p>e)  Fuhşa teşvik suçu</p>
<p>TCK. sisteminde cinsellikle ve özellikle bunun ticareti ile ilgili önemli bir düzenleme suça teşvik biçimi olan fuhşa teşvik suçu ile görülmektedir. Bu suç, on beş yaşını doldurmamış ya da on beş ile yirmibir yaş arasındaki kimselerin kandırılması ile fuhşa yöneltilmesinde teşekkül eder. Yirmi bir yaşından küçük olan kimselerin kocaları ya da yakın akrabaları ile fuhşa yöneltilmelerinde suç meydana gelir. Böylece suçun meydana gelmesinde fuhşa yöneltilen kişi dikkate alınarak üç ayrı şekil ortaya konulmuştur.</p>
<p>Fuhuş, genel bir belirleme ile cinsel birleşmelerin, ilişkilerin para, maddi menfaat karşılığı yapılması olarak tanımlanabilmektedir. Cinselliğin adeta bir meslek haline getirilmesi böylece önlenilmek istenmiştir. TCK. 435. maddede geçen kandırmak terimi doktrinde çok eleştirilmiş ve bu terim ile maddenin uygulama alanının gereksiz yere daraltıldığı ve şüphelere sebep olu-nabildiği açıklanmıştır. (Bkz. Dönmezer, age., sh. 365).</p>
<p>Kandırmanın 21 yaşından küçük kimselerin yakın akrabaları (kardeş ve üst soy hısımları) veya gözetim, bakım, eğitimi ile ilgilenenler tarafından meydana getirilmesinde suça ilişkin ceza ağırlaştırılmaktadır.</p>
<p>TCK. 436. maddesinde fuhuş için aracılık, teşvikten ayrı bir fiil halinde düzenlenmiş ve müeyyide altına alınmıştır.</p>
<p>f) Zina</p>
<p>Cinsellikle ilgili olarak son bir suç biçimini zina olarak görmek mümkündür. Türk hukukunda Zina, evli erkeğin (koca) zinası ve evli kadının zinası olarak iki ayrı biçimde düzenlenmiştir. Bunlardan evli erkeğin zinası, erkeğin karısı ile birlikte ikamet ettiği evde yahut herkesçe karı-koca oldukları yolunda bir izlenim yaratacak şekilde başka bir yerde karı-koca gibi geçinmek için başkası ile evli olmayan bir kadını tutma, biçiminde tanımlanmaktadır. Buna karşılık kadının zinası, evli bir kadının kocasından başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunması biçiminde tanımlanmaktadır.</p>
<p>Böylece hem erkeğin zinasında ve hem de kadının zinasında suçun oluşabilmesi için nikahın varlığı ve cinsel ilişkinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Kadın yönünden sadece bir tek cinsel ilişki yeterli iken erkeğin zinası için birlikte oturma, herkeste karı-koca izlenimi yaratacak biçimde bir birlik ve süreklilik gerekmektedir. TCK. kadın ve erkeğin bu şekilde farklı bir düzenleme içinde öngörmesi ve kadının zinası için bir tek cinsel ilişki yeterli iken erkeğin zinası için belirli bir süreklilik araması doktrinde ve uygulamada tereddütler ve eleştirileri davet etmiştir. Düzenlemenin eşitliğe aykırı olduğu, kadın erkek eşitsizliğinin bu şekilde ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi bir davada önüne getirilen bu iddiaları, eşitliğin ihlal edilmediği geekçesi ile reddetmiş ve özetlediğimiz düzenlemeyi Anayasaya aykırı bulmamıştır. (Bkz. Anayasa Mahkemesinin 28.11.1968 tarihli ve E. 3/K. 56 sayılı kararı &#8211; Bkz. Resmi Gazete, 8.7.1969, sy. 13243).</p>
<p>Karı ve kocadan birinin evi fiilden önce terketmiş olması veya karı koca hakkında ayrılık kararı verilmiş olması halinde suça ilişkin ceza hafifle-tilmektedir.</p>
<p>Zinanın aile birlik ve beraberliği ile yakında ilgili &#8211; bağlı oluşuna dikkat eden kanun koyucu bu suçtan dolayı koğuşturma açılabilmesi için ilgili kişilerden birinin şikâyetinin zorunlu oluşunu belirtmiştir. Böylece zina nedeniyle dava açılabilmesi için karı ya da kocanın fiili ve faili öğrenmelerinden itibaren 6 ay içerisinde şikâyet etmeleri gerekecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Erwin J. Haeberle – CİNSEL ATLAS</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cinseldanisma.net/cinsellik-ve-turk-hukuku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

